Search Results

Now showing 1 - 3 of 3
  • Master Thesis
    Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü ve Kişisel Verilerin Korunması Kanununa Göre İlgili Kişi Haklarının Karşılaştırılması
    (2021) Gürener, Betül; Akdemir, Tuğba Gürçel
    Günümüzde gelişen teknolojinin sınırsız bir dünyanın oluşmasını sağlaması sonucunda, insan hakları ihlalinin ortaya çıkması ve özel hayatın gizliliğinin ihlali riskinin oluşmasına neden olmuştur. Bu riskler sebebiyle oluşabilecek ihlalleri engellemek ve kişisel verilerin korunmasını sağlamak adına çeşitli adımlar atılmıştır. Bu alanda Avrupa Birliği tarafından atılan adımlardan birisi, 1995 yılında yürürlüğe giren 95/46 AT Sayılı Avrupa Veri Koruma Direktifi olmuştur. Teknolojinin hızla gelişmesiyle, Avrupa Birliği tarafından Veri Koruma Hukuku'na ilişkin mevzuatın yeniden düzenlenmesi ile kişisel verilerin korunması çerçevesinin genişletilmesi gerekli görülmüştür. Böylece Avrupa Parlamentosu'nda Genel Veri Koruma Tüzüğü (GVKT) 2016 yılında yeni çağın gereklerine göre düzenlenerek kabul edilmiştir. Türkiye'de kişisel verilerin korunması alanı görece daha geç gündeme gelmiştir. İlk olarak 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı Anayasa'ya eklenmiş olup, ardından 2016 yılında Kişisel Verilerin Korunması Kanun'un kabul edilmesi ile bu alana özgü kanun çalışması yürürlüğe girmiştir. Bu tezin amacı; Ulrich Beck' in risk toplumu kuramının modern toplumlarda ortaya çıkan risklerin dönemin koşullarına göre değişebilmesi varsayımından yola çıkarak, kişisel verilerin korunması kavramının ortaya çıkışı ve yeni dönemin getirdiği risklerin bu bağlamda değerlendirilmesidir. Buna göre oluşturulan hukuki düzenlemelerin temel amacı kişinin sanal dünyada da haklarının korunabilmesidir. Buna göre Avrupa Birliği ve Türkiye tarafından oluşturulan Genel Veri Koruma Tüzüğü ile Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nda yer alan 'İlgili Kişi Hakları' Ulrich Beck'in Risk Toplumu Kuramı çerçevesinde incelenmiş olup, Türkiye'de yakın bir geçmişe sahip olan Kişisel Verilerin Korunması alanının Avrupa Birliği'ndeki gibi oturmuş bir anlayışın oluşabilmesi ve hayatın olağan akışı içerisinde Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun uygulanabilmesi için makul bir sürenin geçmesi ve bu süreçte istikrarlı bir kanun uygulanma alanının oluşmasıyla gerçekleşeceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler Genel Veri Koruma Tüzüğü, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, Risk Toplumu, İlgili Kişi Hakları
  • Master Thesis
    İş İlişkisinde İşçinin Özel Yaşamının Gizliliği
    (2019) Çankaya, Yiğitcan; Süzek, Sarper
    Özel yaşamın gizliliği, ortaya çıktığı ilk tarihten itibaren gelişen ve evrilen bir kavramdır. Öğreti ve yargı kararları tarafından bu kavramı açıklamaya ve sınırlarını belirlemeye yönelik birçok teori ortaya konulmuştur. Bu teoriler birbiri ile ilişkilidir ve birçok noktada kesişir. Özel yaşamın gizliliğine bir insan hakkı özelliğini veren ise uluslararası insan hakları belgelerinde ve anayasalarda düzenlenme biçimidir. Özel yaşamın gizliliği hakkı birçok uluslararası sözleşmede yerini almış olmanın yanı sıra, Türk hukukunda da Anayasa, kanun, tüzük ve yönetmeliklerin çeşitli hükümlerinde kurala bağlanmıştır. Bu hak, kural olarak hayatta olan gerçek kişilere aittir. Ad ve soyad, görüntü ve ses, cinsiyet kimliği, cinsel yönelim ve cinsel ilişkiler, aile yaşamı, onur ve saygınlık, kürtaj ve üremeye ilişkin haklar, etnik kimlik, konut, haberleşme ve kişisel veriler bu hakkın kapsamına girer. İşçinin özel yaşamın gizliliği hakkı, işverenin işçinin kişiliğini koruma ve gözetme borcuna dayanan bir haktır. Bu hakkın iş ilişkisinin kurulmasında aday işçiye sorular sorulması, biyolojik veya psikolojik testler uygulanması, aday işçi hakkında üçüncü kişilerden bilgi toplanması yollarıyla ihlali mümkündür. İş ilişkisinin devamında ise işçinin işyerinde izlenmesi, üstünün ve eşyasının aranması, yaşam tarzı ve davranışlarına müdahale edilmesi, cinsiyet kimliği, cinsel yönelimi ve cinsel yaşamına müdahale edilmesi ve ulaşılamama hakkının ihlal edilmesi, bu hakkın ihlaline vücut verir. İş ilişkisinin sona erdirilmesi de bir başka ihlal biçimidir. İş ilişkisinin kurulması esnasındaki ihlal, culpa in contrahendo sorumluluğu kapsamında değerlendirilir. İhlalin iş ilişkisinin devamında veya iş ilişkisini sona erdirme şeklinde gerçekleşmesi hâlinde ise, kişilik haklarına saldırının hüküm ve sonuçları, işçi lehine haklı nedenle fesih, işverenin geçersiz veya haksız feshi ya da fesih hakkını kötüye kullanmasının hüküm ve sonuçları doğar. Anahtar sözcükler: işçinin özel yaşamının gizliliği, işçinin kişiliğinin korunması, işyerinde izleme ve gözetleme, işçilere test uygulama.
  • Master Thesis
    Bedensel Bütünlüğün İhlali Halinde Manevi Tazminat Miktarının Belirlenmesi
    (2020) Yıldırım, Erman; İstemi, Mehmet
    Manevi zarar, haksız fiil sonucu bir kişinin kişisel varlığında, şahıs varlığında iradesi dışında meydana gelen eksilmeyi ifade eder. Manevi zarara konu olan kişisel varlıklardan yaşamı, sağlığı ve bedensel bütünlüğü kişinin maddi kişisel varlıklarını oluşturmaktadır. Kişinin maddi nitelikte olmayan kişisel varlıklarını ise şeref ve haysiyeti, ismi, resmi, sesi, özel alanı, özgürlükleri, iktisadi ve ekonomik varlıkları oluşturmaktadır. Gerek maddi kişisel varlıklara gerek ise maddi nitelikte olmayan kişisel varlıklara saldırı sebebiyle kişilik hakkının ihlal edilmesi halinde ihlal sebebiyle oluşan manevi zararın, zarar veren ya da sorumlu olan kişi tarafından giderilmesi gerekmektedir. Kişinin bedensel bütünlüğü, fiziki bütünlük, ruhsal bütünlük ve sağlığından oluşmaktadır. Bedensel bütünlüğü oluşturan bu unsurlar, haksız fiil veya sözleşmeye aykırılık sebebiyle ihlal edildiği takdirde, oluşan manevi zararın TBK m. 56 uyarınca hâkim tarafından zarar gören lehine bir miktar para hükmedilerek giderilebileceği düzenlenmiştir. Ayrıca zarar görende ağır bedensel zarar meydana gelmesi veya zarar görenin ölmesi halinde ise yakınlarına da manevi tazminat talep etme hakkı tanınmıştır. TBK m.56'daki düzenlemede hâkimin, manevi tazminat miktarının belirlenmesi aşamasında takdir yetkisini kullanırken somut olayın özelliklerini dikkate alacağı, TMK m.4'deki düzenlemede ise hâkiminin takdir yetkisini kullanırken hukuka ve hakkaniyete uygun karar vereceği belirtilmiştir. Bu düzenlemelerle birlikte Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurul kararlarıyla da manevi tazminat miktarının belirlenmesinde hâkimin göz önünde bulundurabileceği somut kriterler yaratılma yoluna gidilmiştir. Böylelikle hâkim, bedensel bütünlüğün ihlali halinde oluşan manevi zararın telafisi için somut olayın özelliklerine göre, belirlenen kriterler doğrultusunda zarar gören lehine manevi tazminata hükmetmektedir.