Browsing by Author "Yalvaç, Faruk"
Now showing 1 - 11 of 11
- Results Per Page
- Sort Options
Master Thesis Çin-afrika İş Birliği: Afrika'nın Sürdürülebilir Kalkınması için Tehdit mi Yoksa Fırsat Mı(2021) Eriş, Baran Cihat; Yalvaç, FarukAfrika ülkeleri 1960'lı yıllarla birlikte kolonyal devletlerden bağımsızlıklarını kazanmaya başlamışlardır. Ancak o dönemden günümüze iç savaşlar, askeri darbeler, devlet otoritesi zayıflığı, ekonomik durgunluk ya da küçülme, altyapı yetersizliği, eğitim ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği ve yoksulluk gibi politik, ekonomik ve sosyal istikrarsızlıklar yaşamış ve az gelişmişlik olgusunun merkezinde yer almışlardır. Afrika ülkelerinin yaşadıkları bu istikrarsızlıklar kıta vatandaşlarının yaşam kalitelerini olumsuz etkilediği gibi salgın hastalıkların yayılması, uluslararası terör ve suç unsurların kıtada yerleşip güçlenmesi ve kıta vatandaşlarının toplu göç hareketleri gibi küresel riskler de barındırmıştır. 21. yüzyılda küresel ekonomik bir güç haline gelen Çin ise 2000 yılında kıta ülkeleri ile Çin-Afrika İş Birliği Forumu (FOCAC) adı altında ekonomik, sosyal ve politik boyutları olan geniş kapsamlı bir iş birliğine başlamıştır. Otokratik yapısı ve ekonomiye devlet müdahalesi ile Batı ülkelerinden farklı bir kalkınma modeli izlemiş olan Çin'in FOCAC kapsamında Afrika ülkeleri ile iş birliğinin gittikçe yoğunlaşması ise, bu iş birliğinin Afrika ülkelerinin sürdürülebilir kalkınmaları nezdinde hem olumlu hem olumsuz yorumlara yol açmıştır. FOCAC kıtanın altyapı ihtiyaçlarını gidererek, eğitim ve sağlık gibi kamu hizmetlerini iyileştirerek ve iş olanakları yaratarak Afrika ülkelerinin modernleşmesine katkı sunmaktadır. Ancak, iç meşruiyeti tartışmalı liderlere kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda destek olması, iş birliklerinde ağırlıklı olarak kendi stratejilerini uygulaması ve iç işlere karışmama ve iş birliği için politik ya da ekonomik koşullar öne sürmeme prensipleri; ulusal kimliğini oluşturamamış, vatandaş-devlet sosyal mutabakatını tesis edememiş ve kalkınma politikaları oluşturup uygulama konusunda zayıf kalan Afrika ülkelerinin sürdürülebilir kalkınmalarına katkısı bakımından soru işaretlerini de doğurmaktadır.Master Thesis Eşitsiz ve bileşik gelişme teorisi ve Fransız kültürel sömürgeciliğinin sonuçları: Cezayir Frankofon edebiyatı örneği(2022) Çiçek, Gamze; Yalvaç, FarukBu çalışmanın amacı Fransız kültürel sömürgeciliğinin sonuçlarını Eşitsiz ve Bileşik Gelişme Teorisi kapsamında Cezayir Frankofon edebiyatından seçilen örnekler eşliğinde incelemektir. Cezayir Frankofon Literatürü kapsamında Albert Camus'ya ait The Stranger isimli roman ve Yasmina Khadra'ya ait What The Day Owes The Night isimli roman analiz edilmiştir. Bu romanlarda Fransız Sömürgeciliğinin kültürel boyutu temel alınarak sömürgeciliğin Cezayir halkında ne tür etkiler bıraktığı, toplumsal yapının nasıl etkilendiği, sömürgeciliğin sosyo-kültürel sonuçları ve izleri Eşitsiz ve Bileşik Gelişme Teorisinin dinamikleri doğrultusunda tartışılacaktır. Çalışmada Albert Camus'un tercih edilme sebebi, sömürgeciliğin ilk yıllarında edebiyatta olan sömürgecilik sansürünün etkisiyle toplumsal yapının bir pied-noir gözünden nasıl tarif edildiğini incelemektir. Yasmina Khadra'nın bu çalışmada tercih edilme sebebi ise, bir sömürülen gözünden sömürge dönemi, bağımsızlık süreci ve sonrasında Cezayir toplumunun yapısının ne durumda olduğunu analiz etmektir. Bu tez Fransız Cezayir'inde görülen sömürge politikalarının sonucunda oluşan yabancılaşma, ötekileştirme ve kimlik arayışı kavramlarını kapsamaktadır. Çalışma Frankofon literatürünü edebiyatın değişim dönemlerine göre ayırarak incelemektedir. Tezde sömürgeciliğin ilk basamağı Dünya Sistemleri yaklaşımı kapsamında, sömürgeciliğin sonuçlarını ele alan ana basamağı ise Eşitsiz ve Bileşik Gelişme Teorisi kapsamında incelenmiştir. Çalışmada Cezayir toplumunda ötekileştirilme, yabancılaşma, kimlik arayışı gözlemlenmiş ve bu gözlemlerin bağımsızlık sonrasında da hala devam ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Kültürel asimilasyonun 132 yıl sürmesi sonucu sosyo-kültürel anlamda Cezayir halkının derinden etkilendiği ve hala kendini bulamadığı, toplumsal yapının ve kültürün kendi içinde de bölündüğü ve kimlik arayışının hala devam ettiği görülmektedir.Article Geç Kapitalizmin İdeolojik Söylemi Olarak Yeni Materyalizm: Metalaşmış ‘şeylerin’ Egemenliği(2020) Yalvaç, Faruk; Erçandırlı, YeldaBu makale yeni materyalizmin tarihsel materyalist bir eleştirisini yapmaktadır. Yenikapitalizmi geç kapitalizmin ideolojik bir söylemi olarak nitelendirmektedir. Yenimateryalizm meta üretiminin hâkimiyet kazandığı bir sosyo-politik ortamı yansıtanbir söylem olarak tanımlanmakta, tarihsel materyalist anlayışla olan farklılıkları ortayakoyulmaktadır. Hem yeni materyalizm hem de tarihsel materyalizm maddenin öneminevurgu yapmakla birlikte, aralarında önemli farklılıklar vardır. Yeni materyalizmingenişletilmiş madde anlayışı, metalaşmış bir dünyanın söylemi ve savunusunadönüşmekte, insanın madde ve doğa ile olan ilişkisinin özgürleştirici niteliği göz ardıedilmektedir. Bu çerçevede, yazının ilk kısmında önce yeni materyalizm tanıtılacaktır.İkinci bölümde madde kavramının tarihsel materyalist anlayışta nasıl incelendiğiirdelenecektir. Üçüncü kısımda yeni materyalizmin Marx’ın meta fetişizmi anlayışıçerçevesinde bir değerlendirilmesi yapılarak, yeni materyalizmin ideolojik niteliğinevurgu yapılacaktır. Makale yeni materyalizmin laissez-faire kapitalizminin günümüzdekibir görüntüsü olduğu görüşüyle sona ermektedir.Master Thesis İnsani Güvenlik Anlayışının Havacılık Hukuku Açısından Değerlendirilmesi: Emniyet Boyutu (2000-2020)(2022) Erman, Halil; Yalvaç, Farukİnsanlar seyahat özgürlüklerini gerçekleştirirken hızlı ve güvenli olmasından dolayı hava yolu taşımacılığını tercih etmektedirler. Bu çalışmanın amacı hava taşımacılığını düzenleyen ve sistemli bir şekilde hizmet vermesi amacıyla oluşturulan havacılık hukukunun, insani güvenliği sağlama konusunda izlediği yolu değerlendirmektir. Bu değerlendirmeyi gerçekleştirirken, hukuki açıdan insan haklarına zarar veren eksikliklerin neler olduğu ve alınmış olan önlemlerin insani güvenlik açısından yeterli olup olmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Bununla birlikte hem dünya genelinde hem de ülkemizde insani güvenlikle ilgili yapılan çalışmalar konusunda eksikliklerin olması, ülkelerin benimsedikleri yaklaşımlar konusunda ortak bir çerçevenin bulunmaması, ülkelerin birbirlerine karşı güç mücadelesi içinde olması, devlet güvenliklerini ön planda tutan kararlar alması, uluslararası şirketlerin kâr amaçlı politikaları konunun seçilmesindeki önemli nedenlerden biridir. Tez 2000- 2020 arasındaki 20 yıllık bir sürecin incelenmesinden oluşmaktadır. Belirtilen süre içerisinde; havacılık sektörünün ilk olarak etkilendiği, ülkeler arası çekişmeler, terör saldırıları, salgın hastalıklar ve ekonomik bunalımların incelenmesi amaçlanmıştır. Yaşanmış olan olayların hem havacılık sektörünce hem de havacılık hukuku içerisinde, insani güvenlik açısından alınmış olan önlem dizisinin nasıl oluşturduğu konusunda inceleme yapılması hedeflenmiştir. Yapılacak olan bu değerlendirmeye destek olması amacıyla, 2000 yılından itibaren meydana gelen terör olayları, bazı uçak kazaları, salgın hastalıklar gibi birçok örnek olay değerlendirilmiştir. Hem ülkemizde hem de dünya genelinde alınan önlemler dizesinin neler olduğu analiz edilip havacılık hukuku açısından eksikliklerin neler olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Tezde, çoğunlukla nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve konunun daha iyi anlaşılması amacıyla durum analizi ve örneklemelerle desteklenmiştir. Olayların insani güvenlik açısından yorumlanması yapılırken ise, eleştirel güvenlik Anlayışını benimsenmiştir.Master Thesis Irak'ta Ulusal Kimlik İnşasının Başarısızlığı ve Işid'in Yükselişi(2024) Al-husseın, Mahmood; Yalvaç, FarukBu tez, Benedict Anderson'un milliyetçilik ve ulus-devletin ortaya çıkışına ilişkin düşüncelerine odaklanmaktadır. Benedict Anderson'ın Hayali Cemaatler 1983 adlı kitabına dayanan bu tez, Irak'ta ulusal kimlik inşasındaki başarısızlığın nedenlerini anlamak için. Irak'ta eşitlik ve vatandaşlığa dayalı birleşik bir siyasi milliyetçilik anlayışının geliştirilememesi, Irak toplumunun farklı etnik gruplara bölünmesine yol açtı. Mezhepsel kimliğin zulmü ve devletin resmi ulusal kimliği haline getirilerek diğer kimlikler üzerinde tahakküm kurulması, Irak'ta farklı nüfusa sahip diğer nüfus gruplarının dışlanmasına ve ötekileştirilmesine neden olmaktadır. Bu da yabancılaşmaya tepki olarak isyan hareketlerinin yükselişiyle sonuçlanıyor. Irak'taki IŞİD, fikirlerini aşırılıkçı ve şiddet içeren davranışlarla ifade eden bu isyan hareketleri için tipik bir örneği temsil etmektedir. Bugüne kadar, Irak hala bir dizi sorunla karşı karşıyadır. Iraklılar bölünmüş durumda kalmakta ve ulusal kimlik yoktur. Süregelen çatışmaların yanı sıra, IŞİD tamamen ortadan kaldırılmamıştır ve azınlık bölgeleri Erbil ve Bağdat arasında hala tartışmalıdır, ayrıca Kürtlerin Irak'tan bağımsızlık kazanma çabaları da devam etmektedir. Aynı zamanda, Irak devletine alternatif bir rol üstlenen milislerin yayılması ve yolsuzluk tarafından yıpratılan devlet tarafından yaşanmaktadır.Master Thesis Koruma Sorumluluğu Yoluyla Egemenlik Haklarını İhlal Etmek Haklı Mıdır? Koruma Sorumluluğu Normunun İlkeleri ve Uygulamaları Arasındaki Çelişkiler Üzerine(2025) Karadoğan, Kemal Yağız; Yalvaç, FarukBu tez devlet egemenliği ilkesinin hala uluslararası sistemin zeminini oluşturduğu bir ortamda, insani müdahalelerin ahlaki ve hukuki açıdan haklı sayılıp sayılamayacağını incelemektedir. Kosova ve Libya gibi krizler incelenerek, insani müdahale söylemlerinin nasıl kullanıldığını ve bu söylemlerin çoğu zaman siyasi çıkarlarla, güç dengeleriyle ve uluslararası ilişkilerde 'adil' ya da 'kabul edilebilir' sayılan kavramlarla nasıl örtüştüğünü ortaya koymaktadır. 'Müdahale etmek haklı mıdır?' sorusuna bir perspektif sunmayı amaçlamaktadır. Hukukun normatif doğası ile uluslararası ilişkilerin yoruma açık yapısı arasındaki çelişkiyi ele alırken eleştirel yapısalcılık yaklaşımından yararlanmaktadır. Siyaset teorisi ve uluslararası hukuk alanlarındaki temel tartışmalardan yola çıkarak, kitlesel acılar ve insan hakları ihlallerinde gerçekleşen dış müdahalelerin meşruiyetini analiz etmektedir. Bu tez, Koruma Sorumluluğu (R2P) ilkesine dair tartışmalar ve değişmekte olan insani müdahale uygulamalarına odaklanarak, bu değişimlerin hukuki ve siyasi düzeni nasıl yeniden şekillendirmeye çalıştığını anlamaya çalışırken, Michael Walzer'ın Haklı Savaş yaklaşımını eleştirmekte ve öte yandan da Koruma Sorumluluğu normunun, ilkeleri ile uygulanması arasındaki farklılıklara vurgu yapmaktadır.Master Thesis Soğuk Savaş Sonrası Dönemde Çin ve Abd'nin Afrika'da Aldığı Kalkınma Söylemlerinin Etkileri(2022) Husseın, Hannan Mohamed; Yalvaç, FarukSoğuk savaş sonrası dönemde Çin ve ABD, Afrıka ile olan ilişkilerinde farklı kalkınma söylemleri kullanmışlardır. Çin'in Afrika ile ilişkilerınde kullandığı iki kalkınma söylemi kazan-kazan işbirliği söylemi ve Konfüçyüsçülük söylemidir. ABD ise Afrika ile olan ilişkilerinde demokratikleşme ve insancıllık söylemeleri kullanmıştır. Bu tez bu farklı söylemlerin Afrika'daki etkisini ve sonuçlarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. ABD ve Çin in Afrika ile olan ilişkilerı bu söylemler çerçevesinde ya yeni bir sömürü ilişkisinin devamı ya da Afrika nın büyümesi ve gelişmesi için büyük bir firsat olarak görülmektedir. Tez bu sonucun Afrika Ülkerlerin benimseyecekleri politikların sonunda belireleneceğini ifade etmektedir.Afrika ülkeleri bu ilişkiyi olumlu bir yöne çevirebileceği gibi olumsuz sonuçlar da döğurabilir. ABD'nın askeri yardımı ve Çin'in altayapı yatırımları olumlu sonuçlar olarak değerlendirilebilecek iken, Çin altayapı yatırmalarının ortaya çıkardığı çevresel tahribat ile ABD'nin söylemlerinin ortaya çıkardığı etnik çatışmalar ve siyasi istikrarsızlık olumsuz sonuçlar olarak görülebelir. Gelişmek ve zenginleşmek için küresel güçlerle olan bağlantılarından en iyi şekilde yararlanmak Afrika ülkerlerine kalmıştır.Master Thesis Türk Devletleri Teşkilatı'nın Türkiye'nin Bölgesel Güç Oluşumuna Etkisinin Neorealist Analizi(2025) Yavuz, Emre; Yalvaç, FarukBu tez, Türkiye'nin Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) ile yürüttüğü iş birliğinin, ulusal çıkarlarını ve bölgesel güç olma hedeflerini gerçekleştirme sürecine etkisini neorealist kuram çerçevesinde analiz etmektedir. Neorealist kuram anarşik uluslararası sistemdeki güç ilişkilerinin devlet davranışlarını belirlemede en önemli unsur olduğunu ileri sürer (Waltz, 1979). Neorealist kuramın temelini oluşturan anarşik yapı ve güç dağılımı, Türkiye gibi bölgesel güçlerin konumu ve davranışlarında da değişiklikler ortaya çıkarmıştır. Tez bu değişiklikleri neorealist kuramın bölgesel düzeyde de nasıl işlev gördüğünü, Türkiye örneği aracılığıyla göstermeye çalışmaktadır. Neorealist Uluslararası sistemde güç dağılımının çok kutuplu bir yapıya evrilmesi, yalnızca küresel aktörleri değil, aynı zamanda bölgesel güçlerin konumlarını ve etki alanlarını da etkilemektedir. Değişen uluslararası koşullar, küresel ve bölgesel düzeyde değişen jeopolitik dinamikler doğrultusunda, Türkiye dış politikasında çok boyutlu açılımlara yönelmiş ve Batı merkezli stratejisini çeşitlendirme çabası içine girmiştir. 2009 yılında kurulan TDT; ortak tarih, dil ve kültür temelinde şekillenen TDT, üye ve gözlemci devletler arasında çok boyutlu iş birliğini hedefleyen bölgesel bir örgüt niteliğindedir. Türkiye, Türk Devletleri Teşkilatı içerisinde hem kurucu hem de yönlendirici bir aktör olarak, başta enerji olmak üzere karşılıklı ihtiyaçlarını üye devletlerle, iş birliği içinde karşılamayı, karşılıklı güveni pekiştirmeyi ve ekonomik ilişkileri geliştirerek bölge ülkelerinin kalkınmasına katkı sunmayı hedeflemektedir. Türkiye, bu süreçte hem kendi çıkarlarını gözetmekte hem de teşkilat içerisindeki anahtar rolünü pekiştirerek bölgesel caydırıcılığını artırmaktadır. Bu doğrultuda, Türk Devletleri Teşkilatı aracılığıyla Orta Asya, Kafkasya ve Avrasya'da daha etkin bir bölgesel aktör olma yönünde stratejik adımlar atmaktadır. TDT'nin, Türkiye açısından bir güç projeksiyonu aracı olarak işlev gördüğü ve bölgesel liderlik hedeflerine kurumsal bir zemin oluşturduğu ileri sürülmektedir. Bu tezde, nitel bir kuramsal çalışma olup, yöntem olarak ise durum analizi ve betimsel analizden yararlanılmıştır. Anahtar Sözcükler: Türkiye, Türk Devletleri Teşkilatı, Bölgesel Güç, Dış Politika, NeorealizmMaster Thesis Türk Müziğinin Tarihsel Sosyolojisi: Eşitsiz ve Birleşik Gelişme ve Melezlik(2023) Benli, Elif Ayşen; Yalvaç, FarukBu çalışma, müzik ve Uluslararası İlişkiler arasındaki bağlantıları tarihsel sosyolojik perspektiften ve Eşitsiz ve Birleşik Gelişme teorisi ışığında incelemeyi amaçlamaktadır. Tezin temel argümanı, Türk müziğinin tarihsel gelişiminin ve onu etkileyen dinamik ve faktörlerin Batı'dakinden farklı bir seyir izlediği ancak hem Türk Müziğinin hem de Batı müziğinin tarihsel gelişiminin hem birbirleriyle hem de diğer birçok farklı kültürle ilişkili olarak 'birbirine bağlı sosyo-kültürel tarihsellikler' içerisinde oluştuğudur. Büyük resmin analizinde tarih eşitsizliklerin ve birleşmelerin bir arada bulunduğu döngüsel bir sistemi yansıtmaktadır. İlk olarak coğrafi ve iklimsel özelliklerin farklılığı nedeniyle gelişimlerine eşitsiz olarak farklı noktalardan başlayan Doğu ve Batı kültürleri bugüne dek gerek göçler ve savaşlar gerek seferler ve istilalar gerek diplomatik ve ticari ilişkiler gerekse de teknolojik gelişmeler ve artan küreselleşme sebebiyle bir araya gelerek birleşmiş, birleşmenin yüksek derecede homojenleşmeye yol açtığı noktalarda ise ulusal ideolojilerin ortaya çıkması ve kapitalist piyasa sisteminin yol açtığı aşırı bireyselleşme gibi nedenlerle yeniden eşitsizlikler üretilmesi sağlanmıştır. Coğrafya ve iklim sebebiyle yapılan eşitsiz başlangıçlar devamında her iki kültür için farklı dinlerin benimsenmesi, göçlerin, istilaların ve coğrafya keşiflerinin farklı varış noktaları, yönler ve yöntemler barındırması, toplumsal yaşamdaki hiyerarşik yapılanmalarının ve toplulukların yönetimsel uygulamalarının farklı olması sebepleriyle birbirlerinden farklı gelişimler ve birleşimler ortaya çıkmıştır. Son aşamada bugün ortaya çıkan bütün müzikal yapı ve üretimler, kendi dinamikleri ve parametreleriyle yeniden şekillenmiş, salt Doğulu ya da salt Batılı bir yönelimden uzak, her ikisinin yeni bir birleşimini ve versiyonunu içeren melez yapılar ortaya çıkarmıştır. Eşitsiz ve Birleşik Gelişme teorisi çerçevesinde yapılan bu çalışmadaki tüm teorik ve tarihsel değerlendirmelerin ardından elde edilen sonuçlarsa 'melezlik' kavramı etrafında bir araya getirilerek Post-kolonyal çalışmalara da katkı sağlanması amaçlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Türk Müziği, Tarihsel Sosyoloji, Birleşik ve Eşitsiz Gelişme, Post-kolonyalizm, MelezlikMaster Thesis Ulusal Kurtuluş Mücadelesinin Feminist Okuması: Kahraman Olarak Kadın, Asker Olarak Kadın, Anne Olarak Kadın(2024) Gürpınar, Ezgi Yarıcı; Yalvaç, FarukUlusal Kurtuluş Mücadelesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılma sürecine girmesiyle birlikte Anadolu coğrafyasında Türk milletinin kendini yeniden var etme ve bir devlet olarak uluslararası sistemde kendini kabul ettirme sürecinin adıdır. Savaşın genel seyrine bakıldığında bu savaşta kadınların erkeklerle birlikte mücadele verdikleri görülmektedir. Bu tezde, kadınların Ulusal Kurtuluş Mücadelesinde göstermiş oldukları çabanın ülkenin kurulması üzerindeki etkisine değil, feminist bir eleştiri ile savaş sonrasında yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nde kadınlara bakış açısının değişip değişmediğine, kadının yeni dönemdeki konumu ve kadın hakları üzerindeki etkisine odaklanılmıştır. Bu konunun seçilmesinin sebebi Ulusal Kurtuluş Mücadelesi'nin sadece tarih disipli içinde ele alınması, uluslararası ilişkiler ve feminist teori çerçevesinde daha önce değerlendirmesinin yapılmamış olmasıdır. Tez, uluslararası ilişkiler disiplininde feminist teori üzerine inşa edilmiştir. Ulusal Kurtuluş Mücadelesi'nin getirmiş olduğu olağanüstü şartlar altında kadınlar geleneksel rollerinin getirmiş olduğu annelik ve bakım hizmetlerine ek olarak, o zamana kadar erkeklere atfedilmiş olan kahramanlık ve askerlik rollerini de üstlenmek zorunda kalmıştır. Bu zaruriyet hali kadının erkeklere göre daha az vasfa sahip olmadığını gözler önüne sermiştir. Türk kadını, Ulusal Kurtuluş Mücadelesinde üç farklı rol üstlenmek zorunda kalmıştır. Protestolar, mitingler, örgütlenmeler, cephanelik taşıma ve yurdun erkeklerden arda kalan tüm diğer işlerinin altından kalkarak kahramanlık yapan kadınlar, eline silahını alıp cepheye koşarak askerlik vasfını yerine getirmiştir. Çocuğuna, yetim ve öksüz kalan çocuklara, yaşlılara, cephedeki askere ve cepheden gelen yaralılara bakarken, annelik görevini de icra etmiştir. Bu kapsamda çalışma içinde uluslararası ilişkilerde feminist teori, Ulusal Kurtuluş Mücadelesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk 10 senesi, Osmanlı İmparatorluğu'nda Tanzimat ile başlayan kadın hareketleri ve kazanılmış haklar detaylıca incelenmiştir. Sonuç olarak, kadınların göstermiş olduğu çabalara karşılık Türkiye Cumhuriyeti'nde kadın haklarına yönelik düzenlemeler yapılmış ancak kadın temelde anne vasfını aşamamıştır. Erkek eliyle getirilmiş olan tüm yenilikler kadının toplumsal rolünde herhangi bir değişim sağlamamıştır.Master Thesis Uluslararası İlişkiler Teorileri Tarihindeki Temel Tartışmaların Yörüngesinin Eleştirel Realist Bir Açıklaması(2023) Köksal, Oğulcan; Yalvaç, FarukUluslararası İlişkiler disiplinine, özellikle (neo-)Realizm ve (neo-)Liberalizm gibi pozitivist varsayımlar tarafından desteklenen belirli teoriler ve bu teoriler arasındaki tartışmalar hâkim olmuştur ve diğer teoriler ya bu ana akım teorilere karşı çıkmak ya da pozitivist bilim anlayışına uyumlu olmak durumunda kalmıştır. Ancak, 1980'lerde Uİ disiplininde pozitivizm/post-pozitivizm olarak adlandırılan yeni bir dönem başlamıştır. Buna rağmen, bütün temel tartışmalar disipline önemli etkilerde bulunmuş olsalar da hiçbiri ontolojiyi ve bilim felsefesini tartışmalarının merkezine almamıştır. Post-pozitivistlerden gelen yanıt bile pozitivist bir bilim, yapı ve nedensellik anlayışı sebebiyle yanlış yorumlanmıştır. Kısaca, disiplindeki temel tartışmaların ontolojiye odaklanmamaları konusunda bir devamlılık mevcuttur. Bu tez, ilk kez Roy Bhaskar (1977) tarafından ortaya konan ve Uİ disiplininde Faruk Yalvaç, Colin Wight, Jonathan Joseph gibi kuramcılar tarafından geliştirilen bir meta-teori olarak işleyen eleştirel gerçekçiliği kullanarak, disiplindeki belirli teoriler ve bilim felsefelerinin, temelde de pozitivizm/post-pozitivizm tartışmasının nasıl tarihsel olarak şekillendiğini ve disiplindeki temel tartışmalar ve teori anlayışını nasıl bir çıkmaza soktuğunu, disiplinin tarihinde özellikle ontolojik bir devamlılık olduğunu vurgulayarak geliştirmek amacını gütmektedir. Dolayısıyla bu tez, Uluslararası İlişkiler içerisindeki temel tartışmaların ortaya çıkma ve gelişmelerinin tarihselleştirilmesinin ve doğallıktan çıkarılmasının gerekli olduğunu iddia etmektedir. Uİ teorileri arasındaki temel tartışmaların eleştirel gerçekçi bir açıklaması, disiplindeki ontolojik tartışmanın eksikliğinin sebeplerinin ortaya çıkarılmasını, neden ontolojiyi merkeze aldığını iddia eden dördüncü tartışmanın bile sadece epistemoloji ve metodolojiye odaklandığının anlaşılmasını ve böylece toplumsal gerçekliğin bir katmanı olarak uluslararasılığın dinamiklerinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Anahtar Sözcükler: Eleştirel Gerçekçilik, Bilim Felsefesi, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Pozitivizm, Post-pozitivizm.

