18 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 18
Master Thesis Peter Ackroyd'un The Biography eserinde kentin grotesk, gotik ve karnavalesk temsili(2016) Ay, Fisun Çelik; Tekin, KuğuBu çalışmanın amacı Peter Ackroyd'un London: The Biography adlı eserinde, kent ve kent insanları arasındaki bağlantı ve şehir gerçeğinin yazında grotesk, gotik ve karnavalesk açıdan nasıl yansıtıldığını incelemektir. Peter Ackroyd'un bu eserinin incelenmesinde, kent ve kent insanlarının karşılıklı ve karmaşık etkileşimlerinin sonucunda, yazarlar için sınırsız bir kaynak olan kentin yaşayanlarıyla beraber çürümüş ve canavarlaşan bir coğrafyaya dönüştüğü öne sürülmektedir. Bu çalışmanın kuram bölümünde grotesk, gotik ve karnaval kavramları çeşitli kuramcıların düşüncelerine yer verilerek tanımlanmıştır. Ayrıca bu bölümde diğer eleştirmenlerin fikirlerinin yanı sıra, Mikhail Bakhtin'in grotesk ve karnavalesk kavramları söz konusu eseri analiz bölümünde inceleyebilmek için açıklanmıştır. İlk analiz bölümünde, eserdeki kent kimliği, Mikhail Bakhtin ve Wolfgang Kayser'in grotesk tanımlarına ve diğer yazarların şehir ve grotesk söylem hakkındaki fikirlerine dayandırılarak incelenmiştir. İkinci analiz bölümünde ise Ackroyd'un kent tasvirindeki gotik öğeler tartışılmıştır. Son analiz bölümünde ise, London: The Biography'deki karnavalesk öğeler araştırılmıştır. Sonuç bölümünde, Ackroyd'un eserinde kent ve insanların birbirine bağlı oldukları ve kent insanlarının, içinde yaşadıkları kente dönüşerek, karanlık ve canavarlaştıran barbar kent tarafından biçimlendirildikleri kanıtlanmaktadır.Master Thesis The Mysteries Of Udolpho ve Jane Eyre Romanlarında Gotik Mekan ve Karakter Üzerine Bir Çalışma(2019) Mahgoob, Anas Waad; Tekin, KuğuBu çalışma Ann Radcliffe ve Charlotte Bronte'nin The Mysteries of Udolpho ve Jane Eyre başlıklı romanlarında gotik mekanlar ve karakterleri incelemektedir. Bu iki romanda da kadın baş karakterler kötü erkeklerin merhametsiz zalim davranışları ve baskılarına maruz kalmışlardır. Her iki romanda da baş karakterler, bir süreliğine olsa da, karanlık, gizemli, korkutucu, doğaüstü olayları deneyimlemek zorunda kalmışlardır. Çoğu Gotik romanda görüldüğü üzere kadın ve erkek arasındaki cinsiyet eşitsizliğine göre gücü elinde tutan taraf neredeyse her zaman erkek karakterlerdir. Güçlü erkek figürü kadının hayatını sefil bir hale dönüştürmede baş roldedir. Kadın ne zaman erkeğin iradesi dışında hareket etse ya da konuşsa ya fiziksel ya da psikolojik şiddete uğramaktadır. Ayrıca her iki romandaki gotik mekanlar kadın baş kahramanların acımasız erkek gücü karşısında hissettikleri korku duygusunu artırmaktadır. Kadının erkek tiranlığına gösterdiği tepki her iki romanın da ana konusudur. On sekiz ve on dokuzuncu yüzyıllarda iki kadın yazar tarafından yazılmış bu iki gotik roman kadının ataerkil toplumda bağımsızlığını kazanarak özgür bir birey olma mücadelesini aktarmaktadır. Bu tezin amacı sözü edilen romanlardaki gotik mekanların baş karakterler üzerinde yarattığı korkutucu etkiyi incelemektir çünkü korku duygusu her iki kahramanın içindeki mücadele ve direniş dürtüsünü tetiklemektedir. Her iki romanın sonunda baş karakterler kendi özgür iradelerine göre konuşup hareket edebilen bireyler olurlar ve böylece her iki romancının özlemini duyduğu, erkek egemen toplumda kadının özgür kimliğini ifade edebileceği bir alan sağlama arzusunun gerçekleştiği de görülür.Master Thesis Andrea Levy'nin Küçük Ada ve Monica Ali'nin Brick Lane Romanlarındaki Göç Söyleminin Yapısökümü(2022) Kutlu, Tuğba; Tekin, KuğuBu çalışma Andrea Levy'nin Small Island ve Monica Ali'nin Brick Lane adlı romanlarının detaylı bir analizini yaparak göç söyleminin yapı sökümünü amaçlamaktadır. Small Island İkinci Dünya Savaşı sonrası İngiltere'sinde Jamaikalı göçmenlerin durumunu gözler önüne sererken, Brick Lane Bangladeşli Müslüman-Asyalı göçmenlerin durumunu ele almaktadır. Bu iki roman farklı etnik kökenlerden ve kültürlerden insanları konu edinse de göçmenlere yönelik ırkçılık her ikisinde de ortak konudur. Small Island, ırkçılığın çoğunlukla siyah ve beyaz ayrımına dayandığı 1948'lerin savaş sonrası İngiltere'sinde geçmekte, ancak hikâye böyle bir ayrımın bu iki ırk arasında artan etkileşim sebebiyle yapılamayacağını gösterecek şekilde evirilmektedir. Benzer şekilde, Monika Ali'nin Brick Lane romanında ırkçılık İngiltere'de hala vardır ve savaştan yaklaşık elli yıl sonra zirve noktasındadır. Brick Lane'de ırkçılık konusunun değişen göçmenlere yönelik politikalar ile daha karmaşık bir hal almış olduğu görünmekte ve göç söylemi asimilasyon, entegrasyon ve çok kültürlü bir İngiltere'yi içermektedir. Her iki roman ortak nokta olarak ırkçılığı Londra'da farklı zaman süreçlerinde ele aldıklarından, göçmenlerle ilgili incelenen söylem değişen biçimleriyle ırkçılıktır. Bu inceleme kapsamında, göçmenlere yönelik ırkçılık söyleminin metinlere detaylı göndermeler yapılarak ve daha önce yapılan araştırmalara dayanılarak yapı sökümü sağlanmış ve ırkçılığın getirdiği ikili zıtlıklar yerine melezlik fikri sunulmuştur.Master Thesis D. H. Lawrence'ın Makineleşen Dünyada Mücadele Eden Karakterlerinin Ekoeleştirel Bir İncelemesi: Gökkuşağı ve Lady Chatterley'in Aşığı(2022) Oom, Büşra Tokmak; Tekin, KuğuBu çalışma Modernist bir yazar olan D.H. Lawrence'ın yirminci yüzyılda yazdığı Gökkuşağı (1915) ve Lady Chatterley'in Aşığı (1928) adlı romanlarını ekoeleştirel açıdan inceler. Endüstriyel devrimin hızla gelişerek insan hayatının her alanına yayıldığı bir dönemde yazılan bu eserler makineleşmenin doğa, insan ve toplum üzerindeki olumsuz etkilerini başkarakterlerin insanlarla, toplumla ve doğayla kurdukları ilişkileri inceleyerek ortaya koyar. İki eserin başkahramanları, doğa bilinci gelişmiş ve yaşadıkları dönemin olaylarına eleştirel açıdan bakabilen sıra dışı kadın karakterlerdir. İkisinin de ortak kaygısı, erkek egemen bir dünyada insanoğlunun icat ettiği makinelerle doğayı yok etmesi ve doğa ile insanın doğuştan var olan organik bağını kopararak özünü yitirmesidir. Geçmişte ihtişamından ve gücünden korktuğu doğadan Tanrının kollarına sığınan insan, geliştirdiği yıkıcı makinelerle doğayı kendisine boyun eğen bir hizmetkara dönüştürür. Doğa ile bağı kalmayan ve kurduğu kapitalist sisteme köle olan insan bencilleşerek her şeye kar odaklı yaklaşmaya başlar. Kadın/erkek ilişkileri de dahil olmak üzere insan ilişkileri sevgi ve uyumdan uzak, kişisel çıkar ve maddiyat üzerine kurulmuş sahte ilişkilere dönüşür. İnsanın doğasında ve toplumda oluşan bu trajik değişime sessiz kalamayan başkarakterler-Connie Chatterley ve Ursula Bragwen- çareyi yalnızlıkta ve yozlaşan toplumdan geriye kalan bir parça doğaya sığınmakta bulurlar. Ursula için bu kaçış kendi dünyasından olmayan bir erkekle evlenmeyi reddedip onun buyruğu altına girmekten kaçınmak iken, Connie için üst sınıfı temsil eden kocasını ve ona sunduğu zengin hayatı terk edip kendi ruhuna hitap eden ve bedensel arzularını tatmin eden alt sınıftan bir erkekle doğanın içinde sakin ve sade bir hayat kurmak olur.Doctoral Thesis Displacement and Fluid Identities in Little Bee, Shooting Kabul and Exit West(2021) Rıaz, Adnan; Tekin, KuğuGünümüzde yaşanan göç dalgaları, uluslararası toplumun yerli kültürlere bakış açısını yeniden şekillendirdi. Göçmen kültürü, ulus-devletlerin değerlerini, kültürlerini ve normlarını bir dereceye kadar seyrelterek onlara meydan okumaktadır. Tez, göçün keyfi bir seçim olmaktan ziyade kapitalizm ve küreselleşmenin sonucu olarak ortaya çıkan bir zorunluluk olduğuna odaklanmaktadır. Başlıca suçlular olan sömürgecilik ve yeni-sömürgecilik araçları, zayıf ulusların, gelişmiş dünyanın ekonomik ve politik çıkarlarını beslemek için sömürülmesinde kullanılmaktadır. Kültürel ve ekonomik parazitler olarak görülen mültecilere sığındıkları gelişmiş ülkelerde nefretle bakılmaktadır. Little Bee Shooting Kabul ve Exit West romanları mevcut göç krizini mercek altına almaktadır. Žižek ve Agamben'in göçmenlerin doğuşu ve hak mücadelelerine ilişkin görüşlerinin de desteğiyle bu tez, konu ve kuramlar arasında bir paralellik kurmaktadır. Little Bee çok uluslu şirketlerin faaliyetlerinin kurbanı olan genç bir mülteci kızın mücadelelerini anlatmaktadır. Hikâyede genç kız her ne kadar Birleşik Krallık'a ulaştıktan sonra olumlu ilişkiler kurmaya çalışsa da yetkililer onu mülteci kimliğini kanıtlayan belgeleri göstermediği nedeniyle sınır dışı eder. Shooting Kabul Afganların, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin çekilmesinin ardından Taliban'ın Kabil'i ele geçirmesiyle savaştan zarar gören Afganistan'dan gidişlerini anlatmaktadır. Eserde göçmen kültürünün derin köklülüğü, göçmenlerin ev sahibi kültüre meydan okuma biçimleri ve göç sonrası yaşam betimlenmektedir. Exit West dini fanatikler tarafından istila edilen mültecilerin vatanının kasvetli bir resmini çizmektedir. Vatandaşlar her ne kadar Batı yaşam modelini kopyalamaya çalışsalar da ekonomik ilerleme ve barış sağlayamazlar. Ancak roman, korkunç bir savaşın ardından göçmeyip yurtta kalanlar ve göç edenlerin yeniden buluşup yakınlaşmalarıyla olumlu bir hava ile sona ermektedir.Doctoral Thesis Julian Barnes'ın Flaubert's Parrot, a History of the World in 10 ½ Chapters Ve the Sense of an Ending Eserlerinde Tarih Boyunca Gerçekliğin Ifadesi(2021) Demirtürk, Mehtap; Tekin, KuğuBu tezin amacı, Julian Barnes'ın kişisel, biyografik ve resmi tarihleri içeren eserleriyle, gerçek ve kurgu arasındaki çizgileri bulanıklaştırarak tarih boyunca gerçeğin ifadesini sunmaktır. Barnes postmodern edebiyat dünyasında hayli dikkat çekici yazarlardan biridir ve üç tarih dalında, gerçekliğin ifadesini postmodern bir bakış açısıyla geçmişi irdeleyerek sorunsallaştırmıştır. Bu çalışmada, Barnes'ın Flaubert's Parrot biyografik tarih örneği olarak incelenmiştir, A History of the World in 10 ½ Chapters adlı eseri ise resmi tarih örneği olarak analiz edilmiştir ve son olarak The Sense of an Ending adlı eseri kişisel tarihin bir örneği olarak tartışılmıştır. Bu tez, tarihin üç alt türünü analiz ederek, tarih veya geçmişte gerçeğin ne kadar güvenilmez, sorgulanabilir ve öznel olduğunu göstermeyi amaçlamaktadır. Barnes'ın bir dal olarak tarihe ironik bir yaklaşımı vardır ve üç romanında da tarihin/geçmişin geçerliliğini ve tarafsızlığını sorgulamaktadır. Tarihin üç dalından örnekler vererek, kişi geçmişi bireysel olarak da deneyimlese, tarih resmi kitaplarda yazılı da olsa, tarihin arkasında dini bir inanç da yatsa, geçmişte yaşananlara dair somut bir delil olmadığını iddia etmektedir. Biyografik, kişisel ve resmi tarihlerin özelliklerine işaret etmek için, bu tezde postmodernizmin onları nasıl sorunsallaştırdığına ve Julian Barnes'ın tarihi/geçmişi anlatırken postmodernizmin araçları olarak tarihsel üstkurmaca ve parodi üzerine Hutcheon'ın görüşlerini nasıl kullandığına işaret edilmiştir.Master Thesis Yoldaki Canlar: Mohsin Hamid'in Batı Çıkışı (2017) ve Kamila Shamsie'nin Kül Olmuş Gölgeler (2009) Eserlerindeki Birey Güvenliği ve Göç(2021) Kotık, Yasemen Özfındık; Tekin, KuğuBu çalışmanın amacı Mohsin Hamid'in Batı Çıkışı (2017) ve Kamila Shamsie'nin Kül Olmuş Gölgeler (2009) adlı eserlerinde insan güvenliği ve göç kavramlarının nasıl işlendiğini insan güvenliği paradigması, sömürge dönemi sonrası edebi eleştiri ve küreselleşme teorik çerçevelerini kullanarak açıklamaktır. 'İnsan güvenliği ve göç Batı Çıkışı ve Kül Olmuş Gölgeler adlı eserlerde ne şekilde ele alınmaktadır?' ve 'Batı Çıkışı ve Kül Olmuş Gölgeler adlı eserlerin insan güvenliği ve göç konularını işleme biçimleri arasında benzerlikler ya da farklılıklar var mıdır?' araştırma sorularını cevaplamayı amaçlayan bu tezde her iki roman da insan güvenliğinin yedi boyutuna göre incelenmiştir. Mohsin Hamid'in Batı Çıkışı eseri uluslararası göç ve insan güvenliği konularını Güney Asya'nın isimsiz bir ülkesinde yaşayan genç bir çiftin göç yolculuğuna odaklanarak sorunsallaştırmaktadır. Göç ironik bir biçimde bu genç çiftin güvenliklerini sağlayabilmelerinin tek çözümüyken, çıktıkları göç yolculuğunda daha da çok insan güvenliği sorunu ile baş etmek zorunda kalırlar. Benzer şekilde, Kamila Shamsie'nin Kül Olmuş Gölgeler eseri de Nagazaki'nin atom bombası ile bombalanması, Pakistan ve Hindistan'ın ayrılması, Afgan Savaşı ve 11 Eylül Saldırıları tarihi olaylarını ele alarak göç kavramını ve insan güvenliğini sorunsallaştırır.Batı Çıkışı'nda Nadia ve Saeed Doğu'dan Batı'ya sihirli kapılar yolu ile göç ederler ve gittikleri ülkelerde güvenlik tehditlerine ve ayrımcılığa maruz kalırlar. Kül Olmuş Gölgeler'de hayvanlar kimlik sembolü ve metaforu olarak fonksiyonel bir biçimde kullanılmalarının yanı sıra, insan güvenliğine atıfta bulunmak için kullanılmıştır. Her iki romanda da ana karakterlerin yaşadığı güvenlik problemlerinin karakterlerin hayatlarında bir dönüşüme neden olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Her iki roman da bireylerin deneyim ve temel insani ihtiyaçlarını ön plana almaktadır ve Batı Çıkışı ve Kül Olmuş Gölgeler eserlerinin insan güvenliğini işleme biçimleri benzerlik göstermektedir. Anahtar Kelimeler: İnsan Güvenliği, Göç, Batı Çıkışı, Kül Olmuş Gölgeler, Sömürge Dönemi Sonrası İngiliz EdebiyatıDoctoral Thesis Yeni Kolonyalizm: Anthills Of The Savannah, Devil On The Cross ve Shame'de ki Bağımsızlık Sonrası Açmazlar Üzerine Bir Çalışma(2019) Gümüş, Ersoy; Tekin, KuğuBu tezin amacı Chinua Achebe'nin Anthills of the Savannah, Ngugi wa Thiongo'nun Devil on the Cross ve Salman Rushdie'nin Shame eserlerinde yansıtılan post kolonyal toplumlardaki yeni kolonyalizm durumunu incelemek ve tartışmaktır. Achebe, Ngugi ve Rushdie dekolonizasyondan sonra eski sömürgecilerin yerini alan yerel burjuvazi ve elitlerin kullandığı politikaları eleştirmektedirler. Bağımsızlıklarını kazanmalarına rağmen, sözde bağımsız görünen eski sömürgeler kendilerini kontrol altında tutan batılı emperyalistlerin uygulamalarından kaçamamışlardır. Ancak batılı devletler bu kez farklı bir yöntem kullanmaktadırlar. Yani, eski kolonilerini denetimleri altında tutabilmek için bu ülkelerin yerel politik liderlerini kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya başlamışlardır ki bu da politik, sosyo-kültürel ve ekonomik çürümeye sebep olmaktadır. Bu cihetle, bu tez Achebe, Thiongo ve Rushdie'nin eserlerindeki büyük halk kitlelerinin imtiyazlı veya güçlü liderler tarafından ezilmesini ve sömürülmesini yansıtmayı amaçlamaktadır. Tez, bir giriş bölümü, üç alt bölümden oluşan bir kuram bölümüve her biri yukarıda belirtilen romanları inceleyen üç analiz bölümünden oluşmaktadır. Giriş bölümü sonraki bölümlerde incelenecek olan konuları genel olarak açıklamaktadır. Kuram bölümü Kwame Nkrumah, Frantz Fanon, Ania Loomba ve Elleke Boehmer gibi önde gelen edebi eleştirmenler ve kuramcılara göndermeler yaparak kolonyalizm, post kolonyalizm ve yeni sömürgecilik gibi ilgili kavramlara odaklanmaktadır. Bu bölüm ayrıca bu baskının yürütüldüğü kurum ve vasıtalara değinmektedir. Üç romanı inceleyen analiz bölümleri ise yeni kolonyalizmin ve sonuçlarının Kenya, Nijerya ve Pakistan'da nasıl yansıtıldığını incelemektedir. Sonuç bölümü ise incelenen romanlar da yeni kolonyalizmin kurum ve vasıta açısından farklılık göstermesine rağmen, verilen üç ülkenin de eski sömürgecilerden hiçbir farkı olmayan yerel liderler ve elitler tarafından sömürüldüğünü ortaya koymaktadır.Doctoral Thesis Harold Pinter'ın Tiyatro Eserlerinin Foucault'nun İktidar ve Mekân Bağlamlarında İncelenmesi: Doğum Günü Partisi, Git Gel Dolap, Kapıcı, Sera ve Bir Tek Daha, Dağ Dili, Küller Küllere(2023) Keretli, Gülten Silindir; Tekin, KuğuBu tez, Harold Pinter'ın tiyatro eserlerinde, Michel Foucault'nun iktidar ve mekân teorileri bağlamında 'disipliner iktidar'dan 'otoriter iktidar'a geçişini incelemektedir. Foucault'nun panoptizm ve heterotopik mekânı bu amaca ulaşmakta kullanılacak yöntemler olacaktır. Pinter'ın ilk ve son dönem oyunları, iktidar siyasetinin yerel mekândan uluslararası mekâna geçişinin izini sürmek amacıyla seçilmiştir. Bu çalışma, Foucault'nun disipliner iktidarını ve 'öteki mekânları' Pinter'ın politik oyunları üzerinden bağlamsallaştırmaktadır. Siyasi içerik hapsetme, iktidar siyaseti ve gözetim gibi kilit kavramları bağlamsallaştırmak için bilinçli olarak seçilmiştir. Keith Peacock, Pinter üzerine kaleme aldığı kitabında, Pinter'ın oyunlarında siyasi bir ideolojiye sahip olmadığını, bunu Pinter'ın kendisinin dile getirdiğini söyler. Oyun yazarı bu tiyatro oyunlarının birer politik analiz olmadığını 'gizlenmemiş ahlâkî tiksintisini' dile getirdiğini vurgular. Peacock, ilk dönem oyunlarının 1950'lerin 'kurumsal' oyunları olduğunu ve son dönem oyunlarının 1980'lerin 'devlet' oyunları olduğunu öne sürer. Son dönem oyunları daha çok azınlık haklarının güçsüzleştirilmesi, Nazi katliamı, Amerika'nın diğer ülkeler üzerindeki hakimiyeti gibi uluslararası meseleler üzerinedir. Bu oyunlar Doğum Günü Partisi, Git Gel Dolap, Kapıcı, Sera ve Bir Tek Daha, Dağ Dili, Küller Küllere mekansal analize uygun oldukları için seçilmiştir. Mekân kuramcılarından Henri Lefebvre, 'mekân politik olduğu için bir mekân siyaseti vardır' der. Bu alıntı, esasen ortaya konmak istenen ana fikri özetlemektedir. Bu tez 'sapma heterotopyası' bağlamında hem panoptik bir ceza sistemini hem de heterotopya yani 'öteki bir mekân' olarak akıl hastanelerini, psikiyatri hastanelerini, hapishaneleri konuşlandırmaktadır. Sonuç olarak, bu tez yukarıda bahsi geçen Foucault kavramlarını Pinter'ın politik ve açık-politik oyunlarında örneklendirir ve yeni bir çerçeveye yerleştirmeyi amaçlar. Anahtar Sözcükler: panoptikon, heterotopya, Harold Pinter, politik drama, iktidar siyaseti.Master Thesis The Sandman'in Psikoanalitik Açıdan Yorumlanması: A Game Of You ve 'a Tale Of Two Cities'(2016) Dim, Oruç; Tekin, KuğuBu tezin amacı Neil Gaiman tarafından yazılan The Sandman'in beşinci cildi A Game of You ve sekizinci cildinde yer alan bir hikaye olan 'A Tale of Two Cities'te rüyaların temsil edilme biçimini incelemek ve bu temsil edilme biçiminin hangi yönlerden Sigmund Freud ve Carl Gustav Jung'un teorileri ile bağdaştığını ortaya çıkarmaktır. The Sandman, rüyaları ve rüyalar alemini kontrol eden tanrı-vari bir varlık olan Rüya karakterinin 'serüvenlerini' konu alan ve evreninin ana yapıtaşları karanlık fantezi, psikoloji, mitoloji ve modern zamanlardan geçmiş dönemlere insanlığın durumunu ele alan bir görsel romandır. Tezin kuram bölümün ilk kısmı S. Freud, C.G. Jung ve J. Lacan'ın psikoanalitik teorilerinden oluşmaktadır. İkinci kısımda ise çağlar boyunca rüya aygıtının edebi eserlerde kullanılması örneklerle işlenmektedir. Çizgi romanların ortaya çıkışı ve gelişimi ilk bölümün üçüncü kısmının ana konusudur, ve, buna ek olarak, Neil Gaiman'ın çizgi romanlar hakkındaki görüşleri de bu kısmın sonuna eklenmiştir. Tezin ikinci bölümü A Game of You ve 'A Tale of Two Cities'in analizlerinden oluşmaktadır. Analitik bölümün ilk kısmında, A Game of You C.G. Jung'un psikoanalitik teorileri doğrultusunda analiz edilmiş ve yorumlanmıştır, ancak bu yalnızca temaların, karakterlerin veya anlatımın analizi değildir: Neredeyse her panel, her diyalog, her mekan ve olay, Jung'un psikonalitik teorileriyle bağıntılı alt metni bütünlüğüyle gün ışığına çıkartma amacıyla Jung'un teorilerine göre analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. İkinci bölümün son kısmında birbirleriyle bağlantılı modernist ve Freudyen alt metinlerin ilişkisi üzerinde durulmuştur. Aynı analiz ve yorumlama prensipleri bu kısım için de geçerlidir. Her iki hikayede de rüyaların temsil edilme biçiminin ve hikayeyi oluşturan diğer unsurların bahsi geçen psikoanalitik teorilerle bağdaştığı tespit edilmiştir. Tezin son kısmı olan sonuç kısmında yapılan tespitlere kısaca, bir özet teşkil edecek şekilde tekrar değinilmiş, neden 'panel panel analiz' metodu kullanıldığı açıklanmış ve The Sandman'in zamanın testine dayanan çok yönlü bir eser olarak çizgi romanların entelektüel anlamda güçlü edebi eserler olabileceğini bizlere hatırlattığından bahsedilmiştir.
