20 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 20
Article Retrospective Evaluation of Childhood Central Nervous System Tumors Followed in a Pediatric Hematology Oncology Center: a Single Center Experience(Akad Doktorlar Yayinevi, 2024) Erdem, Arzu Yazal; Emır, Suna; Özyörük, Derya; Genç, Aslı; Yazal Erdem, ArzuCentral nervous system (CNS) tumors are one of the main causes of cancer-related deaths in childhood. Although approximately 60% of all patients are alive 5 years after diagnosis, a sequela due to the disease and treatments are common. In this study, we aimed to evaluate the demographic, clinical characteristics, and outcomes of the childhood CNS tumors in our center. A total of 141 patients between 0-18 years who were followed up and completed their treatment in our pediatric oncology center were included. The files were reviewed retrospectively. The median age of patients was 7 years (range 1 month-17.6 years). The male/female ratio was 1.1: 1. The most common presenting symptom was headache. The median time from the first symptom to diagnosis was 1.4 months. Medulloblastoma was the most common diagnosis (n= 28, 19.9%), followed by pilocytic astrocytoma (18.4%, n= 26) respectively. Out of 141 patients, a sequela was seen in 55 (39%) patients. The relationship between high-dose radiotherapy and the development of short stature was statistically significant (p= 0.009). The patients with metastatic disease were likely to have lower survival rates than nonmetastatic disease (p= 0.001). The presence of metastasis increased the death status 6.482 times (OR: 6,482, p= 0.001). The overall 5-year survival rate of all patients was found 80%. There was an association between the histopathological subtypes and overall survival rates (p= 0.001). In the multivariate analysis, metastasis was the most important factor in survival. According to Cox regression analysis, the two most important factors affecting overall survival were the histopathological subtype and the presence of metastasis.Article T-47d Meme Kanseri Hücreleri Üzerinde Kurkuminin Doz Bağımlı Etkisinin İncelenmesi(2021) Aykanat, Nuriye Ezgi Bektur; Kaçar, Sedat; Bektur, EzgiZingiberaceae familyasına ait zerdeçaldan elde edilen bir polifenol olan kurkumin, anti-inflamatuar, anti-tümör, anti-oksidatif ve antimikrobiyal etkiler dahil olmak üzere birçok etkiye sahiptir. Kurkuminin farklı kanser hücreleri üzerindeki etkileri hakkında birçok çalışma bulunmaktadır. Bu çalışma, kurkuminin T-47D meme kanseri hücre canlılığı üzerindeki anti-kanser etkisini araştırmayı amaçlamaktadır. T-47D meme kanseri hücrelerine farklı dozlarda uygulanan kurkuminin etkisi MTT yöntemi ve inverted mikroskop ile araştırılmıştır. Kurkuminin T-47D hücrelerinde IC50 dozu 24 saat sonunda 65,8 μM, 48 saat sonunda 46,4 μM ve 72 saat sonunda ise 26,6 μM olarak belirlenmiştir. Morfolojik değerlendirmede ise kurkumin uygulanmış hücreler yuvarlak ve flask yüzeyinden ayrılmış kitleler halinde gözlenmektedir. Sonuçlarımız, kurkuminin T-47D hücre proliferasyonunu önemli ölçüde azalttığını göstermektedir. Kurkumin, tek başına veya diğer moleküllerle kombinasyon halinde meme kanseri tedavisi için bir aday olabilir. Gelecekte, kurkuminin meme kanseri hücreleri üzerindeki etki mekanizmasını aydınlatmak için daha kapsamlı ve çok merkezli destekli ileri klinik çalışmalara ihtiyaç vardır.Article Jinekolojik Onkoloji Palyatif Bakımda Simülasyona Dayalı Mesleklerarası Eğitime Yönelik Öğrencilerin Görüşleri: Nitel Çalışma(2019) Şahan, Fatma Uslu; Terzioğlu, FüsunAmaç: Bu araştırmada, jinekolojik onkoloji palyatif bakımda simülasyona dayalı mesleklerarası eğitime yöneliköğrencilerin görüş, düşünce ve önerilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntemler: Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden yorumlayıcı fenomenolojik yaklaşım kullanılmıştır.Araştırmanın uygulaması Nisan 2017 - Mayıs 2017 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini 28öğrenci (sekiz hemşirelik, sekiz beslenme ve diyetetik, sekiz sosyal hizmet ve dört tıp öğrencisi) oluşturmuştur.Araştırmanın verileri sosyo-demografik bilgi formu ve yarı yapılandırılmış odak grup görüşmesi soru yönergesi ile dörtodak grup görüşmesi yapılarak toplanmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler tümevarım yaklaşımı ve içerik analiziyöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir.Bulgular: Öğrenciler ile yapılan görüşmeler sonucunda ortaya çıkan temalar (1) “palyatif bakım hizmeti sunumundaekip yaklaşımı” (2) “Mesleklerarası Jinekolojik Onkoloji Palyatif Bakım Eğitimi”; (3) “Simülasyona DayalıMesleklerarası Jinekolojik Onkoloji Palyatif Bakım Eğitimi” olarak sıralanmıştır. Araştırmada öğrenciler, palyatifbakımda ekip çalışması ve mesleklerarası eğitimin önemini daha iyi anladıklarını; diğer mesleklerin rol vesorumluluklarını öğrenebilmek, ekip olarak çalışabilmek, hasta güvenliğini ve hasta merkezli bakımın sağlayabilmekiçin simülasyona dayalı mesleklerarası eğitimin gerekli olduğunu belirtmişlerdir. Öğrenciler lisans eğitimmüfredatlarında simülasyona dayalı mesleklerarası eğitimin gerekliliğini vurgulamışlardır. Öğrencilerin simülasyonuygulamaları ile teorik eğitimde öğrendiklerini daha iyi pekiştirdikleri, yanlışlarını/hatalarını düzeltme fırsatıbuldukları, mesleki profesyonelliklerinin farkına vardıkları belirlenmiştir.Sonuç: Sağlık profesyonellerinin eğitiminde mesleklerarası simülasyon uygulamalarının kullanımı için eğiticilerin veöğrencilerin teşvik edilmesi ve lisans eğitim müfredatlarına entegre edilmesi önerilmektedir.Article İntrakranial Tümörlerde Klk5, Klk6 ve Klk7 Ekspresyonlarının Araştırılması(2020) Turna, Gamze; Kılıç, Nedret; Kurt, Gökhan; Doğulu, Fikret; Ceviker, Necdet; Saltoğlu, Gamze TurnaGiriş ve Amaç: 19. kromozom (19q13.3-4) üzerinde bulunan 15 genden oluşan kallikrein ilişkili peptidazlar(KLK’lar), serin proteazların bir alt grubudur. Daha önce yapılan bazı çalışmalar KLK'ların çeşitli kanser türleriyleilişkili olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte, intrakranial tümörlerde KLK'ların tanı ve prognozdaki rolünüaraştıran az sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu nedenle, bu çalışmada intrakranial tümörlerde KLK5, KLK6 veKLK7'nin ekspresyon düzeylerindeki değişimlerin belirlenmesi amaçlamıştır.Gereç ve Yöntemler: Menenjiom grade I (n = 15) ve glioblastoma multiforme (n = 15) tümör örneklerinde, KLK5,KLK6 ve KLK7 mRNA ekspresyon düzeyleri ters transkriptaz polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) kullanılaraktespit edildi. Protein ekspresyonları ise western blotting yöntemi kullanılarak belirlendi.Bulgular: KLK5 ve KLK7’nin mRNA ve proteinleri menenjiom grubunda daha sıklıkla ifade edilirken, KLK6’nınmRNA ve proteini glioblastoma grubunda daha sıklıkla ifade edilmektedir.Sonuç: Menenjiom ve glioblastoma grupları karşılaştırıldığında KLK5, KLK6 ve KLK7 mRNA ve proteinekspresyon düzeylerinde farklılıklar olduğu tespit edilmiştir. Bu genler intrakranial tümörlerin tanısı için yeni birbiyobelirteç olma potansiyeline sahip olabilirArticle Glutatyon S-transferaz ve Src Ailesi Kinaz İnhibitörü İndol Türevleri: Seletivite ve İlaç Rezistans Özelliklerinin Değerlendirilmesi(2012) Ölgen, Süreyya; İşgör, Yasemin G.; Kurt, Zühal Kılıç; İşgör, Belgin S.Artan glutation s-transferaz (GST) aktivitesi insanlarda görülen kanserler ve antikanser ilaç direnciile ilişkilidir. Benzer şeklilde, Src ailesi kinazların (SFK) meme, kolon, akciğer ve deri gibi pek çokkanser türünde yüksek katalitik aktivitesi olduğu rapor edilmiştir. Bu nedenle, GST ve Src'ın her ikisinininhibisyonu, kemoterapötiklerin seçici ve dayanıklı olmasını sağlayarak terapötik etkinliğini artırabilir. Son yıllarda laboratuvarımızda gerçekleştirilen c-Src inhibitörü bileşiklerin tasarımı ve sentezi çabaları ile IC50 değeri sırayla 4.69, 74.79, 75.06 ve 84.23 µM olan N1 ve C5 sübstitüe indol-3-amin türevi dört bileşik (8c, 8f, 8g ve 8h) başarı ile elde edilmiştir. Bu çalışmada, bu bileşiklerin SFK'lar (Lyn, Hck, Fyn) ve GST enzimlerine karşı inhibitör aktiviteleri tayin edilmeye ve Src ailesi kinazlara olan seçicilikleri saptanmaya çalışılmıştır. Bileşiklerden 8c and 8g GST enzimi için sırayla IC50 değerleri 120.1 ve 67.33 µM olan en etkin inhibitörler ve ayrıca Src inhibitör özelliklerinin olması de ikili inhibitörler olarakrapor edilmişlerdir. Bileşiklerden 8f ve 8h sırayla IC50 değerleri 161.1 ve 272.2 µM ile önemli derecede GST inhibisyonu gösterdiler. Ancak bileşiklerin bu inhibisyon profilleri ile ileri çalışmalar için uygun olmadıkları bulunmuştur.Article Citation - WoS: 3Citation - Scopus: 3Validity and Reliability of Turkish Version the Family Inventory of Needs-Pediatric Ii: an Inventory To Identify Care Needs of Parents of Children With Cancer(Kare Publ, 2019) Boztepe, Handan; Ay, Ayşe; Monterosso, Leanne; Ayşe, A.Y.OBJECTIVEThis study was conducted to translate and adapt the Family Inventory of Needs-Pediatric II (FIN-PEDII) into the Turkish language and investigate its validity and reliability for parents of children with cancer.METHODSA self-administered questionnaire and Family Inventory of Needs-Pediatric II was completed by 180parents whose children (0-18 years old) were diagnosed with leukemia, solid tumors, and central nervous system tumors. FIN-PED II was translated into Turkish and then back-translated and then evaluated by three experts for face validity. For construct validity, exploratory factor analysis was applied andfor reliability, internal consistency analysis was employed.RESULTSAs a result of exploratory factor analysis, it was observed that percentages of explaining total variancewere 74.787%, 68.649%, and 72.746% for sections of the importance of care needs, the need fulfilment,and the need for further information, respectively. As a result of Cronbach’s Alpha reliability analysis,the reliabilities of the sections on the importance of care needs, need fulfilment, and the need for furtherinformation for FIN-PED II was 0.814, 0.906, and 0.915.CONCLUSIONAlthough the Turkish version of FIN-PED II needs further psychometric testing, it is an effective, validand reliable tool to find out the care needs of parents of children with cancer.Article Efficacy of Gamma-Knife Radiosurgery in Grade 2 and Grade 3meningioma: a Single-Center, Long-Term Follow-Up Study(2021) Bulduk, Erkut Baha; Demirci, Harun; Karaaslan, Burak; Demirtaş, Oğuz Kağan; Emmez, Ömer Hakan; Kurt, GökhanObjectives: Gamma-Knife Radiosurgery (GKR) is a safe and effective treatment option in patients who have a high riskof complications in skull base and eloquent area-based tumors, in those to whom total surgery cannot be applied. Thepurpose was to analyze the results of radiosurgery in patients who underwent GKR for the residues or recurrent tumorsin high grade meningiomas. Methods: A retrospective screening was performed on patients who underwent GKR at Gazi University between 2004and 2018. The gender, mean age, location, volume, complications, size changes after GKR were noted. Results: A total of 35 (79.5%) patients were treated with Grade 2, and 9 (20.5%) were treated with Grade 3 meningio mas. The mean follow-up period was 48 months (3-108). The mean volume was noted as 9339 mm3 . The tumor controlrates after GKR were determined as 94% in Grade 2 and 55% in Grade 3 meningiomas. Conclusion: GKR can be applied as a safe and effective method for postoperative tumor control in high grade meningiomas.Article Pediatrik Hastalarda Malign Karaciğer Tümörlerinin Değerlendirilmesi: Tek Merkez Deneyimi(2021) Güzelküçük, Zeliha; Özyörük, Derya; Erdem, Arzu Yazal; Bajin, İnci Yaman; Yozgat, Ayça Koca; Aker, Can Barış; Şenel, Emrah; Demir, Hacı Ahmet; Oztorun, Can IhsanAmaç: Çocukluk çağında malign karaciğer tümörleri nadirdir. Hepatoblastom ve hepatoselüler karsinom en sık görülen iki tiptir. Bu çalışma ile; kliniğimizde izlenen malign karaciğer tümörü tanısı alan hastalarımızın demografik, klinik özelliklerini ve tedavi sonuçlarını geriye dönük olarak incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Eğitim Araştırma Hastanesi, Çocuk Onkoloji Kliniği’nde 2010-2019 tarihleri arasında takip edilen, karaciğerde malign tümörü olan 13 olgunun demografik özellikleri, tümör lokalizasyonu, klinik ve radyolojik bulguları, histopatolojik bulguları, tedavileri ve son durumları retrospektif olarak incelendi. Bulgular: Karaciğerde malign tümörü olan 13 çocuk hasta (erkek/kız: 6/7) değerlendirildi. Hastaların ortanca yaşı 38 ay (minimum: 4- maksimum: 198 ay) olarak hesaplandı. Hepatoblastom (n=11, %84,6), hepatoselüler karsinom (n=1, %7,69), karaciğerin farklılaşmamış sarkomu (n=1, %7,69) tanıları alan hastalar mevcuttu. Hepatoblastom tanılı 1 hastada (%9) ve undiferansiye sarkom tanılı hastada alfa fetoprotein düzeyi (AFP) <100 ng/ mL (0-9) idi. Cerrahi ve kemoterapiden oluşan tedaviler uygulandı. Relaps ve/veya progresif hastalık nedeni ile 2 hasta eksitus oldu. Genel sağkalım oranı %88,9 olarak hesaplandı. Sonuç: Karaciğerde malign tümörü olan hastalarımızı retrospektif olarak değerlendirerek, tek merkez deneyimi sunulmuştur. Hasta sayımız kısıtlıdır. Ancak çocukluk çağındaki karaciğer kanserleri için oldukça iyi yaşam oranlarını içermektedir. Kemoterapiye bağlı uzun dönem komplikasyonların değerlendirilmesi için uzun soluklu takip sürelerini içeren çalışmalar planlanmalıdır.Article Herpes Zoster Hastalarının Demografik ve Klinik Özelliklerinin Değerlendirilmesi(Selcuk University, 2023) Demirci Saadet, E.; Hasanbeyzade, S.; Hasanbeyzade, Sabir; Saadet, Elif DemırcıBackground: Herpes zoster is a disease that is more frequently seen in people aged over 50 years and negatively affects the quality of life due to the development of post-herpetic neuralgia. This study aimed to investigate the demographic and clinical characteristics of patients diagnosed with herpes zoster. Methods: In this cross-sectional study, the data of patients who were followed up with a diagnosis of herpes zoster at the dermatology department between 2013 and 2020 were retrospectively examined. Results: Of 440 patients, 252 (57.3%) were female and 188 (42.7%) were male. The mean age was 48.9±18 (4-94) years. The most common localization was the thoracic region at a rate of 35.5% and the lumbar region at a rate of 21.4%. Disseminated and ophthalmic zoster were more common in elderly patients (p<0.001). The most common comorbidities were hypertension (HT)+coronary artery disease (CAD) (12.6%), cancer (10.3%), and diabetes+HT (5.9%). Severe pain was observed in 19.7% of the patients and was more common in women (p=0.016). The rate of moderate and severe pain was high in the patients with HT+CAD and cancer (p˂0.001). Post-herpetic neuralgia was observed in 15.3% of the patients aged over 50. Conclusions: Herpes zoster is especially common in adults. Since it causes acute pain and can lead to postherpetic neuralgia development, risky patient groups should be more carefully followed up and treated. © 2023, Selcuk University. All rights reserved.Article Citation - WoS: 2Citation - Scopus: 2Role of Surveillance Screening in Detecting Tumor Recurrence After Treatment of Childhood Cancers(Aves, 2021) Kısa, Pelin Teke; Emir, Suna; Teke Kısa, PelinObjective: As the survival rates in children with cancer reach up to 80%, this improvement in survival increases the number of patients under follow-up. After cancer treatment is completed, patients are taken to follow-up surveillance to ensure the early detection of recurrence and the late effects of treatments. The frequency and necessity of surveillance screening tests are controversial. This study aimed to assess the efficacy of surveillance screening in the detection of recurrence. Material and methods: The files of 533 children who were diagnosed as having cancer at our pediatric oncology clinic between 2004 and 2013 were retrospectively evaluated. We looked at outcomes after recurrence, the timing and pattern of recurrence, the presence of symptoms during recurrence, physical examination findings, tumor marker levels, laboratory findings, and radiologic tests. Results: Of the 63 patients with recurrence, 23 were symptomatic and 40 were asymptomatic at the time of the recurrence. Tumor location and time of the recurrence did not affect the post recurrence survival. The median post-recurrence survival for patients was 13 (range, 1-98) months. The median post-relapse survival was 10 (range, 1-73) months in patients with symp-tomatic recurrence, and 16 (range, 1-98) months in patients with asymptomatic recurrence. It was determined that patients in whom recurrence was identified with surveillance tests had longer post-relapse survival time. The 5-year survival rate of 23 patients with symptomatic recurrence was 12.2%; this rate was 49.5% in asymptomatic patients (p<0.05).Conclusions: It should be considered that surveillance testing offers the benefit of prolonging post recurrence survival.

