Search Results

Now showing 1 - 10 of 11
  • Article
    NASIL BİR EĞİTİM VE ARAŞTIRMA?
    (Bilim ve Teknoloji, 2013) Erton, İsmail
    Birey, imkan ve şartları doğrultusunda İlkokuldan üniversiteye, üniversiteden doktoraya kadar birçok aşamalardan geçerek kendini bulma ve yaradılışının gayesi hakkında bilgi edinmek için uğraşır. Albert Einstein bu yolun ne kadar çetin olduğunu ve uğraş istediğini şu sözle dile getirir; “Bir kum tanesinin sırrını çözmeyi başarsaydık, bütün dünyanın sırrını öğrenmiş olurduk.” Zira bilgi kutsaldır, çünkü bilgi ancak yaratıcı ve eleştirisel düşünen beyinlerde var olur ve onu doğru ve yerinde tespitlerle kullanan akıllarla taçlanır. “Bilgi ve erdem, öğrenilebilen ve öğretilen bir şeydir” der Aristotales. Akıl ve hikmet insanların karanlıklardan kurtulmasına ve aydınlığa açılan pencerelerle tanışmasına olanak sağlar. Ancak, burada sorulacak soru, bilgiye nasıl ulaşılması gerektiğidir.
  • Article
    Üniversitelerde Kalite Yönetimi
    (Bilim ve Teknoloji, 2013) Erton, İsmail
    Günümüzün sosyal, ekonomik ve teknolojik gelişmelerine bağlı olarak üniversiteler kimlik değiştirmektedirler. İyi eğitim, bir diğer deyişle eğitimde kalite, yerini üniversitelerde kalite yönetimine bırakmaya başlamıştır. Sadece mevcut fakülte ve bölümlerde, tecrübeli öğretim elemanları ile kurum genelinde kalitenin ve başarının sağlanamayacağını anlayan üniversiteler, aslında son 10-15 yıldır gündemde olan ve tartışılan üniversitelerde kalite yönetimi konusuna daha fazla eğilir olmuşlardır. Bu husus, o üniversitenin ulusal ve uluslararası arenada iyi bir yerinin olması ve işlerin sürdürülebilirliği için zaruri bir hal almıştır. Üniversitelerde kalitenin sağlanması dikkatle ve özenle tatbik edilecek aşamalı bir planı ve süreci gerektirmektedir. Bu sürece etki eden unsurları şöyle sıralayabiliriz.
  • Article
    The Essence of Semiotics as a Mediator of Communication and Cognition
    (2018) Erton, İsmail
    Studies in modern linguistic theory to determine the scope and vision of humancommunication have shifted their attention to semiotics, in which actions speak louder thanwords as some say. The semiotic capacity of an individual reflects the effective and efficientusage of pragmatic competence in which the language user has the awareness of socioculturaland anthropological conventions processed and produced in the course of communication.Such a capacity also enables a systematic usage of cognitive skills, thereby developing thevalue of the communicative context and the perception of the individuals in variousdiscourses. This paper attempts to identify, decode, and proceed utterances in a systematicmixture of psychological, physiological, sociological and anthropological procedures, inwhich non-verbal expressions appear as signs and symbols to communicate information. It isalso argued that not only do individuals attain semiotic information naturally, they also do sowith proper curricular semiotic education (especially in language learning & teachingenvironment) and research. In this respect, studies in biosemiotics explore the micro and themacro cosmos of human nature which are in a continuous cycle of interaction to processlanguage. It is further established that the curiosity to discover the value systems in humancommunication through semiotic decoding means more than the mere study of language andits linguistic properties.
  • Article
    Akademik Yazım ve Akademisyenlik
    (Bilim ve Teknoloji, 2013) Erton, İsmail
    Akademisyenlik sadece bir meslek değildir. Akademisyenlik bilgiden yola çıkılan ve bilgeliğe doğru adım adım gidilen bir süreçtir. Bu sürecin temelini araştırma yapmak, araştırmalardan sonuç çıkarmak ve bunları toplumun çeşitli katmanlarında yer alan bireylere uygun bir dil ile ifade etmek oluşturur. Bu aktarım bazen sözlü çoğunlukla yazılı bir şekilde olur. Bir akademisyenin başarısı onun bilimine hakim olması, yaratıcı ve eleştirel düşünce ile beslenmesi, yenilikleri takip etmesi ve kendini ifade edebilmesi ile ilişkilidir. “Araştırma, düşünmesini bilenlerin ilk ve son isteğidir” der Samuel Johnson, çünkü bir konu hakkında araştırma yapmak, bilgeliğe giden yolda bırakılan ilk iztir. Montaigne, “Bilgeliğin en sağlam belirtisi, kalıcı bir sevinçtir” der. Akademisyenlik de böyledir. Bir akademisyen bir konu üzerinde araştırma yapıp, bunu tamamlayıp bir sunum veya makale vasıtası ile bunu kitlelere etkin bir şekilde aktarabiliyorsa, bu dünyada ondan daha mutlu bir insan yoktur. Peki, eğer bunları yapamıyorsa?
  • Article
    Avrupa Birliği Eğitim Politikaları ve Türkiye
    (Bilim ve Teknoloji, 2014) Erton, İsmail
    Toplumlarda eğitimin önemi bilhassa son 20 yılda bilim, teknoloji ve küresel iletişimin artmasıyla öne çıkmış, bireylerin ve devletlerin hayatlarında bugüne kadar olduğundan çok daha fazla önem kazanmıştır. Dünyadaki siyasi, jeopolitik ve ekonomik gelişmelere bağlı olarak gerekli olan alanlarda nitelikli insan gücünün yetiştirilmesi ve bu gücün o dönemin mevcut konjonktürüne bağlı olarak, Avrupa Birliği (AB) eğitim politikalarında da belirtildiği gibi, „yaşam boyu öğrenme‟ ilkesine dayalı olarak yetiştirilmesi gerekmektedir. Türkiye‟nin de dünyadaki gelişmelere ayak uydurabilmesi için 2000 yılında ortaya konan AB Lizbon Stratejisini benimsemeli ve gerekli adımları ivediyetle atmalıdır. Bu stratejide, AB eğitim programları temelde eğitim-öğretim kalitesinin gelişitirilmesi, bu kalitenin sürdürülebilmesi-mesleki eğitime yansıması ve yaşam boyu öğrenmenin toplumun bir hayat felsefesi haline gelmesi ve toplum bireylerinin kendi kabuklarından çıkarak bilgi çağında dünya toplumları ve kültürleri ile entegrasyonu hedeflenmiştir. Türkiye, bu hedefe göre 2009 yılında, Milli Eğitim Bakanlığı öğretim stratejileri planına bağlı olarak, Hayat Boyu Öğrenme Stratejisi planını hazırlamıştır. Bu planda 16 öncelik belirlenmiş ve plana dahil olan kişiler, kurum ve kuruluşlar için bir acil eylem planı oluşturulmuştur.
  • Article
    Y Kuşağı İle Yaşam
    (Bilim ve Teknoloji, 2015) Erton, İsmail
    1965-1979 yılları arasında doğan ve X kuşağı olarak adlandırılan nesil, sadece 10-15 yıl sonra ülkemizi yönetecek olan Y kuşağından oldukça farklı bir yapıya sahip. X Kuşağı;  Sabır ve sebat ile birtakım zorlukların üstesinden gelmek için uğraşır.  Aidiyet duygusu güçlüdür. Ait olduğu kurum, kuruluş ve camianın kurallarına uyar, potansiyelini mevcut şartlar içerisinde değerlendirir ve geliştirir.  Otoriteye (makama) saygılıdır. Ait olduğu kurum, kuruluş veya organizasyonun kural ve kaidelerini benimser, davranışlarını düzenler. Oysa Y kuşağından, yukarıda bahsedilen özellikleri beklemek hem bilimsel olarak bir hatadır hem de ‘tatlı bir hayaldir’! John F. Kennedy’nin meşhur sözünü bu bağlamda hatırlamamız gerekiyor. “Değişim, yaşamın kuralıdır. Sadece geçmişe ya da şimdiki zamana önem verenler geleceği kaçırırlar.” Kalıplaşmış iş kurallarını, gelenekleri, soyal-kültürel olgu ve davranışları, yaşam biçimlerini, gelecek nesillere, yani Y ve Z kuşaklarına dayatmaya kalkmak onları hiçe saymaktır. Hadiseye felsefi bir açıdan bakacak olursak bu, evrensel tekamül yasasına da aykırıdır.
  • Article
    ELEŞTİRİSEL ve YARATICI DÜŞÜNCEYİ ÖĞRENMEK
    (Bilim ve Teknoloji, 2014) Erton, İsmail
    Sayıları neredeyse 200‟e yaklaşan devlet ve vakıf üniversitelerinde yüzbinlerce öğrenci eğitim-öğretim faaliyetlerini sürdürüyor. Her yıl onbinler mezun olup sistemin çarklarını döndürebilmek ve üretim sürecine katkıda bulunabilmek için bir işe giriyor, çalışıyor, üretiyor, kazanıyor. Ancak, halen gençlerimiz düşünmeyi bilmiyor. Aslında burada suçlu aramamak gerek, çünkü gençlerimiz ezberci ve ağır eğitim sisteminde bu beceriyi özümseyerek, hayatlarının ve yaradılış gailelerinin bir parçası olarak benimseyip yetişmediler. Sadece sınavlarından ve ödevlerinden yüksek notlar almak öğretmenler ve ebeveynler için iyi bir eğitimin ve kazanımın müjdecisi olmaya yetti. Alınan takdir ve teşekkür belgeleri her zaman her şeyin dört dörtlük olduğunu ve işlerin yolunda gittiğini belgeliyordu.
  • Article
    EĞİTİMİN TEKNOLOJİ İLE SINAVI
    (Herkese Bilim Teknoloji, 2017) Erton, İsmail
    Teknoloji… Bu kelimeyi her gün telaffuz etmeyen veya her gün, her saat, her dakika nimetlerinden istifade etmeyen var mı? En azından evlerimizde kullandığımız elektrik bile beli bir teknolojik altyapıyı gerektiriyor. Hayatın hemen her alanında ve her sektörde teknoloji kullanılıyor. Eğitim sektörü de elbette bu pastadan payını alıyor. Günümüzde eğitim teknolojileri denilince herkesin aklına cep telefonları, tablet veya dizüstü bilgisayarlar ve projeksiyon cihazları geliyor. Oysa, 1795 yılında Nicolas-Jacques Conte’nin kurşunkalemi bulması veya Christopher Sholes’in 1868 yılında QWERTY klavyeye sahip ilk daktiloyu geliştirmesi de zamanın müthiş icatları veya başka bir deyişle teknolojik gelişmeleriydi. Peki ne değişti? Eskilere, yani X kuşağı ve öncesine soracak olursanız şu anki teknolojiye duyulan ihtiyaç çok abartılı ve gereksiz. Oysaki Y ve Z kuşakları için elektriklerin 5 dakika kesilmesi ve internetin devre dışı kalması tamammül edilemez bir durum! Aslında her kuşak kendine göre haklı argümanlar barındırıyor.
  • Article
    Üniversite Eğitiminde Kurum İçi Kalite Kontrolü ve Sürekliliğinin Sağlanması
    (Bilim ve Teknoloji, 2015) Erton, İsmail
    Yükseköğretimde kalite standartlarının belirlenmesi ve devamlılığının sağlanması, ülkemizde son birkaç yıldır ele alınan bir konu olsa da yaklaşık yirmi yıldır Avrupa Birliği bu konu üzerinde ciddi çalışmalar yapmış ve önemli yol katetmiştir. Sanayileşmiş ülkeler bugünkü başarılarını ve refah seviyelerini sadece üretime değil, üretimden elde edilen bilgi ve becerilerin ciddi anlamda değerlendirilmesine ve müşteriye yeni olanaklar, ürünler ve hizmet olarak geri dönmesine borçludur. Bu döngü, yıllar boyunca kendini katlayarak devam ettirmiş ve mükemmelliğe adanan çalışmalar kazanç, refah ve mutluluk olarak meyvelerini vermiştir.
  • Article
    ÇEVİRMENLİK EĞİTİMİNDE DİLBİLİMİN ROLÜ VE ÖNEMİ
    (Bilim ve Teknoloji, 2012) Erton, İsmail
    Çeviri eğitimi dilbilim kurallarının ve uygulamalarının ayrıntılı edinimini gerektirmektedir. Son elli yılda dil alanında yapılan çalışmalar göz önünde bulundurulduğunda, mütercim tercümanlık bölümlerinde dilbilim öğretiminin çeviribilim çalışmalarında ne denli gerekli ve önemli olduğunu ortaya konmuştur. Özellikle son yıllarda dilin yapısal özelliklerinden ziyade işlevsel yönlerinin ele alınması dilbilim kuram ve uygulamalarının çeviri eğitiminde vazgeçilmez bir yere sahip olmasını sağlamıştır. İlk olarak Nida (1964) ve Catford (1965) dilbilim uygulamalarını çeviri alanında kullanmışlar ancak çeviri esnasında kaynak dilden hedef dile anlam aktarımının hangi esaslara göre yapılması gerektiğini açıklayamamışlardır. Bassnett (1980), Gentzer (1993) ve Munday (2001) de aynı şekilde, metinlerin işlevsel açıdan incelenmesi ve çeviride işlevsel dilbilim yöntemlerin kullanılması üzerinde durmuşlardır. Bu çalışmalar dilin farklı iletişimsel bağlamlarda nasıl kullanıldığını, dilin sosyal, kültürel, bilişsel ve ideolojik yapılarının çeviri sürecine nasıl etki ettiğini ortaya tam olarak koyamamakla birlikte dil çalışmalarının yönünün bilgisayarlı dilbilim, psikodilbilim, sosyodilbilim, söylem çözümlemesi, vb. yeni alanlara çevrilmesine yardımcı olmuştur. Çeviri çalışmaları da dilbilimdeki bu yeni bakış açılarından fazlasıyla payını almıştır. Melen (1988) ve Kurz (1988) yazılı ve sözlü çeviride ‘tam anlamayı’ sağlamanın çeviriyi temelden başarılı kılacağını, çevirmenin hedef dildeki sosyal ve kültürel yapılanma hakkında dilbilimsel donanımdan yoksun olduğundan kaynak dildeki metni anlayamadığı ve dolayısiyle istenen çeviriyi gerçekleştiremediğini ortaya koymuştur. Melen ve Kurz aslında dilin işlevsel boyutunun çeviribilime yansıtılmasının ve metin incelemelerinin ancak ve ancak hedef dilin sosyo-kültürel yapısının tam anlaşılmasıyla daha anlamlı olabileceğini söyler. Benzer bir deyişle Hatim (2001) çeviriyi ‘çok odalı bir eve’ benzetmiş ve farklı yönlerinin olduğunu ve bu yönlerin çalışılması gerektiğini savunmuştur. Dijk (1997) Söylem çözümlemesi çalışmalarının, dilin yapısal, işlevsel, sosyal, kültürel, ideolojik ve bilişsel boyutlarını tam manasıyla kapsadığından bir çeviride teorik ve pratik ideal çeviri ortamını oluşturduğunu belirtmiş ve önemine değinmiştir. Tanbi (2011) yaptığı bilimsel çalışmada dilbilim kavram ve uygulamalarının mütercim tercümanlık bölümlerinde anabilim dalı derslerine olan katkısını istatistiksel yöntemlerle ispatlamış ve bu önemli bağlantıyı sayısal bağlamda ortaya koymuştur.