11 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 11
Master Thesis The Mysteries Of Udolpho ve Jane Eyre Romanlarında Gotik Mekan ve Karakter Üzerine Bir Çalışma(2019) Mahgoob, Anas Waad; Tekin, KuğuBu çalışma Ann Radcliffe ve Charlotte Bronte'nin The Mysteries of Udolpho ve Jane Eyre başlıklı romanlarında gotik mekanlar ve karakterleri incelemektedir. Bu iki romanda da kadın baş karakterler kötü erkeklerin merhametsiz zalim davranışları ve baskılarına maruz kalmışlardır. Her iki romanda da baş karakterler, bir süreliğine olsa da, karanlık, gizemli, korkutucu, doğaüstü olayları deneyimlemek zorunda kalmışlardır. Çoğu Gotik romanda görüldüğü üzere kadın ve erkek arasındaki cinsiyet eşitsizliğine göre gücü elinde tutan taraf neredeyse her zaman erkek karakterlerdir. Güçlü erkek figürü kadının hayatını sefil bir hale dönüştürmede baş roldedir. Kadın ne zaman erkeğin iradesi dışında hareket etse ya da konuşsa ya fiziksel ya da psikolojik şiddete uğramaktadır. Ayrıca her iki romandaki gotik mekanlar kadın baş kahramanların acımasız erkek gücü karşısında hissettikleri korku duygusunu artırmaktadır. Kadının erkek tiranlığına gösterdiği tepki her iki romanın da ana konusudur. On sekiz ve on dokuzuncu yüzyıllarda iki kadın yazar tarafından yazılmış bu iki gotik roman kadının ataerkil toplumda bağımsızlığını kazanarak özgür bir birey olma mücadelesini aktarmaktadır. Bu tezin amacı sözü edilen romanlardaki gotik mekanların baş karakterler üzerinde yarattığı korkutucu etkiyi incelemektir çünkü korku duygusu her iki kahramanın içindeki mücadele ve direniş dürtüsünü tetiklemektedir. Her iki romanın sonunda baş karakterler kendi özgür iradelerine göre konuşup hareket edebilen bireyler olurlar ve böylece her iki romancının özlemini duyduğu, erkek egemen toplumda kadının özgür kimliğini ifade edebileceği bir alan sağlama arzusunun gerçekleştiği de görülür.Master Thesis Yeni Şişelerde Yıllanmış Şarap: Jeanette Winterson'ın Tutku ve Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi Romanlarında Biyolojik Cinsiyet, Toplumsal Cinsiyet ve Kimlik(2022) Özen, Fadime Cansu Palamutçu; Tekin, KuğuBu tezin amacı, Jeanette Winterson'ın seçilen romanlarda yarattığı zaman çizelgesi ve karakterler aracılığıyla biyolojik cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve kimlik kavramlarının nasıl evrildiğini göstermektir: İkinci romanı Tutku ve son yapıtlarından biri olan Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi. Her iki romanda da Winterson, metinlerarasılık, parodi ve zamansal çarpıtma gibi çeşitli postmodern unsurları kullanır; böylece kurmaca yazınındaki geleneksel teknikleri altüst eder. Winterson, Tutku romanında, Henri ve Villanelle adlı iki adet hikaye anlatıcısı yaratır, atfedilen cinsiyet rollerini değiştirir ve biyolojik cinsiyet ile toplumsal cinsiyet arasındaki sınırları bulanıklaştırır. Dolayısıyla bu tez, toplumsal olarak kadınlardan ve erkeklerden beklenenlerin nasıl farklılaştığına odaklanmakta ve bu inşa edilmiş rollerin performatif doğasının altını çizmektedir. Frankissstein: Bir Aşk Hikayesi'nde iki anlatıcının yanı sıra iki farklı zaman dilimi de vardır. İlk hikaye, annesi feminist hareketin öncülerinden Mary Wollstonecraft olan Mary Shelley tarafından anlatılır. İkinci anlatıcı, varlığı, cinsiyet rolleri ve değişken kimlikler hakkında çok daha geniş bir perspektif sunan trans doktor Ry Shelley'dir. Dolayısıyla bu tez, ilgili teorilerin ve argümanların ışığında, biyolojik cinsiyet, toplumsal cinsiyet ve kimlik kavramlarının analizini Winterson'ın karakterleri aracılığıyla sunmayı amaçlamaktadır. Onların deneyimleri, 'yıllanmış bir şarabı yeni şişelere koymanın' hiçbir anlamı olmadığının altını çizer çünkü ikili sistemlerin her zaman 'Öteki' bir tarafı olmuştur. Bu sebeple, bu çalışma, bilindik eski ikili sistemler için üretilen yeni etiketlere rağmen, hetero-ataerkil sistemin kökünün aynı kaldığını da göstermektedir.Master Thesis Yoldaki Canlar: Mohsin Hamid'in Batı Çıkışı (2017) ve Kamila Shamsie'nin Kül Olmuş Gölgeler (2009) Eserlerindeki Birey Güvenliği ve Göç(2021) Kotık, Yasemen Özfındık; Tekin, KuğuBu çalışmanın amacı Mohsin Hamid'in Batı Çıkışı (2017) ve Kamila Shamsie'nin Kül Olmuş Gölgeler (2009) adlı eserlerinde insan güvenliği ve göç kavramlarının nasıl işlendiğini insan güvenliği paradigması, sömürge dönemi sonrası edebi eleştiri ve küreselleşme teorik çerçevelerini kullanarak açıklamaktır. 'İnsan güvenliği ve göç Batı Çıkışı ve Kül Olmuş Gölgeler adlı eserlerde ne şekilde ele alınmaktadır?' ve 'Batı Çıkışı ve Kül Olmuş Gölgeler adlı eserlerin insan güvenliği ve göç konularını işleme biçimleri arasında benzerlikler ya da farklılıklar var mıdır?' araştırma sorularını cevaplamayı amaçlayan bu tezde her iki roman da insan güvenliğinin yedi boyutuna göre incelenmiştir. Mohsin Hamid'in Batı Çıkışı eseri uluslararası göç ve insan güvenliği konularını Güney Asya'nın isimsiz bir ülkesinde yaşayan genç bir çiftin göç yolculuğuna odaklanarak sorunsallaştırmaktadır. Göç ironik bir biçimde bu genç çiftin güvenliklerini sağlayabilmelerinin tek çözümüyken, çıktıkları göç yolculuğunda daha da çok insan güvenliği sorunu ile baş etmek zorunda kalırlar. Benzer şekilde, Kamila Shamsie'nin Kül Olmuş Gölgeler eseri de Nagazaki'nin atom bombası ile bombalanması, Pakistan ve Hindistan'ın ayrılması, Afgan Savaşı ve 11 Eylül Saldırıları tarihi olaylarını ele alarak göç kavramını ve insan güvenliğini sorunsallaştırır.Batı Çıkışı'nda Nadia ve Saeed Doğu'dan Batı'ya sihirli kapılar yolu ile göç ederler ve gittikleri ülkelerde güvenlik tehditlerine ve ayrımcılığa maruz kalırlar. Kül Olmuş Gölgeler'de hayvanlar kimlik sembolü ve metaforu olarak fonksiyonel bir biçimde kullanılmalarının yanı sıra, insan güvenliğine atıfta bulunmak için kullanılmıştır. Her iki romanda da ana karakterlerin yaşadığı güvenlik problemlerinin karakterlerin hayatlarında bir dönüşüme neden olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Her iki roman da bireylerin deneyim ve temel insani ihtiyaçlarını ön plana almaktadır ve Batı Çıkışı ve Kül Olmuş Gölgeler eserlerinin insan güvenliğini işleme biçimleri benzerlik göstermektedir. Anahtar Kelimeler: İnsan Güvenliği, Göç, Batı Çıkışı, Kül Olmuş Gölgeler, Sömürge Dönemi Sonrası İngiliz EdebiyatıDoctoral Thesis Yeni Kolonyalizm: Anthills Of The Savannah, Devil On The Cross ve Shame'de ki Bağımsızlık Sonrası Açmazlar Üzerine Bir Çalışma(2019) Gümüş, Ersoy; Tekin, KuğuBu tezin amacı Chinua Achebe'nin Anthills of the Savannah, Ngugi wa Thiongo'nun Devil on the Cross ve Salman Rushdie'nin Shame eserlerinde yansıtılan post kolonyal toplumlardaki yeni kolonyalizm durumunu incelemek ve tartışmaktır. Achebe, Ngugi ve Rushdie dekolonizasyondan sonra eski sömürgecilerin yerini alan yerel burjuvazi ve elitlerin kullandığı politikaları eleştirmektedirler. Bağımsızlıklarını kazanmalarına rağmen, sözde bağımsız görünen eski sömürgeler kendilerini kontrol altında tutan batılı emperyalistlerin uygulamalarından kaçamamışlardır. Ancak batılı devletler bu kez farklı bir yöntem kullanmaktadırlar. Yani, eski kolonilerini denetimleri altında tutabilmek için bu ülkelerin yerel politik liderlerini kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya başlamışlardır ki bu da politik, sosyo-kültürel ve ekonomik çürümeye sebep olmaktadır. Bu cihetle, bu tez Achebe, Thiongo ve Rushdie'nin eserlerindeki büyük halk kitlelerinin imtiyazlı veya güçlü liderler tarafından ezilmesini ve sömürülmesini yansıtmayı amaçlamaktadır. Tez, bir giriş bölümü, üç alt bölümden oluşan bir kuram bölümüve her biri yukarıda belirtilen romanları inceleyen üç analiz bölümünden oluşmaktadır. Giriş bölümü sonraki bölümlerde incelenecek olan konuları genel olarak açıklamaktadır. Kuram bölümü Kwame Nkrumah, Frantz Fanon, Ania Loomba ve Elleke Boehmer gibi önde gelen edebi eleştirmenler ve kuramcılara göndermeler yaparak kolonyalizm, post kolonyalizm ve yeni sömürgecilik gibi ilgili kavramlara odaklanmaktadır. Bu bölüm ayrıca bu baskının yürütüldüğü kurum ve vasıtalara değinmektedir. Üç romanı inceleyen analiz bölümleri ise yeni kolonyalizmin ve sonuçlarının Kenya, Nijerya ve Pakistan'da nasıl yansıtıldığını incelemektedir. Sonuç bölümü ise incelenen romanlar da yeni kolonyalizmin kurum ve vasıta açısından farklılık göstermesine rağmen, verilen üç ülkenin de eski sömürgecilerden hiçbir farkı olmayan yerel liderler ve elitler tarafından sömürüldüğünü ortaya koymaktadır.Doctoral Thesis Virginia Woolf'un Mrs. Dalloway (1925), Orlando (1928), The Waves (1931), Between The Acts (1941) Romanlarında Modernist Kendini İfade Etme ve Varoluşsal Anlatı Teknikleri ve Stratejileri: Psikanalitik Bir Çalışma(2022) Ibnıan, Khaled; Tekin, KuğuBu tez Virginia Woolf'un eserlerinde öncelikle soliloquy ve monologların nasıl kullanıldığını incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda tez özellikle kişinin kendi varlığı, çevresi ve hatta evren ile derinlikli bir iletişim kurabilmesinde kullanılan anlatı teknik ve stratejilerini tartışmaktadır. Woolf'un eserlerindeki bu derin vizyonlar ve deneyimler, metinlerin kapsamlı bir şekilde okunmasını sağlarken, alt anlamların ve çağrışımların etkilerini, tüm bunların yaşam felsefesi ve/veya gerçek benlik ve farkındalık ile ilgili olup olmadıklarını anlatmaktadır. Bu nedenle tez, yukarıda sözü geçen anlatı teknik ve stratejilerini Virginia Woolf'un dört romanında araştırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Virginia Woolf, psikanalitik kuram, anlatı teknikleri, monolog, soliloquyMaster Thesis Peter Ackroyd'un London: The Biography ve Dan Leno and the Limehouse Golem eserlerindeki şiddet şehri imgesinin gizeminin çözülmesi(2021) Bayrak, Zeynep Gülten; Tekin, KuğuBayrak, Zeynep Gülten. Peter Ackroyd'un London: The Biography ve Dan Leno and the Limehouse Golem eserlerindeki şiddet şehri imgesinin gizeminin çözülmesi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2021. Peter Ackroyd bir çok eserinde mekan olarak Londra'yı kullanır. Çalışmalarını sık sık Londra'da şiddet ve suç temasıyla birleştirir ve şehrin karakterler üzerindeki olumsuz etkilerini gözlemler. Bu tez, bilhassa şiddet ile Londra'nın sosyo-kültürel yapıları arasındaki ilişkisini Ackroyd'un bakış açısıyla inceler. London: The Biography ve Dan Leno and the Limehouse Golem analiz edilerek, ister kurgusal ister kurgusal olmayan bir eser olsun, Londra her zaman Ackroyd'un eserlerinde şiddete eğilimli bir canlı olarak betimlenir. Ackroyd'un eserlerinde Londra bir mekan olarak anlatılmaz, her zaman şehrin sakinlerini ve onların tarihteki, hatta günümüzdeki etkileşimlerini etkileyerek sürekli gelişim gösteren şiddete meyilli ve yozlaşmış bir tabiat olarak kabul edilir. Birinci bölümde, suç romanı türündeki gelişmeler incelenerek bu janr analiz edilirken, Londra sakinlerinin kurgusal şiddete ilgisi, Londra'nın şiddete meyilli ve karanlık karakteri açısından incelenmiştir. Ek olarak, edebiyatta şehir tasviri, imgeleri ve şehir sakinlerinin başından geçenler belirtilmiştir. Ayrıca Peter Ackroyd'un edebi kariyeri, 'İngiliz geleneği' olarak adlandırılan yazım stili ve yazarın bakış açısı incelenmiştir. Aynı zamanda bu bölümde, Ackroyd'un Londra'sı şiddete meyilli bir canlı olarak tasvir edilmiştir ve yazarın eserleri şehrin karanlık ve şiddet içeren doğasını gözler önüne sermiştir. İkinci bölüm, bazı teorisyenlerin şiddet teorileri ve görüşlerinden yararlanılarak şiddetin temelinin açıklanmasına ayrılmıştır. Ayrıca, şiddetin edebiyattaki yeri ve acımasızlık içeren edebi bir araç olarak önemi tanımlanmıştır. Üçüncü bölüm, Ackroyd' un London: The Biography ve Dan Leno and the Limehouse Golem adlı eserlerindeki şiddet tasvirini incelemiştir. Ayrıca acımasız bir şehir olarak Londra, şehrin vahşeti ve acımasızlığı ile şekillenen Londralılar analiz edilmiştir. Sonuç bölümünde, Londra'nın Ackroyd'un her iki eserinde de irrasyonel ve vahşet dolu bir şehir olarak sunulduğu sonucuna varılmıştır. Ackroyd'un iki eseri, yazarın birçok eserinde olduğu gibi, kentin Londralılar üzerindeki olumsuz etkilerini ve Londralıların barbarlığı ile Londra'nın vahşi doğası arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Şehir ve edebiyat, Peter Ackroyd, Londra, şiddet, vahşet, LondralılarMaster Thesis Ondokuzuncu Yüzyıl Britanya Romanında Marxist Açıdan Sınıf Mücadelesi: North And South, Middlemarch And The Way We Live Now(2017) Riaz, Adnan; Tekin, Kuğu; Tekin, Kuğu; Tekin, Kuğu; Department of English Language and Literature; Department of English Language and LiteratureBu tez, Gaskell'ın North and South, George Eliot'ın Middlemarch ve Anthony Trollope'un The Way We Live Now kitaplarındaki sınıf çatışmasını çalışmayı amaçlamaktadır. Tez özellikle, Karl Marx'ın fikirlerinin, ekonomik aktivitelerde ve üretimdeki mevcut değişimler yüzünden değişime eğilimli olan sınıf çıkarları ve sınıf gerilimi üzerine uyarlanmasına odaklanmaktadır. Sınıf ilişkilerini ve sahip olunup/ sahip olunmayanları etkileyen kurumsal, dini ve politik gelişmeleri içeren problemlere dair bu kitaplardaki fikirlerin şekil almasıyla ilgili fikirler paylaşmaktadır. Aynı zamanda, kendine bir yer edinmiş yazarların eğilimleri ve bahsedilen kitaplardaki açık şekilde belirtilmiş ya da ima edilmiş fikirleri analiz edilmektedir. Marx'ın fikirleri sosyal yapıdaki her hangi bir hareket için atış rampası işlevi gören 'Base' e dayandığı için, tez 'para' ve 'güç' kavramlarının bu kitaplardaki zaman dilimindeki diğer sosyo-kültürel aktiviteler üzerindeki etkisine aynı lenslerden bakar. Bahsedilen yönlere Marxist eleştiriler açısından bakılacaktır. Teorik bölüm, tezin ileri kısımlarındaki detaylı bir biçimde tartışılan bölümlere göre Marxist fikirleri incelikle anlatmaktadır. Çalışma, ekonomik faktörlerden etkilenen din, politika, kültür ve aile yaşamı gibi başlıkları içermektedir. Bu tezde çalışılan/ incelenen kitapların üçü de 21 yıllık bir zaman diliminde basılmıştır. Üç yazarın ana amacı zamanlarının sosyal, ekonomik ve politik meseleleridir ve sınıf çatışması, materyalizm ve yükselen kapitalizm gibi ortak temaları o zamanın tam bir resmini çizmekle kalmaz aynı zamanda da tarihi yeniden canlandırır. Görüldüğü gibi roman türünün ortaya çıkması ve yaygınlaşması sanayicilik ile kesişmektedir. Denilebilir ki, insan gücünü, ahlaki değerleri ve etiği ikincilleştiren güçlü ekonomik patlama, yeni sınıf oluşumlarına sebebiyet vermiştir. Son olarak, sınıf mücadelesi, ona bağlı etkiler ve kapitalin manipüle edici gücü tezin son bölümünde kanıtlanmaktadır.Master Thesis Mohsin Hamid'in 'the Reluctant Fundamentalist' ve Jhumpa Lahiri'nin 'the Namesake' Adlı Eserleri Üzerine Göçmen Kimlik Krizine İlişkin Postkolonyal Bir Okuma(2022) Akyüz, Hakan; Tekin, KuğuMohsin Hamid ve Jhumpa Lahiri, The Reluctant Fundamentalist ve The Namesake romanlarında göçmenlerin kimlik bozukluğunu resmeden iki yazardır. The Reluctant Fundamentalist'te 11 Eylül saldırılarının baş karakter olan Changez- New York'ta yaşayan Pakistanli bir göçmen – üzerindeki etkisi ve onun ve Müslümanların ABD'deki kimlik krizinin ana nedenleri inceliyor. Tartışma için Frantz Fanon'un kimlik görüşleri ve Edward Said'e ait Oryantalizm kullanılmıştır. Homi Bhabha'nın The Third Space ve Hybridity eserleri ve Stuart Hall'a ait 'Diaspora', ABD'deki Bengalli göçmelerin diasporik durumlarında kullanılıyor. Bu tez, ABD'deki hayatlarını, eski ve yeni arasında mücadele ettikleri kimlik bozukluğundan muzdarip olduklarını hayal eden Asyalı göçmenler fikrini veriyor. Romanların kahramanları, kendi yerel kültürleri ile üstün gibi görünen ev sahibi (Amerikan) kültürü arasında melez bir kültürel alan işgal eder. Bu tez, göçmene genellikle istenmeyen bir davetsiz misafir olarak davranan yeni bir kültüre girmesinden kaynaklanan kimlik krizini araştırır. Güney Asyalı göçmenlerin Amerikan kültürü ile yerli kültürleri arasında farklılığın yarattığı travmatik deneyimler, postkolonyal kültüre uyarlamak isteyen iki kahramanın kültürel tutumlarının geçiş aşamaları üzerinde durmaktadır.Master Thesis Karayip Diyasporasındaki Yuva Özlemi Kavramının Britanya Romanlarında Temsili: Andrea Levy'nin Limonun Meyvesi ve Caryl Phillips'in Son Yolculuk Romanları(2020) Yalçın, Nazlı Elif; Tekin, KuğuBu çalışma, yuva özlemi kavramının Karayip diyasporasına mensup bireylerdeki etkilerinin, özellikle Andrea Levy'nin Limonun Meyvesi (1999) ve Caryl Phillips'in Son Yolculuk (1985) romanlarındaki ana karakterler üzerindeki etkilerinin incelenmesini amaçlamaktadır. Limonun Meyvesi'ndeki ana karakterin Jamaikalı göçmen bir ailenin Britanya doğumlu çocuğu olması ve Son Yolculuk'taki ana karakterin Karayipli bir göçmen olması, ana karakterlerin 'yuva' arayışlarındaki benzerlik ve farklılıkların izini sürmek için önemlidir.İkinci Dünya Savaşı'nın bitimini takip eden yıllarda, Britanya'ya olan büyük çapta göçlerin nedeni özellikle erişilecek bolluk ve zenginliğe olan ortak inançtan kaynaklanmaktaydı. Fakat Britanya'ya göç eden Karayipliler bambaşka bir gerçekle karşılaştılar ve birçoğu, Britanya doğumlu çocukları için de bir ikilem olan, 'yuvalarını' bulma çabasıyla yüzleştiler.Yuva özlemi birçok nedenin birleşmesinin sonucu olarak değerlendirilebilir. Bunlar; bir kişinin geçmişine aşina olmamasına, intizamsız aile bağlarına, şahsi ilişkilerindeki sorunlara ve hâtta eğitim geçmişlerine dayandırılabilir. En önemlisi ise, bir kişinin Britanya'da göçmen olmasıyla, göçmen bir ailenin Britanya doğumlu çocuğu olması arasındaki fark, 'yuvalarının' neresi olduğunu saptamalarındaki belirleyici faktör olabilir. Ancak her iki taraf da ırkçılık ve ayrımcılığa uğrayabilir ve çoğunluğa ait hissetmekte zorlanabilir. Birey kendini köksüz hissettikçe ve bir yerle kendini özdeşleştiremedikçe, duygusal buhran ve neticede kimlik kriziyle karşı karşıya kalabilir. Limonun Meyvesi ve Son Yolculuk'taki ana karakterlerin ikisi de yuva özleminin yol açtığı hislerden rahatsız olmuşlardır ve huzursuzluklarını gidermek için yollar aramaktadırlar. Bu çalışma, bir giriş, dört ana bölüm ve bir sonuç bölümünden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, 'yuva' kelimesinin çağrışımları, tezin genel hatları ve her bölümün özeti sunulmuştur. Anahtar Sözcükler Sömürgeleşme sonrası Edebiyatı, Karayip diyasporası, yuva özlemi, ırk, kimlik kriziDoctoral Thesis Keats, Tennyson ve D. G. Rossetti'nın Eserlerindeki Şiir Sanat ve Gerçeklik Doğruluk Arasındaki Estetik İlişki(2017) Asıatıdou, Anna; Tekin, KuğuBu tezin amacı, estetik algılar ve gerçeklik algısı arasındaki ilişkiyi John Keats, Alfred L. Tennyson ve D.G. Rossetti şiirleri aracılığıyla sanat, güzellik ve gerçeklik kavramlarını felsefi ve edebi tartışmalarla bağdaştırarak incelemektir. Tez, Keats, Tennyson ve D.G.Rossetti'nin eserleriyle ilgili yapılan estetik yorumları meydana getiren estetik geleneği ve estetiğin yeni kullanımlarına esin kaynağı olan uygulamaları tartışır. Bu tez özellikle on dokuzuncu yüzyıl estetik algısına yoğunlaşır çünkü bu yüzyıl, estetiğin bir akım haline geldiği tarihsel bir dönemdir. Ayrıca tezde görülüyor ki, estetik uzun bir felsefi ve edebi eleştiri döneminin biçimlendirdiği, üzerinde tartışılabilir bir kavramdır ve bu kavramın içeriği çeşitli sanatsal kullanımlarla biçimlenmiş ve biçimlenmeye devam etmektedir. Bu bakımdan estetik, gelişimi devam eden bir kavramdır. Estetiğin doğası ve şiirdeki ilgili uygulamaları, kavramın etkileri, sapmaları ve gerçekle olan ilişkisi bağlamında tezde tartışılır. Bu tezin temel felsefi yapısı Platon'un estetik ve gerçeklik felsefesinin çağdaş bir yorumla değerlendirilmesine dayanır ve sanat ve gerçeklik arasındaki ilişki ve gerçeklikle ilgili yeni algıları özgür sanatsal ifade aracılığıyla yansıtır. Tezin sonuç bölümünde görülüyor ki, sanat, gerçeğin anlık ve/veya farklı algılanışı olası kılan estetikle ilgili kapsamlı, katmanlı ve esin kaynağı olan uygulamaların ifade edildiği alandır. Sonuç olarak, sanat algısının bu şekildeki oluşumu, sanatın doğası ile gerçekliğin doğasının bağlantılı olduğunu göstermektedir.
