235 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 235
Article Kurumsal Yeşil Dönüşümün Belirleyicileri: Türkiye ve Avrupa Birliği Firmaları Üzerine Karşılaştırmalı Bir Analiz(2025) Ekinci, Mehmet; Karaca, GökhanBu çalışma, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), Dünya Bankası ve Avrupa Yatırım Bankası (EIB) tarafından yürütülen 2018–2020 İş Ortamı ve İşletme Performansı Anketi (BEEPS) verilerini kullanarak, 16 Avrupa Birliği ülkesinde faaliyet gösteren 5.871 firma ile Türkiye’deki 739 firmanın yeşil dönüşüm süreçlerini karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Firma düzeyindeki çevresel uygulamalardan türetilen Yeşil Dönüşüm Endeksi, medyanın üzerinde değer alan firmaları “yeşil dönüşümü gerçekleştirmiş” olarak sınıflandırmak amacıyla kullanılmıştır. Lojistik regresyon analizinde bağımsız değişkenler altı kavramsal kategori altında değerlendirilmiştir: (i) dışsal baskılar, (ii) düzenleyici çerçeve, (iii) algılanan engeller, (iv) organizasyonel kapasite, (v) operasyonel koşullar ve (vi) finansal/piyasa erişimi. Bulgular, müşteri çevre taleplerinin, enerji performans standartlarının ve resmî iş stratejilerinin her iki bölgede de yeşil dönüşümün en güçlü belirleyicileri olduğunu, ancak etkinin Türkiye’de daha yüksek olduğunu göstermektedir. AB örnekleminde ise kalite sertifikaları, kadın sahipliği ve çevresel risklere doğrudan maruz kalma gibi faktörler daha belirgin rol oynamaktadır. Finansmana erişim her iki bölgede dönüşümü desteklerken, çevre düzenlemelerinin bir engel olarak algılanması yalnızca Türkiye’de olumsuz etki yaratmaktadır. Türkiye için politika önerileri arasında piyasa temelli teşviklerin güçlendirilmesi, düzenleyici araçların tutarlı uygulanması, yeşil finansman imkânlarının artırılması, kurumsal yönetişim kapasitesinin geliştirilmesi ve operasyonel kırılganlıkların azaltılması yer almaktadır. Bu adımlar, sürdürülebilirliği yalnızca bir uyum yükümlülüğü olmaktan çıkarıp stratejik bir rekabet avantajına dönüştürerek firmaların çevresel performansını ve uzun vadeli ekonomik dayanıklılığını artıracaktır.Article Evaluation of Space Efficiency, Structural Systems, Material Applications, and Design of High-Rise Structures in South Korea(Highlights of Science, 2025) Aktaş, K.O.; Zaim, A.; Aslantamer, Ö.N.; Aktas, G.G.; Ilgın, H.E.This study examines 61 South Korean towers, analyzing their architectural configu-rations, structural systems, material applications, and spatial efficiencies. Findings indicate a pre-dominance of central core configurations and prismatic forms, reinforcing a function-driven approach to vertical urbanism. Structural system preferences highlight the widespread use of out-riggered frames, ensuring lateral stability while optimizing floor layouts. Material selection trends reveal a reliance on concrete, aligning with global patterns, while composite materials (25%) are used in high-performance supertall structures. Functionally, residential high-rises dominate, with mixed-use (2%) and office towers (11%) remaining limited. This research also identifies an aver-age spatial efficiency of 76%, aligning with international benchmarks, though variations exist across cities due to core-to-gross floor area ratios, structural constraints, and service core alloca-tions. This research underscores South Korea’s strategic high-rise development, prioritizing space optimization, structural efficiency, and economic feasibility. However, opportunities re-main for increased functional diversity, broader hybrid material adoption, and greater integration of sustainable design innovations. These findings contribute to global skyscraper analysis, offering insights into high-rise architecture’s role in urban resilience and density management. © 2025 Aktaş et al.Article Tetkik Nedeni ile Verilen Açlık İsteminin Hasta Üzerindeki Etkileri: Tanımlayıcı Kesitsel Bir Araştırma(2024) Tamer, Fatma; Uçar, Gizem Cansız; Kapucu, SevgisunAmaç: Hastanede yatan hastalarda laboratuvar ve radyolojik tetkik nedeniyle verilen açlık istemi süresinde atlanılan öğün sayısını ve hasta üzerindeki etkilerini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel desende gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklemini, Ekim-Aralık 2020 tarihleri arasında, iç hastalıkları servisinde yatan ve en az 8 saatlik açlık istemi verilen 18-65 yaş arasındaki 78 hasta oluşturdu. Araştırmanın verileri Hasta Tanıtım Formu, Numerik Şiddet Skalası, BARF Bulantı Ölçeği, Nutrisyonel Risk Skoru-2002, KATZ Günlük Yaşam Aktivitesi Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği aracılığı ile toplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların %11.54’ünün beslenme bozukluğu riskinin yüksek olduğu, tetkik nedeniyle ortalama 12.1 saat aç kaldığı ve bu süre içinde ortalama iki öğün kaçırdıkları belirlenmiştir. Hastaların NRS-2002 puan ortalaması 0.77±1.15, BARF Bulantı Ölçeği puan ortalaması 0.53±1.45, KATZ GYA puan ortalaması 0.32±0.987 ve Beck Anksiyete Ölçeği puan ortalaması ise 25.03±5.95 bulunmuştur. Sonuç: Araştırmamızda, laboratuvar ve radyolojik tetkik nedeniyle verilen açlık istemi süresinde atlanılan öğün sayısının, literatürde belirtilen süreden fazla olduğu ve hastaların susama, bulantı, yorgunluk, anksiyete yaşadığı belirlenmiştir. Çalışma sonuçlarının klinik alanda çalışan sağlık personeli ile paylaşılması ve hemşirelik uygulamalarına yansıtılması önerilmektedir.Conference Object Differential and Linear Analyses of DIZY Through MILP Modeling(Springer Science and Business Media Deutschland GmbH, 2026) İlter, M.B.; Koçak, O.; Kara, O.; Sulak, F.In this work, we present the first independent security analysis of DIZY, a recently proposed ultra-lightweight stream cipher with two variants: DIZY-80 and DIZY-128. Our analysis focuses on DIZY’s resistance to linear and differential cryptanalysis. We employ a formal technique known as Mixed Integer Linear Programming (MILP), which enables us to model the internal structure of DIZY and search for characteristics that describe how XOR differences or linear masks propagate through the cipher. Specifically, we construct such characteristics to evaluate how many S-boxes become “active” during keystream generation, as this number directly affects the cipher’s resistance to these attacks. Contrary to the designers’ claim that any linear or differential characteristic over 8 rounds must involve at least 20 active S-boxes in DIZY-80 and 22 in DIZY-128, we identify characteristics with only 18 differentially or linearly active S-boxes and 20 linearly active S-boxes, respectively. We mount two distinguishing attacks on each cipher. Our 3-round linear distinguishing attack requires 223 bits of keystream, while the 4-round version requires 235 bits for DIZY-128 and DIZY-80, respectively. Our 2-round differential resynchronization attacks succeed using only the first four bytes of keystream data from approximately 230 and 226 different initializations with chosen initialization vectors (IVs) for DIZY-128 and DIZY-80, respectively. While these attacks do not compromise the full 15-round version of the cipher, they provide valuable insights into the design of DIZY and contribute to a deeper understanding of the security requirements of its diffusion layer. © The Author(s), under exclusive license to Springer Nature Switzerland AG 2026.Book Part Fostering Prosperity: Unveiling the Impact of Governance Quality on Gdp Per Capita in Oecd Nations(IGI Global, 2024) Kayral, I˙.E.; Altan, H.P.; Gontijo, T.S.This study aims to investigate the influence of the quality of governance on economic development among 38 OECD countries using a panel data approach. The data was gathered from the World Bank database for the period of 2002-2021 and consists of six governance indicators and two macroeconomic variables. The independent variables are the six governance indicators (WGI): control of corruption (CC), government effectiveness (GE), political stability and absence of violence/terrorism (PS), rule of law (RL), regulatory quality (RQ), and voice and accountability (VA). The dependent variable is the natural logarithm of GDP per capita, and inflation and real interest rates are control variables. The research identifies a direct and significant relationship between GDPPC and GE, PS, RL, RQ, and VA in OECD countries. These findings suggest that the existence of mechanisms for GE, PS, RL, RQ, and VA contribute positively to economic development. Moreover, interest rates and inflation are found to be significant and negatively related to GDPPC. © 2025, IGI Global. All rights reserved.Article Türkiye'deki Depremzedelerde Ağrı Şiddeti, Hareket Korkusu ve Düşme Korkusu: Kesitsel Gözlemsel Çalışma(2025) Arıkan, Hülya; Begen, Sena Nur; Yarımkaya, Nur Sena; Acet, Nagihan; Uluğ, Naime; Kılıç, ErdenAmaç: 6 Şubat 2023'te Türkiye'deki 11 ilde meydana gelen yıkıcı depremler, hayatta kalanlar üzerinde önemli fiziksel ve psikolojik etkiler bırakmıştır. Bu çalışma, depremzedelerde ağrı şiddeti, hareket korkusu ve düşme korkusunun sıklığını belirlemeyi ve bunların birbirleriyle olan ilişkilerini, ayrıca psikolojik dayanıklılık ve fiziksel aktivite düzeyi ile bağlantılarını incelemeyi amaçlamaktadır. Yöntemler: Bu gözlemsel, kesitsel çalışmaya, deprem öncesinde ağrısı veya fiziksel travması bulunmayan 184 hayatta kalan (93 erkek, 91 kadın; yaş ortalaması: 34,02 ± 10,76 yıl) dahil edilmiştir. Ağrı şiddeti, hareket korkusu, düşme korkusu, fiziksel aktivite düzeyi ve psikolojik dayanıklılık sırasıyla ‘Sayısal Ağrı Skalası’, ‘Hareket Korkusu Nedenleri Ölçeği’, ‘Modifiye Düşme Etkililik Ölçeği’, ‘Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu’ ve ‘Connor-Davidson Dayanıklılık Ölçeği’ kullanılarak 02 Mayıs 2023 ile 30 Temmuz 2023 tarihleri arasında değerlendirilmiştir. Bu parametreler arasındaki ilişkileri incelemek için Pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Bulgular: Katılımcıların %46,7’sinde hareket korkusu, %33,2’sinde düşme korkusu ve %37,7–50,5’inde orta ila şiddetli ağrı gözlenmiştir. Hareket korkusu, baş ağrısı (r = 0,275, p < 0,001), boyun ağrısı (r = 0,294, p < 0,001), üst sırt ağrısı (r = 0,262, p < 0,001) ve bel ağrısı (r = 0,284, p < 0,001) dahil olmak üzere ağrı şiddeti ile anlamlı şekilde ilişkili bulunmuştur. Benzer şekilde, düşme korkusu (daha yüksek skorlar daha düşük korkuyu gösterir), baş ağrısı (r = 0,202, p = 0,006), boyun ağrısı (r = 0,179, p = 0,015), üst sırt ağrısı (r = 0,191, p = 0,010) ve bel ağrısı (r = 0,282, p < 0,001) ile pozitif yönde ilişkilidir. Hem hareket korkusu (r = -0,243, p = 0,001) hem de düşme korkusu (r = 0,220, p = 0,003) psikolojik dayanıklılıkla anlamlı bir ilişki göstermiştir. Ancak, her iki korku türü de fiziksel aktivite düzeyi ile ilişkili bulunmamıştır (p > 0,05). Sonuç: Deprem sırasında fiziksel travma geçirmeyen ve önceden ağrısı olmayan hayatta kalanlar arasında hareket korkusu, düşme korkusu ve ağrı şiddeti yaygındır. Bu faktörler, fiziksel aktivite düzeyinden bağımsız olarak birbirleriyle yakından ilişkilidir. Psikolojik dayanıklılık, korkuya bağlı tepkilerde kritik bir rol oynamaktadır. Bu bulgular, afet sonrası rehabilitasyon stratejilerininde ağrı şiddetini ve korkuya bağlı tepkileri ele alırken, psikolojik dayanıklılığının da göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamaktadır.Article AB Hukukunda Temel Hakların Geçerlilik Dayanağı(2025) Arsava, Ayse FusunAB Temel Haklar Şartı’nın Lizbon anlaşmasının bir parçası olarak yürürlüğe girmesinden itibaren AB’de temel hak koruması pozitif hukuk teşkil eden AB Temel Haklar Şartı’na istinat etmektedir. Ancak ABAD içtihatları temel hakların AB Hukukunda genel hukuk prensibi olarak geçerliliği tartışmasının henüz tam olarak sonlanmadığını ortaya koymaktadır. ABAD kararlarında AB Temel Haklar Şartı’nın yürürlüğe girmesi ile beraber temel hak koruması her ne kadar ilk sırada AB Temel Haklar Şartı’na istinat ettiriliyorsa da, kimi ABAD kararlarında halâ subsidier nitelikli (ikame edilebilir) genel hukuk prensibine istinat edildiği görülmektedir. Makalede öncelikle temel hakların AB Hukukunda genel hukuk prensibi olarak geçerliliği ve AB Temel Haklar Şartı’nda pozitif hukukta temini ele alınmakta, ardından AB Hukukunda temel hak teminatında genel hukuk prensipleri yanı sıra AB Temel Haklar Şartı’nın geçerlilik dayanağı teşkil etmesi tartışmasının Divan içtihadına yaptığı etkiye ışık tutulmaktadır,Article Yas Sürecine İlişkin Sosyal Temsiller Üzerine Niteliksel Bir Çalışma(2020) Balcı, Büşra Bahar; Korkmaz, LemanSosyal temsiller halihazırda bildiğimiz şeyleri ya da yeni tanıştığımız kavramları anlamak ve onları iletmek içinkullanılan bir yoldur. Bu araştırmanın amacı ise, yürütülen iki farklı çalışma ile yasa ilişkin sosyal temsillerinaraştırılmasıdır. Birinci çalışmada Türkiye’de sıklıkla kullanılan 3 internet sözlüğünde (Ekşi Sözlük, Uludağ Sözlükve Instela) “yas” başlığı altına yazılmış 171 tane girdi incelenmiş ve anlamlı tematik birimlere ayrılmıştır. Çalışma2’de çevrimiçi veri toplama platformu üzerinden katılımcılardan “yas” denildiğinde akıllarına gelenleri yazmalarıistenmiştir. Bu soruya cevap veren 93 katılımcının cevabı, birinci çalışmada olduğu gibi anlamlı tematik birimlereayrılmıştır. Yapılan içerik analizleri sonucunda her iki çalışmada, “Yas Sürecindeki Duygusal Tepkiler”, “YasSürecini Tanımlayıcı / Betimleyici İfadeler”, “Yas Sürecindeki Bilişsel Tepkiler”, “Yas Sürecindeki DavranışsalTepkiler”, “Yas Sürecindeki Psikopatolojik Tepkiler”, “Kolektif Yas” ve “Yasa İlişkin Olumlu Atıflar” olmak üzere7 ortak tematik birime ulaşılmıştır. Bunlara ek olarak sadece Çalışma 1’de “Yas Sürecinin Sanattaki Yansımaları /Yasın Sanatla İfade Edilmesi” tematik birimine ulaşılmıştır. Alan yazında yasa ilişkin çalışmalar genellikle kişilerleyüz yüze yapılan görüşmelere dayanmaktadır. Bu araştırma, internet sözlüklerini kullanması ve bireylere anketaracılığı ile yasa ilişkin doğrudan soru sorması açısından alan yazındaki diğer çalışmalardan yöntemsel olarakfarklılaşmaktadır. Ayrıca, Türkiye’de yasın sosyal temsillerine dair daha önce yürütülen bir çalışma olmadığı için, buçalışmanın alan yazına katkı sunacağı düşünülmektedirArticle Effects of Topological Structure of Project Network on Computational Cost(Golden Light Publ, 2024) Aminbakhsh, SamanUnderstanding how network complexity affects optimization algorithms is crucial for improving computational efficiency. This study investigates how variations in network complexity impact the performance of optimization algorithms. By examining networks with different serial/parallel indicator (I2) values, the research uncovers several key insights into how topology influences computational requirements. The experiments show that higher I2 values, which are closer to serial configurations, heighten the problem's complexity. This study reveals that networks with lower I2 values, which exhibit steeper time-cost curves with fewer solutions over their efficient frontiers, require significantly more CPU time, indicating that project complexity does not necessarily scale with the extend of the Pareto fronts. This contradicts the expectation that more Pareto front solutions would inherently demand greater computational resources. Lastly, the study highlights that while the number of time-cost realizations is often used to gauge project complexity, it may not be conclusive on its own and that one complexity measure can outperform another. Although it can be an effective indicator, it does not fully capture the computational challenges posed by different network topologies. This study further acknowledges the difficulty in establishing a clear link between project performance and complexity due to the multifaceted nature of the problem. The findings suggest that exploring similar problems in other contexts could provide valuable insights into understanding and managing computational complexity.Article Avrupa'da Güvenliğin Sağlanmasında Türkiye'nin Rolü(2025) Tunca, Hakan ÖmerGüvenlik fikri erken dönemlerden beri hem toplumsal hem de kişisel bağlamlarda evrimleşmiştir. Avrupa kıtası Soğuk Savaş'tan, iki büyük küresel savaştan ve bu çatışmaların tüm olumsuz etkilerinden geçmiştir. Bunun sonucunda Avrupa, bir Güvenlik ve Savunma Politikası geliştirme gerekliliğini fark etmiştir. Avrupa Birliği (AB) üye devletleri ve üçüncü ülkelerin iş birliğiyle Avrupa kıtası bu politikayı yürütmeye çalışmaktadır. Bu makale, coğrafi konumuna odaklanarak Türkiye'nin Avrupa güvenliğine katkısını araştıracaktır. Bu makale, Avrupa ile Asya’nın kesişim noktasındaki coğrafi konumuna odaklanarak Türkiye’nin Avrupa güvenliğine katkısını inceleyecektir. Çalışma, AB tarihinin kilometre taşı niteliğindeki parlamento tartışmaları, Komisyon ve Konsey raporları, Türkiye’ye ilişkin ilerleme değerlendirmeleri ve Gündem 2000 gibi stratejik çerçevelere dayalı açıklayıcı nitel bir yaklaşım benimsemektedir. Türkiye’yi yalnızca bir çözüm sağlayıcı olarak sunmak yerine, çalışmada Türkiye’nin coğrafi konumu, NATO üyeliği ve demografik yapısının AB’nin gelişen güvenlik kaygılarıyla nasıl kesiştiği araştırılmaktadır. Hem fırsatları hem de kısıtlılıkları analiz ederek, çalışma Türkiye’nin potansiyel katkılarını ve Avrupa güvenlik yönetişimindeki rolünü şekillendiren kurumsal zorlukları ortaya koymaktadır.

