132 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 132
Article X, Y, Z Kuşaklari Perspektifinden Çalışma Değerleri ve İş-Yaşam Dengesi(2023) Aytaç, Gökhan; Çiğdemoğlu, Ceyhan; Yılmaz, Ayşe Aslı; Tuzlukaya, ŞuleKuşak farklılıkları teknoloji, sosyal, ekonomik değişimler ve kültürel değişimler gibi çeşitli faktörler tarafından şekillendirilebilir. X, Y, Z kuşakları perspektifinden bakıldığında çalışma değerleri ve iş-yaşam dengesi arasında ilişkinin ne şekilde geliştiği öne çıkmaktadır. Bu sebeple araştırmada, kuşak farklılıklarının iş yaşam dengesi ve çalışma değerleri arasındaki ilişki incelenmiş ve bu doğrultuda, iş hayatının yöneticileri olan X kuşağının, genç yöneticileri ve profesyonelleri olan Y kuşağının ve iş hayatına yeni başlayan Z kuşağının iş yaşam dengesi ve çalışma değerleri arasındaki farklılıklar ve benzerlikler incelenmiştir. Bu yönüyle literatürde yapılmış ilk çalışma niteliğindedir. Çalışma, nicel araştırma desenlerinden kesitsel tarama modeli olarak tasarlanmıştır. Çalışmaya enerji sektöründen kolayda örnekleme stratejisi ile 343 örneklem katılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, çalışma değerleri perspektifinden bakıldığında kuşak farklılıkları ve gelir düzeyi değişkeni açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamış olmasına rağmen cinsiyetin çalışma değerlerini etkilediği görülmüştür. İş yaşam dengesi ölçeğinin uygulaması sonrasında ise değişkenler arasında sadece gelir düzeyinin anlamlı bir fark yarattığı tespit edilmiştir.Article Vergi Uyuşmazlıkları İçin Anayasa Mahkemesine Yapılacak Bireysel Başvurularda Potansiyel Sorunlar(2024) Özyalçın, ÖzgenurTürk hukukunda 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine Anayasa Mahkemesi’ne başvuru imkanı olarak biçimlendirilen bireysel başvuru yolu, uygulanmaya başlandığı tarihten bu yana ülke içi hak arama mekanizmalarının geliştirilmesinde önemli bir adım olarak nitelendirilmiştir. Bireysel başvuru T.C. Anayasası ile güvence altına alınmış bir hak olmasının yanı sıra mahkemeye erişim hakkının ülke içindeki nihai noktasını oluşturduğundan etkinliği, erişilebilirliği ve açık kural setleriyle düzenlenmiş olması büyük önem arz etmektedir. Bu çerçevede; bireysel başvuru hakkına ilişkin hükümleri havi yasal düzenlemelerin kendi içinde yeknesak olması temel gerekliliktir. Olası belirsizliklerin T.C. Anayasa Mahkemesi tarafından göz önüne alınması gelecek içtihatlar bakımından bir yumuşak yorum yaklaşımı sağlayarak hak kaybı yaşanmasını engelleyebilir. Mahkeme tarafından bu yönde bir farkındalık geliştirilse dahi bunun ancak yasama sürecinin hantallığına karşı geçici bir güvence oluşturacağına şüphe yoktur. Bir hukuk devletinden beklenen, sorun ve eksikler uygulamada ne kadar tolere ediliyor olursa olsun yasal düzenlemelerin uygulamada bir toleransa ihtiyaç duyulmayacak biçimde netleştirilmesi olacaktır. Türk hukukunda vergi düzenlemeleri tek bir Kanun altında toplanmamış olup mevzuat içinde dağınık durumdadır. Bu dağınıklık tüm düzenlemelerin aynı anda göz önüne alınmasını zorlaştırdığı için mevzuat içi boşluk ve çelişkilerin oluşması kaçınılmaz bir netice olarak ortaya çıkmakta, bu aksaklıkların fark edilmesi hak kaybı yaşanmaması bakımından önem arz etmektedir.Article Nonspesifik Kronik Boyun Ağrısı Olan Akademik Personelde İleri Baş Postürünü Etkileyen Faktörlerin Karşılaştırılması: Tanımlayıcı Çalışma(2024) Yelvar, Gul Deniz Yilmaz; Cirak, Yasemin Buran; Begen, Sena Nur; Arslan, Fatma Cansu Aktaş; Uluğ, Naime; Kılıç, ErdenAmaç: Çalışmanın amacı, nonspesifik kronik boyun ağrısı olan akademik personelde ileri baş pozisyonuna etkileyen faktörlerin karşı laştırılmasıdır. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmaya, nonspesifik kronik boyun ağrısı olan elli katılımcı dâhil edildi. Katılımcılar, kranioverteb ral açı değerine göre “normal servikal pozisyon” ve “ileri baş du ruşu(FHP+)” olmak üzere iki gruba ayrıldı. Demografik bilgiler ve oturma, bilgisayar ve telefon kullanım süresi kaydedildi. Dinlenme, uyku ve aktivasyon sırasındaki ağrı şiddeti, görsel analog skalası kul lanılarak değerlendirildi. Üst trapezius ve suboksipital kaslarının ağrı eşiği algometre ile değerlendirildi. Skapulotorasik kas kuvveti, derin servikal kas kuvvet ve enduransı el dinamometresi ve stabilizer basın çlı biyofeedback ünitesi kullanılarak değerlendirildi. Kraniovertebral açı, fotoğraf analiz yöntemleriyle belirlendi. Servikal eklem pozisyon hissi, dijital inklinometre kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Top lam 50 akademik personel dâhil edildi. FHP+ grubunda kilo, beden kitle indeksi ve cep telefonu kullanım süresi anlamlı olarak daha yük sek olduğu belirlendi (p=0,02; p=0,01). FHP+ grubunda üst trapezius ağrı eşiğinin anlamlı olarak daha yüksek olduğu belirlendi (p=0,02). Gruplar arasında orta trapezius kas kuvveti, derin servikal fleksör kas dayanıklılığı ve eklem pozisyon hissi bakımıdan anlamlı fark olduğu belirlendi. (sırasıyla p=0,02; p=0,03; p=0,01). Sonuç: Nonspesifik boyun ağrısı olan hastalarda, FHP; üst trapezius kas ağrı eşiği, orta tra pezius kas kuvveti, azalmış derin servikal fleksör kas dayanıklılığı ve servikal eklem pozisyon hissi ile ilişkilidir.Article Classification of Resilience of Turkish Health System to Extraordinary Health Crises at Provincial Level(2025) Bulut, TevfikThis study aimed to classify the provincial-level resilience of the Turkish health system using K-Means and Partitioning Around Medoids (PAM) clustering methods, utilizing data from the Ministry of Health's 2022 Health Statistics Yearbook. Prior to clustering analysis, the 15 variables used to assess health system resilience were reduced to 9 through Principal Component Analysis (PCA). Clustering analyses were subsequently performed on these remaining variables using the PAM and K-Means methods. The health systems of 81 provinces were classified into 3 distinct clusters based on their resilience. The PAM method was found to yield more optimal results compared to the K-Means method. According to the PAM method, provinces assigned to Cluster 3 demonstrated superior health system resilience compared to those in the other clusters. Based on the average values of the variables, the clusters were ranked in descending order of resilience: Cluster 3, Cluster 2, and Cluster 1. Significant disparities were observed both between and within clusters, primarily attributed to the uneven distribution of resources relative to population. Therefore, it is recommended that health system capacity be strengthened, using the highest-performing cluster as a benchmark. This approach can facilitate the construction of a more resilient and equitable provincial health system regarding service delivery supply, ultimately contributing to the establishment of a stronger national health system built upon strengthened provincial foundations.Article Tetkik Nedeni ile Verilen Açlık İsteminin Hasta Üzerindeki Etkileri: Tanımlayıcı Kesitsel Bir Araştırma(2024) Tamer, Fatma; Uçar, Gizem Cansız; Kapucu, SevgisunAmaç: Hastanede yatan hastalarda laboratuvar ve radyolojik tetkik nedeniyle verilen açlık istemi süresinde atlanılan öğün sayısını ve hasta üzerindeki etkilerini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel desende gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklemini, Ekim-Aralık 2020 tarihleri arasında, iç hastalıkları servisinde yatan ve en az 8 saatlik açlık istemi verilen 18-65 yaş arasındaki 78 hasta oluşturdu. Araştırmanın verileri Hasta Tanıtım Formu, Numerik Şiddet Skalası, BARF Bulantı Ölçeği, Nutrisyonel Risk Skoru-2002, KATZ Günlük Yaşam Aktivitesi Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği aracılığı ile toplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların %11.54’ünün beslenme bozukluğu riskinin yüksek olduğu, tetkik nedeniyle ortalama 12.1 saat aç kaldığı ve bu süre içinde ortalama iki öğün kaçırdıkları belirlenmiştir. Hastaların NRS-2002 puan ortalaması 0.77±1.15, BARF Bulantı Ölçeği puan ortalaması 0.53±1.45, KATZ GYA puan ortalaması 0.32±0.987 ve Beck Anksiyete Ölçeği puan ortalaması ise 25.03±5.95 bulunmuştur. Sonuç: Araştırmamızda, laboratuvar ve radyolojik tetkik nedeniyle verilen açlık istemi süresinde atlanılan öğün sayısının, literatürde belirtilen süreden fazla olduğu ve hastaların susama, bulantı, yorgunluk, anksiyete yaşadığı belirlenmiştir. Çalışma sonuçlarının klinik alanda çalışan sağlık personeli ile paylaşılması ve hemşirelik uygulamalarına yansıtılması önerilmektedir.Article Türkiye'deki Depremzedelerde Ağrı Şiddeti, Hareket Korkusu ve Düşme Korkusu: Kesitsel Gözlemsel Çalışma(2025) Arıkan, Hülya; Begen, Sena Nur; Yarımkaya, Nur Sena; Acet, Nagihan; Uluğ, Naime; Kılıç, ErdenAmaç: 6 Şubat 2023'te Türkiye'deki 11 ilde meydana gelen yıkıcı depremler, hayatta kalanlar üzerinde önemli fiziksel ve psikolojik etkiler bırakmıştır. Bu çalışma, depremzedelerde ağrı şiddeti, hareket korkusu ve düşme korkusunun sıklığını belirlemeyi ve bunların birbirleriyle olan ilişkilerini, ayrıca psikolojik dayanıklılık ve fiziksel aktivite düzeyi ile bağlantılarını incelemeyi amaçlamaktadır. Yöntemler: Bu gözlemsel, kesitsel çalışmaya, deprem öncesinde ağrısı veya fiziksel travması bulunmayan 184 hayatta kalan (93 erkek, 91 kadın; yaş ortalaması: 34,02 ± 10,76 yıl) dahil edilmiştir. Ağrı şiddeti, hareket korkusu, düşme korkusu, fiziksel aktivite düzeyi ve psikolojik dayanıklılık sırasıyla ‘Sayısal Ağrı Skalası’, ‘Hareket Korkusu Nedenleri Ölçeği’, ‘Modifiye Düşme Etkililik Ölçeği’, ‘Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu’ ve ‘Connor-Davidson Dayanıklılık Ölçeği’ kullanılarak 02 Mayıs 2023 ile 30 Temmuz 2023 tarihleri arasında değerlendirilmiştir. Bu parametreler arasındaki ilişkileri incelemek için Pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Bulgular: Katılımcıların %46,7’sinde hareket korkusu, %33,2’sinde düşme korkusu ve %37,7–50,5’inde orta ila şiddetli ağrı gözlenmiştir. Hareket korkusu, baş ağrısı (r = 0,275, p < 0,001), boyun ağrısı (r = 0,294, p < 0,001), üst sırt ağrısı (r = 0,262, p < 0,001) ve bel ağrısı (r = 0,284, p < 0,001) dahil olmak üzere ağrı şiddeti ile anlamlı şekilde ilişkili bulunmuştur. Benzer şekilde, düşme korkusu (daha yüksek skorlar daha düşük korkuyu gösterir), baş ağrısı (r = 0,202, p = 0,006), boyun ağrısı (r = 0,179, p = 0,015), üst sırt ağrısı (r = 0,191, p = 0,010) ve bel ağrısı (r = 0,282, p < 0,001) ile pozitif yönde ilişkilidir. Hem hareket korkusu (r = -0,243, p = 0,001) hem de düşme korkusu (r = 0,220, p = 0,003) psikolojik dayanıklılıkla anlamlı bir ilişki göstermiştir. Ancak, her iki korku türü de fiziksel aktivite düzeyi ile ilişkili bulunmamıştır (p > 0,05). Sonuç: Deprem sırasında fiziksel travma geçirmeyen ve önceden ağrısı olmayan hayatta kalanlar arasında hareket korkusu, düşme korkusu ve ağrı şiddeti yaygındır. Bu faktörler, fiziksel aktivite düzeyinden bağımsız olarak birbirleriyle yakından ilişkilidir. Psikolojik dayanıklılık, korkuya bağlı tepkilerde kritik bir rol oynamaktadır. Bu bulgular, afet sonrası rehabilitasyon stratejilerininde ağrı şiddetini ve korkuya bağlı tepkileri ele alırken, psikolojik dayanıklılığının da göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamaktadır.Article AB Hukukunda Temel Hakların Geçerlilik Dayanağı(2025) Arsava, Ayse FusunAB Temel Haklar Şartı’nın Lizbon anlaşmasının bir parçası olarak yürürlüğe girmesinden itibaren AB’de temel hak koruması pozitif hukuk teşkil eden AB Temel Haklar Şartı’na istinat etmektedir. Ancak ABAD içtihatları temel hakların AB Hukukunda genel hukuk prensibi olarak geçerliliği tartışmasının henüz tam olarak sonlanmadığını ortaya koymaktadır. ABAD kararlarında AB Temel Haklar Şartı’nın yürürlüğe girmesi ile beraber temel hak koruması her ne kadar ilk sırada AB Temel Haklar Şartı’na istinat ettiriliyorsa da, kimi ABAD kararlarında halâ subsidier nitelikli (ikame edilebilir) genel hukuk prensibine istinat edildiği görülmektedir. Makalede öncelikle temel hakların AB Hukukunda genel hukuk prensibi olarak geçerliliği ve AB Temel Haklar Şartı’nda pozitif hukukta temini ele alınmakta, ardından AB Hukukunda temel hak teminatında genel hukuk prensipleri yanı sıra AB Temel Haklar Şartı’nın geçerlilik dayanağı teşkil etmesi tartışmasının Divan içtihadına yaptığı etkiye ışık tutulmaktadır,Article Yas Sürecine İlişkin Sosyal Temsiller Üzerine Niteliksel Bir Çalışma(2020) Balcı, Büşra Bahar; Korkmaz, LemanSosyal temsiller halihazırda bildiğimiz şeyleri ya da yeni tanıştığımız kavramları anlamak ve onları iletmek içinkullanılan bir yoldur. Bu araştırmanın amacı ise, yürütülen iki farklı çalışma ile yasa ilişkin sosyal temsillerinaraştırılmasıdır. Birinci çalışmada Türkiye’de sıklıkla kullanılan 3 internet sözlüğünde (Ekşi Sözlük, Uludağ Sözlükve Instela) “yas” başlığı altına yazılmış 171 tane girdi incelenmiş ve anlamlı tematik birimlere ayrılmıştır. Çalışma2’de çevrimiçi veri toplama platformu üzerinden katılımcılardan “yas” denildiğinde akıllarına gelenleri yazmalarıistenmiştir. Bu soruya cevap veren 93 katılımcının cevabı, birinci çalışmada olduğu gibi anlamlı tematik birimlereayrılmıştır. Yapılan içerik analizleri sonucunda her iki çalışmada, “Yas Sürecindeki Duygusal Tepkiler”, “YasSürecini Tanımlayıcı / Betimleyici İfadeler”, “Yas Sürecindeki Bilişsel Tepkiler”, “Yas Sürecindeki DavranışsalTepkiler”, “Yas Sürecindeki Psikopatolojik Tepkiler”, “Kolektif Yas” ve “Yasa İlişkin Olumlu Atıflar” olmak üzere7 ortak tematik birime ulaşılmıştır. Bunlara ek olarak sadece Çalışma 1’de “Yas Sürecinin Sanattaki Yansımaları /Yasın Sanatla İfade Edilmesi” tematik birimine ulaşılmıştır. Alan yazında yasa ilişkin çalışmalar genellikle kişilerleyüz yüze yapılan görüşmelere dayanmaktadır. Bu araştırma, internet sözlüklerini kullanması ve bireylere anketaracılığı ile yasa ilişkin doğrudan soru sorması açısından alan yazındaki diğer çalışmalardan yöntemsel olarakfarklılaşmaktadır. Ayrıca, Türkiye’de yasın sosyal temsillerine dair daha önce yürütülen bir çalışma olmadığı için, buçalışmanın alan yazına katkı sunacağı düşünülmektedirArticle Effects of Topological Structure of Project Network on Computational Cost(Golden Light Publ, 2024) Aminbakhsh, SamanUnderstanding how network complexity affects optimization algorithms is crucial for improving computational efficiency. This study investigates how variations in network complexity impact the performance of optimization algorithms. By examining networks with different serial/parallel indicator (I2) values, the research uncovers several key insights into how topology influences computational requirements. The experiments show that higher I2 values, which are closer to serial configurations, heighten the problem's complexity. This study reveals that networks with lower I2 values, which exhibit steeper time-cost curves with fewer solutions over their efficient frontiers, require significantly more CPU time, indicating that project complexity does not necessarily scale with the extend of the Pareto fronts. This contradicts the expectation that more Pareto front solutions would inherently demand greater computational resources. Lastly, the study highlights that while the number of time-cost realizations is often used to gauge project complexity, it may not be conclusive on its own and that one complexity measure can outperform another. Although it can be an effective indicator, it does not fully capture the computational challenges posed by different network topologies. This study further acknowledges the difficulty in establishing a clear link between project performance and complexity due to the multifaceted nature of the problem. The findings suggest that exploring similar problems in other contexts could provide valuable insights into understanding and managing computational complexity.Article Avrupa'da Güvenliğin Sağlanmasında Türkiye'nin Rolü(2025) Tunca, Hakan ÖmerGüvenlik fikri erken dönemlerden beri hem toplumsal hem de kişisel bağlamlarda evrimleşmiştir. Avrupa kıtası Soğuk Savaş'tan, iki büyük küresel savaştan ve bu çatışmaların tüm olumsuz etkilerinden geçmiştir. Bunun sonucunda Avrupa, bir Güvenlik ve Savunma Politikası geliştirme gerekliliğini fark etmiştir. Avrupa Birliği (AB) üye devletleri ve üçüncü ülkelerin iş birliğiyle Avrupa kıtası bu politikayı yürütmeye çalışmaktadır. Bu makale, coğrafi konumuna odaklanarak Türkiye'nin Avrupa güvenliğine katkısını araştıracaktır. Bu makale, Avrupa ile Asya’nın kesişim noktasındaki coğrafi konumuna odaklanarak Türkiye’nin Avrupa güvenliğine katkısını inceleyecektir. Çalışma, AB tarihinin kilometre taşı niteliğindeki parlamento tartışmaları, Komisyon ve Konsey raporları, Türkiye’ye ilişkin ilerleme değerlendirmeleri ve Gündem 2000 gibi stratejik çerçevelere dayalı açıklayıcı nitel bir yaklaşım benimsemektedir. Türkiye’yi yalnızca bir çözüm sağlayıcı olarak sunmak yerine, çalışmada Türkiye’nin coğrafi konumu, NATO üyeliği ve demografik yapısının AB’nin gelişen güvenlik kaygılarıyla nasıl kesiştiği araştırılmaktadır. Hem fırsatları hem de kısıtlılıkları analiz ederek, çalışma Türkiye’nin potansiyel katkılarını ve Avrupa güvenlik yönetişimindeki rolünü şekillendiren kurumsal zorlukları ortaya koymaktadır.

