5 results
Search Results
Now showing 1 - 5 of 5
Master Thesis İnsani Güvenlik Anlayışının Havacılık Hukuku Açısından Değerlendirilmesi: Emniyet Boyutu (2000-2020)(2022) Erman, Halil; Yalvaç, Farukİnsanlar seyahat özgürlüklerini gerçekleştirirken hızlı ve güvenli olmasından dolayı hava yolu taşımacılığını tercih etmektedirler. Bu çalışmanın amacı hava taşımacılığını düzenleyen ve sistemli bir şekilde hizmet vermesi amacıyla oluşturulan havacılık hukukunun, insani güvenliği sağlama konusunda izlediği yolu değerlendirmektir. Bu değerlendirmeyi gerçekleştirirken, hukuki açıdan insan haklarına zarar veren eksikliklerin neler olduğu ve alınmış olan önlemlerin insani güvenlik açısından yeterli olup olmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Bununla birlikte hem dünya genelinde hem de ülkemizde insani güvenlikle ilgili yapılan çalışmalar konusunda eksikliklerin olması, ülkelerin benimsedikleri yaklaşımlar konusunda ortak bir çerçevenin bulunmaması, ülkelerin birbirlerine karşı güç mücadelesi içinde olması, devlet güvenliklerini ön planda tutan kararlar alması, uluslararası şirketlerin kâr amaçlı politikaları konunun seçilmesindeki önemli nedenlerden biridir. Tez 2000- 2020 arasındaki 20 yıllık bir sürecin incelenmesinden oluşmaktadır. Belirtilen süre içerisinde; havacılık sektörünün ilk olarak etkilendiği, ülkeler arası çekişmeler, terör saldırıları, salgın hastalıklar ve ekonomik bunalımların incelenmesi amaçlanmıştır. Yaşanmış olan olayların hem havacılık sektörünce hem de havacılık hukuku içerisinde, insani güvenlik açısından alınmış olan önlem dizisinin nasıl oluşturduğu konusunda inceleme yapılması hedeflenmiştir. Yapılacak olan bu değerlendirmeye destek olması amacıyla, 2000 yılından itibaren meydana gelen terör olayları, bazı uçak kazaları, salgın hastalıklar gibi birçok örnek olay değerlendirilmiştir. Hem ülkemizde hem de dünya genelinde alınan önlemler dizesinin neler olduğu analiz edilip havacılık hukuku açısından eksikliklerin neler olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Tezde, çoğunlukla nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve konunun daha iyi anlaşılması amacıyla durum analizi ve örneklemelerle desteklenmiştir. Olayların insani güvenlik açısından yorumlanması yapılırken ise, eleştirel güvenlik Anlayışını benimsenmiştir.Master Thesis Türk Devletleri Teşkilatı'nın Türkiye'nin Bölgesel Güç Oluşumuna Etkisinin Neorealist Analizi(2025) Yavuz, Emre; Yalvaç, FarukBu tez, Türkiye'nin Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) ile yürüttüğü iş birliğinin, ulusal çıkarlarını ve bölgesel güç olma hedeflerini gerçekleştirme sürecine etkisini neorealist kuram çerçevesinde analiz etmektedir. Neorealist kuram anarşik uluslararası sistemdeki güç ilişkilerinin devlet davranışlarını belirlemede en önemli unsur olduğunu ileri sürer (Waltz, 1979). Neorealist kuramın temelini oluşturan anarşik yapı ve güç dağılımı, Türkiye gibi bölgesel güçlerin konumu ve davranışlarında da değişiklikler ortaya çıkarmıştır. Tez bu değişiklikleri neorealist kuramın bölgesel düzeyde de nasıl işlev gördüğünü, Türkiye örneği aracılığıyla göstermeye çalışmaktadır. Neorealist Uluslararası sistemde güç dağılımının çok kutuplu bir yapıya evrilmesi, yalnızca küresel aktörleri değil, aynı zamanda bölgesel güçlerin konumlarını ve etki alanlarını da etkilemektedir. Değişen uluslararası koşullar, küresel ve bölgesel düzeyde değişen jeopolitik dinamikler doğrultusunda, Türkiye dış politikasında çok boyutlu açılımlara yönelmiş ve Batı merkezli stratejisini çeşitlendirme çabası içine girmiştir. 2009 yılında kurulan TDT; ortak tarih, dil ve kültür temelinde şekillenen TDT, üye ve gözlemci devletler arasında çok boyutlu iş birliğini hedefleyen bölgesel bir örgüt niteliğindedir. Türkiye, Türk Devletleri Teşkilatı içerisinde hem kurucu hem de yönlendirici bir aktör olarak, başta enerji olmak üzere karşılıklı ihtiyaçlarını üye devletlerle, iş birliği içinde karşılamayı, karşılıklı güveni pekiştirmeyi ve ekonomik ilişkileri geliştirerek bölge ülkelerinin kalkınmasına katkı sunmayı hedeflemektedir. Türkiye, bu süreçte hem kendi çıkarlarını gözetmekte hem de teşkilat içerisindeki anahtar rolünü pekiştirerek bölgesel caydırıcılığını artırmaktadır. Bu doğrultuda, Türk Devletleri Teşkilatı aracılığıyla Orta Asya, Kafkasya ve Avrasya'da daha etkin bir bölgesel aktör olma yönünde stratejik adımlar atmaktadır. TDT'nin, Türkiye açısından bir güç projeksiyonu aracı olarak işlev gördüğü ve bölgesel liderlik hedeflerine kurumsal bir zemin oluşturduğu ileri sürülmektedir. Bu tezde, nitel bir kuramsal çalışma olup, yöntem olarak ise durum analizi ve betimsel analizden yararlanılmıştır. Anahtar Sözcükler: Türkiye, Türk Devletleri Teşkilatı, Bölgesel Güç, Dış Politika, NeorealizmMaster Thesis Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin Feminist Okuması: Kahraman Olarak Kadın, Asker Olarak Kadın, Anne Olarak Kadın(2024) Gürpınar, Ezgi Yarıcı; Yalvaç, FarukUlusal Kurtuluş Mücadelesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılma sürecine girmesiyle birlikte Anadolu coğrafyasında Türk milletinin kendini yeniden var etme ve bir devlet olarak uluslararası sistemde kendini kabul ettirme sürecinin adıdır. Savaşın genel seyrine bakıldığında bu savaşta kadınların erkeklerle birlikte mücadele verdikleri görülmektedir. Bu tezde, kadınların Ulusal Kurtuluş Mücadelesinde göstermiş oldukları çabanın ülkenin kurulması üzerindeki etkisine değil, feminist bir eleştiri ile savaş sonrasında yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nde kadınlara bakış açısının değişip değişmediğine, kadının yeni dönemdeki konumu ve kadın hakları üzerindeki etkisine odaklanılmıştır. Bu konunun seçilmesinin sebebi Ulusal Kurtuluş Mücadelesi'nin sadece tarih disipli içinde ele alınması, uluslararası ilişkiler ve feminist teori çerçevesinde daha önce değerlendirmesinin yapılmamış olmasıdır. Tez, uluslararası ilişkiler disiplininde feminist teori üzerine inşa edilmiştir. Ulusal Kurtuluş Mücadelesi'nin getirmiş olduğu olağanüstü şartlar altında kadınlar geleneksel rollerinin getirmiş olduğu annelik ve bakım hizmetlerine ek olarak, o zamana kadar erkeklere atfedilmiş olan kahramanlık ve askerlik rollerini de üstlenmek zorunda kalmıştır. Bu zaruriyet hali kadının erkeklere göre daha az vasfa sahip olmadığını gözler önüne sermiştir. Türk kadını, Ulusal Kurtuluş Mücadelesinde üç farklı rol üstlenmek zorunda kalmıştır. Protestolar, mitingler, örgütlenmeler, cephanelik taşıma ve yurdun erkeklerden arda kalan tüm diğer işlerinin altından kalkarak kahramanlık yapan kadınlar, eline silahını alıp cepheye koşarak askerlik vasfını yerine getirmiştir. Çocuğuna, yetim ve öksüz kalan çocuklara, yaşlılara, cephedeki askere ve cepheden gelen yaralılara bakarken, annelik görevini de icra etmiştir. Bu kapsamda çalışma içinde uluslararası ilişkilerde feminist teori, Ulusal Kurtuluş Mücadelesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk 10 senesi, Osmanlı İmparatorluğu'nda Tanzimat ile başlayan kadın hareketleri ve kazanılmış haklar detaylıca incelenmiştir. Sonuç olarak, kadınların göstermiş olduğu çabalara karşılık Türkiye Cumhuriyeti'nde kadın haklarına yönelik düzenlemeler yapılmış ancak kadın temelde anne vasfını aşamamıştır. Erkek eliyle getirilmiş olan tüm yenilikler kadının toplumsal rolünde herhangi bir değişim sağlamamıştır.Article Geç Kapitalizmin İdeolojik Söylemi Olarak Yeni Materyalizm: Metalaşmış ‘şeylerin’ Egemenliği(2020) Yalvaç, Faruk; Erçandırlı, YeldaBu makale yeni materyalizmin tarihsel materyalist bir eleştirisini yapmaktadır. Yenikapitalizmi geç kapitalizmin ideolojik bir söylemi olarak nitelendirmektedir. Yenimateryalizm meta üretiminin hâkimiyet kazandığı bir sosyo-politik ortamı yansıtanbir söylem olarak tanımlanmakta, tarihsel materyalist anlayışla olan farklılıkları ortayakoyulmaktadır. Hem yeni materyalizm hem de tarihsel materyalizm maddenin öneminevurgu yapmakla birlikte, aralarında önemli farklılıklar vardır. Yeni materyalizmingenişletilmiş madde anlayışı, metalaşmış bir dünyanın söylemi ve savunusunadönüşmekte, insanın madde ve doğa ile olan ilişkisinin özgürleştirici niteliği göz ardıedilmektedir. Bu çerçevede, yazının ilk kısmında önce yeni materyalizm tanıtılacaktır.İkinci bölümde madde kavramının tarihsel materyalist anlayışta nasıl incelendiğiirdelenecektir. Üçüncü kısımda yeni materyalizmin Marx’ın meta fetişizmi anlayışıçerçevesinde bir değerlendirilmesi yapılarak, yeni materyalizmin ideolojik niteliğinevurgu yapılacaktır. Makale yeni materyalizmin laissez-faire kapitalizminin günümüzdekibir görüntüsü olduğu görüşüyle sona ermektedir.Master Thesis Çin-afrika İş Birliği: Afrika'nın Sürdürülebilir Kalkınması için Tehdit mi Yoksa Fırsat Mı(2021) Eriş, Baran Cihat; Yalvaç, FarukAfrika ülkeleri 1960'lı yıllarla birlikte kolonyal devletlerden bağımsızlıklarını kazanmaya başlamışlardır. Ancak o dönemden günümüze iç savaşlar, askeri darbeler, devlet otoritesi zayıflığı, ekonomik durgunluk ya da küçülme, altyapı yetersizliği, eğitim ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği ve yoksulluk gibi politik, ekonomik ve sosyal istikrarsızlıklar yaşamış ve az gelişmişlik olgusunun merkezinde yer almışlardır. Afrika ülkelerinin yaşadıkları bu istikrarsızlıklar kıta vatandaşlarının yaşam kalitelerini olumsuz etkilediği gibi salgın hastalıkların yayılması, uluslararası terör ve suç unsurların kıtada yerleşip güçlenmesi ve kıta vatandaşlarının toplu göç hareketleri gibi küresel riskler de barındırmıştır. 21. yüzyılda küresel ekonomik bir güç haline gelen Çin ise 2000 yılında kıta ülkeleri ile Çin-Afrika İş Birliği Forumu (FOCAC) adı altında ekonomik, sosyal ve politik boyutları olan geniş kapsamlı bir iş birliğine başlamıştır. Otokratik yapısı ve ekonomiye devlet müdahalesi ile Batı ülkelerinden farklı bir kalkınma modeli izlemiş olan Çin'in FOCAC kapsamında Afrika ülkeleri ile iş birliğinin gittikçe yoğunlaşması ise, bu iş birliğinin Afrika ülkelerinin sürdürülebilir kalkınmaları nezdinde hem olumlu hem olumsuz yorumlara yol açmıştır. FOCAC kıtanın altyapı ihtiyaçlarını gidererek, eğitim ve sağlık gibi kamu hizmetlerini iyileştirerek ve iş olanakları yaratarak Afrika ülkelerinin modernleşmesine katkı sunmaktadır. Ancak, iç meşruiyeti tartışmalı liderlere kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda destek olması, iş birliklerinde ağırlıklı olarak kendi stratejilerini uygulaması ve iç işlere karışmama ve iş birliği için politik ya da ekonomik koşullar öne sürmeme prensipleri; ulusal kimliğini oluşturamamış, vatandaş-devlet sosyal mutabakatını tesis edememiş ve kalkınma politikaları oluşturup uygulama konusunda zayıf kalan Afrika ülkelerinin sürdürülebilir kalkınmalarına katkısı bakımından soru işaretlerini de doğurmaktadır.

