Search Results

Now showing 1 - 10 of 264
  • Master Thesis
    Devrim Sonrası İran'ın Değişen Dış Politika Algılaması
    (2005) Taflıoğlu, Serkan; Hurmi, Bahar
    11 ÖZET DEVRİM SONRASI İRAN'IN DEĞİŞEN DIŞ POLİTİKA ALGILAMASI İslam devrimi sonrası, ana görüşler devrim ihracı ve tüm dünyadaki Müslümanların hamisi olmaktı. İdealistler jeo-stratejiye ters olan islami bir dış politika uygulamak istiyorlardı. Onlar bir İslam ülkesinin dış siyasetini adalet, iyi niyet ve islami esasların yönlendirmesi gerektiğine inanıyorlardı. Bu görüşün taraftarları, uluslar arası alanda, büyük güçlerin hakimiyetini reddedip, kendilerinde gerçekleşen devrim gibi, devrimlerin gerçekleşmesi için islami özgürlük hareketlerine ve ezilmiş halk hareketlerine maddi ve siyasi destek verilmesi gerektiğine inanıyorlardı. Diğer taraftan realistler, diğer ülkelerle özellikle büyük güçlerle barışçıl ekonomik ve diplomatik ilişkilerinin geliştirilmesini vurgulamaktaydılar. Uluslar arası seviyeden daha çok ulusal seviyede yoğunlaşmaktaydılar. Bu araştırmanın ilk bölümünde, İslam devriminin tarihsel gelişimi ve ilk dönem liberaller ve ruhaniler arasında ki çatışma incelenecektir.Mehdi Bazargan hükümeti devrim ihracı felsefesine ve büyük güçlere meydan okumaya inanmıyordu. Amerika Birleşik Devletleri de dahil batı ülkeleri ile iyi ilişkiler kurmak istiyordu. Fakat Ayetullah Humeyni taraftarlarının Amerikan Elçiliği'ni işgal etmesiyle, Bazargan hükümeti istifa etmiş ve ruhaniler İran'da hakim olmuşlardır. Yine bu bölümde, İran anayasal yapısı ve dış politika üzerinde etkili kurumlar hakkında bazı bilgiler verilmiştir. İran-Irak arasındaki toprak sorununun tarihsel geçmişi hakkında bazı bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde, devrim sonrası ilk on yılda 'ne doğu ne batı' ve 'ümmet' siyasetinin dış politikada uygulanması süreci değerlendirilmiştir. Bu dönemde iki farklı grup olsa da, esas mücadele coğrafi sınırlar yerine ideolojik sınırın islami ideolojinin yayılması ve devrim ihracı söylemleri üzerinde gerçekleşmekteydi. Ayetullah Humeyni 'nin vefatıyla Rafsancani iktidara gelmiş, savaşın bitimiyle dış tehditler azalmıştır. Sovyetler birliği'nin çöküşüyle, İran'ın çevre koşulları değişmiştir. Bu bölümde İran'ın Avrupa Birliği, Türkiye ve arap devletleri ile olan ilişkileri de değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde, Hatemi'nin sivil toplum ve çoğulculuk söylemi ile iktidara gelmesiyle, dış politikada yeni etkenler girmesi incelenmiştir. 11 Eylül saldırıları sonucu İran'ın uluslar arası politikada ki konumu ve bunun dış politikasına etkisi değerlendirilmiştir. İran'ın Avrupa Birliği ile olan ekonomik siyasi ilişkileri ve İran nükleer enerji siyaseti de bu bölümde incelenmiştir. Sonuç bölümde ise, İran'ın iç politikada ki gelişmeleri ve bunun İran dış politikasına ve bölgeye muhtemel etkileri değerlendirilmiştir.
  • Master Thesis
    Kazakistan, Azerbaycan, Türkmenistan ve Özbekistan'ın Enerji Potansiyelleri ve Politikaları
    (2007) Özdemir, Yavuz; Başak, Cengiz; Başak, Cengiz; Başak, Cengiz; Department of International Relations; Department of International Relations
    Sanayileşmenin artmasına bağlı olarak, 20. yüzyılda olduğu gibi, 21.yüzyılda dadünyanın gelişmiş ekonomilerinin en büyük itici gücünün enerji kaynakları olacağıkesindir.Teknolojik gelişmelerin ışığında, insanoğlunun ihtiyaç önceliklerinindeğişerek daha üst seviyelere çıkması, bizleri bu enerji kaynaklarına bir nevi bağımlıduruma getirmiştir.Bu bağlamda, günümüzde enerji elde etmek amacıyla kullanılankaynaklar arasında petrol ve doğal gazın tüketim açısından diğerlerinden dahaöncelikli bir konuma yükseldiği görülmektedir.Dünya enerji ihtiyacının gün be gün arttığı günümüzde, gelişmiş sanayilere sahipbüyük devletlerin enerji güvenliklerini sağlamak adına, söz konusu kaynaklarınüretildiği ve nakledildiği coğrafyalarda etkinliklerini arttırmaya çalıştıklarıgözlemlenmektedir. Bu noktada, Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardındanbünyesinde bulundurduğu zengin hidrokarbon kaynaklarıyla Orta Asya Bölgesi'nin,dolayısıyla da bu coğrafyada kurulmuş olan Kazakistan, Azerbaycan, Türkmenistanve Özbekistan Cumhuriyetleri'nin dünya siyasetindeki önemlerinin arttığısöylenebilir.Araştırmamızda, bölgenin artan önemine bağlı olarak burada kurulmuş olan,Kazakistan, Azerbaycan, Türkmenistan ve Özbekistan gibi Türk Cumhuriyetleri'ninenerji potansiyelleri ve politikaları incelenmiştir. Konu incelenirken, enerji eksenlibölgesel sorunların yanı sıra, Türkiye de dahil olmak üzere, küresel ve bölgeselgüçlerin bölge politikaları da irdelenmiştir.Tüm bunların ışığında, Kazakistan,Azerbaycan, Türkmenistan ve Özbekistan'ın sahip oldukları enerji kaynaklarını reelbir şekilde kullanarak, gelecekte bölge içinde etkin birer ekonomik güce dönüşüpdönüşemeyecekleri sorgulanmıştır.Bunlara göre, adı geçen ülkelerin sahip oldukları kaynaklarını doğru politikalardahilinde etkili bir şekilde kullanabilmeleri durumunda, çokta uzak olmayan birgelecekte, Orta Asya Bölgesinin önemli ekonomik güçleri arasında yer alabilecekleriöngörülmüştür.
  • Master Thesis
    Rusya Perspektifinden 2005-2015 Yılları Arasında Ukrayna ile Yaşanan Gaz Problemi
    (2017) Lukyanova, Anna; Karasar, Hasan Ali
    Rusya ile Ukrayna arasındaki ilk gaz krizi 1993 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasından hemen iki yıl sonra başladı. Sorun oldukça karmaşık siyasi, iktisadi ve coğrafi temellerde iki ülkeyi karşı karşıya getiren bir olguydu. Bu tez Rusya açısından iki ülke arasındaki gaz çatışmasının başlangıcı ve devamındaki sebepleri aydınlatmaya çalışmaktadır. Bu yüzd3en de tez sorunun zirve dönemi olarak adlandırılan 2005-2015 yılları arasını mercek altına almaktadır. Rusya-Ulrayna ilişkileri hali hazırda da her geçen gün daha karmaşık bir hal almakta ve iki taraf birbirinden tamamen farklı amaçlar üzerine kurdukları politikalar izlemektedirler. Bu tez hem iki devletin dış politikalarını hem de Gazprom ve Naftogaz gibi gaz tekeli şirketlerin konu hakkındaki siyasalarını incelemek suretiyle aynı zamanda Rusya-Ukrayna ilişkilerinin şirketlerin de dahlia olan bir haritasını çıkarmaktadır.
  • Master Thesis
    Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar'ın Somali'deki Stratejik Katılımı
    (2022) Omar, Abdirazak Abukar; Orhan, Duygu Dersan
    Bu çalışmanın odak noktası, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Suudi Arabistan'ın Afrika Boynuzu'nda yer alan ve çatışma, siyasi istikrarsızlık, terörizm ve kalıcı bir insani krizle boğuşan bir ülke olan Somali'ye yönelik aktif politikalarının stratejik analizi üzerinedir. Çalışmanın amacı, finansmanı, yatırımı ve siyasi etkisi Mogadişu'nun iç ve dış politikalarını etkileyen bahsi geçen üç Körfez Arap devletinin Somali'deki stratejik politikalarını incelemek ve değerlendirmektir. Çalışma ayrıca Somali'nin neden bahsi geçen petrol zengini ülkeler için ana odak noktası haline geldiğini ele alırken, aynı zamanda politikalarının Somali siyasi arenasını ne ölçüde etkilediğini de değerlendirmektedir. Afrika kıyılarıyla on yıllarca süren minimal ilişkilerden sonra Afrika Boynuzu'na doğru siyasi genişlemelerinin neden merkez üssü haline geldiğini incelemenin yanı sıra, aynı zamanda yukarıda bahsedilen üç Arap hükümetinin Somali'deki rolüne ışık tutması amaçlanmaktadır. Katar, Birleşik Arap Emirliği ve Suudi Arabistan'ın nüfuz yöntemlerini ve şu anda Somali ve Afrika Boynuzu'nda geçerli olan bölgesel rekabetleri de çalışmada analiz edilmektedir. Kendisinden daha güçlü ve daha zengin ulusların Somali ekonomisine ve dış ilişkilerine müdahaleleri, Somali için fırsatları ve aynı zamanda tehditleri bereaberinde getirmiştir. Karşılıklı ilişkiler açık bir şekilde denge eksikliğine dayanmaktadır. Kızıldeniz'in karşısındaki komşuları daha zengin, siyasi olarak daha istikrarlı ve iddialı orta güçler olarak kendilerini konumlandırırken, Somali yoksulluk, siyasi olarak istikrarsızlık ve savaştan mustariptir. Bu durum, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Katar'ın Somali'nin dinamik siyasi pazarında etkili dış aktörler olarak hızla öne çıkmasıyla sonuçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Stratejik Çıkar, Dış Politika, Güvenlik, Rekabet, Etki, Afrika Boynuzu, Somali, Körfez, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Katar.
  • Master Thesis
    Avrupa Birliği Yükseköğretim Politikaları ve Türkiye (avrupa Yükseköğretim Alanı, Erasmus ve Türkiye İlişkileri)
    (2007) Bural, İbrahim Nail; Bircan, İsmail
    Araştırmada Avrupa Eğitim Politikaları açısından önemli bir yer tutan AvrupaYükseköğretim Alanı ve ardından Erasmus Programı'nın Türkiye'nin bu politikalarayaklaşımları açısından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaca ulaşabilmek içinöncelikle neden bir Avrupa Yükseköğretim Alanı'na ihtiyaç duyulduğu, dünyada veAvrupa'da ne gibi değişimler yaşandığı ortaya koyulmuştur. Türkiye'nin bu süreçteneler yaptığını, hangi koşullardan etkilendiğini açıklayabilmek için dünyada,Avrupa'da, Türkiye'de yeni sorunlar ve sonucunda ortaya çıkan eğilimler başlıklaraltında açıklanmıştır.Çalışmada verilerin toplanmasında doküman incelemesi kullanılmıştır.Avrupa Yükseköğretim Alanı'na katılım gösteren ülkelerin genel olarak amaçları vebelirlenen prensiplere hangi derecelerde destek verdikleri gösterilmeye çalışılmıştır.Türkiye'nin Avrupa Yükseköğretim Alanı'na ve Erasmus Programı'na neölçüde katıldığı, buradan beklediği faydanın ne olduğu belirlenmeye çalışılmıştır.Araştırmada elde edilen bulgulara göre, her bir Avrupa YükseköğretimAlanı katılımcısı ülkenin kendi geçmişine, dolayısıyla farklı ihtiyaçlarına göre farklıamaçlar taşıdıkları, bu sebeple bazı uygulamalarda daha fazla istekli iken bazılarındaise isteksiz oldukları, bunun yanında belirgin ortak çıkarlarda birleşebildiklerisaptanmıştır.Anahtar Kelimeler:Avrupa Yükseköğretim Alanı, Bologna Süreci, Erasmus.
  • Master Thesis
    Amerikan Gücünün Geleceği
    (2007) Silinir, Murat; Bal, İdris
    Amerikan gücünün yirminci yüzyıla damgasını vurmuş olması herkesçe kabuledilen bir realitedir. Bu güç kendiliğinden ortaya çıkmamıştır. Bu, tarihsel birsürecin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bağımsızlık sonrasında dünya politikarenasında yalnızcılığı tercih etmiş olan ABD, Birinci Dünya Savaşından sonrabaşlayarak, özellikle kinci Dünya Savaşı'ndan sonra küresel bir güç olarakortaya çıkmıştır. ki kutuplu süreçte, gücünü Sovyetler Birliği'ne karşı?Çevreleme? politikası ile korumayı ve sürdürmeyi denemiş olan ABD, SoğukSavaş sonrasında yeni bir sürece adım atmıştır. Bu yeni süreçte güçparametreleri değişmiştir. Bilgi önemli bir güç unsuru haline dönüşmüştür. Buyeni süreçte ABD, kendi gücünü korumak ve olası güç yükselişlerini durdurmakiçin çeşitli stratejiler yürütmeye çalışmıştır. Medeniyetler Çatışması Paradigmasıve Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi bu çerçevededeğerlendirilebilecek teorik ve pratik anlamlara sahiptir. Bugün, ABD gücününnasıl yönetileceği önemli sorun olarak gözükmektedir. Bu gücün yanlışkullanımı telafisi mümkün olmayan sonuçlara neden olabilmektedir. Bu nedenlebu gücün, küresel istikrarın sağlanması için yeniden programlanmasıgerekmektedir.
  • Master Thesis
    Makyavel'in Düşüncelerinin Mussolini'ye Etkileri
    (2019) Dündar, Didem; Aygül, Cenk
    Niccolò di Bernardo dei Machiavelli 1500lü yıllarda yaşamış, dünya siyasetini ve tarihini derinden etkilemiş bir diplomat, yazar ve düşünürdür. Rönesans Floransa'sında yaşamış olan Makyavel'in en önemli eseri Hükümdar, O'nun yüzyıllar boyunca Makyavelizm damgasıyla yaftalanmasına neden olmuştur. Kimilerine göre şeytan kimilerine göre gelmiş geçmiş en büyük hümanisttir. Makyavel'in dönemine ışık tutan düşünceleri özellikle politik kriz durumlarında hükümdarların başvurduğu manipüle edilmiş bir doktrin olarak kötüye kullanılmıştır. Öyle ki İtalya'nın tarihteki en önemli siyasi figürlerinden biri olan Mussolini'de Makyavel'den izler görülebilmektedir. Benito Mussolini iki dünya savaşı arası dönemde Avrupa'daki faşist hareketin liderlerindendir. İtalya, Mussolini iktidarında tek adam rejimini görmüş, cumhuriyetten totaliter rejime sert bir geçiş yaşamıştır. Mussolini'nin iktidara gelirken ve iktidarda geçirdiği süre boyunca izlediği yollar Makyavel'in öğretileriyle benzer midir? Çalışmada bu konuyu ele alarak Mussolini'nin Makyavel'den etkilenip etkilenmediğini tartıştık.
  • Master Thesis
    1991-2016 Yılları Arasındaki Somali'deki Barışı İnşa Süreci
    (2018) Farah, Abdinur Hassan; Yılmaz, Gözde
    Somali'deki Barışı inşa süreci hakkındaki bu tez, Somali'deki çatışmanın doğasını ve ana itici güçlerini incelemektedir. Ayrıca, bu tez çatışma için kalıcı bir çözüm bulmayı amaçlayan diplomatik girişimleri de taahhüt etmektedir. Somali, aynı etnik köken, din, kültür ve dili paylaşan homojen bir nüfustan oluşan bir ülkedir. Bununla birlikte, bu homojenlik, binlerce Somalilinin hayatına mal olan, dünyanın en korkunç çatışmalarından birine girmelerini engellemedi. Bu durum, 1991'de Said Barre'nin rejiminin çöküşünden sonra ortaya çıktı ve bugüne kadar gözle görülür bir değişiklik gözlenmedi. Çatışmanın bu akut ve aşırı derecede karmaşıklığı sadece Somali halkını etkilemekle kalmadı, genel olarak uluslararası topluma ve özellikle de Afrika boynuzuna komşu ülkeler için de büyük bir tehdit haline geldi. Bundan dolayı, tez son 20 yılda istikrarsızlıkla mücadele etmeyi ve Somali'ye kalıcı barışı getirmek için çeşitli barışçıların üstlendiği bu yöntemleri analiz etmektedir. Bundan dolayı, çalışma, son üç barış konferansı makul bir sonuç vermesine rağmen, barış girişimlerinin çoğunun neden başarısız olduğunu ortaya koymaya çalışmıştır. Çalışma aynı zamanda barış inşası konusunda yerel mülkiyetin önemini göstermektedir. Barışı arttırma çabaları sadece yabancı bölgesel ve uluslararası aktörler için rezerve edildikten sonra, daha fazla takdir sonucu ortaya çıkaran nispeten düşük tahmin edilmiş bir yerli barış inşası sürecine ışık tutmakta ve onları aydınlatmaktadır. Bu bağlamda, çalışma, sonuç bölümünde Somali için kalıcı barışı sağlamanın en iyi yolu hakkında birkaç öneri sunmaktadır.
  • Master Thesis
    Ak Parti Döneminde Türkiye-rusya İlişkileri: 2002-2015
    (2017) Pakhomova, Daria; Karasar, Hasan Ali
    Türkiye ve Rusya, dünyanın önde gelen politik aktörleri arasındadır. Her iki ülke de önemli bir jeopolitik konumdadır. Ayrıca, birbirlerine komşulardır ve yüzyıllardır devam eden ikili ilişkiler geçmişine sahiplerdir. Türk-Rus ilişkilerinin istikrarlı bir şekilde gelişmediği gerçeğine rağmen, bugün Rus ve Türk politikacılar Rusya ile Türkiye arasındaki stratejik ortaklıktan söz ediyor. Her iki ülke, arasındaki bir rekabet unsuru ve bazı bölgesel sorunlarda anlaşmazlıkların olmasına rağmen, sonuçta siyasi yakınlaşmaya yol açan ekonomik bağların yoğunlaştırılması politikasını sürdürülüyor. Türk-Rus ilişkilerinin en dinamik gelişimi AK Parti'nin iktidara gelmesi ile başladı. Bu dönemde Türk-Rus ilişkilerinin gelişimini göstermek için yazar, dostluk ve işbirliğinden gergin çatışmaya dönüşen 20. yüzyıldaki ikili ilişkilerin tarihsel arka planını analiz etti. Türkiye ile Rusya arasındaki yakınlaşma faktörlerini saptamak için ikili ilişkilerin siyasi ve ekonomik unsurunu araştırdı. Türkiye ile Rusya arasındaki kilit konusu olan enerji alanına özel önem veriyor. Rusya ile Türkiye'yi birbirine bağlayan petrol ve gaz koridorlarının kapsamlı bir analizini ve iki ülke arasındaki nükleer enerji alanında işbirliğinin potansiyelini değerlendiriyor. Buna ek olarak yazar, Rus-Türk askeri-teknik işbirliğinin gelişmesindeki önemi belirtiyor. Bu sanayi ikili işbirliğinin nispeten yeni bir alanı. Ülkelerin askeri sanayi alanındaki etkileşimi büyük bir potansiyele sahiptir ve iki ülke arasındaki karşılıklı güven artışını göstermektedir. Yazar, Rusya ile Türkiye arasındaki askeri teçhizat ticaretinin yanı sıra güvenlik alanındaki işbirliğini de anlatıyor.
  • Master Thesis
    Türkiye'de kalkınma ve işbirliği dış yardımlarının kurumsallaşması
    (2013) Şahin, Süleyman; Gürson, Poyraz
    Çalışmanın konusu, Dünya?da sürekli gelişen uluslararası yardım stratejilerinin paralelinde, Türkiye?deki yasal düzenlemeler ve uluslararası kuruluşlarla yapılan anlaşmalara göre oluşan kurumsallaşma sürecini incelemek ve önerilerde bulunmaktır. Günümüzde nitelik ve nicelik olarak çeşitlilik gösteren uluslararası yardımların başlangıcı, 1. Dünya Savaşı sonrası ve 2. Dünya Savaşı sürecinde, ABD?nin Rusya, İngiltere, Fransa, Yunanistan ve Türkiye?ye yaptığı yardımlardır. ABD söz konusu yardımlarını bilahare ünlü Truman ve Marshall yardımlarını planlamak ve uygulamaya koymak suretiyle devam ettirmiş ve zaman içinde birçok dönüşüme tabi tutmuştur. Temel insani değerlerin uluslararası sözleşmelere bağlanarak ön plana çıkması; yoksulluk, geri kalmışlık ve terör ile mücadele, geleneksel olarak eski sömürgelerine yardım eden sanayileşmiş batı ülkelerini, diğer bölgelere de yardım etmeye zorlamıştır. Birleşmiş Milletler Teşkilatı bünyesinde UNDP koordinatörlüğünde kalkınma programları uygulanmaya başlanmış ve Marshall Planı ile doğan OEEC, Türkiye?nin de kurucu üyesi olduğu OECD?ye dönüştürülmüştür. Diğer yandan 2. Dünya Savaşı sonrası oluşan güç dengesinin ortaya çıkardığı NATO, Varşova Paktı?nın dağılmasıyla amaç değiştirmiş ve Barış İçin Ortaklık Projesini uygulamaya koymuştur. Bugün bütün dünyada, birçok ülke, BM alt kuruluşları, OECD, uluslararası finans organizasyonları ve sivil toplum kuruluşları Binyıl Kalkınma Hedefleri olarak belirlenen ilkeleri uygulamaya çalışmaktadır. Ancak bazı ulusların `sömürge? konusundaki geçmiş tecrübeleri bazı tartışmalara da yol açmaktadır. Uluslararası yardımlar çerçevesinde Türkiye?ye bakıldığında, önceleri Marshall Planından ve NATO?dan yardım alan ülkeler arasında yer almış olmakla birlikte, 1. Dünya Savaşı sonrası Afganistan?a, 2. Dünya savaşı sırasında ise Yunanistan?a kendi imkânları ile yardımlar yaparak, yardım veren ülke konumunda da bulunmuştur. Özellikle Soğuk Savaş?ın sona ermesiyle birlikte SSCB?nin dağıldığı coğrafyada ortaya çıkan Türk Cumhuriyetlerinin sosyal ve ekonomik durumu, Türkiye Cumhuriyeti?ni dış yardımlarını artırmaya zorlamıştır. Türkiye daha sonraları Dünya?daki bütün problem alanlarına değişik tanımlamalarla yardım yapmaya başlamıştır. Fiili yardımlar devam ederken, arka planda yasal düzenlemeler yapılmış, yeni kurumlar kurulmuş ve mevcut kamu kurumlarına yeni ilave görevler verilmiş; ikili ve çok uluslu anlaşmalar imzalanmış ve böylece Türkiye, dış yardım kapasitesini sürekli geliştirdiği bir sürece girmiştir. Hatta Türkiye, uluslararası yardım arenasında örnek olarak gösterilen ve takdir gören uygulamalar geliştirmiştir. Bu bağlamda, temel görevi dış yardımları planlamak ve uygulamak olan kurumlar, hedef ülkelerin ihtiyaçlarını, süratle, etkin ve ekonomik olarak karşılamak için yurtiçi hizmet veren kamu kurumlarının uzmanlık birikimlerini mobilize etmeye başlamışlardır. Zaman içinde faaliyet konularında uzmanlık kapasitesine sahip sivil toplum teşkilatlarının da bu organizasyona dâhil olması ile çok aktörlü ve güçlü bir dış yardım yapısı oluşmuştur. Bölgesel gelişmeler Türkiye?yi sığınmacı kabul eden bir ülke statüsüne getirmiş ve sığınmacı sayısı olağanüstü rakamlara ulaştıkça, Eximbank gibi finansman kuruluşlarının yaptığı yardımlar ile başlayan süreç, Genelkurmay ve İçişleri Bakanlığı gibi güvenlik kurumlarının yardımlarının ön plana çıktığı bir sürece dönüşmüştür. Eski sömürgeleri ile ilişkilerini dönüştürerek sürdüren batı ülkeleri ve küresel ekonomide yeni `Pazar? kazanma mücadelesi veren sanayi ülkeleri ile Türkiye?nin yolları doğal olarak ayrılmış ve Türkiye `nerede kriz varsa oraya koşmayı? dış yardım stratejisinin odak noktası olarak belirlemiştir. Türkiye?nin oluşturduğu bu çok aktörlü, esnek ve yüksek kapasiteli yapı şimdiye kadar istenen faydayı sağlamıştır. Ancak, yapısı gereği risklere de açıktır. Çalışma, işte bu kurumsal yapıyı irdelemekte; yapının güçlü yönlerine işaret etmekle birlikte; yapıya yeni boyutlar kazandırmaya, noksanları gidermeye ve zayıf yönleri iyileştirmeye yönelik somut öneriler ortaya koymaktadır. ANAHTAR KELİMELER: 1- Dış yardımlar 2- Uluslararası işbirliği 3- Uluslararası örgütler 4- Kurumsallaşma 5- Geri kalmışlık