Search Results

Now showing 1 - 7 of 7
  • Master Thesis
    Jeanette Winterson'un 'tutku' ve 'vişnenin Cinsiyeti' Adlı Romanlarındaki Tarih ve Fantazinin Kullanımı
    (2011) Usman, Gökçen; Menteşe, Oya; Menteşe, Oya; Menteşe, Oya Batum; Department of English Language and Literature; Department of English Language and Literature
    Bu tezin amacı Jeanette Winterson'ın Tutku ve Vişnenin Cinsiyeti adlı romanlarını postmodern edebiyat çerçevesinde tarihsel üstkurmaca ve büyülü gerçekçilik tartışmalarına yol açacak olan tarih ve fantezi kullanımı bakımından incelemektir. Bu çalışma yazarın söz konusu postmodern yazım tekniklerini ataerkil değerleri çarpıtmak için kullandığını göstermektedir. Giriş bölümünde postmodernizmin sosyo-kültürel ve tarihsel geçmişi, tarihsel üstkurmaca, büyülü gerçekçilik, cinsiyet ve cinsiyet rolleri kavramları, Jeanette Winterson'ın edebi biyografisi ve eserlerine ilişkin detaylı bilgi verilmiştir. Gelişme bölümündeki incelemelerle amaçlanan Winterson'ın her iki romandaki karakterler aracılığıyla kadınlık ve erkeklik arasındaki ayrımı bulanıklaştırdığını, böylece ataerkilliğin belirlediği geleneksel cinsiyet rollerini çarpıttığını metinlerden seçilen ifadelerle ispatlamaktır. Ayrıca Winterson hem tarihi hem de fantastik ortam ve karakterler yoluyla ve olağandışı unsurlarla gerçek ve fantezi sınırlarını aşmakta, ayrıca ataerkil toplumun belirlediği gelenek, kanun, kurum, norm, inanç ve geleneksel kuralları reddetmektedir. Sonuç olarak alternatif gerçeklikler ve tarihler sunarak, Winterson toplumdaki susturulmuş grup olan kadınların sesini duyurmakta, böylece kadınlar üzerindeki ataerkil hakimiyet ve baskıya karşı durmaktadır.
  • Master Thesis
    Distopya Kavramları Olarak Güç ve Direniş: George Orwell'in Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ve Kazuo İshiguro'nun Beni Asla Bırakma Adlı Eserlerinin Bir İ̇ncelemesi
    (2014) Kıyak, Muradiye; Gültekin, Azade Lerzan
    Bu tez, George Orwell'ın Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ve Kazuo Ishiguro'nun Beni Asla Bırakma adlı eserlerini distopik kavramlar açısından incelemeyi amaçlamıştır. Her iki romanın distopya kavramları benzeyiş acilari bakımından incelenmiştir. Bu tez dört bölümden oluşmaktadır; bir giriş, iki gelişme ve bir sonuç. Tezin giriş bölümünde, distopya teriminin doğuşunu bulmak amacıyla öncellikle ütopya teriminin tanımı ve ütopya ile distopya kavramlarının ilişkisi incelenmiştir. Bu tezde, ilk gelişme bölümünde, George Orwell'ın eserinde yarattığı totaliter rejimle, karmakarışık ortamla ve hapis gibi bir hayatla, nasıl bir distopik roman sergilediği vurgulanıyor. Bu tezin ikinci bölümünde, klonların ve normal insanların bulundukları vahim durumdan dolayı Kazuo Ishiguro'nun eseri distopik açıdan incelenmiştir. Aynı bölümde, George Orwell'ın Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ve Kazuo Ishiguro'nun Beni Asla Bırakma adlı eserleri incelenmiş ve karşılaştırılmıştır. Tezin sonuç bölümünde, Beni Asla Bırakma adlı romanın gösterdiği umutsuzlukla, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı romana oranla daha kötümser bit tablo çizdiği belirlenmiştir. Key Words: Orwell, Ishiguro, Ütopya, Distopya, Güç, Direniş
  • Master Thesis
    Angela Carter'ın Sirk Geceleri ve Bilge Çocuklar Romanlarında Bakhtin'in Karnavalesk'inin Kullanımı
    (2012) İnal, Merih; Menteşe, Oya Batum
    Bu tezin amacı, post-modern yazar Angela Carter'ın Sirk Geceleri ve Bilge Çocuklar romanlarında Mikhail Bakhtin'in karnavalesk kavramı kullanımını incelemektir. Çalışma, söz konusu yazarın karnavaleski ataerkil değerleri çarpıtmak için kullandığını göstermeyi amaçlar. Giriş bölümünde, Angela Carter'ın edebi biyografisi ve eserleri hakkında bilgi verildikten sonra, post-modern feminist bir yazar olarak kullandığı fantezi, parodi ve büyülü gerçekçilik teknikleri kısa bir post-modernizm önbilgisi ile açıklanır. Bu bölümde ayrıca Mikhail Bakhtin'in edebi biyografisi ve bunun kuramlarının oluşumuna etkisi üzerine bilgi verilir. Bakhtin'in çok-dillilik, diyalojizm ve kronotopi kuramlarının açıklanmasının ardından karnavalesk kavramı incelenmektedir. Gelişme bölümünde, Angela Carter'ın adı geçen romanlarında, karnavaleskin iki önemli özelliği olan grotesk gerçekçiliği ve karnaval kahkahasını kullanımı irdelenmekte ve Carter'ın bunları kullanma nedeni olarak ataerkil düzeni çarpıtmak, yıkmak ve geçici de olsa yeni bir düzen kurmayı amaçladığı savunulmaktadır. Sonuç bölümünde, Carter'ın ataerkil düzeni yıkarak kurduğu yeni düzenin, kadınlar için daha özgür bir ortam sağladığı fakat bu durumun karnavallar gibi sadece geçici bir süre devam ettiği ve arkasından baskın kültürün kurallarının hüküm sürmeye devam edeceği kanıtlanmaktadır.Anahtar Sözcükler: Angela Carter, Mikhail Bakhtin, Postmodern roman, Karnavalesk, Ataerkillik.
  • Master Thesis
    On Dokuzuncu Yüzyıl Romanlarında Toplumsal Hareketlilik Teması: Vanity Fair, Jane Eyre ve Great Expectations
    (2018) Jasım, Alyaa Kareem Jasım; Elbir, N. Belgin
    Bu çalışmanın konusu on dokuzuncu yüzyıl ortalarında yanılmış üç romanda sosyal hareketlilik konusunu nasıl betimlendiğidir. Söz konusu eserler William Makepeace Thackeray'nin Vanity Fair, Charlotte Bronte'nin Jane Eyre ve Charles Dickens'in Great Expectatıons adlı romanlardır. Romanların üçü de, İngiliz tarihinde Kralice Victoria'nın adı ile anılan Viktorya Döneminde (1837-1901) yazılmıştır. Bu çağ, İngiltere'nin sanayileşme sürecinin tamamlandığı, ancak büyük bir değişime neden olan bu donemin önemli sorunlar ortaya çıkardığı bir dönemdir. On dokuzuncu yüzyılda, artık en popüler edebi tür haline gelen, okur kitlesi giderek genişleyen roman, bu sorunları betimleme, irdeleme ve çoğu zaman çözümler sunma işlevini üstlenmiştir. Toplumsal sınıflar arasındaki farkların belirginleştiği ve zenginleşen ve güçlenen orta sınıf değerlerinin önem kazandığı dönemde, bir üst sınıfa atlama, yükselme arzusu da toplumda yaygın bir istek, hatta tutku halini almıştır. Bu çalışma, üç yazarın bu toplumsal konuyu nasıl işlediğini incelemekte, yazarların tutumu arasındaki benzerlik ve farkların anlamı ve önemi üzerine bir değerlendirme sunmaktadır.
  • Doctoral Thesis
    Çağdaş İngiliz Romanında Tarih Temsili: Kazuo Ishiguro'nun Çocukluğumu Ararken, Graham Swift'in Su Diyarı ve Julian Barnes'ın Flaubert'in Papağanı Adlı Romanlarına Yeni Tarihselci Bir Yaklaşım
    (2015) Serdaroğlu, Duygu; Menteşe, Oya Batum
    1980li yılların ortasında 'yeni' bir edebi teori/yaklaşım olarak ortaya çıkan Yeni Tarihselcilik kuramı tarih anlayışına yeni bakış açıları sunarak, tarih yazımı ve kurgu yazımı ve dolayısıyla tarihçi ve kurgu yazarı ararsındaki katı çizgiye meydan okuyarak her ikisinin de kurgulanmış metinsel temsiller olduğunu iddia etmektedir. Başka bir deyişle, Yeni Tarihselcilik, tarih yazarının bakış açısı ve içinde bulunduğu politik, kültürel ve sosyal koşulların anlatımını etkilemesi nedeniyle nesnel bir tarihten ve geçmişe ait 'mutlak' doğrulardan bahsetmenin mümkün olmadığını savunur. Yeni Tarihselcilik akımı tek bir tarih olmadığına ve çoklu tarih anlayışına inandığı için tarihin kendisiyle değil tarih(ler)in nasıl temsil edildiği ile ilgilenir. Bu tezin amacı edebiyat dünyasının önemli çağdaş tarihsel romanlar olan Kazuo Ishiguro'nun Çocukluğumu Ararken, Graham Swift'in Su Diyarı ve Julian Barnes'ın Flaubert'in Papağanı adlı romanlarındaki tarih temsillerini zaman, hafıza, belgeleme ve anlatım teknikleri açısından incelemektir. Detektif romanlarının ve biyografi türünün en güzel parodi örneklerinden olan bu üç eser, detektif, tarih öğretmeni ve biyografi yazarı başkarakterleri ile tarih yazımı sorunsalı açısından aynı paydada buluşmaktadır. Böylece, bu tezin amacı bu eserlerde işlenen tarihin çeşitli öznel temsilleri ile kişisel ve genel tarihin nasıl iç içe geçtiğini ortaya çıkartmaktır. Anahtar Kelimeler: Yeni tarihselcilik, çağdaş tarihsel roman, tarihsel metin, tarih temsili, metnin tarihselleşmesi, tarihin metinselleşmesi.
  • Master Thesis
    İngiliz Gotik Edebiyatında Tekinsizlik Kavramı: Horace Walpole?un The Castle Of Otranto, Charles Robert Maturin?in Melmoth The Wanderer Adlı Romanları
    (2011) Paçcı, Hatice Tüzün; Canlı, Gülsen
    Bu tez çalışmasının esas amacı ,18 ve 19. Yüzyıllarda Gotik romanın nasıl geliştiğini, değiştiğini göstermek ve tekinsizlik kavramının nasıl kullanıldığını türün başlangıcı olarak Horace Walpole'un The Castle of Otranto(1764), psikolojik Gotik olarak da Charles Robert Maturin'in Melmoth the Wanderer (1820) adlı eserlerini metin analizi yöntemi ile Sigmund Freud'un Tekinsizlik makalesi ışığında incelemek ve Gotik romanın aynı zamanda psikoterapi aracı olmak gibi bir işlevinin olduğunu göstermektir..Okuyucuyu saran psikolojik ve karmaşık ögeler göz önüne alındığında, Gotik roman öncelikli olarak okuyucusunu eğlendirme arzusunun yanı sıra, korkutmak üzerine de kurulu çelişkili bir türdür. Bu anlamda oxymoroniktir; doğaüstü şartlarda `korku' ve `büyük bir zevkle ürpermek' gibi iki aşırı duyguyu birleştirmek bu türün belirgin özelliklerinden biridir. Bu noktada Gotik romancılar için can alıcı şey okuyucunun hayal gücünü özgür bırakmak, ve onu egzotik, gizemli ve bilinmeyen dünyalara doğru yönlendirmektir.The Castle of Otranto'da Walpole bir fantezi dünyası yaratarak okuyucusunu hem eğlendirmek, hem de aynı zamanda toplumun sorunlarını gözlemlemesini sağlamıştır. Melmoth the Wanderer'da Maturin insan doğasını inceleyerek insan psikolojisini yansıtmış, hem de toplumun ilkelerini ve kurumlarını eleştirmiştir. Böylece bu iki eser boyunca, Walpole ve Maturin okuyucunun keyifli bir dehşet arzusuna olan merakını tatmin etmişler ve aynı zamanda da psikososyal bir terapi olarak da toplumu gözlemlemesini sağlamıştır. Diğer yandan, bu iki eser korku, terör, dehşet, tekinsizlik ve yücelik duyguları açısından okuyucunun zihinlerine hitap ettikleri için de dikkate değerdir.
  • Master Thesis
    Sanayi Devriminin Charlotte Brontë'nin Shirley, Charles Dickens'ın Hard Times ve Elizabeth Gaskell'ın North And South Romanlarına Yansıyan Etkileri
    (2014) Balkaya, Mehmet Akif; Gültekin, Lerzan
    Bu çalışma Charlotte Brontë'nin Shirley (1849), Charles Dickens'ın Zor Zamanlar (1854) ve Elizabeth Gaskell'ın Kuzey ve Güney (1854-5) romanlarını ele alarak, sanayileşme sürecinde gelişen sosyal, politik ve ekonomik sorunları eğitim, fakirlik, fabrikalardaki çalışma koşulları, kadının toplumdaki statüsü ve çocuk istismarı bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır. Sanayi Devrimi 1760-1840 yılları arasında el üretiminden makine üretimine geçiş sürecidir. Sanayileşme özellikle İngiltere'de pamuk ve dokumacılık alanında gelişmeye başlamıştır. James Watt'ın Buhar Makinesini icadı zamanla makineleşmeye neden olmuş ve ulaşımın tren yoluyla yapılmasını sağlamıştır. Bu süreçte işin çoğu çok az bir ücretle günün yarısından fazlasını zor şartlar altında çalışmakla geçiren kadınlar ve çocuklar tarafından yapılmıştır. Sanayileşme sürecinde, ülke küçük atölyelerde az üretimden büyük fabrikalarda toplu üretime geçmiştir. Bu süreçte yaşanan gelişmeler, Charlotte Brontë'nin Shirley, Charles Dickens'ın Zor Zamanlar ve Elizabeth Gaskell'ın Kuzey ve Güney adlı 'sanayi romanları' ele alınarak bu çalışmada incelenmiştir. Çalışmaya konu olan romanlarda fabrikadaki çalışma koşulları, işçilerin yaşadğı sorunlar, ataerkil toplum tarafından ezilen kadının durumu ve genel olarak 'İngiltere'nin durumu' araştırılmıştır. Bu çalışma bir giriş, üç ana bölüm ve bir de sonuç bölümünden oluşmaktadır. 1. Bölümde, Charlotte Brontë'nin Shirley (1849) romanı 1811-15 tarihlerinde İngiltere'de yaşanan işsizliğe karşı makine kıran işçilerin ayaklanması olan Luddite Ayaklanmaları'nın analiziyle Karl Marx ve Friedrich Engels'in düşünceleri paralelinde incelenmiştir. 2. Bölümde, Charles Dickens'ın Zor Zamamlar (1854) romanı incelenmiştir. Toplumdaki bölünmenin ve kargaşanın 'Faydacılık felsefesini' benimseyen eğitim sisteminin sonucunda ve sanayileşme süreciyle, sanayileşmiş şehirlerde yaşayan insanların duygusuz, makineleşmiş insanlar olarak değerlendirilmiş olmaları ve fabrikatör orta sınıfla işçi sınıfının birbirinin sorunlarına kulak vermemesi, sorunlara her iki kesimin de duyarsız kalması gösterilmiştir. 3. Bölümde Elizabeth Gaskell'ın Kuzey ve Güney (1854-5) romanı incelenmiş ve yazarın İngiltere'nin sanayileşmiş Kuzeyi ile kırsal Güneyi, bu yörenin insanlarını kıyaslayarak ve yine fabrika sorunlarını, işçi örgütlenmesini ve ayaklanmasını aktarmış, bu soruna çözüm olarak da işçi sınıf ile orta sınıfın daha fazla diyalog kurması gerektiğini göstermiştir. Sonuç bölümünde, tüm bu romanlarda, sanayileşmenin toplumu ciddi şekilde sarstığı, orta sınıf ve işçi sınıf olarak kutuplara ayırdığı ve bu iki grup arasındaki farkın iletişimsizliğin bir sonucu olarak daha da arttığı aktarılmıştır. Üç romancı da tarihte yaşanan kanlı işçi isyan ve grevlerinden dolayı olacak ki karmaşık hissiyatlar içinde görünüyorlar. North and South ve Shirley romanlarında iki grup arasında bir uzlaşma olmasıyla toplumdaki huzursuzluğun kısmen çözüme ulaştığı, ancak Dickens'ın Hard Times romanında bu uzlaşmanın yakalanamamış olması göz önüne alınarak, Dickens'ın diğer iki yazara nispeten zengin kesim için daha karamsar bir tablo çizdiği gösterilmiştir. Zor Zamanlar romanında fabrikatör Josiah Bounderby'nin ölmesi, Thomas Gradgrind'ın ve çocuklarının mutsuz sonları u karamsar tabloyu çizerken, sanayi kenti insanı ile sirk insanlarının birbirlerini anlaması yine gelecek için umut verici bir tablodur. Anahtar Sözcükler: 1. Sanayi Devrimi 2. Faydacılık 3. Sanayi Romanı 4. İşçi Sınıfı 5. Orta Sınıf