Search Results

Now showing 1 - 10 of 299
  • Master Thesis
    Girişimcilik Politikası Çerçevesinde Avrupa Birliği`nin Kobi Politikası ve Avrupa Birliği Müktesebatına Uyum Çerçevesinde Türkiye`nin Kobi Politikası
    (2006) Küçüktekin, Kevser; Altıntaş, Mustafa
    GİRİŞİMCİLİK POLİTİKASI ÇERÇEVESİNDE AVRUPA BİRLİĞİ'NİN KOBİPOLİTİKASI VE AVRUPA BİRLİĞİ MÜKTESEBATINA UYUMÇERÇEVESİNDE TÜRKİYE'NİN KOBİ POLİTİKASIKEVSER KÜÇÜKTEKİNÖZETBu tez çalışmasında, girişimciliğin ekonomik kalkınma, istihdam artışı,toplumsal bütünleşme, ekonomik ve siyasal kararlılık bakımından önemi gözönünde bulundurularak, girişimciliği geliştirmeye yönelik KOBİ politikalarıincelenmiştir.Çalışma kapsamında, ?girişimci? ve ?KOBİ? kavramları arasındaki farkvurgulanmış; Avrupa Birliği (AB)'nde ve Türkiye'de KOBİ tanımları ve KOBİ'lerinönemi üzerinde durulmuş; girişimciliği geliştirmeye yönelik KOBİ politikasıaraçları belirlenmiş; girişimciliğin tarihsel süreç içinde AB'de gündemin önemlibir maddesi durumuna gelmesi ve AB'nin girişimciliği geliştirmeye yönelik temelBelgeleri ve Programları anlatılmış; aday ülke durumundaki Türkiye'nin,girişimcilik çerçevesinde AB'nin KOBİ politikasına uyumu, gerçekleştirilenreformlar ve öngörülen hedefler bakımından değerlendirilmiştir.
  • Master Thesis
    Somali' de İnsan Güvenliğinin Boyutları:1991-2000
    (2016) Abshır, Ibrahım Alı; Aygül, Cenk
    Somali bağımsızlığını 1960 yılında sömürgeci devletler olan İtalya ve İngiltere'den kazanmıştır. Bağımsızlıktan sonra Somali'nin 9 yıllık demokrasi deneyimi olmuştur. 1969 yılında Tümgeneral Mohamed Siad Barre tarafından askeri darbe gerçekleştirildi. Kendisi sivil hükümeti yolsuzluk, yandaş kayırmacılık ve taraflı olmakla ve de Hükümet ve kurumları halkın beklentilerini karşılamakta ve toplumda hızla yayılan fakirleşmeyi kontrol etmekte başarısız olmakla suçladı. Tüm siyasi partilerin faaliyetlerini askıya aldıktan, anayasayı ortadan kaldırdıktan ve ulusal parlamentoyu feshettikten sonra askeri rejim durumu daha da kötüleştirdi ve önceki hükümetin Başbakanını tutukladı. Rejim kendisini bilimsel sosyalizm sistemi olarak ilan etti. Askeri hükümet ülkede klan sisteminin kaldırıldığını ilan etti, ancak tam tersi yönde uygulamalar yaptı. 1970'li yıllarda rejim işkence yapan, muhalefeti susturmak için tutuklayan ve insan haklarını kesintiye uğratan uygulamaları kullanan bir istihbarat örgütü kurdu. 1977 yılında rejim Ogaden bölgesi için Etiyopya ile savaşa girdi ve bu Somali sınırında yüzbinlerce Somalili sığınmacı ile neticelendi. 1978 yılında hükümet başarısız darbe girişiminde bulunan on yedi subayı idam etti, kaçmayı başaran bazı subaylar daha sonra hükümetin askeri gücüne karşı askeri hareket başlattı. 1978 ile 1988 yılları arasında askeri hükümet bazı muhalif liderlerin bu bölgelerden gelmesi nedeniyle ülkenin kuzeydoğu ve kuzeybatı bölgelerine saldırdı, binlerce kişiyi öldürdü ve binlerce masum insanı yerinden etti. 1991 yılında muhalifler askeri rejimden iktidarı almayı başardılar. Farklı kabilelerden diktatörler arasındaki güç mücadelesine binlerce sivil Somalili yaralandı ve öldürüldü. 1992 yılında ülkenin birçok bölgesinde kuraklık ve kıtlık başladı. İç savaşın ayak izleri hala mevcuttur ve kolayca görünmektedir, binlerce masum insan öldürüldü ve diğerleri de yerinden edildi. Somali'nin bağımsızlığını kazandığı günden bu yana insan güvenliğinin ihlali söz konusudur ve 1991'de Somali'de insan güvenliği önceki hükümet dönemlerine göre daha da kötüleşmiştir. Pek çok masum insan hayatını kaybetti ve yerinden oldu, halen insan güvenliği açısından korkudan ve yokluktan kurtulmak gibi temel konulardan yoksunlar. ANAHTAR KELİMELER: Somali'de İnsan Güvenliği, İnsan Güvenliği, Somali İç savaşı, Somali'de Kıtlık Nedenleri, Somali Devletinin Çöküşü
  • Article
    YERELLİK-POPÜLERLİK EKSENİNDE TÜRKİYE’DE ÇEVRE MÜCADELELERİ
    (2018) Özen, Hayriye
    Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de son yıllarda çevre mücadelelerinde dikkate değer bir artış yaşandı. 1990’ların hemen başından itibaren doğmaya başlayan ve altın madenciliği, hidroelektrik santraller, termik santraller ve nükleer santraller gibi projelere olumsuz çevresel etkileri nedeniyle karşı çıkan bu mücadeleler, 2000’li yıllarda belirgin bir ivme kazanarak ülkenin hemen tüm bölgelerine yayıldılar. Bu makale Doğu Karadeniz bölgesinde HES projelerine karşı ve Ege ve Güney Marmara bölgelerinde altın madenciliği projelerine karşı 2000’li yıllarda doğan protesto hareketlerine odaklanarak şu soruya yanıt arıyor: HES ve altın madenciliğine karşı yerelde doğan çeşitli protesto hareketleri bölgesel veya ulusal ölçekte etkili olabilecek kolektif bir siyasal özneye ya da, diğer bir deyişle, karşı-hegemonik bir popüler harekete dönüşme potansiyeline ne ölçüde sahip oldular? Bu soruya cevaben hem altın madenciliği hem de HES karşıtı mücadelelerin, yerelliği aşan bir karaktere bürünmelerine karşın popüler hareketlere dönüşemedikleri tartışılıyor. Her iki mücadele de, yereldeki altın madenciliği ve HES projelerine karşıtlığın ötesine geçen bir söylem inşa ettiler ve yerelin yanı sıra yerelin dışından da çeşitli toplumsal grupları harekete geçirdiler. Bununla birlikte, her iki mücadele de harekete geçirdiği heterojen grupları kolektif bir kimlik etrafında bütünleştirerek ulusal ölçekte etkili olabilecek popüler bir siyasal özneye dönüşemedi. Çalışmada söz konusu mücadelelerin kolektif bir kimlik inşa edememesinin nedenlerine ilişkin olarak dört faktörün öne çıktığı ileri sürülüyor: yerelliğin süregiden baskısı; parlamenter temsiliyetin eksikliği, protestocuların mevcut kimlik ve aidiyetlerinin hakimiyeti; ve, iktidar blokunun protesto hareketlerini yönetmek ve kontrol etmek üzere geliştirdiği dil ve pratikler. Çalışma, yerellik ile popülerlik arasında bir nitelik kazanan çevre mücadelelerinin oldukça önemli kazanımlarına rağmen, neoliberal rasyonaliteyle şekillendirilen kamu politikalarının içerdiği çevresel tehditler karşısında güçlü bir itiraza dönüşemediklerine işaret ederek sonlanıyor.
  • Master Thesis
    Kuzey Irak`ın Yapısı, Bölgedeki Oluşumlar, Bölge İçi ve Bölge Dışı Devletlerin Amaçları ve Etkileri
    (2005) Çaykuş, Mustafa; Bal, İdris
    SUMMARY At the first part of this study it was investigated the history of the Northern Iraq area until the Gulf War period. Iraq is an artificial existence, which was created by UK at the beginning of the XX Century. This artificiality forms the main source of the problems encountered for Iraq and for the region. Furthermore the Northern Iraq has been a problem for the belonging nation and the region since the foreigners handle. At the second part, it was concluded that Northern Iraq was not northern part of 36 parallel, contrary of it was supposed. Northern Iraq area was determined according to the existence of common Kurdish population and petroleum, instead of geographical basis. Northern Iraq has an ethnic, social and economical form always suitable to create a conflict. At the third part, the studies that have been done by USA in order to establish an influence area and control support point were studied later 1991 Gulf War. USA has strived for approximately ten years in order to reconcile always-conflicting IKDP and KYB. Finally USA succeeded to make an agreement between them. Beside that, while some neighboring countries in the region were supporting some of them were obstructing this initiations. At the fourth part, why the big countries and neighboring countries have seen Northern Iraq for their benefits, what are their aims and their roles in the progress of the region were evaluated. It was seen that the concerns about petrol and security were the most important reasons. Democracy, human rights and struggle against the global terrorism have been most common statements for expansion. The occupying Iraq was a part of the strategy to have guaranty of the petrol flu over Middle East and to provide the security of Israel. The establishing a government on federation basis and liable to the external will be source of new conflicts for all Middle East region.
  • Master Thesis
    Osmanlı Ermenilerinin 1915'teki Tehciri ve Uluslararası Hukuk: Hadiselerin Yasal Çerçevede Sorgulanması
    (2016) Balıkçıoğlu, Seher; Ünal, Hasan
    Bu tez temel olarak Osmanlı Ermenilerinin 1915'de Tehcir edilmesini uluslararası hukuk çerçevesinde analiz ederek, soykırım iddialarının geçerliliğini sorgulamaktadır. Bu bağlamda, ilgili uluslararası hukuki belgeler özellikle 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi incelenmiştir. Tarihi gerçekleri saptırarak hukuki olarak farklı sonuçlara ulaşılabileceği Ermenilerin Tehciri konusunda olduğu gibi mümkündür. Bundan dolayı, burada açıkça ifade edilmeli ki, bu çalışmanın konusunu tarihi gerçekleri inceleyerek Türk ve Ermeni taraflarının anlatıları arasındaki farklılığı ortaya koymak oluşturmamakta olup, hukuki analizler Türk tarafının tarihi anlatıları temel alınarak yapılmıştır ki bu anlatılar saygın Türk ve Batılı bilim adamlarınca da desteklenmektedir. Türkiye'yi Ermenilere karşı yargılama yapılmaksızın soykırım suçu işlemekle suçlamak ya da 1915 Tehciri'ni soykırım olarak nitelendirmek uluslararası hukukun ihlalidir. 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi'ne göre ilgili mahkemeler soykırım suçunun yargılanması için yetkili kılınmıştır. Tarihçilerin, politikacıların, gazetecilerin, hukukçuların bile Tehcirin soykırım olarak nitelendirilmesi ile ilgili kesin hüküm verme yetkileri yoktur, çünkü terim hukuki nitelik taşımaktadır. Geriye yürümezlik ilkesi gereğince Soykırım Sözleşmesi'nin sözleşmenin kabulünden önce gerçekleşen hadiselere uygulanması mümkün olmamakla birlikte, bu tez sözleşme uygulansaydı Tehcirin soykırım suçunu oluşturmayacağını savunmaktadır. Ayrıca, şu anki uluslararası ceza hukuku kapsamında Tehcir insanlığa karşı suç ya da savaş suçu dahi teşkil etmemektedir. Çünkü, askeri zorunluluklar Osmanlı Devletini tehcir kararını almaya zorlamıştır.
  • Master Thesis
    Suriye İç Savaşında Kadınların Durumunun Feminizm ve Feminist Güvenlik Yaklaşımı Açısından Değerlendirilmesi
    (2018) Biçer, Gülşah; Ünal, Hasan
    1980'li yıllara kadar realist düşünce temelinde söylemlerini geliştiren uluslararası ilişkiler disiplini 80'lerden sonra birçok eleştiriye maruz kalmış ve disiplinde eleştirel söylemler artmaya başlamıştır. Feminizm de bu dönemde disiplin içinde yer almaya başlamıştır. Eleştirel söylemlerle toplumsal cinsiyet kavramının disipline girmesi, yüksek politika ve alçak politika ayrımının, savaş, barış, devlet, güvenlik gibi kavramların tartışılmasına olanak sağlamıştır. Bu açıdan özellikle kadının güvenlik alanında görünür kılınmaya çalışılması ve kadın deneyimlerinin ciddiyetle değerlendirilmesi, uluslararası ilişkiler disiplininin güvenliğe farklı bir açıdan bakmasını sağlamıştır. Bu durum disiplinin maskülen yapısının sorgulanmasına sebep olmuştur. Bu çalışmada feminizm kavramı, uluslararası ilişkiler disiplinine girişi, disiplinin kavramlarını değerlendirmesi ve feminist güvenlik yaklaşımı incelenecektir. Bu bakış açısı perspektifinde Suriye İç Savaşı'nda kadınların durumunun, feminist uluslararası ilişkiler ve feminist güvenlik yaklaşımı açısından değerlendirilmesi yapılacaktır. Değerlendirme feminist düşüncenin de titizlikle üstünde durduğu üç konu üzerine gerçekleştirilecektir. Bu konular: savaş ve iç savaş ortamında kadınların şiddetin hedefi haline gelmesi, kadınların çatışmalara katılımı ve kadınların barış görüşmelerine siyasi katılımının sağlanmasıdır.
  • Master Thesis
    Neo-realist perspektifde Amerika ve İsrail'in 11 Eylül 2001 saldırıları sonrası Ortadoğu'daki güvenlik ilişkileri
    (2020) Kızılkaya, Menifer; Orhan, Duygu Dersan
    ABD ve İsrail arasındaki ittifak Ortadoğu'nun bugünkü dinamik yapısının oluşmasına etki eden en önemli konjonktürlerin başında geliyor. Ortadoğu gerek konumu itibariyle, gerekse zengin kaynaklarından ötürü geçmişten bugüne kadar büyük güçlerin ilgi odağı olmuştur. Özellikle Soğuk Savaş döneminde Amerika bu bölgede ki çıkarlarını korumak adına birçok politika geliştirdi. Bunların başında Sovyetler Birliğinin ve Arap ulusçuluğunun bölgedeki yayılmasını önlemek adına İsrail'i caydırıcı bir aktör olarak gördü. İsrail de yeni bağımsızlığını elde etmiş bir devlet olarak Amerika'yı kendi güvenliğini sağlaması için garantör olarak gördü. İkili arasındaki ittifak özellikle 9/11 terör saldırılarından sonra Ortadoğu siyasetine yeni bir ivme kazandırdı. 11 Eylül terör saldırısı ikili arasındaki ittifak bağını güçlendirmekle birlikte, Ortadoğu siyasetine kendi çıkarları doğrultusunda yön vermelerini sağladı. Özellikle teröre karşı mücadele etiketi altında ve İsrail Lobiciliğinin etkisiyle de Irak'ın işgalini gerçekleştirdiler. İkili arasındaki ittifak 2006 İsrail-Lübnan savaşında da devam etti. Amerika ve İsrail arasında ki ittifak her ne kadar çıkarlarının uyuşmasına dayansa da, ayrıştıkları noktalarda vardır. 2011 de meydana gelen Arap Baharı ikili arasındaki ittifakın çözülmesine sebebiyet verdi. Bunun yanında ikili arasında, Filistin sorunu, Amerika ve Iran arasındaki JCPOA antlaşması ikili arasındaki ittifakın çözülmesini derinleştirdi. Trump yönetimiyle Obama dönemindeki ikili arasındaki ayrışma tekrar uyuşmaya yönelik bir boyut kazandı. Anahtar Kelimeler: İttifak Birliği, Ortadoğu, 9/11 terör saldırıları, ABD ve İsrail'in Ortadoğu'daki çıkar, güvenlik ve tehdit anlayışları.
  • Master Thesis
    Milliyetçilik ve türkiye'de milliyetçi akımlar
    (2007) Çağlar, Ozan; Tan, Ayhan
  • Article
    ULUSLARARASI ADALET DİVANININ YARGI YETKİSİ VE TREATY BODİES
    (2016) Arsava, Ayşe Füsun
    Evrensel nitelikli insan hakları sözleşmeleri günümüzde Uluslararası Adalet Divanı'nın kararlarına ve danışma görüşlerine esas olmaktadır. Makalede Uluslararası Adalet Divanı'nın anlaşmaya yahut uluslararası Adalet Divanı statüsünün 36.madde, 2.fıkrasına istinat eden yargı yetkisini kullanması bakımından insan hakları sözleşmelerinde öngörülen denetim mekanizmasının tüketilmesinin gerekip gerekmediği hususu insan hakları sözleşmeleri örneklerinde ele alınmış ve değerlendirilmiştir.
  • Master Thesis
    Lobicilik ve Propaganda-amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği'nde Lobicilik Faaliyetleri ve Türkiye'nin Abd'de Yürüttüğü Lobicilik Çalışmaları
    (2017) Altay, Mustafa Kemal; Ünal, Hasan
    Homo sapiens'den, homo sapiens sapiens'e oradan günümüze kadar geçen süre zarfında insanoğlu sürekli olarak etkileşim ve iletişim içerisinde kalmışlardır. Bu süreç insan ırkının varlığı yok olacağı güne kadar sürüp gidecektir. İnsanlar arsında ki mücadele ilk insan topluluklarından başlayarak sürekli olarak devam etmektedir. Bu mücadelenin içeriği ister savaşlara dayansın, isterse bir bilgilin oluşturulmasına hepsinin içerisinde cereyan eden bir yönetsel sistemler zinciri varlığı ya da başka bir ifadeyle hiyerarşik yapı mevcuttur. Bu süreçlerin temel yapısı ise; modern anlamda lobi (etkileme, manipüle etme vb.) faaliyetleri ve propaganda (tanıtma, baskı kurma vb.) faaliyetleri olarak özetlenebilir. Bu çalışmada sırasıyla lobicilik ardından da propaganda hakkında detaylı bilgilere yer verilerek, siyaset, askeri ve ekonomik alanlarda ki etkilerine değinilecektir. Ayrıca bu kavramların zaman içerisinde nasıl evrime uğradıklarına değinilecektir. Özellikle Amerika Birleşik Devletlerinde ki ve Avrupa Birliğinde ki işleyiş biçimlerinden de söz edilecektir. Son kısımda ise, Türkiye'nin lobicilikle tanışması ve Türk lobilerinin faaliyetlerine değinilerek özellikle lobi faaliyetlerinin Dünya üzerinde büyük bir yer kapladığı Amerika Birleşik Devletlerinde ki çalışmalarından bahsedilecektir. Atalarımızdan miras aldığımız ve adeta genetik kodumuza işlenen çevremize hükmetmek, etki alanımızı genişletmek ve güce (siyasi, ekonomik, vb.) sahip olmak gibi olgulardır. Bu olguların sürekliliği için lobiciliğin ve propagandanın devamlılığı esastır. Özellikle günümüz Dünyasında demokrasi kavramının sadece kâğıt üstünde kaldığı, demokrasinin amaç değil de araç olduğu ve faşizan ideolojilere sahip yöneticilerle yönetilen ülkelerde kısmen lobiciliğin, fakat propaganda faaliyetlerinin çok ama çok daha önemli hale geldiği ülkelerde ki siyasiler için önemi kat be kat daha da artmaktadır. Bu çalışmada Dünya tarihinin tozlu sayfalarında yerini almış faşist ideolojilere sahip olan yöneticilere kısmen değinilecek, onların moderni olanlardan ise asla bahsedilmeyecektir.