8 results
Search Results
Now showing 1 - 8 of 8
Master Thesis John Fowles'ın Fransız Teğmen'in Kadını ve Yaratık Adlı Eserlerinin Tarihyazımsal Üst-kurmaca Olarak İncelenmesi(2003) Soy, Özlem Şahin; Gültekin, Azade LerzanBu tezde yirminci yüzyılın ikinci yarısında teorize edilmiş olan tarihyazımsal üstkurmaca tekniği, bu tekniğin önde gelen uygulayıcılarından John Fowles'ın Fransız Teğmenin Kadını ve Yaratık adlı eserlerine uygulanarak incelenmiştir. 1980'lerde üst-kurmaca tekniğini inceleyen eleştirmenler, tarih-yazımı ile üst-kurmaca arasındaki ilişkiye dikkat çekerek tarihyazımsal üst-kurmaca tekniğini teorize etmişlerdir. Bu teknik son yirmi yıla damgasını vurmuştur. John Fowles'ın Fransız Teğmen'in Kadını (1969) ve Yaratık (1985) adlı eserleri tarihyazımsal üst-kurmaca tekniğine atfedilen özelliklerin hemen hemen hepsini sergiler. Fowles hikayelerini Yaratık romanında 18. yüzyıl İngiltere'sine ve Fransız Teğmen'in Kadını romanında 19. yüzyıl İngiltere'sine oturtur ve benimsediği yazar-eleştirmen rolünün sağladığı ayrıcalıkla hem yazma süreci hem de dönemlerin tarihsel özellikleri hakkında yorum yapmak üzere olay örgüsüne müdahalede bulunur.Master Thesis The Legend of (patriarchally) Good Women: an Analysis of Gender Discrimination(2017) Hakman, Ekmel Emrah; Gültekin, Azade LerzanGeoffrey Chaucer, İyi Kadınlar Destanı isimli eserinin Önsöz'ünde, daha önceki eserleri kadın karşıtı olduğu için aşk tanrısı Cupid tarafından cezalandırıldığını ve kadınları hak ettikleri gibi iyi gösteren bir eser yazması gerektiğine dair bir rüya gördüğünü belirtir. Bu açından İyi Kadınlar Destanı, feminist çalışmaların ilk örneklerinden biri ve Chaucer'ın önceki eserlerinde ortaya koyduğu kadın düşmanlığına dair özür olması beklenir. Ancak çeşitli nedenlerle İyi Kadınlar Destanı'nın bu işlevi yerine getirmediği görülmektedir. İyi Kadınlar Destanı, klasik edebiyattan alınmış on kadının hayatını aktaran dokuz destandan oluşur. Bu karakterler Kleopatra, Thisbe, Hypsipyle, Medea, Lucretia, Ariadne, Philomela, Phyllis, and Hypermestra'dan oluşmaktadır. Ancak, Chaucer'ın seçtiği bu isimler, bizzat Önsöz'ünde belirttiği şekilde kadınları olumlu biçimde gösterecek bir içerik ortaya koymamaktadır. Söz konusu kadınların hayatlarından seçilen olaylara dair ortaya koyduğu aktarımlar, kadınların iffetli ve erkeklere kıyasla eşit derecede iyi ve zeki olduklarına dair bir tablo sunma konusunda Chaucer'ın başarısız olduğu sonucuna varmamıza sebep olmaktadır. Bu tablonun aksine, Chaucer'ın tasvirleri, kelime seçimleri ve İyi Kadınlar Destanı'ndaki kadınların hayatlarını mahveden erkekleri eserine ekleme biçimi, Chaucer'ın ataerkil cinsiyet rollerini destekleyen ve dolayısıyla yine kadın karşıtı bir eser yarattığına işaret etmektedir. Günümüz feminist yaklaşımlarını bir 14. yüzyıl eserine uygulamak pek mümkün olmadığı için bu tez, söz konusu on kadına dair diğer tarihsel aktarımlarla İyi Kadınlar Destanı'nın karşılaştırılmasına da yoğunlaşmıştır. Ek olarak, Christine de Pizan'ın yazdığı ve İyi Kadınlar Destanı ile çağdaş sayılabilecek bir eser olan Le Livre de la Cité des Dames ile yapılan karşılaştırma, iki eserin beş ortak karaktere sahip olması nedeniyle tez konusunun desteklenmesine katkı yapmıştır. Bu tez, Geoffrey Chaucer'ın eserde açıkça belirttiği amaca rağmen, İyi Kadınlar Destanı'nın ataerkil sosyal normlar ve cinsiyet rollerini güçlendiren bir eser olduğu sonucuna varmıştır.Doctoral Thesis Milton ve Blake'in Dini Şiirlerinde Akıl ve İnsan Mükemmeliğinin İlişkisi(2018) Asıatıdou, Kyrıakı; Gültekin, Azade LerzanBu tez, John Milton ve William Blake'in şiirlerinde akıl'ın kullanımını, insanın mükemmelliğini, yani insanın gerçek Benliğinin mucizevi idrakı acısından yapılan, ortodoks Hristiyan tanımı baglamında inceler. Milton ve Blake insandaki akıl'ı Tanrı'nın Logos'u olan İsa'nın doğası ile tanımlar ve böylece insan ile Tanrı arasındaki yakın ilişkiyi bulurlar. İnsan ve Tanrı arasındaki akıl yoluyla bulunan yakın ilişki, kilisenin eski pederlerinin Oğul/İsa ''hipostatik birleşim'' doktrininden yola çıkarak betimlenen ''evlilik imajından'' esinlenen, iki şairin şiirlerinde bolluk, aşım, verimlilik ve erotizm imgeleri ile kullanılmıştır. Bu tez, insanın varlığının mükemmel durumu olan ve Tanrı ile birleşiminin ön koşulu olan akıl'ın gerçek anlamını anlayan Milton ve Blake'ın şiirlerine odaklanır. Yazar, Milton ve Blake'in insan için akıl'ın telafi eden doğasının ortodoks yorumundan önce, Doğulu ilk dönem kilise yazarlarının formüle ettiği ilahiyatçıların Kristolojik ve Soteriolojik doktrinlerinin temel olduğu ortodoks Hristiyanlığının kapsayıcı bir tanımını sağlar. Bu tez, ortacağ sufileri tarafından ve sonrasında, Cambridge Platonistleri ve John Wesley ile temsil edilen Reformcular tarafından, Batıdaki Ortodoks Hristiyan geleneğinin devam ettirilmesinin izini sürer. Özellikle yazar, Doğulu ilk dönem kilise yazarlarının doktrinleri olan: Baba, Oğul, Kutsal Ruh, ''Hipostatik Birleşme,'' İsa'nın Tanrı'nın Logos'u olmasına ve insanın Tanrı'nın imgesi olması ifadesine odaklanır. Bu doktrinler, ortodoks Hristiyanlığının Tanrı'nın doğasını, insanın doğasını ve Tanrı ile insan arasındaki ilişki anlayışını ortaya çıkarır. Ayrıca bu doktrinler, aklın ilahi doğasının insanın ruhsal ölümsüzlüğü yolundaki tek yol olan rolünü ifade eder.Doctoral Thesis Lionel Britton'un 'hunger and Love', Robert Tressell'in 'the Ragged Trousered Philanthropists', Ve Walter Greenwood'un 'love on the Dole' Isimli Romanlarında Sınıf, Ideoloji Ve Hegemonya(2019) Atila, Oğuzhan; Gültekin, Azade LerzanBu tez, yirminci yüzyılın ilk yarısında İngiltere'de yazılmış olan seçilmiş işçi sınıfı romanlarında, romana özgü şekil ve biçem özellikleri doğrultusunda sınıf, ideoloji ve hegemonya temalarını incelemektedir. Romanların analizinde hem klasik Marksist hem de postmarksist bakış açısıyla Marksist edebiyat eleştirisinden yararlanılmıştır. Bu tezde incelenen yazarlar, işçi sınıfının entellektüel tabakasında yer almaları ve romanlarını kendi deneyimlerinden yola çıkarak kaleme almaları bakımından seçkindir. Hunger and Love isimli romanda Lionel Britton deneysel bir edebi üslupla kapitalist toplumdaki sorunları ele alır. Walter Greenwood ve Robert Tressell'den farklı olarak Britton, romanında edebi şahsiyetlere çok sayıda atıf yapmakla birlikte bilimsel, psikolojik ve tarihi terimlerden bolca yararlanır. Britton, işçi sınıfını geniş bir kitle üzerinden anlatmak yerine romanında az sayıda karakterle küçük bir evren oluşturup kapitalist dünyada işçi sınıfı kültürü ve yaşamına dair evrensel gerçekleri ortaya koyar. Ayrıca toplumda hegemonyasını sürdüren yönetici sınıfa saldırırken sınıf ayrımcılığını ve ideolojik uygulamaları gün yüzüne çıkarır. Walter Greenwood ve Robert Tressell, özellikle işsizlik ve yoksulluk sorunlarına odaklanarak işçi sınıfının içler acısı olan çalışma ve yaşama koşullarını anlatır. Greenwood'un romanında mekan bir sanayi kasabası iken Robert Tressell romanında Kral Yedinci Edward dönemi İngiliz toplumunda endüstriyel olmayan küçük bir kasabayı mekan olarak seçer ve roman karakterleri fabrikada çalışan işçiler yerine zanaatkarlardır. Her iki yazar da kapitalizmin, devletin baskıcı ve ideolojik aygıtları araclığıyla işçileri nasıl köleleştirdiğini anlatır. Tressell'in romanında, okuyucunun olayların bağlamını anlamasına yardımcı olan çok sayıda dini ve siyasi atıf yer alır Greenwood'un romanı bir sosyal belgesel olarak kabul edilmektedir; sisteme daha üstü kapalı bir şekilde saldırırken karakterlerin psikolojik yönünü daha fazla öne çıkarır. Bu tezin nihai amacı incelenen eserlerin saygın edebiyat eserleri arasında yer almayı hak ettiği ve bu alanda daha çok çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu göstermektir.Master Thesis Dickens'ın Oliver Twist ve David Copperfield Romanındaki Çocuk İşçiler(2015) Sharaf, Salim Younus Abdullah; Gültekin, Azade LerzanBu tezin amacı Charles Dickens'ın Oliver Twist(1837- 1839) ve David Copperfield (1850) romanlarında ifade edildiği gibi sanayi çağındaki sosyal değişiklikleri, çocukların ıstırapları ve çocuk işçileri analiz etmektir. Sanayi Devrimi, bir el işi ve tarımsal yaşam biçiminden 1760 ve 1840 yıllarındaki dönemi kapsayan sanayi ve makine üretimine dayanan sanayileştirilmiş topluma geçişten bahsetmektedir. Sanayileştirme özellikle İngiltere'de olmak üzere çoğu ülkede pamuk üretimi ve kıyafetler ile başlamıştır. Bu da varoşlarda ve kalabalık alanlarda yaşayan insanların şehirlere göç etmelerine sebep olmuştur. Kadınlar ve çocuklar bu dönemde çok az maaşlar ile çok zor çalışma ortamlarında istihdam edilmiştir. Fabrika sahipleri büyük sosyal hiyerarşiye sebep olan üstün pozisyonlarını korumak için ellerinden geleni yapmışlardır. Bu romanlarda, Charles Dickens fakir çocukların nasıl çalıştırıldıklarını, suistimal edildiklerini, sömürüldüklerini ve eğitimden uzaklaştırıldıklarını ve sınıf farklarına dayanan kapitalist sistemin, sosyal merdiveni devam ettirmek için her şekilde zulüm yaptığını anlatarak eleştirmiştir. Bu tez bir giriş, iki ana bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde, sanayi devriminin sosyal ve tarihsel içeriği açıklanmıştır. Çocuk işçiler ve tarihi geçmişi ile ilgilenmektedir. Ayrıca Victoria Toplumu ve Sınıf Ayrımı,çocuk işçiler ve Victoria romanları bağlamında Victoria dönemine odaklanmıştır. Bölüm II'de, Charles Dickens'ın Oliver Twist (1837-1839) romanı çocuk işçiler ile Marx ve Engels kaynak alınarak analiz edilmiştir. Bozuk sistemde çocukların çalıştırıldığı, sömürüldüğü ve suistimal edildikleri savunulmuştur. Islah evlerinin çocukların kötü koşullarda olmasının sebebi olduğu açıktır. Bölüm III'te, Dickens'ın David Copperfield romanı çocuk işçiler ve Marx ve Engels kaynak alınarak analiz edilmiştir. Bu tür sömürünün ve çocuk işçilerin, sömürülerin ve çocuk suistimallerinin kapitalist sistemin kötü sonuçları olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca zengin insanların sosyal pozisyonlarını korumak için her olanağı değerlendirdikleri kapital toplumdaki sınıflar arasındaki yaşam koşullarında arasında büyük farklılıklar olduğunu onaylanmıştır. Sonuçta, endüstriyel devrimin, çocukların çalıştırılması ve tecavüz edilmesi ve fakir kişilerin büyük şehirlere göç ederek gecekondu mahallelerinde ve kalabalık alanlarda yaşamaları gibi fakir insanların yaşamı üzerinde pek çok kötü sonuçları olmuştur. Dickens iki romanında, etkilenmiş ve uzun saatler boyunca kötü şartlar altında çalışmaktan dolayı eğitim almamış olan anne babalarından ayrılmış olan fakir çocukların acılarını çizmektedir. Diğer roman yazarları ile karşılaştırıldığında, kendisi bu konuları daha iyimser bir biçimde çizmektedir. Anahtar Kelimeler:Çocuk işçi, Sanayi Devrimi, Sınıf Farkı,Çalışan Sınıf,BurjuvaDoctoral Thesis On Dokuzuncu Yüzyıl Çocuk Macera Romanlarında Sömürgeci İdeolojinin Temsili: R. M. Ballantyne'nın The Coral Island, W. H. G. Kingston'ın In The Wilds Of Africa ve H. R. Haggard'ın King Solomon's Mines(2018) Ayyıldız, Nilay Erdem; Gültekin, Azade LerzanBu çalışma on dokuzuncu yüzyıl çocuk macera romanlarının, macera adı altında, İngiliz sömürgeciliğinin propagandasını yaptığını ileri sürmektedir. Bunu göstermek için de, R. M. Ballantyne'nın The Coral Island (1858), W. H. G. Kingston'ın In the Wilds of Africa (1871) ve H. R. Haggard'ın King Solomon's Mines (1885) romanlarını postkolonyal teori yaklaşımıyla incelemektedir. Çalışmada, bahsedilen romanların analizleri için başlıca postkolonyal eleştirmen Edward Said, Homi K. Bhabha ve sömürge karşıtı düşünür Frantz Fanon'un yaklaşımı kullanılmaktadır. Seçilen romanlarda örneklendirilen 'stereotip,' 'öteki,' 'sömürgeci bakışı,' 'taklitçilik,' 'melezlik,' 'üçüncü uzam,' ve 'ikilem' gibi postkolonyal kavramların araştırılmasındaki amaç, sömürgeci söylemin, sömürgeci ideolojiyi güçlendirmek ve çocuk okuyuculara iletmek için nasıl işlediğini ortaya çıkarmaktır. Yapılan analizlerin ışığında çalışma; on dokuzuncu yüzyıl çocuk macera romanlarının, anlatıcı, olay örgüsü, yer ve zaman, karakter oluşturma ve içerik özellikleri açısından izledikleri benzer bir modelle geleceğin 'ideal' İngiliz sömürgecilerini oluşturmaya çalıştığını göstermektedir. Söz konusu romanların basımı arasında geçen süreyi göz önünde bulundurulduğunda çalışma; ayrıca, on dokuzuncu yüzyılın sonuna doğru, sömürgeci, asimile ve hibrid kişiler arasında daha uyumlu bir ilişki sundukları için romanların birbirinden farklılaştığını da göstermektedir. Böylece, çalışma, on dokuzuncu yüzyıl İngiliz çocuk macera romanlarının, sömürgeci ideolojinin ürünü ve sürdürücüleri olarak düşünülebileceği sonucunu çıkarmaktadır.Master Thesis Distopya Kavramları Olarak Güç ve Direniş: George Orwell'in Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ve Kazuo İshiguro'nun Beni Asla Bırakma Adlı Eserlerinin Bir İ̇ncelemesi(2014) Kıyak, Muradiye; Gültekin, Azade LerzanBu tez, George Orwell'ın Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ve Kazuo Ishiguro'nun Beni Asla Bırakma adlı eserlerini distopik kavramlar açısından incelemeyi amaçlamıştır. Her iki romanın distopya kavramları benzeyiş acilari bakımından incelenmiştir. Bu tez dört bölümden oluşmaktadır; bir giriş, iki gelişme ve bir sonuç. Tezin giriş bölümünde, distopya teriminin doğuşunu bulmak amacıyla öncellikle ütopya teriminin tanımı ve ütopya ile distopya kavramlarının ilişkisi incelenmiştir. Bu tezde, ilk gelişme bölümünde, George Orwell'ın eserinde yarattığı totaliter rejimle, karmakarışık ortamla ve hapis gibi bir hayatla, nasıl bir distopik roman sergilediği vurgulanıyor. Bu tezin ikinci bölümünde, klonların ve normal insanların bulundukları vahim durumdan dolayı Kazuo Ishiguro'nun eseri distopik açıdan incelenmiştir. Aynı bölümde, George Orwell'ın Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ve Kazuo Ishiguro'nun Beni Asla Bırakma adlı eserleri incelenmiş ve karşılaştırılmıştır. Tezin sonuç bölümünde, Beni Asla Bırakma adlı romanın gösterdiği umutsuzlukla, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı romana oranla daha kötümser bit tablo çizdiği belirlenmiştir. Key Words: Orwell, Ishiguro, Ütopya, Distopya, Güç, DirenişMaster Thesis Andrea Levy'nin Every Light in the House Burnin' ve Never far from Nowhere romanlarında göçmen deneyimi(2019) Çetin, Ecem; Gültekin, Azade LerzanBu çalışma Birinci ve İkinci nesil göçmenlerin ırk ayrımcılığı sonucunda ortaya çıkan uyum sorunlarını, hayal kırıklıklarını ve yabancılaşmalarını ve bununla bağlantılı olarak kimlik arayışlarını postkolonyal teori çerçevesinde inceler. Söz konusu romanları incelemek için başlıca postkolonyal eleştirmenler Edward Said, Homi K. Bhabha ve Frantz Fanon'un görüş ve kuramları kullanılmaktadır. Tezin ilk bölümü sömürgeci söylem ve postkolonyal anahtar kelimelerin tanımlarına odaklanacaktır. Bununla beraber, 'melezlik,' 'üçüncü uzam' ve 'taklitçilik' tez boyunca bahsedilen romanlarla örneklendirilmiştir. Britanya'daki Karayipli göçmenler ev sahibi ülkeye uyum sağlamaya çalışırken, ırk ayrımcılığına maruz kalırlar. İngiliz toplumuna uyum sorunları ve ırkçılıkla başa çıkmak için bu göçmenlerin verdikleri mücadeler ve başarısızlıklar göç, göçmen ve göçmen yazarlara değinilerek çalışılmıştır. Buna bağlı olarak, savaş dönemi sonrasında İngiliz Hükümetinin göçmen politikaları aracılığıyla, o dönemin tarihi hakkında kapsamlı bilgiler sunulurken, Jamaika kökenli anne babaya sahip İngiliz yazar Andrea Levy'nin yaşamı ve edebiyat kariyerine de değinilmiştir. Andrea Levy'nin Every Light in the House Burnin' (1994) and Never far from Nowhere (1996) romanları, varlıklarını reddeden bir çevrede kimliğini kanıtlama mücadelesi veren Jamaika kökenli kadın başkarakterler Angela Jacobs, Olive Charles ve Vivien Charles'ın yaşadıklarından yola çıkarak kimlik teması üzerine odaklanır. Bu tezde, her iki romandaki karakterlerin kişisel özelliklerinin, ev ve dışarı alanlardaki hayatları boyunca karşılaştıkları güçlüklere verdikleri tepkilerinin bir analizi yapılacaktır. Karayiplerden Britanya'ya yaptıkları göç karşısında birinci kuşak göçmenlerin karşılaştığı ırksal ayrımcılık, ve özellikle bu Karayip göçmen çocuklarının ve onların aile içi ve dışarıdaki yaşamlarıyla olan ilişkileri ve çatışmaları, ırksal nefret ve sınıf farklılıklarının sonucunda ortaya çıkan dışlanma ve yalnızlık duygusu baz alınarak göçmen deneyimleri incelenmektedir. Sonuç olarak, tezde bu göçmenlerin söz konusu romanlarda gösterildiği üzere kendi kimliklerini oluşturma mücadeleri postkolonyal bağlam doğrultusunda sunulmaktadır.
