82 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 82
Master Thesis Avrupa'da Azınlık Hakları: Almanya ve Fransa Örneği(2022) Kürkcü, Mehmet; Yılmaz, GözdeAzınlıklar tarihin her döneminde yapılan fetihler, değişen sınırlar ve kurulan yeni devletler nedeniyle var olmuşlardır. Ulus-devlet anlayışının ortaya çıkışıyla azınlıklar doğrudan sorunlar haline gelmiştir. Özellikle 18. yüzyılın sonlarından itibaren Kıta Avrupası'na yayılan ulusçuluk fikirleri imparatorlukları parçalamış, ulus-devlet fikirleri etrafında kurulan yeni devletlerde azınlık halde kalan gruplar Birinci ve İkinci Dünya Savaşı'nın çıkış sebeplerinden olmuşlardır. Milletler Cemiyeti'nin uyguladığı azınlık politikalarının İkinci Dünya Savaşı'nı çıkardığı düşünüldüğünden, savaştan sonra kurulan yeni düzenin başlarında azınlık hakları görmezden gelinmeye çalışılmıştır. Fakat 1945'ten itibaren azınlık temelli silahlı çatışmaların çıkması Birleşmiş Milletlerin bu konuda önlemler almaya başlamasına neden olmuştur. Soğuk Savaş'ın ardından Balkanlar'da patlak veren azınlık temelli savaşlar Batı Avrupalı devletlerin ve Avrupa'da kurulan uluslararası örgütlerin sorunun çözümü için derhal harekete geçmelerine neden olmuştur. Avrupa merkezli geliştirilen azınlık hakları düzenlemeleri bölgedeki uluslararası örgütler vasıtasıyla insan haklarının bir parçası olarak kabul edilerek özellikle tüm Avrupalı devletlere benimsetilmek istenen bir değere dönüşmüştür. Dolayısıyla çalışmamızın temel amacı, Almanya ve Fransa'nın uluslararası azınlık sözleşmelerine katılımını inceleyerek, bu ülkelerde yaşayan azınlıklar ve bu azınlıklara sağlanan hakları araştırmaktır.Article Creating a Distinctive “other”: the Perception of Turks as Asiatic or Mongol in U.s. Mainstream Media During the Cold War(2024) Koç, Zeynep ElifThis article explores how Turks were portrayed as descendants of Asiatic or Mongolian heritage in American mainstream media during the Cold War era. It begins by discussing the broader Western view of Turks as historically Asiatic and nomadic people, then delves into how American print publications, including news outlets and magazines, contributed to this perception. Generally, in the West, Turks were often imagined as Asiatic nomads, a characterization that was also linked to notions of barbarism and violence. In the U.S., there was a tendency to depict Turks as fierce and combative, aligning with the broader trend of portraying them as violent. However, there were instances where Turks were praised, particularly in contexts such as their significant contributions during the Korean War as part of the Southern effort which saw Turkish and Western interests align. Through analysis, this study concludes that Turks in American media were often depicted as Asiatic or Mongolian along four main themes: as formidable warriors, racially Asiatic, geographically Asiatic, and as part of Eastern/Asiatic civilization (by contrasting them with Western civilization). The article concludes that the U.S. largely followed the European trend of viewing Turks as part of Asiatic civilization and descent.Article Effectiveness of Regional Organisations in Solving Security Problems of North Africa: the Libyan Civil War (2011-2022)(2022) Mısırlı, Hüsnü; Orhan, Duygu DersanWhen the international competition areas and formations of power projections are examined, it is seen that the North Africa region is at the center of international conflicts and is being redesigned by the effects of global rivalry. Besides, the civil wars that swept through and shattered the Middle East and North African countries such as Libya have demonstrated the reality that Arab regimes and autocratic governments with very weak institutional systems are vulnerable to sudden popular events. The country has slid into serious political instability and civil turmoil ever since the collapse of the Gaddafi regime. After the beginning of the multi-sided civil war in 2014, which is also called the second Libyan civil war, Libya has been divided into two parts as the eastern and western governments. It is also seen that the African Union and the Arab League don’t have enough capacity to respond effectively to the crises that occurred in their area of responsibility. In this study, the current situation has been revealed by examining how effective the regional organizations are in solving the security problems of Libya. In addition to this, an evaluation is also presented about the necessity of viable strategies for developing their conflict management capacities.Master Thesis Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar'ın Somali'deki Stratejik Katılımı(2022) Omar, Abdirazak Abukar; Orhan, Duygu DersanBu çalışmanın odak noktası, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Suudi Arabistan'ın Afrika Boynuzu'nda yer alan ve çatışma, siyasi istikrarsızlık, terörizm ve kalıcı bir insani krizle boğuşan bir ülke olan Somali'ye yönelik aktif politikalarının stratejik analizi üzerinedir. Çalışmanın amacı, finansmanı, yatırımı ve siyasi etkisi Mogadişu'nun iç ve dış politikalarını etkileyen bahsi geçen üç Körfez Arap devletinin Somali'deki stratejik politikalarını incelemek ve değerlendirmektir. Çalışma ayrıca Somali'nin neden bahsi geçen petrol zengini ülkeler için ana odak noktası haline geldiğini ele alırken, aynı zamanda politikalarının Somali siyasi arenasını ne ölçüde etkilediğini de değerlendirmektedir. Afrika kıyılarıyla on yıllarca süren minimal ilişkilerden sonra Afrika Boynuzu'na doğru siyasi genişlemelerinin neden merkez üssü haline geldiğini incelemenin yanı sıra, aynı zamanda yukarıda bahsedilen üç Arap hükümetinin Somali'deki rolüne ışık tutması amaçlanmaktadır. Katar, Birleşik Arap Emirliği ve Suudi Arabistan'ın nüfuz yöntemlerini ve şu anda Somali ve Afrika Boynuzu'nda geçerli olan bölgesel rekabetleri de çalışmada analiz edilmektedir. Kendisinden daha güçlü ve daha zengin ulusların Somali ekonomisine ve dış ilişkilerine müdahaleleri, Somali için fırsatları ve aynı zamanda tehditleri bereaberinde getirmiştir. Karşılıklı ilişkiler açık bir şekilde denge eksikliğine dayanmaktadır. Kızıldeniz'in karşısındaki komşuları daha zengin, siyasi olarak daha istikrarlı ve iddialı orta güçler olarak kendilerini konumlandırırken, Somali yoksulluk, siyasi olarak istikrarsızlık ve savaştan mustariptir. Bu durum, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Katar'ın Somali'nin dinamik siyasi pazarında etkili dış aktörler olarak hızla öne çıkmasıyla sonuçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Stratejik Çıkar, Dış Politika, Güvenlik, Rekabet, Etki, Afrika Boynuzu, Somali, Körfez, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Katar.Master Thesis The Impact of the Russian-Ukrainian War on the Eastern Mediterranean Region and Turkey’s Security Perception(2024) Kaya, Buse; Yıldırım, Nilgün EliküçükTürkiye'de ulusal güvenlik kavramı tarihsel tecrübelerle oluşmuş ve jeopolitik yapısı güvenlik algılamasında oldukça etkili olmuştur. Türkiye bulunduğu coğrafya itibariyle stratejik bir bölgedir. Türkiye'nin Doğu ve Batı arasında bir köprü olması jeostratejik önemini artırmaktadır. Fakat Türkiye'nin sınır komşularının ideoloji ve rejimlerinin farklı olması statükosunu korumasında bir tehdit olarak görülmüştür. Bu nedenle Türkiye'nin güvenlik algısı geleneksel güvenlik yaklaşımı çerçevesinde şekillenmiştir. Doğu Akdeniz Bölgesi Türkiye'nin sınır, enerji ve jeopolitik açıdan güvenliğini sağlamasında önemli bir alan olmuştur. Doğu Akdeniz Bölgesindeki hidrokarbon enerji kaynaklarının keşfedilmesi ile bölgedeki devletler arasındaki çatışmalar artmış ve uluslararası alanda dikkatler bu bölgede toplanmıştır. Devletlerin kendi deniz yetki alanlarını belirlemesi ve bölgeden çıkan hidrokarbon enerji kaynaklarının kullanımı, bölgedeki devletler arasında rekabete yol açmıştır. Rusya Ukrayna Savaşının başlaması, enerji kaynakları açısından Rusya'ya bağımlı olan AB'nin, Doğu Akdeniz'de enerji rezervlerine sahip olan devletlerle iş birliği içerisine girmesine neden olmuştur. Ayrıca Doğu Akdeniz Bölgesi ABD, NATO, AB tarafından Rusya'nın çevrelenmesinde stratejik bir bölge olarak görülmektedir. Rusya'nın yayılmacılığı ve ABD'nin bölgede artan nüfuzu Türkiye'nin güvenlik endişelerini artırmaktadır. Türkiye Doğu Akdeniz'deki haklarını ve güvenliğini korumak istemektedir. NATO ülkesi olan Türkiye, Rusya ile de ileri düzeyde iş birliği içerisindedir. Türkiye savaş sırasında tarafsız bir politika sergilemekte ve ulusal güvenliğini ön plana koymaktadır. Bu çalışmada Rusya Ukrayna Savaşının Doğu Akdeniz Bölgesine etkileri ve Türkiye'nin güvenlik algısı çerçevesinde bölgedeki politikalarına yansımaları incelenecektir.Article SAVAŞ ZARARLARININ ONARIMI VE BİREYSEL TAZMİNAT TALEPLERİ(2023) Arsava, Ayşe Füsunİkinci dünya savaşı ertesi savaşı kaybeden devletlerin ödediği tazminat Ulusla-rarası Hukukta tazminat konusunun güncellik kazanmasına yol açmıştır. Uluslararası Hukuk uygulamasında günümüzde devletlerin yaptıkları tazminat taleplerinin yerini artan bir şekilde insanlığa karşı işlenen suçlara ve savaş suçlarına ilişkin olarak kişiler tarafından yapılan tazminat taleplerinin aldığı görülmektedir. Savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlar nedeniyle bireysel tazminat talepleri bakımından Uluslararası Hu-kukta ancak günümüzde hala sınırlı bir normatif dayanak bulunmaktadır. Tazminat kavramının içeriğinin ve uygulanma alanının Uluslararası Hukukta karmaşık bir konu oluşturması tazminat taleplerinin hukuki dayanağının ve şeklinin uygulamada her somut için özel olarak açıklığa kavuşturulmasını gerektirmektedir. Makalede devletler tarafın-dan ödenen tazminatın kapsamı, bireysel taleplerin tür ve olanakları ve savaş mağdurla-rının vatandaşlığını taşıdığı devletin tazminattan feragat etmesi tartışma konuları olarak ele alınmaktadır.Article İnsancıl Hukukun Etkinliği(2025) Arsava, Ayse Fusun1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri’nin bu yıl 75. yılı kutlanmıştır. İnsancıl hukuk alanında bir dönüm noktası teşkil eden Cenevre Sözleşmeleri’nin günümüz silah teknolojileri, savaş yöntemleri, savaşan taraflar arasına katılan devlet dışı aktörler bakımından yetersiz kaldığı görülmektedir. Yeni gelişmelere uyum sağlama gereksinimi yanı sıra insancıl hukuk ihlâllerine karşı etkin yöntemler geliştirme gereksinimi de insancıl hukukun yeniden kodifiye edilmesi konusunu gündeme getirmiştir. İnsancıl hukukun ancak sadece savaş mağdurlarının korunmasını değil, devletlerin askeri çıkarlarını gözetme gerekliliği ortaya çıkan sorunların aşılmasını zorlaştırmaktadır. Makalede kodifikasyon girişimlerinin başarısızlığı nedeni ile teamül hukuku üzerinden insancıl hukukun yeni gelişmelere uyum sağlama olanağı ve insancıl hukuk değerlerinin yaygınlaşması ve içselleştirilmesi konularına ışık tutulmaktadır.Master Thesis 2003 sonrası Irak siyaseti: İran ve ABD'nin Irak siyaset sahnesindeki etkisinin incelenmesi(2022) Al-sammarraıe, Rand Abdurrahman Hatem; Yıldırım, Nilgün EliküçükBu tez, 2003 yılında ABD öncülüğündeki işgalin ardından, ABD ve İran'ın 2003 sonrasındaki Irak'a siyasi müdahalesini, bu iki devleti Irak'taki siyasi süreçte önemli aktörler olarak ele alarak analiz etmeyi amaçlamaktadır. 1990 yılında, Saddam Hüseyin rejimi altında Kuveyt'in işgal edilmesi, ABD'nin Körfez bölgesindeki çıkarları için bir tehdit olarak görüldüğünden, Irak siyasi sistemindeki değişiklik ABD için çok önemli bir hale geldi. Özellikle Irak-İran savaşından sonra İran, bölgede olası bir baskın güç olan Hüseyin rejimi altındaki Irak'ı, bölgesel çıkarlarına yönelik bir tehdit olarak görmekteydi. 2003 yılında ABD liderliğindeki Irak'ın işgali, ABD'nin Irak'ta dostane ve demokratik bir siyasi sistem uygulamasına izin vermişti. Bu sistem, demokratik bir devletin temellerini inşa etmek için rasyonelliğin veya hazırlığın olmaması ile Irak devleti ve ordusunun hızlı çöküşü nedeniyle, her yönden başarısız olmuştu. Bu durum, İran tarafından uzun vadeli stratejik çıkarlarına ulaşmak amacıyla ortaya çıkarılırken, Irak'ın siyasi yapısında ABD öncülüğündeki işgalin yol açtığı kaos ve zayıflık, 2003 yılından sonra müttefik bir hükümet kurulmasına zemin hazırlamıştır. Bu iki devletin siyasi müdahaleleri, Irak'taki siyasi sistemin unsurları içinde büyük bir açmaz olarak değerlendirilmektedir. Dış müdahalenin rolü ve etkisi, 2003 sonrası Irak'ın politik sürecinde siyasi uzlaşmaların oluşması ve taraflar arasındaki normalleşme ile kendini göstermiştir.Article Uluslararası İlişkilerin Kurumsallaşması(2022) Arsava, Ayşe FüsunUluslararası Hukukun dinamik karakteri Uluslararası Hukukun dayanağı olan devletlerin egemenliği prensibine ilişkin yaklaşımlarda ortaya çıkmaktadır. Günümüzde Vestfalya Konferansında ortaya çıkan mutlak egemenlik yaklaşımından sınırlı egemenlik yaklaşımına doğru bir değişim görülmektedir. Egemenlik prensibinde görülen bu değişim Uluslararası Hukukun düzenleme konularının artmasının, uluslararası ilişkilerin kurumsallaşmasının, diğer bir ifade ile ulusal yetki alanının kurumsal ilişkilerle daralmasının bir sonucudur. Mutlak egemenlik iddiaları ve sınırlı egemenlik yaklaşımını bağdaştırma bağlamında BM’e, onun uzman kuruluşlarına ve bölgesel örgütlere önemli sorumluluk düşmektedir.Master Thesis Uluslararası İlişkiler Teorileri Tarihindeki Temel Tartışmaların Yörüngesinin Eleştirel Realist Bir Açıklaması(2023) Köksal, Oğulcan; Yalvaç, FarukUluslararası İlişkiler disiplinine, özellikle (neo-)Realizm ve (neo-)Liberalizm gibi pozitivist varsayımlar tarafından desteklenen belirli teoriler ve bu teoriler arasındaki tartışmalar hâkim olmuştur ve diğer teoriler ya bu ana akım teorilere karşı çıkmak ya da pozitivist bilim anlayışına uyumlu olmak durumunda kalmıştır. Ancak, 1980'lerde Uİ disiplininde pozitivizm/post-pozitivizm olarak adlandırılan yeni bir dönem başlamıştır. Buna rağmen, bütün temel tartışmalar disipline önemli etkilerde bulunmuş olsalar da hiçbiri ontolojiyi ve bilim felsefesini tartışmalarının merkezine almamıştır. Post-pozitivistlerden gelen yanıt bile pozitivist bir bilim, yapı ve nedensellik anlayışı sebebiyle yanlış yorumlanmıştır. Kısaca, disiplindeki temel tartışmaların ontolojiye odaklanmamaları konusunda bir devamlılık mevcuttur. Bu tez, ilk kez Roy Bhaskar (1977) tarafından ortaya konan ve Uİ disiplininde Faruk Yalvaç, Colin Wight, Jonathan Joseph gibi kuramcılar tarafından geliştirilen bir meta-teori olarak işleyen eleştirel gerçekçiliği kullanarak, disiplindeki belirli teoriler ve bilim felsefelerinin, temelde de pozitivizm/post-pozitivizm tartışmasının nasıl tarihsel olarak şekillendiğini ve disiplindeki temel tartışmalar ve teori anlayışını nasıl bir çıkmaza soktuğunu, disiplinin tarihinde özellikle ontolojik bir devamlılık olduğunu vurgulayarak geliştirmek amacını gütmektedir. Dolayısıyla bu tez, Uluslararası İlişkiler içerisindeki temel tartışmaların ortaya çıkma ve gelişmelerinin tarihselleştirilmesinin ve doğallıktan çıkarılmasının gerekli olduğunu iddia etmektedir. Uİ teorileri arasındaki temel tartışmaların eleştirel gerçekçi bir açıklaması, disiplindeki ontolojik tartışmanın eksikliğinin sebeplerinin ortaya çıkarılmasını, neden ontolojiyi merkeze aldığını iddia eden dördüncü tartışmanın bile sadece epistemoloji ve metodolojiye odaklandığının anlaşılmasını ve böylece toplumsal gerçekliğin bir katmanı olarak uluslararasılığın dinamiklerinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Anahtar Sözcükler: Eleştirel Gerçekçilik, Bilim Felsefesi, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Pozitivizm, Post-pozitivizm.

