37 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 37
Article Kamila Shamsie’nin Home Fire Romanı: Bir Aile Trajedisinin Yeniden Yazımı(2021) Tekin, KuğuKamila Shamsie’nin Home Fire (2017) romanı Sophocles’in Antigone adlı trajedisinin yeniden yazımıdır. Roman, günümüzde azınlıklar kültürel uyum sağladıkları ve İngiliz olma kavramını özümsedikleri sürece hoşgörülü olduğu söylenen İngiliz toplumunda Pakistan kökenli İngiliz vatandaşı, Isma, Aneeka ve Parvaiz adlı üç kardeşin varoluş mücadelesine dayanır. Küreselleşme sürecinde, özellikle 20. yüzyılın sonlarında güneyden kuzeye hareket eden göçmenlerin sayısı hızla yükselmiştir. Bu istenmeyen hareketlilik ve 11 Eylül olaylarının ardından gelen kaos ortamı batida yaşayan Müslümanların iki farklı grup olarak sınıflandırılmasına yol açmıştır: “ılımlı Müslümanlar” olarak anılan ilk grup batı değerlerine göre yaşamakta ve böylece hakettikleri düşünülen vatandaşlık ayrıcalıklarından yararlanmaktadırlar. İkinci grup ise aşırılıkçı görüş ve davranışları nedeniyle ilgili ülkenin vatandaşlarına sunduğu haklar ve fırsatlardan yararlanması sakıncalı bulunan kişilerden oluşmaktadır. Batının güvenlik politikaları aşırılıkçı olanı yok etmeye dayandığı için aykırı bir ses duyulduğunda çatışma kaçınılmaz olmaktadır. Romanda görülüyorki aşırılıkçı görüşlere sahip olmak ya da radikal eylemlere karışmak sadece söz konusu kişinin değil bu kişinin tüm yakınlarının devlet düşmanı olarak damgalanmasına yol açmaktadır. Bu çalışma Kamila Shamsie’nin Home Fire romanını, Müslüman İngiliz vatandaşlarının yönetimce uygulanan yanlış takip ve gözetim politikaları nedeniyle yaşadıkları dram açısından incelemektedir.Master Thesis Peter Ackroyd'un The Biography eserinde kentin grotesk, gotik ve karnavalesk temsili(2016) Ay, Fisun Çelik; Tekin, KuğuBu çalışmanın amacı Peter Ackroyd'un London: The Biography adlı eserinde, kent ve kent insanları arasındaki bağlantı ve şehir gerçeğinin yazında grotesk, gotik ve karnavalesk açıdan nasıl yansıtıldığını incelemektir. Peter Ackroyd'un bu eserinin incelenmesinde, kent ve kent insanlarının karşılıklı ve karmaşık etkileşimlerinin sonucunda, yazarlar için sınırsız bir kaynak olan kentin yaşayanlarıyla beraber çürümüş ve canavarlaşan bir coğrafyaya dönüştüğü öne sürülmektedir. Bu çalışmanın kuram bölümünde grotesk, gotik ve karnaval kavramları çeşitli kuramcıların düşüncelerine yer verilerek tanımlanmıştır. Ayrıca bu bölümde diğer eleştirmenlerin fikirlerinin yanı sıra, Mikhail Bakhtin'in grotesk ve karnavalesk kavramları söz konusu eseri analiz bölümünde inceleyebilmek için açıklanmıştır. İlk analiz bölümünde, eserdeki kent kimliği, Mikhail Bakhtin ve Wolfgang Kayser'in grotesk tanımlarına ve diğer yazarların şehir ve grotesk söylem hakkındaki fikirlerine dayandırılarak incelenmiştir. İkinci analiz bölümünde ise Ackroyd'un kent tasvirindeki gotik öğeler tartışılmıştır. Son analiz bölümünde ise, London: The Biography'deki karnavalesk öğeler araştırılmıştır. Sonuç bölümünde, Ackroyd'un eserinde kent ve insanların birbirine bağlı oldukları ve kent insanlarının, içinde yaşadıkları kente dönüşerek, karanlık ve canavarlaştıran barbar kent tarafından biçimlendirildikleri kanıtlanmaktadır.Master Thesis The Mysteries Of Udolpho ve Jane Eyre Romanlarında Gotik Mekan ve Karakter Üzerine Bir Çalışma(2019) Mahgoob, Anas Waad; Tekin, KuğuBu çalışma Ann Radcliffe ve Charlotte Bronte'nin The Mysteries of Udolpho ve Jane Eyre başlıklı romanlarında gotik mekanlar ve karakterleri incelemektedir. Bu iki romanda da kadın baş karakterler kötü erkeklerin merhametsiz zalim davranışları ve baskılarına maruz kalmışlardır. Her iki romanda da baş karakterler, bir süreliğine olsa da, karanlık, gizemli, korkutucu, doğaüstü olayları deneyimlemek zorunda kalmışlardır. Çoğu Gotik romanda görüldüğü üzere kadın ve erkek arasındaki cinsiyet eşitsizliğine göre gücü elinde tutan taraf neredeyse her zaman erkek karakterlerdir. Güçlü erkek figürü kadının hayatını sefil bir hale dönüştürmede baş roldedir. Kadın ne zaman erkeğin iradesi dışında hareket etse ya da konuşsa ya fiziksel ya da psikolojik şiddete uğramaktadır. Ayrıca her iki romandaki gotik mekanlar kadın baş kahramanların acımasız erkek gücü karşısında hissettikleri korku duygusunu artırmaktadır. Kadının erkek tiranlığına gösterdiği tepki her iki romanın da ana konusudur. On sekiz ve on dokuzuncu yüzyıllarda iki kadın yazar tarafından yazılmış bu iki gotik roman kadının ataerkil toplumda bağımsızlığını kazanarak özgür bir birey olma mücadelesini aktarmaktadır. Bu tezin amacı sözü edilen romanlardaki gotik mekanların baş karakterler üzerinde yarattığı korkutucu etkiyi incelemektir çünkü korku duygusu her iki kahramanın içindeki mücadele ve direniş dürtüsünü tetiklemektedir. Her iki romanın sonunda baş karakterler kendi özgür iradelerine göre konuşup hareket edebilen bireyler olurlar ve böylece her iki romancının özlemini duyduğu, erkek egemen toplumda kadının özgür kimliğini ifade edebileceği bir alan sağlama arzusunun gerçekleştiği de görülür.Doctoral Thesis Margaret Atwood'un Antilop ve Flurya, Jeannette Winterson'ın Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi ve Richard K. Morgan'ın Değiştirilmiş Karbon'u Üzerine Transhumanist ve Eleştirel Posthumanist Bir Çalışma(2024) Yastıbaş, Gülşah Çınar; Tekin, KuğuBu tez, yirmi birinci yüzyılın distopik bilim ve spekülatif kurgu edebiyatındaki Margaret Atwood'un Antilop ve Flurya, Jeannette Winterson'ın Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi ve Richard K. Morgan'ın Değiştirilmiş Karbon isimli eserlerini, transhümanizm ve eleştirel posthümanizm bağlamında incelemektedir. İnsanın fiziksel, bilişsel ve psikolojik sınırlarını aşmak için geliştirilen ve transhümanizmle örtüşen teknolojileri, aynı zamanda eleştirel posthümanizm ile örtüşen etik, çevresel ve sosyo-politik kaygıları inceleyerek, bu tez, seçilen eserlerde transhümanist yaklaşımın tekno-iyimser vizyonu ile böyle bir vizyonun tekno-kapitalist toplumlarda ortaya çıkan benzeri görülmemiş sonuçları arasındaki çatışmayı göstermeyi amaçlamaktadır. Seçilen eserler, teknolojinin insan deneyimlerini ve diğer varlıklarla ilişkilerini şekillendirmedeki rolünü anlamak için analiz edilmekte ve nihayetinde insan olmanın ne anlama geldiğini yeniden tanımlanmaya yönelir. Bu tez, Julian Huxley, Max More, Nick Bostrom, Donna Haraway, N. Katherine Hayles ve Rosi Braidotti gibi önemli savunucuların görüşlerine dayanarak transhümanizm ve eleştirel posthümanizm teorik çerçevelerini kullanmaktadır. Bu analiz aracılığıyla tez, edebiyatın gelişmekte olan teknolojilere yönelik toplumsal bakış açılarını şekillendirme ve insanlığın geleceği üzerine eleştirel düşünmeyi tetikleme gücünü vurgulamaktadır. Transhümanizmin tekno-iyimser vizyonu ile posthümanizmin eleştirel bakış açılarını karşılaştıran bu tez, teknolojik ilerlemenin bireyler, toplum ve çevre üzerindeki daha geniş etkilerini dikkate alan dengeli bir yaklaşıma duyulan ihtiyacın altını çizmektedir. Çalışma nihayetinde, bu edebi eserlerin insan geliştirme teknolojileriyle ilişkili kaygıları nasıl yansıttığını ve bunlara karşı nasıl uyardığını göstermeyi ve hızlı teknolojik değişim çağında insanlığın potansiyel geleceğine dair incelikli bir anlayış sunmayı amaçlamaktadır.Master Thesis İmgesel Gerçekler: George Lamming'in In The Castle Of My Skin ve Edgar Mittleholzer'ın My Bones And My Flute Romanlarının Postkolonyal Ekopsikolojik Okuması(2024) Bora, Ceren; Tekin, KuğuBu tez, daha az çalışılan postkolonyal yazarların iki romanını hem ekoeleştirel hem de psikolojik bakış açılarından analiz etmeyi amaçlamaktadır. İki Karayip-İngiliz yazarın-George Lamming ve Edgar Mittelholzer- sömürge döneminde yazılmış romanlarının ekopsikolojik incelemesini içerir. Her iki roman da kültürel kimlik, kolonyal sömürü ve sömürgecilik sonrası manzaranın betimlenmesi sorunlarını irdelemektedir. Bu iki romancının postkolonyal kaygılarla birlikte ekolojik ve psikolojik sorunlarla nasıl baş ettikleri araştırılmaktadır. Eklektik/disiplinler arası teorik bir okuma yoluyla kültürel kimlik, doğa ve benliğin araştırılması ve betimlenmesi açısından iki roman arasındaki benzerlikler ve farklılıklar vurgulanmaktadır. Sonuç bölümünde de önerildiği gibi, her iki yazar Karayipler bağlamındaki sosyal zorlukların, eşitsizliklerin, çevresel sorunların ve adaletsizliklerin birbiriyle bağlantılı olduğunu ve bu nedenle kapsamlı bir okuma gerektirdiğini göstermektedir. Bu iki roman, doğal ve toplumsal dünyalardaki etkileşimle ilişkili olarak farklılıkların ve bireyselliğin ruhsal bütünlüğüne ilişkin geleneksel anlayışı yeniden inşa etme ve onunla uzlaşma girişimleridir. Bu bağlamda bu tez, her iki romanın psikolojik, ekolojik ve sömürge sonrası kimlik sorunu bağlamında disiplinler arası bir okuma ile bu konularda iki roman arasındaki benzerlik ve farklılıkları göstermektedir.Doctoral Thesis Hilary Mantel'in Every Day Is Mother's Day (1985), Doris Lessing'in Beşinci Çocuk (1988) ve Jodi Picoult'nun Cam Çocuk (2009) Eserlerinde Annelerin Engelli Çocuk Yetiştirme Deneyimi(2025) Semercioğlu, Pelin Duygu Aksu; Tekin, KuğuBu tez, Hilary Mantel'in Every Day is Mother's Day (1985), Doris Lessing'in Beşinci Çocuk (1985) ve Jodi Picoult'nun Cam Çocuk (2009) adlı eserlerinde engelli çocukların annelerini incelemeyi amaçlamaktadır. Engelli çocukların annelerinin karşılaştığı zorluklar ele alınırken, annelik deneyimleri ve çocuklarıyla olan ilişkileri, ailelerde babaların rolleri, engelliliğin temsili ve romanların geçtiği zamanlardaki sosyal, eğitim ve sağlık hizmetlerinin işlevleri de tartışılacaktır. Bu tez engelli çocukların annelerinin yaşadığı zorlukların, esasen, toplumsal düzenin ataerkil yapısından kaynaklandığını ve bu düzenin büyük ölçüde engelsiz heteroseksüel erkek bireyler için tasarlandığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, tez annelik ve feminist engelli çalışmalarını temel almakta olup, Judith Butler'ın Performativite Kuramı ve Rosemarie Garland Thomson'ın Feminist Engellilik Kuramına referansla bir inceleme gerçekleştirmektedir. Butler'a göre toplumsal cinsiyet rolleri, tekrar eden pratikler sonucunda şekillenir ve norm olarak kabul edilir; dolayısıyla doğal değil, toplumsal olarak inşa edilmiştir. Garland Thomson ise engelliliğin fiziksel değil, toplumsal olarak inşa edildiğini öne sürer. Bu yüzden, bireyleri engelli kılan fiziksel ya da bilişsel farklılıklar değil, toplumun engelsiz bireyler için tasarlanmış yapıları olduğu savunulmaktadır. Bu çalışma, geleneksel aile yapısı içinde annelerden ideal annelik sergilemelerinin beklendiğini ve bu durumun annelerin omuzlarına ağır bir yük olduğunu öne sürmektedir. Ayrıca, engelli bir çocuğa annelik etmenin, aile içi dinamikler ve toplumsal yapı göz önünde bulundurulduğunda, çok daha fazla zorluk içerdiği tartışılmaktadır. Seçilen romanlar aracılığıyla, bu tezin, engelli çocukların annelerinin karşılaştığı zorlukların temelinde toplumsal normların yattığını ve bu normların, anneleri çocuklarının birincil bakım sağlayıcısı olarak konumlandırdığını ve, bunun yanı sıra, babaların aile içindeki yokluğu ve sosyal, eğitim ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği, annelerin çocuklarını yetiştirirken daha fazla zorluk yaşamasına neden olduğunu bulmayı amaçlar.Article Towards an Uncertain Future: Brexit Satirised in Ian Mcewan’s the Cockroach(2022) Tekin, Kuğu; Turgut, Zeynep RanaIan McEwan’s 2019 novella, The Cockroach, which is considered a product of “brexlit,” is a bitter satire of British politicians’ Brexit project. According to the author, the rising waves of ultranationalism, seasoned with British politicians’ unreasonable populist discourse, drifted Britain out of the European Union. In the novella, McEwan’s chosen medium in criticising Britain’s status quo ante Brexit is satire. Due to its corrective nature, satire tends to repair and/or reform prevailing ills. However, in The Cockroach, McEwan does not intent to correct the troubles brought to Britain by Brexit, which he sees as the manifestation of stark irrationality. Indeed, political humour accompanies McEwan’s exclusive satirical style, for the author was aware of the fact that the British Conservative Party’s political slogan – “Get Brexit done” – had already fulfilled its mission by the time he was writing The Cockroach. Thus, this article follows the fictional route drawn by McEwan in The Cockroach in presenting how the bilateral association of populism and jingoism can darken the future vision of a country whose parliamentary democracy has a history of almost two centuries.Article Hanif Kureishi’nin Son Söz’ü: Kurgusal Biyografi Sanatı(2020) Tekin, KuğuHanif Kureishi’nin 2014’te yayımlanan romanı Son Söz bir “anahtarlı roman” örneğidir. Kureishi bu eserinde postkolonyal edebiyatın dünyaca tanınmış bir yazarını, V.S. Naipaul’u, “Mamoon Azam” takma adı ile okuyucuya sunar. Bu makale modern biyografi yazarı rolünü üstlenen Kureishi’nin, bir bireyin yaşamı ile ilgili gerçekleri kaydederken, nesnel bir tarihçiden ziyade bir sanatçı olarak konuyu ele alış biçimini inceler. Kureishi, ana karakterinin edebiyatla olan ilişkisine ve özel yaşamına yön veren olayları doğrudan nakleden yazar olmaktan özenle kaçınır. Yazarın amacı Mamoon Azam olarak kurgulanan edebiyat ustasının gerçek hayattaki karşılığı olan V.S. Naipaul’un portresine ışık tutmaktır. Bu makale özellikle Kureishi’nin biyografi yazımında kullanmayı tercih ettiği yapısal metotları ve modern biyografi yazarının karşılaşabileceği olası zorlukları inceler. Yazar, yavan, güçlükle okunan sadece bilgilendirmeye dayanan bir yaşam öyküsü yazmak yerine konusuna bir sanatçı duyarlılığı ile yaklaşır ve böylece modern biyografi yazarının zanaatkârdan sanatçıya dönüşümünü aktarır. Makalenin son bölümü ise batıda yaşayıp üreten etnik yazarların bir temsilcisi olarak Kureishi’nin iki ayrı kültür arasındaki konumunu tartışır.Article Atlas’ın Yükü Adlı Eserinde Hileci Yazar Jeanette Winterson(2021) Adiguzel, Leyla; Tekin, KuğuHileci, İsviçreli psikiyatr Carl Gustav Jung tarafından ilk kez ortaya atılan arketip kavramının önde gelen örneklerinden biridir ve genel olarak bireylerin karakterlerindeki bayağı özellikler olarak tanımlanır. Bununla birlikte çağdaş edebiyatta hileci arketipi; kurnaz, doğruyu söyleyen, hikâye anlatıcısı ve evrenin yasalarıyla oynayan bir dönüştürücü olarak tanımlanmaktadır. Hileci figür, gerçeği körü körüne kabul etmeyi reddeder; modası geçmiş zihniyetin yeri geldiğinde yıkılması gerektiği görüşünü savunur. Yıkıcı tutumuna rağmen kültürlerin tasarımına katkısından dolayı saygı duyulur. Jeanette Winterson’ın Atlas ve Herakles mitini tekrar kaleme aldığı Weight (Atlas’ın Yükü) adlı eseri, 2005 yılında farklı kültürlere ait mitleri tanınmış yazarlara yeniden yazdıran Canongate Myth Series projesi kapsamında yayınlandı. İngiliz edebiyatının önde gelen yazarlarından biri olan Winterson; titizlikle yazdığı hibrit kurgusunda, epik gelenekleri çeşitli edebi araçlar ve farklı türlerin karışımı ile yapı bozuma uğratır. Yazar, çok katmanlı eserinde gerçekte kendisini özdeşleştirdiği mitolojik kahraman Atlas üzerinden hikâyesini anlatır. Bu çalışma, eski miti yeniden kaleme alma sürecinde, kurnaz ve bilge bir dönüştürücü ve öykü anlatıcısı olarak Jeanette Winterson'ın hileci-sanatçı yönüne dikkat çekmeyi amaçlamaktadır.Master Thesis Yeni Şişelerde Yıllanmış Şarap: Jeanette Winterson'ın Tutku ve Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi Romanlarında Biyolojik Cinsiyet, Toplumsal Cinsiyet ve Kimlik(2022) Özen, Fadime Cansu Palamutçu; Tekin, KuğuBu tezin amacı, Jeanette Winterson'ın seçilen romanlarda yarattığı zaman çizelgesi ve karakterler aracılığıyla biyolojik cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve kimlik kavramlarının nasıl evrildiğini göstermektir: İkinci romanı Tutku ve son yapıtlarından biri olan Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi. Her iki romanda da Winterson, metinlerarasılık, parodi ve zamansal çarpıtma gibi çeşitli postmodern unsurları kullanır; böylece kurmaca yazınındaki geleneksel teknikleri altüst eder. Winterson, Tutku romanında, Henri ve Villanelle adlı iki adet hikaye anlatıcısı yaratır, atfedilen cinsiyet rollerini değiştirir ve biyolojik cinsiyet ile toplumsal cinsiyet arasındaki sınırları bulanıklaştırır. Dolayısıyla bu tez, toplumsal olarak kadınlardan ve erkeklerden beklenenlerin nasıl farklılaştığına odaklanmakta ve bu inşa edilmiş rollerin performatif doğasının altını çizmektedir. Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi'nde iki anlatıcının yanı sıra iki farklı zaman dilimi de vardır. İlk hikaye, annesi feminist hareketin öncülerinden Mary Wollstonecraft olan Mary Shelley tarafından anlatılır. İkinci anlatıcı, varlığı, cinsiyet rolleri ve değişken kimlikler hakkında çok daha geniş bir perspektif sunan trans doktor Ry Shelley'dir. Dolayısıyla bu tez, ilgili teorilerin ve argümanların ışığında, biyolojik cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve kimlik kavramlarının analizini Winterson'ın karakterleri aracılığıyla sunmayı amaçlamaktadır. Onların deneyimleri, 'yıllanmış bir şarabı yeni şişelere koymanın' hiçbir anlamı olmadığının altını çizer çünkü ikili sistemlerin her zaman 'Öteki' bir tarafı olmuştur. Bu sebeple, bu çalışma, bilindik eski ikili sistemler için üretilen yeni etiketlere rağmen, hetero-ataerkil sistemin kökünün aynı kaldığını da göstermektedir.

