Search Results

Now showing 1 - 10 of 210
  • Doctoral Thesis
    Sarah Scott'ın A Description Of Millennium Hall, Florence Dixie'nin Gloriana; Or, The Revolution Of 1900 ve Fay Weldon'nın Darcy's Utopia Adlı Eserlerinde Ütopik Söylemin İncelenmesi
    (2017) Düzgün, Şebnem; Aras, Gökşen
    Sarah Scott'ın A Description of Millenium Hall (1762), Florence Dixie'nin Gloriana; Or, The Revolution of 1900 (1890) ve Fay Weldon'ın Darcy's Utopia (1990) adlı eserleri yönetici sınıfta bulunan erkeklerin gücünü ve imtiyazlarını meşrulaştıran ataerkil politikaları eleştirir. Sırasıyla on sekizinci yüzyıl ortasında, on dokuzuncu ve yirminci yüzyıl sonlarında etkili olan feminist akımlardan etkilenmiş olan Scott, Dixie ve Weldon, kadın başkahramanları aracılığıyla feminist ütopyalarında baskıcı ataerkil ideolojiye ve söyleme karşı çıkarlar. Cinsiyet ayrımcılığını sosyo-politik bir sorun olarak ele alan kadın kahramanlar, kadınların zihinsel ve fiziksel yönlerden daha aşağı bir konumda oldukları varsayımının din, eğitim ve evlilik gibi sosyal kurumlar tarafından dayatıldığını ileri sürerler. Ayrıca, kadınların ve ikincil toplumsal, ırksal ve dini sınıfların baskılanması arasında da benzerlik kurarlar. Tez, çoğunlukla Foucault'nun ve feministlerin söylemlerine gönderme yaparak Scott, Dixie ve Weldon'ın eserlerinde kadınların ezilmesi ve sömürülmesi konusunu tartışır ve toplumsal cinsiyet meselesinin farklı sosyo-tarihsel açılardan ele alınsa da başkahramanların, kadınların ezilmesinin ideolojik olduğunu ve kadınların sözde biyolojik, zihinsel veya ahlaki açıdan güçsüzlükleriyle ilgili olmadığını savunduklarını açıklamayı amaçlar. Ayrıca, kadınların ikincil konuma itilmesinin, gücün üst sınıf Hıristiyan beyaz erkeklerin ellerinde toplanmasını savunan ataerkil devlet tarafından yasallaştırıldığını iddia ettikleri ortaya konur. Tez, Scott, Dixie ve Weldon'ın kadın kahramanlarının, kadınların erkek egemenliğinden kurtarılması için ataerkil gücü pekiştiren geleneksel sosyal, ekonomik, politik, dini ve ahlaki ideolojilerin yeniden düzenlenmesi gerektiğini savundukları sonucuna varır.
  • Doctoral Thesis
    Çok Değişkenli Bir Sistemin Aktif Bozucu Dışlama Kontrolcüsü ile Denetimi
    (2019) Askır, Alyaseh Nagı M.; İrfanoğlu, Bülent; Nazlıbilek, Sedat
    Bu tezde sunulan araştırma, minimum evre modundaki doğrusal olmayan dördül tank sisteminin (DTS) denetiminde, doğrusal ve doğrusal olmayan Aktif Bozulum Dışlama Denetimi (DABDD ve DOABDD) için yeni bir uygulama ile ilgilidir. Bu, doğrusal olmayan çok girişli çok çıkışlı ir sistemdir ve doğrusal olmayan çok değişkenli denetim stratejilerinin etkinliğini kanıtlamak için kullanılan bir platformdur. İlk olarak, dördül tank sürecinin yapısı hiyerarşi açısından düzenlenmekte, sürecin dinamik davranışını uygun şekilde temsil eden doğrusal olmayan matematiksel bir model kullanılmaktadır. Daha sonra, dördül tank sürecini denetlemek için doğrusal aktif bozulum dışlama denetim stratejisi önerilmektedir. DABDD tekniğine ilişkin denetim yasası, doğrusal durum geribesleme (DDG) denetleyicisi ile toplam bozulumların kestiriminde ve model belirsizliklerinin düzeltilmesinde önemli bir rol oynayan doğrusal genişletilmiş durum gözleyicisinin (DGDG) bir bileşimi olarak tasarımlanmıştır. Bu belirsizliler denetim yasası tarafından müteakiben ortadan kaldırılacaktır. Dördül tank sisteminin denetim döngüsü genellikle sürecin kararlılığını olumsuz yönde etkileyen sistem belirsizlikleri ve dış bozucular gibi hususlara maruzdur. Bu nedenle, doğrusal olmayan aktif bozulum dışlama denetim stratejisi keza sistemin gürbüzlüğünün artırılması için dördül tank sistemi olarak tasarımlanmaktadır. Kayıcı moda bir denetleyici olan durum geribesleme denetleyicisi doğrusal olmayan genişletilmiş durum gözleyicisi (DOGDG) ile birleştirilmiştir. Kestirim sürecinin doğruluğunu artırmak maksadıyla, doğrusal olmayan aktif bozulum dışlama denetleyicisi yapısına doğrusal olmayan entegre optimal denetim fonksiyonu ilave edilmiştir. Son olarak, önerilen denetim yöntemlerinin performansını değerlendirmek için önerilen yöntemler oransal denetleyicili doğrusal olmayan geribesleme doğrusallaştırıcı ile kıyaslanmıştır. Ayrıca denetleyici dördül tank sürecinin doğrusal olmayan türevsel denklemlerinin Matlab®Simulink® ortamında oluşturulmasıyla gerçeklenmiştir. Simülasyon sonuçları, parametre belirsizliklerine ve ayrıca harici bozucu etkilerin bulunmasına rağmen, bu tezde önerilen DOABDD tekniği, diğer stratejilere kıyasla, dördül tank sisteminin alttaki tankların içindeki sıvı seviyesini arzu edilen çalışma noktalarında tutarak, denetim sürecinin ana hedeflerini başarmada yüksek derecede bir etkinliğe sahip olduğunu göstermiştir.
  • Doctoral Thesis
    Cıttaslow Kentlerde Mekânsal Biçimlenme: Seferihisar ve Gerze Örnekleri
    (2022) Demirant, Pelin; Akın, Emel
    Küreselleşme sürecinde kentler yerel değerlerini yitirmekte, tek tipleştirilmekte, kent mekânları rant odaklı uygulamalarla dönüştürülmektedir. Cittaslow hareketi, kentlerin küreselleşmenin olumsuz etkilerinden korunması amacıyla ve kentlerin yerel değerlerinin korunması hedefiyle ortaya çıkmıştır. Bu tezin amacı, Cittaslow hareketinin, küreselleşme ve mekân ilişkisi temelinde incelenmesidir. Bu amaca koşut olarak tezin hedefi, seçilen iki Cittaslow kentin, Seferihisar ve Gerze'nin, mekânsal olarak incelenmesidir. Araştırmanın amacı ve hedefi doğrultusunda, Uluslararası Cittaslow Tüzüğü'ndeki 72 kriter incelenmiş, mekân üretimi ve organizasyonu, kentin mekânsal biçimlenmesi ile ilgili maddeler saptanmıştır. Seferihisar ve Gerze'nin, Cittaslow olmadan önceki ve sonraki ekonomik yapısı ve mekânsal incelemesi yapılmış; elde edilen tüm bulgular, Cittaslow kriterleri ve küreselleşme-mekân ilişkisi temelinde değerlendirilmiştir. Araştırmada, Cittaslow kriterlerinde, kent mekânına yönelik maddelerin yetersiz olduğu, var olanların da zorunlu olmadığı, kentsel rantların engellenmesine yönelik hiçbir maddenin bulunmadığı saptanmıştır. İki kentin de tanınırlıkları artmış, turizmi canlanmış, yerel ürünlerin satış olanakları sağlanmış ve tarihi yapıların iyileştirmeleri yapılmıştır. Öte yandan, yoğun ve yüksek yapılaşmalar başlamış, kentsel rantın önüne geçilememiştir. Cittaslow hareketinin sadece turizm amaçlı bir hareket olmaktan öteye geçebilmesi için Cittaslow kriterlerinde kent mekânın biçimlenmesine ve kentsel rantın denetlenmesine yönelik maddelerin zorunlu kriterler olarak yer alması, uygulama ve denetim sürecinin, kentsel sürdürülebilirlik ilkesi ve planlama araçları birlikte ele alınması, kent mekânları konusunda çalışan farklı kurum ve kuruluşlarla işbirliğinin sağlanması gereklidir. Anahtar Kelimeler: Cittaslow Kriterleri, Seferihisar, Gerze, Mekânsal Biçimlenme, Küreselleşme.
  • Doctoral Thesis
    E-devlet Olgunluk Modeli için Özgün Bir Yaklaşım
    (2024) Okan, Aylin Akça; Turhan, Çiğdem; Yazıcı, Ali
    Bu tez, e-devlet olgunluğunun yeni geliştirilen bir model olan Bütünsel e-Devlet Olgunluk Modeli (Holistic e-Government Maturity Model - HeGMM) aracılığıyla değerlendirilmesine yönelik bir çerçeve sunmaktadır. Araştırma, mevcut e-devlet olgunluk modellerindeki önemli boşlukları, özellikle bunların esneklik eksikliğini, çok perspektifli ancak yetersiz yaklaşımları ve evrensel olarak uygulanabilir veya kolayca erişilemeyen göstergeleri ele almaktadır. Önerilen HeGMM, e-devlet girişimlerinin değerlendirilmesi için incelikli ve sağlam bir çerçeve sağlayarak teknolojik, sosyal, idari ve mali yönler de dahil olmak üzere birçok boyutu entegre etmektedir. ITU, Birleşmiş Milletler, OECD ve Dünya Bankası gibi uluslararası kurumların verilerinden yararlanan model, ülkelerdeki yerel ve merkezi yönetimlere uyarlanabilen kapsamlı ve objektif bir değerlendirme sağlamaktadır. Temel hedefler arasında, mevcut e-devlet modellerinin güçlü ve zayıf yönlerini belirlemek için sentezleme, güvenilir ve karşılaştırılabilir göstergeler geliştirme ve teknolojik ve yönetişim gelişmelerini içeren bir model formüle etmek yer almaktadır. Model, kapsamlı veri analizi ve endeksleri gibi yerleşik ölçütlerle karşılaştırma yoluyla doğrulanmaktadır. Araştırma, teknolojik yeniliklere ve gelişen yönetişim uygulamalarına ayak uydurmak için dinamik ve uyarlanabilir bir modelin öneminin altını çizmektedir. HeGMM böylelikle dijital çağda daha etkili, verimli ve kapsayıcı kamu hizmeti sunumuna katkıda bulunarak, e-devlet girişimlerini uygulamak veya geliştirmek isteyen hükümetler için bir referans noktası olmayı amaçlamaktadır.
  • Doctoral Thesis
    Proje Paydaş Yönetiminde Sosyal Ağ Teorisi Yardımıyla Yeni Bir Yönetsel Çerçeve Geliştirilmesi
    (2023) Hafızoğlu, Mustafa; Tuzlukaya, Şule; Tuzlukaya, Şule; Tuzlukaya, Şule; Business; Business
    Sosyal Ağ Teorisi, sadece bireyin ya da organizasyonların özelliklerine odaklanmak yerine bireyler ya da organizasyonlar arasındaki ilişkiyi de dikkate alarak diğer teorilerden farklılaşmaktadır. Teori, bu yönüyle proje yönetimi akademisyenlerine ve profesyonellerine paydaşlar arasındaki projeyle ilişkili iletişimdeki değişimin nasıl öngörülebilir sonuçlar tespit etmeye yardımcı olabileceğini gösterebilmektedir. Bu çalışma ile proje organizasyonundaki ağların zaman içindeki değişimlerini araştırarak sosyal ağ teorisine katkı sağlamak ve zaman ekseninde ağ yapısındaki değişimi modelleyebilecek bir çerçeve sunmak amaçlanmaktadır. Ağların geçici yapısı her ne kadar zamana bağlı olarak değişim gösterecek olsa da sosyal ağ teorisi literatüründe bu alanda çalışmaya ihtiyaç vardır. Proje organizasyonları dinamik ve geçici organizasyonel yapılarıyla ağlardaki değişimi araştırmaya son derece uygundur. Bu çalışma, nitelik tabanlı ve paydaşların güç, etki ve ilgi gibi karakteristik özelliklerine dayanan geleneksel proje paydaş yönetiminden sosyal ağ teorisinin özünü oluşturan ilişki tabanlı paydaş yönetimine doğru değişimi sunmaktadır. Bu değişim aynı zamanda ağdaki zaman eksenindeki farklılıklardan elde edilen eğilimleri ölçüp belirlenen önermelere destek bularak şu araştırma sorularına cevap bulabileceğimiz bir imkân da sağlamaktadır: (1) Ağın zaman eksenindeki değişimini ve dinamizmini kullanarak ağ hakkında nasıl bir sonuca ulaşılabilir? (2) Geleneksel proje paydaş yönetimi çerçevesi sosyal ağ teorisini kullanarak geliştirebilir mi? Bu çalışma yukarıdaki sorulara cevap bularak proje ağlarında proje ile ilgili iletişimin daha etkili yapılmasının proje paydaşlarının memnuniyetini arttıracağını ve dolayısıyla proje başarısına olumlu etkisi olacağını göstermeyi amaçlamaktadır. Bunun yanı sıra bu tez gelişen ağların değişimlerini analiz ederek hem yapısal değişimin hem de pozisyonel değişimin ağdaki ilişkilere ve sonuçlarına etkisini bularak sosyal ağ teorisine katkı sunmayı hedeflemektedir.
  • Doctoral Thesis
    Modern İngiliz Detektif Romanında Türe Özgü Yapıların Yıkılması, Cinsiyet ve İdeoloji İlişkisi
    (2020) Güneş, Mustafa; Elbir, Nüket Belgin
    Polisiye türü ve polisiye romanın genelde edebi türe özgün bir formül ve çerçeve içerisinde yazıldığı düşünülür. Ancak, bu tezin amacı, 1970'li yıllardan sonra, klasik polisiye roman yazınında, cinsiyet ve ataerkil ideoloji ile bağlantıları olan ciddi bir yol ayrımı yaşandığı savını araştırmak ve mümkünse ispatlamaktır. P.D. James'in kadınların profesyonel tercihleri ve gelişimlerini engelleyen sınırları sorgulayan ve yıkmaya çalışan 1970'lerin 'yeni kadın' kavramını örnekleyen detektif figürünü resmettiği Kadınlara Göre Değil (1972) adlı kitabıyla başlayan bu edebi yol ayrımı, Martin Amis'in, özellikle kurgusal detektifin geleneksel karakter tasviri, dilin daima polisiye türüne özgü bir biçimde kullanılışı, gerilimin her zaman tepe noktasına ulaştığı ve çözümlendiği alışılagelmiş anlatım tarzı, ve suçun hep benzer türde ve özellikte olması ve sonuçlarının hep aynı şekilde cezalandırılması gibi polisiye roman türüne has klişeleri yıktığı ve aynı zamanda polis teşkilatında çalışan bir kadın detektifin bu maskülen ortamda var olmasının zorluklarını ve belki de imkansızlığını ele alan Gece Treni (1997) gibi eserlerle devam eder. Graham Swift'in Günyüzü (2003) adlı romanı bu tartışmaları hem daha ileri noktalara taşır hem de türe özgü bilindik anlatı yapılarını alt üst eder ve bu edebi alt üst olma, klasik polisiye romanlarındaki tipik 'kurtarıcı' detektif figürünün de alt üst edilmesiyle paralel olarak verilir. Swift'in romanında detektif figürü, toplumu işlenen suçtan kurtarmak istemeyen veya bu yeteneğe sahip olamayan ve suçun bozduğu düzenin yeniden kurulmasını sağlayamayan ya da bu konularla ilgilenmeyen bir anti-kahramana veya anti-detektife dönüştürülür. Aynı doğrultuda klasik detektif figürünün geleneksel azami otoritesi ve polisiye romanda alışılagelmiş tasvir eden 'erkek bakışı' gücünü ve otoritesini, özellikle kadınlar karşısında, kaybetmiş olarak resmedilir. Çalışmada ele alınan üç romanın, polisiye türüne özgü yapıları yıkmasının geleneksel kadın ve erkek ilişkilerinin ve toplumdaki tipik rollerinin sorgulamasıyla paralel olduğu görülür.
  • Doctoral Thesis
    Arabuluculuk Sonucunda Yapılan Milletlerarası Sulh Anlaşmaları Hakkında Birleşmiş Milletler Singapur Sözleşmesi Uygulama Alanı
    (2024) Bora, Özlem; Elçin, Doğa
    Milletlerarası nitelik içeren ticari arabuluculuk uygulamalarının sonuç ve etkilerinin öngörülebilirliği ile yeknesaklaştırılması amacıyla hazırlanan Arabuluculuk Sonucunda Yapılan Milletlerarası Sulh Anlaşmaları Hakkında Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (Singapur Sözleşmesi), Türkiye'de 11 Nisan 2022 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. Yürürlüğe girme sürecinin henüz çok yeni olmasından dolayı Singapur Sözleşmesi'nin uygulama alanını ve Türk hukukuyla uyumunu incelemeyi hedefleyen çalışma konumuzun belirlenmesinde öğreti ve uygulamada duyulan ihtiyaç etkili olmuştur. Singapur Sözleşmesi imza töreninden itibaren ülkemizde olduğu gibi çok sayıda ülkede önemli bir gündem konusudur. Çalışmamızda özel bir kanunla düzenlenen arabuluculuk ile giderek alanı genişletilen dava şartı arabuluculuk konusundaki yasal düzenlemeler dahil Türk arabuluculuk mevzuatı Singapur Sözleşmesi perspektifinden incelenmeye çalışılacaktır. Giriş ve iki bölümden meydana gelen çalışmamızın giriş bölümünde çalışmamızın kapsamı ve amacına ilişkin bilgi verilmiş ve inceleme yöntemimiz sunulmuştur. Giriş bölümünde adalete erişim hakkı yönünden arabuluculuk, sulh kurumuna Türkiye'nin yaklaşımı ve Singapur Sözleşmesi yönünden sulh konusunun değerlendirilmesi yapılmıştır. Çalışmamızın birinci bölümünde arabuluculuk kavramı ve tanımı, uzlaştırma ile ilişkisi, arabuluculuk modelleri ve arabuluculuk sürecindeki sözleşmeler Singapur Sözleşmesi açısından incelenmiştir. Birinci bölümde Türk hukukunda arabuluculuğun tarihsel gelişimi ve yasal düzenlemelere de yer verilmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise uluslararası alanda arabuluculuk ile ilgili düzenlemeler, Singapur Sözleşmesi hazırlık süreci, sistematiği, kavramları incelenmiş ve Singapur Sözleşmesi uygulama alanı, temel unsurları ile Türk hukuku yönünden uyumu tartışılmıştır. Çalışmamızda Singapur Sözleşmesi yönünden belirsiz ve tartışmalı olan konular açıklığa kavuşturulmaya çalışılmış olup, uluslararası ve ulusal literatür araştırması sonucundaki öneri ve görüşlerimiz ile çalışmamız tamamlanmıştır.
  • Doctoral Thesis
    Moleküler Modelleme Yaklaşımını Kullanarak Kanser Tümör Tedavisi için Piridil Tip Ligantları İçeren Platin ve Paladyum Komplekslerinin Tasarımı
    (2018) El-hag, Rabıa Hadı Mohamed; Kayı, Hakan; Yaman, Şeniz Özalp
    Geçen yüzyılın ortasında, bir cisplatin bileşiğinin keşfinden sonra, bu bileşik birkaç farklı kanser tipinin tedavisinde kullanılan en önemli kimyasal bileşiklerden biri haline gelmiştir. Ancak bu bileşiğin kanser hücrelerini öldürme ve yok etme yeteneğine rağmen, neden olduğu yan etkilere ek olarak birkaç kanser türünü tedavi edememekte, bu da bilim adamlarının daha etkili ve yan etkileri olmayan başka bileşikleri araştırmalarına yol açmaktadır. Keşfedilen ilaçların çoğunun, kanserlere karşı etkinliklerinin çok az olduğu gösterilmiştir. Elde ettiğimiz teknikler ve ilerlemelere ve kendini savaşmaya adamış sayısız doktor olmasına rağmen, kanser gerçek bir tehdit, çaresiz bir hastalıktır, ancak yine de umut vardır. Bilim adamları 50 yıl önce imkansız görünen tedavilerle ortaya çıktılar ve tedavi edilemez denen bazı kanserlerden kurtulmayı başardılar. Mükemmel sonuçlar elde etmek için tedavi araçlarını farklı şekillerde kullanmaya başladık. Kanser hala korkutucu olsa da ve her zaman öyle kalabilir olsa da, kansere karşı attığımız adımlar tedaviyi sadece mümkün kılmakla kalmayıp aynı zamanda erişilebilir hale de getirmiştir. Önceki çalışmalardan, platin ve paladyum bileşiklerinin, uygun ligand, iyi geometri ve aktif çıkış grubu gibi birçok parametreyi hesaba katarsak, kanser hücrelerine karşı en etkili bileşikler olduğu sonucuna varılabilir. Buradan, araştırmalarla alternatif kanser tedavisi bileşikleri olarak bazı platin ve paladyum bileşiklerini tasarlamaya ve geliştirmeye başlandı. Bu araştırmada, on altı platin ve paladyum bileşiği iki farklı tipte ligand ile tasarlandı. Yeni bileşikler, yoğunluk fonksiyonel teorisi, DFT, kullanılarak teorik olarak tasarlanmış ve test edilmiştir. FTIR, NMR ve UV-vis gibi bu komplekslerin spektroskopik özellikleri ve geometri optimizasyonları B3LYP/LANL2DZ teori seviyesinde ve Gaussian programı kullanılarak hesaplanmıştır. Bu bileşiklerin iki tip DNA ile etkileşim süreci daha sonra Docking programı kullanılarak simüle edilmiştir ve komplekslerimizin cisplatinden (kovalent, elektrostatik, oluk ve interkalasyon) farklı mekanizmalarla ve belkide cisplatinin yan etkilerinin üstesinden gelebileceğine yol açacak şekilde DNA ile etkileştiğini ortaya koymuştur. Bu bileşiklerin teorik sonuçları oldukça umut vericidir. Bu bileşiklerin bazıları canlı hücreler üzerinde deneysel olarak test edilmiş ve çeşitli kanser türlerine karşı etkili olduğu kanıtlanmıştır. Deneysel ve teorik sonuçlar arasında iyi derecede bir uyumluluk gözlenmiştir. Söz konusu yeni komplekslerin, bu kompleksler hakkında daha ileri çalışmalar için umut verici sonuçları vardır.
  • Doctoral Thesis
    Chinua Achebe'nin Things Fall Apart, Paul Scott'un The Raj Quartet ve Arundhati Roy'un The Ministry Of Utmost Happiness Adlı Eserlerindeki Madun Seslerin Karşılaştırmalı İncelemesi
    (2025) Hani, Hani; Aras, Gökşen
    Bu tez, Chinua Achebe'nin Things Fall Apart, Paul Scott'un The Raj Quartet ve Arundhati Roy'un The Ministry of Utmost Happiness adlı eserlerindeki 'madun seslerin' karşılaştırmalı bir incelemesidir. Gayatri Chakravorty Spivak'ın maduniyet teorisini bir inceleme aracı olarak kullanan ve sömürgecilik ile maduniyet perspektiflerini merkeze alan bu çalışmada, seçilen romanlardaki karmaşık ve eşitsiz güç dengesi, direniş ve özneleşme süreçleri incelenmektedir. Chinua Achebe'nin Things Fall Apart adlı eserinde, sömürgecilerin yerli İgbo toplumu ile karşılaşması, yoksunluk ve tahakkümün farklı boyutlarıyla anlatılarak, bu karşılaşmanın geleneksel yönetim, din ve kültür sistemlerinin çöküşüne yol açtığı madun deneyimleri betimlenmektedir. Paul Scott'un The Raj Quartet eseri, İngilizlerin Hindistan alt kıtasını işgali sırasında ortaya çıkan karmaşıklıkları, sömürgeci yapıların belirsizliklerini ve sömürgeci hâkimiyete karşı direnişi çok katmanlı bir anlatı yaklaşımıyla temsil etmektedir. Arundhati Roy'un The Ministry of Utmost Happiness eseri ise Hindistan'daki ezilenlerin, özellikle toplumsal cinsiyet, kast ve kültürel aidiyet temelinde yaşadığı baskıların kesişimi ve bu bağlamdaki zorlukları ortaya koymaktadır. Karşılaştırmalı inceleme yöntemi uygulanan çalışmada her bir yazarın, madunların deneyimlerine ve baskıcı kültür, sömürgecilik ve emperyalist ataerkilliği altında ses, temsil ve özneleşme mücadelelerine odaklandığı vurgulanmaktadır. Çalışma, toplumsal cinsiyet, ırk, kast ve sınıf gibi kesişen dinamikleri değerlendirerek, madunların nasıl tahakküm altına alındığını ve susturulduğunu, buna karşılık gelişen direniş ve varlık mücadelesini ortaya koymaktadır. Yakın okuma yöntemiyle, Spivak'ın çağdaş maduniyet söylemindeki madun özneleşmesi anlayışından yararlanan bu çalışma, güç dinamikleri, temsil ve direniş üzerine mevcut alan yazına katkı sunmaktadır.
  • Doctoral Thesis
    Yakın Kızılötesi Bölgede Yüksek Işık-ısı Çevrimine Sahip Özgün Nanoyapıların Hazırlanması ve Fototermal Etkinliklerinin Araştırılması
    (2023) Güner, Zuhal Selvi Vanlı; Kaya, Murat
    Nano boyutlu malzemelerin geniş yüzey alanı-hacim oranı, geçmişten bugüne kadar keşfedilen beklenmedik mekanik, elektriksel ve optik özellikler sayesinde yeni ve heyecan verici araştırma alanlarının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu özellikler sayesinde nano-yapılar moleküler görüntüleme, erken hastalık teşhisi, doku mühendisliği, atık su arıtma, gıda paketleme, UV koruması, endüstriyel katalizörler, elektronik, piller ve kuantum bilgisayarlar alanlarında geniş bir uygulama alanı sunmaktadır. Hem altın nanoparçacıkların hem de manyetik nanoparçacıkların, ışık ısı çevrimi son zamanlarda deneysel ve teorik olarak incelenmektedir. Ancak daha önce de belirtildiği gibi bu dönüşüm özelliği her nanomalzemenin yapısına ve bileşimine bağlı olarak farklılık göstermektedir. Farklı nanoparçacık yapılarının dekore ve organize edilmesi ile nanoparçacıkların plazmonik özellikleri geliştirilerek ışıktan ısıya yüksek dönüşüm elde edilmesi mümkün gözükmektedir. Bu bilgiler ışığında, benzerlerinden farklı optik özellikleri nedeniyle yüksek ışık-ısı dönüşümüne sahip nanoyapıların hazırlanması amaçlanmıştır. Bu amaçla içi boş altın nanoparçacıklar ve silika kaplı manyetik demir oksit nanoparçacıklar üzerinde çalışılmıştır. Bu amaçla, içi boş altın nanoparçacıklar ve silika kaplı manyetik demir vi oksit nanoparçacıklar hazırlanmış ve daha sonra küçük boyutlu altın nanoparçacıklar ve gümüş-altın bimetalik nanoparçacıklar ile bezenmiştir. Bu çalışmada dört farklı nanoyapı hazırlanmış ve bunların ışığı ısıya dönüştürme kapasitesi araştırılmıştır. Bu yapılardan ilk ikisi, 24 nm boyutunda ve 5-10 nm kalınlığında kabuğa sahip içi boş altın nanoparçacıklar (HAuNPs) üzerine 1-3 nm boyutunda altın (AuNPs) ve gümüş-altın bimetalik nanoparçacıkların (AgAuNPs) eklenmesiyle hazırlanmıştır. (HAuNPs-AuNPs, HAuNPs-AgAuNPs). Üçüncü ve dördüncü parçacık yapıları, sırasıyla silika kabuk ile kaplanmış manyetik demir oksit nanoparçacıkların üzerine 1-3 nm boyutunda hem altın nanoparçacıklar ve altın-gümüş bimetalik nanoparçaçıklar eklenerek hazırlanmıştır(Fe3O4-SiO2-AuNPs, Fe3O4-SiO2-AgAuNPs). Hazırlanan yapıların karakterizasyonu, yüksek çözünürlüklü transmisyon elektron mikroskobu (HR-TEM), enerji dağılımlı X-ışını spektroskopisi (EDX), ultraviyole ve görünür spektroskopi (UV-Vis) ve titreşimli numune manyetometresi (VSM), ve hazırlanan yapıların fototermal etkileri, çözelti içinde, 808 nm dalga boyunda ışık kaynağı kullanılarak araştırılmıştır.