Search Results

Now showing 1 - 10 of 250
  • Master Thesis
    Avrupa'da Azınlık Hakları: Almanya ve Fransa Örneği
    (2022) Kürkcü, Mehmet; Yılmaz, Gözde
    Azınlıklar tarihin her döneminde yapılan fetihler, değişen sınırlar ve kurulan yeni devletler nedeniyle var olmuşlardır. Ulus-devlet anlayışının ortaya çıkışıyla azınlıklar doğrudan sorunlar haline gelmiştir. Özellikle 18. yüzyılın sonlarından itibaren Kıta Avrupası'na yayılan ulusçuluk fikirleri imparatorlukları parçalamış, ulus-devlet fikirleri etrafında kurulan yeni devletlerde azınlık halde kalan gruplar Birinci ve İkinci Dünya Savaşı'nın çıkış sebeplerinden olmuşlardır. Milletler Cemiyeti'nin uyguladığı azınlık politikalarının İkinci Dünya Savaşı'nı çıkardığı düşünüldüğünden, savaştan sonra kurulan yeni düzenin başlarında azınlık hakları görmezden gelinmeye çalışılmıştır. Fakat 1945'ten itibaren azınlık temelli silahlı çatışmaların çıkması Birleşmiş Milletlerin bu konuda önlemler almaya başlamasına neden olmuştur. Soğuk Savaş'ın ardından Balkanlar'da patlak veren azınlık temelli savaşlar Batı Avrupalı devletlerin ve Avrupa'da kurulan uluslararası örgütlerin sorunun çözümü için derhal harekete geçmelerine neden olmuştur. Avrupa merkezli geliştirilen azınlık hakları düzenlemeleri bölgedeki uluslararası örgütler vasıtasıyla insan haklarının bir parçası olarak kabul edilerek özellikle tüm Avrupalı devletlere benimsetilmek istenen bir değere dönüşmüştür. Dolayısıyla çalışmamızın temel amacı, Almanya ve Fransa'nın uluslararası azınlık sözleşmelerine katılımını inceleyerek, bu ülkelerde yaşayan azınlıklar ve bu azınlıklara sağlanan hakları araştırmaktır.
  • Master Thesis
    Rusya Perspektifinden 2005-2015 Yılları Arasında Ukrayna ile Yaşanan Gaz Problemi
    (2017) Lukyanova, Anna; Karasar, Hasan Ali
    Rusya ile Ukrayna arasındaki ilk gaz krizi 1993 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasından hemen iki yıl sonra başladı. Sorun oldukça karmaşık siyasi, iktisadi ve coğrafi temellerde iki ülkeyi karşı karşıya getiren bir olguydu. Bu tez Rusya açısından iki ülke arasındaki gaz çatışmasının başlangıcı ve devamındaki sebepleri aydınlatmaya çalışmaktadır. Bu yüzd3en de tez sorunun zirve dönemi olarak adlandırılan 2005-2015 yılları arasını mercek altına almaktadır. Rusya-Ulrayna ilişkileri hali hazırda da her geçen gün daha karmaşık bir hal almakta ve iki taraf birbirinden tamamen farklı amaçlar üzerine kurdukları politikalar izlemektedirler. Bu tez hem iki devletin dış politikalarını hem de Gazprom ve Naftogaz gibi gaz tekeli şirketlerin konu hakkındaki siyasalarını incelemek suretiyle aynı zamanda Rusya-Ukrayna ilişkilerinin şirketlerin de dahlia olan bir haritasını çıkarmaktadır.
  • Master Thesis
    Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar'ın Somali'deki Stratejik Katılımı
    (2022) Omar, Abdirazak Abukar; Orhan, Duygu Dersan
    Bu çalışmanın odak noktası, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Suudi Arabistan'ın Afrika Boynuzu'nda yer alan ve çatışma, siyasi istikrarsızlık, terörizm ve kalıcı bir insani krizle boğuşan bir ülke olan Somali'ye yönelik aktif politikalarının stratejik analizi üzerinedir. Çalışmanın amacı, finansmanı, yatırımı ve siyasi etkisi Mogadişu'nun iç ve dış politikalarını etkileyen bahsi geçen üç Körfez Arap devletinin Somali'deki stratejik politikalarını incelemek ve değerlendirmektir. Çalışma ayrıca Somali'nin neden bahsi geçen petrol zengini ülkeler için ana odak noktası haline geldiğini ele alırken, aynı zamanda politikalarının Somali siyasi arenasını ne ölçüde etkilediğini de değerlendirmektedir. Afrika kıyılarıyla on yıllarca süren minimal ilişkilerden sonra Afrika Boynuzu'na doğru siyasi genişlemelerinin neden merkez üssü haline geldiğini incelemenin yanı sıra, aynı zamanda yukarıda bahsedilen üç Arap hükümetinin Somali'deki rolüne ışık tutması amaçlanmaktadır. Katar, Birleşik Arap Emirliği ve Suudi Arabistan'ın nüfuz yöntemlerini ve şu anda Somali ve Afrika Boynuzu'nda geçerli olan bölgesel rekabetleri de çalışmada analiz edilmektedir. Kendisinden daha güçlü ve daha zengin ulusların Somali ekonomisine ve dış ilişkilerine müdahaleleri, Somali için fırsatları ve aynı zamanda tehditleri bereaberinde getirmiştir. Karşılıklı ilişkiler açık bir şekilde denge eksikliğine dayanmaktadır. Kızıldeniz'in karşısındaki komşuları daha zengin, siyasi olarak daha istikrarlı ve iddialı orta güçler olarak kendilerini konumlandırırken, Somali yoksulluk, siyasi olarak istikrarsızlık ve savaştan mustariptir. Bu durum, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Katar'ın Somali'nin dinamik siyasi pazarında etkili dış aktörler olarak hızla öne çıkmasıyla sonuçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Stratejik Çıkar, Dış Politika, Güvenlik, Rekabet, Etki, Afrika Boynuzu, Somali, Körfez, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Katar.
  • Master Thesis
    Makyavel'in Düşüncelerinin Mussolini'ye Etkileri
    (2019) Dündar, Didem; Aygül, Cenk
    Niccolò di Bernardo dei Machiavelli 1500lü yıllarda yaşamış, dünya siyasetini ve tarihini derinden etkilemiş bir diplomat, yazar ve düşünürdür. Rönesans Floransa'sında yaşamış olan Makyavel'in en önemli eseri Hükümdar, O'nun yüzyıllar boyunca Makyavelizm damgasıyla yaftalanmasına neden olmuştur. Kimilerine göre şeytan kimilerine göre gelmiş geçmiş en büyük hümanisttir. Makyavel'in dönemine ışık tutan düşünceleri özellikle politik kriz durumlarında hükümdarların başvurduğu manipüle edilmiş bir doktrin olarak kötüye kullanılmıştır. Öyle ki İtalya'nın tarihteki en önemli siyasi figürlerinden biri olan Mussolini'de Makyavel'den izler görülebilmektedir. Benito Mussolini iki dünya savaşı arası dönemde Avrupa'daki faşist hareketin liderlerindendir. İtalya, Mussolini iktidarında tek adam rejimini görmüş, cumhuriyetten totaliter rejime sert bir geçiş yaşamıştır. Mussolini'nin iktidara gelirken ve iktidarda geçirdiği süre boyunca izlediği yollar Makyavel'in öğretileriyle benzer midir? Çalışmada bu konuyu ele alarak Mussolini'nin Makyavel'den etkilenip etkilenmediğini tartıştık.
  • Master Thesis
    1991-2016 Yılları Arasındaki Somali'deki Barışı İnşa Süreci
    (2018) Farah, Abdinur Hassan; Yılmaz, Gözde
    Somali'deki Barışı inşa süreci hakkındaki bu tez, Somali'deki çatışmanın doğasını ve ana itici güçlerini incelemektedir. Ayrıca, bu tez çatışma için kalıcı bir çözüm bulmayı amaçlayan diplomatik girişimleri de taahhüt etmektedir. Somali, aynı etnik köken, din, kültür ve dili paylaşan homojen bir nüfustan oluşan bir ülkedir. Bununla birlikte, bu homojenlik, binlerce Somalilinin hayatına mal olan, dünyanın en korkunç çatışmalarından birine girmelerini engellemedi. Bu durum, 1991'de Said Barre'nin rejiminin çöküşünden sonra ortaya çıktı ve bugüne kadar gözle görülür bir değişiklik gözlenmedi. Çatışmanın bu akut ve aşırı derecede karmaşıklığı sadece Somali halkını etkilemekle kalmadı, genel olarak uluslararası topluma ve özellikle de Afrika boynuzuna komşu ülkeler için de büyük bir tehdit haline geldi. Bundan dolayı, tez son 20 yılda istikrarsızlıkla mücadele etmeyi ve Somali'ye kalıcı barışı getirmek için çeşitli barışçıların üstlendiği bu yöntemleri analiz etmektedir. Bundan dolayı, çalışma, son üç barış konferansı makul bir sonuç vermesine rağmen, barış girişimlerinin çoğunun neden başarısız olduğunu ortaya koymaya çalışmıştır. Çalışma aynı zamanda barış inşası konusunda yerel mülkiyetin önemini göstermektedir. Barışı arttırma çabaları sadece yabancı bölgesel ve uluslararası aktörler için rezerve edildikten sonra, daha fazla takdir sonucu ortaya çıkaran nispeten düşük tahmin edilmiş bir yerli barış inşası sürecine ışık tutmakta ve onları aydınlatmaktadır. Bu bağlamda, çalışma, sonuç bölümünde Somali için kalıcı barışı sağlamanın en iyi yolu hakkında birkaç öneri sunmaktadır.
  • Master Thesis
    Ak Parti Döneminde Türkiye-rusya İlişkileri: 2002-2015
    (2017) Pakhomova, Daria; Karasar, Hasan Ali
    Türkiye ve Rusya, dünyanın önde gelen politik aktörleri arasındadır. Her iki ülke de önemli bir jeopolitik konumdadır. Ayrıca, birbirlerine komşulardır ve yüzyıllardır devam eden ikili ilişkiler geçmişine sahiplerdir. Türk-Rus ilişkilerinin istikrarlı bir şekilde gelişmediği gerçeğine rağmen, bugün Rus ve Türk politikacılar Rusya ile Türkiye arasındaki stratejik ortaklıktan söz ediyor. Her iki ülke, arasındaki bir rekabet unsuru ve bazı bölgesel sorunlarda anlaşmazlıkların olmasına rağmen, sonuçta siyasi yakınlaşmaya yol açan ekonomik bağların yoğunlaştırılması politikasını sürdürülüyor. Türk-Rus ilişkilerinin en dinamik gelişimi AK Parti'nin iktidara gelmesi ile başladı. Bu dönemde Türk-Rus ilişkilerinin gelişimini göstermek için yazar, dostluk ve işbirliğinden gergin çatışmaya dönüşen 20. yüzyıldaki ikili ilişkilerin tarihsel arka planını analiz etti. Türkiye ile Rusya arasındaki yakınlaşma faktörlerini saptamak için ikili ilişkilerin siyasi ve ekonomik unsurunu araştırdı. Türkiye ile Rusya arasındaki kilit konusu olan enerji alanına özel önem veriyor. Rusya ile Türkiye'yi birbirine bağlayan petrol ve gaz koridorlarının kapsamlı bir analizini ve iki ülke arasındaki nükleer enerji alanında işbirliğinin potansiyelini değerlendiriyor. Buna ek olarak yazar, Rus-Türk askeri-teknik işbirliğinin gelişmesindeki önemi belirtiyor. Bu sanayi ikili işbirliğinin nispeten yeni bir alanı. Ülkelerin askeri sanayi alanındaki etkileşimi büyük bir potansiyele sahiptir ve iki ülke arasındaki karşılıklı güven artışını göstermektedir. Yazar, Rusya ile Türkiye arasındaki askeri teçhizat ticaretinin yanı sıra güvenlik alanındaki işbirliğini de anlatıyor.
  • Master Thesis
    Türkiye'de kalkınma ve işbirliği dış yardımlarının kurumsallaşması
    (2013) Şahin, Süleyman; Gürson, Poyraz
    Çalışmanın konusu, Dünya?da sürekli gelişen uluslararası yardım stratejilerinin paralelinde, Türkiye?deki yasal düzenlemeler ve uluslararası kuruluşlarla yapılan anlaşmalara göre oluşan kurumsallaşma sürecini incelemek ve önerilerde bulunmaktır. Günümüzde nitelik ve nicelik olarak çeşitlilik gösteren uluslararası yardımların başlangıcı, 1. Dünya Savaşı sonrası ve 2. Dünya Savaşı sürecinde, ABD?nin Rusya, İngiltere, Fransa, Yunanistan ve Türkiye?ye yaptığı yardımlardır. ABD söz konusu yardımlarını bilahare ünlü Truman ve Marshall yardımlarını planlamak ve uygulamaya koymak suretiyle devam ettirmiş ve zaman içinde birçok dönüşüme tabi tutmuştur. Temel insani değerlerin uluslararası sözleşmelere bağlanarak ön plana çıkması; yoksulluk, geri kalmışlık ve terör ile mücadele, geleneksel olarak eski sömürgelerine yardım eden sanayileşmiş batı ülkelerini, diğer bölgelere de yardım etmeye zorlamıştır. Birleşmiş Milletler Teşkilatı bünyesinde UNDP koordinatörlüğünde kalkınma programları uygulanmaya başlanmış ve Marshall Planı ile doğan OEEC, Türkiye?nin de kurucu üyesi olduğu OECD?ye dönüştürülmüştür. Diğer yandan 2. Dünya Savaşı sonrası oluşan güç dengesinin ortaya çıkardığı NATO, Varşova Paktı?nın dağılmasıyla amaç değiştirmiş ve Barış İçin Ortaklık Projesini uygulamaya koymuştur. Bugün bütün dünyada, birçok ülke, BM alt kuruluşları, OECD, uluslararası finans organizasyonları ve sivil toplum kuruluşları Binyıl Kalkınma Hedefleri olarak belirlenen ilkeleri uygulamaya çalışmaktadır. Ancak bazı ulusların `sömürge? konusundaki geçmiş tecrübeleri bazı tartışmalara da yol açmaktadır. Uluslararası yardımlar çerçevesinde Türkiye?ye bakıldığında, önceleri Marshall Planından ve NATO?dan yardım alan ülkeler arasında yer almış olmakla birlikte, 1. Dünya Savaşı sonrası Afganistan?a, 2. Dünya savaşı sırasında ise Yunanistan?a kendi imkânları ile yardımlar yaparak, yardım veren ülke konumunda da bulunmuştur. Özellikle Soğuk Savaş?ın sona ermesiyle birlikte SSCB?nin dağıldığı coğrafyada ortaya çıkan Türk Cumhuriyetlerinin sosyal ve ekonomik durumu, Türkiye Cumhuriyeti?ni dış yardımlarını artırmaya zorlamıştır. Türkiye daha sonraları Dünya?daki bütün problem alanlarına değişik tanımlamalarla yardım yapmaya başlamıştır. Fiili yardımlar devam ederken, arka planda yasal düzenlemeler yapılmış, yeni kurumlar kurulmuş ve mevcut kamu kurumlarına yeni ilave görevler verilmiş; ikili ve çok uluslu anlaşmalar imzalanmış ve böylece Türkiye, dış yardım kapasitesini sürekli geliştirdiği bir sürece girmiştir. Hatta Türkiye, uluslararası yardım arenasında örnek olarak gösterilen ve takdir gören uygulamalar geliştirmiştir. Bu bağlamda, temel görevi dış yardımları planlamak ve uygulamak olan kurumlar, hedef ülkelerin ihtiyaçlarını, süratle, etkin ve ekonomik olarak karşılamak için yurtiçi hizmet veren kamu kurumlarının uzmanlık birikimlerini mobilize etmeye başlamışlardır. Zaman içinde faaliyet konularında uzmanlık kapasitesine sahip sivil toplum teşkilatlarının da bu organizasyona dâhil olması ile çok aktörlü ve güçlü bir dış yardım yapısı oluşmuştur. Bölgesel gelişmeler Türkiye?yi sığınmacı kabul eden bir ülke statüsüne getirmiş ve sığınmacı sayısı olağanüstü rakamlara ulaştıkça, Eximbank gibi finansman kuruluşlarının yaptığı yardımlar ile başlayan süreç, Genelkurmay ve İçişleri Bakanlığı gibi güvenlik kurumlarının yardımlarının ön plana çıktığı bir sürece dönüşmüştür. Eski sömürgeleri ile ilişkilerini dönüştürerek sürdüren batı ülkeleri ve küresel ekonomide yeni `Pazar? kazanma mücadelesi veren sanayi ülkeleri ile Türkiye?nin yolları doğal olarak ayrılmış ve Türkiye `nerede kriz varsa oraya koşmayı? dış yardım stratejisinin odak noktası olarak belirlemiştir. Türkiye?nin oluşturduğu bu çok aktörlü, esnek ve yüksek kapasiteli yapı şimdiye kadar istenen faydayı sağlamıştır. Ancak, yapısı gereği risklere de açıktır. Çalışma, işte bu kurumsal yapıyı irdelemekte; yapının güçlü yönlerine işaret etmekle birlikte; yapıya yeni boyutlar kazandırmaya, noksanları gidermeye ve zayıf yönleri iyileştirmeye yönelik somut öneriler ortaya koymaktadır. ANAHTAR KELİMELER: 1- Dış yardımlar 2- Uluslararası işbirliği 3- Uluslararası örgütler 4- Kurumsallaşma 5- Geri kalmışlık
  • Master Thesis
    Soğuk Savaş Sonrası Nato'nun Dönüşümü
    (2010) Kılıç, Barış; Başak, Cengiz
    Sovyetler Birliği'nin yayılmasını durdurmak ve Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliğini sağlamak amacıyla kurulan NATO, Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle, varlığının sorgulanmaya başlandığı yeni bir döneme girmiştir. Bu çalışmada NATO'nun Soğuk Savaş sonrası dönemde içine girdiği dönüşüm süreci incelenmiş, bu süreçte yaşanan sorunlar ve ne derece başarılı olduğu irdelenerek, NATO'nun günümüzde de en etkili savunma örgütü olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır.Bu bağlamda çalışmada, öncelikle NATO tarihsel ve kavramsal olarak incelenmiş, dönüşüm ihtiyacının ortaya çıkmasına neden olan Soğuk Savaş sonrası değişen güvenlik tehditleri ortaya konarak; bu tehditlerin NATO'ya yansımaları kapsamında NATO'nun yeni stratejileri ve diğer uluslararası örgütlerle olan ilişkilerine etkileri ele alınmıştır. Bunlara ek olarak çalışmada, küreselleşmenin etkisiyle ilgi alanını klasik bölgesinin oldukça dışına kadar genişleten NATO'nun, dönüşüm sürecinin en önemli ve tartışmalı kısmını oluşturan alan dışı faaliyetleri incelenmiştir. Ayrıca çalışmada, Soğuk Savaş sonrası NATO'nun politik rolünün ön plana çıkması nedeniyle dönüşüm süreci, birbirine paralel ilerleyen politik ve askeri boyutlarıyla ayrı ayrı ele alınmış ve çalışmada yapılan incelemeler neticesinde ulaşılan sonuçlar hakkında değerlendirmelerde bulunulmuştur.Günümüzde gelinen noktada NATO, dar politik kapsamlı bir askeri örgütten, politik yönü daha ön planda olan politik-askeri bir örgüte dönüşmüştür. Stratejilerini günümüz tehditleri doğrultusunda yeniden oluşturan NATO, dönüşüm kapsamında yeni üyelerle genişlemiş, diğer uluslararası örgütlerle ve Avrupa-Atlantik bölgesi dışındaki ülkelerle yakın politik ilişkiler içine girmiştir. Bunun yanında NATO, bölgesel bir savunma örgütünden, Doğu Avrupa'dan Orta Asya'ya kadar geniş bir coğrafya'da, barışı koruma harekâtlarından terörizmle mücadeleye kadar çok geniş bir yelpazede görevler icra eden bir uluslararası örgüte dönüşmüştür.Çalışmada elde edilen sonuçlar neticesinde, Soğuk Savaş sonrası varlığının tartışılmasına ve dönüşüm sürecinde yaşadığı sorunlara rağmen küresel bir aktör olma yolunda ilerleyen NATO'nun, kısa ve orta vadede, Soğuk Savaş sonrası ortaya çıkan yeni tehditlerle mücadele edebilecek, bünyesinde sert ve yumuşak güç unsurlarını barındıran, en etkili politik-askeri uluslararası örgüt olarak varlığına devam edeceği değerlendirilmektedir.Anahtar Kelimeler: NATO, Dönüşüm, Genişleme, Afganistan.
  • Master Thesis
    2003 sonrası Irak siyaseti: İran ve ABD'nin Irak siyaset sahnesindeki etkisinin incelenmesi
    (2022) Al-sammarraıe, Rand Abdurrahman Hatem; Yıldırım, Nilgün Eliküçük
    Bu tez, 2003 yılında ABD öncülüğündeki işgalin ardından, ABD ve İran'ın 2003 sonrasındaki Irak'a siyasi müdahalesini, bu iki devleti Irak'taki siyasi süreçte önemli aktörler olarak ele alarak analiz etmeyi amaçlamaktadır. 1990 yılında, Saddam Hüseyin rejimi altında Kuveyt'in işgal edilmesi, ABD'nin Körfez bölgesindeki çıkarları için bir tehdit olarak görüldüğünden, Irak siyasi sistemindeki değişiklik ABD için çok önemli bir hale geldi. Özellikle Irak-İran savaşından sonra İran, bölgede olası bir baskın güç olan Hüseyin rejimi altındaki Irak'ı, bölgesel çıkarlarına yönelik bir tehdit olarak görmekteydi. 2003 yılında ABD liderliğindeki Irak'ın işgali, ABD'nin Irak'ta dostane ve demokratik bir siyasi sistem uygulamasına izin vermişti. Bu sistem, demokratik bir devletin temellerini inşa etmek için rasyonelliğin veya hazırlığın olmaması ile Irak devleti ve ordusunun hızlı çöküşü nedeniyle, her yönden başarısız olmuştu. Bu durum, İran tarafından uzun vadeli stratejik çıkarlarına ulaşmak amacıyla ortaya çıkarılırken, Irak'ın siyasi yapısında ABD öncülüğündeki işgalin yol açtığı kaos ve zayıflık, 2003 yılından sonra müttefik bir hükümet kurulmasına zemin hazırlamıştır. Bu iki devletin siyasi müdahaleleri, Irak'taki siyasi sistemin unsurları içinde büyük bir açmaz olarak değerlendirilmektedir. Dış müdahalenin rolü ve etkisi, 2003 sonrası Irak'ın politik sürecinde siyasi uzlaşmaların oluşması ve taraflar arasındaki normalleşme ile kendini göstermiştir.
  • Master Thesis
    15 Temmuz Darbe Girişimi ve Türk Dış Politikasına Etkileri
    (2017) Baykara, Sevin; Ünal, Hasan
    Türk dış politikası, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi öncesine kadar ABD ve Avrupa ülkeleriyle sorunlar yaşamış ve yaşamaya devam etmektedir. Tarih boyunca dönemsel etkenler ile yakınlaşan ve gerginleşen Türkiye-Rusya İlişkileri ise Suriye krizi ile çatışan fikirler devam ederken Rus uçağının düşürülmesiyle ekonomimizi ve yatırım projelerini etkileyecek boyutlara ulaşmıştır. Türkiye, kurtuluş mücadelesini verip anayurdunu düşmanlardan temizledikten ve Misak-ı Milli sınırları içerisinde Cumhuriyetini ilan ettikten sonra, 1960 yılından itibaren darbe girişimleri ve darbelere sahne olmuştur. 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti, daha önce örneği olmayan bir darbe girişimi ile karşı karşıya kalmıştır. Fethullah Gülen'in (FETÖ) bugünlere gelişi, ABD'den oturum iznini nasıl aldığı ve iadesinin istenmesinin hala tartışma konusu olarak devam ettiği görülmektedir. Darbe girişiminden sonraki süreçte ise olası senaryolar üzerinde durulmaktadır. Ekonomik ve siyasi istikrarın sağlanması, terör eylemlerinin son bulması Türkiye'nin öncelikli hedefleri haline gelmiştir. Buradan hareketle tezimizin amacı 15 Temmuz darbe girişimi ve Türk dış politika üzerindeki yansımalarını niteliksel literatür taraması ışığı altında analiz etmektir. Anahtar Sözcükler: Türkiye, Rusya, Uçak krizi, Darbe, FETÖ, ABD