9 results
Search Results
Now showing 1 - 9 of 9
Article Tip 2 Diyabetli Bireylerde Kardiyovasküler Hastalıklar Risk Faktörleri Bilgi Düzeyi ve Fiziksel Aktivite Seviyelerinin İncelenmesi(2021) Özel, Cemile Bozdemir; Arıkan, Hülya; Dağdelen, Selçuk; Kütükçü, Ebru Çalık; Karadüz, Beyza Nur; Kabakçı, Mevlana Giray; İnce, Deniz İnal; Karadüz-durukan, Beyza Nur; Inal-ınce, DenizAmaç: Tip 2 diyabetli bireylerde fiziksel aktivite kardiyovasküler hastalıklar risk faktörleri açısından önemlidir. Çalışmanın amacı, Tip 2 diyabetli bireylerde kardiyovasküler hastalıklar risk faktörleri bilgi düzeyi ve fiziksel aktivite seviyelerini değerlendirmekti.Yöntem: Çalışmaya 47 tip 2 diyabetli birey (yaş ortalaması: 50,80±5,61 yıl) dahil edildi. Vücut yağı biyoelektrik empedans analizi ile değerlendirildi. Kardiyovasküler hastalıklar risk faktörleri bilgi düzeyi, Kardiyovasküler Hastalıklar Risk Faktörleri Bilgi Düzeyi Ölçeği (0-28) ile değerlendirildi. Koroner arter hastalık risk faktörleri hesaplandı. Fiziksel aktivite seviyeleri yedi gün boyunca üç eksenli akselerometre ile ölçüldü.Bulgular: Kardiyovasküler hastalıklar risk faktörleri bilgi düzeyi ölçeği 20,69±3,86 puandı. Framingham risk skoru 8,85±3,06 olarak kaydedildi. Günlük ortalama adım sayısı 7195±3441,20 adım/gün olarak hesaplandı. Metabolik eşdeğer ile açlık kan glukozu (r=-0.381; p=0,018), vücut kütle indeksi (r=-0,665; p<0,001), bel çevresi (r=-0,381; p=0,018), vücut yağ yüzdesi (r=-0,554; p=0,002) ile ilişkiliydi. Kardiyovasküler hastalıklar bilgi düzeyi ortalamanın üzerinde bulundu. Sonuç: Tip 2 diyabetli bireylerde kardiyovasküler hastalıklar bilgi düzeyi ortalamanın üzerinde olmasına rağmen, bireylerin adım sayıları düşüktü. Tip 2 diyabetli bireyleri fiziksel aktivite konusunda bilinçlendirmeye ve adım sayısının yanı sıra aktivite şiddetine de odaklanarak fiziksel aktiviteyi arttırmaya yönelik uygulamalar amaçlanmalıdır.Article Yetişkin Kadınlarda Pişirme ve Yiyecek Hazırlama Becerilerinin Diabetes Mellitus Riski ile İlişkisi(2024) Çetıner, Ozlem; İnan, Cansu Memiç; Şarahman, CerenAmaç: Bu çalışma, yemek hazırlama görevini sıklıkla kadınların üstlendiği toplumumuzda kadınların pişirme ve yiyecek hazırlama becerileri ile diyabet riski arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya yaşları 19-64 yıl arasında değişen 254 kadın katılmıştır. Beyana dayalı alınan vücut ağırlığı ve boy uzunluğu bilgileri kullanılarak beden kütle indeksi (BKİ) hesaplanmıştır. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu kullanılarak toplanmıştır. Anket formunda sosyodemografik bilgileri, Finlandiya Diyabet Riski Anketi (FINDRISK) ve Pişirme ve Yiyecek Hazırlama Becerileri Ölçeği yer almaktadır. Verilerin analizinde bağımsız örneklem t testi ve Pearson Ki-Kare testi uygulanmıştır. Basit Doğrusal ve Çoklu Doğrusal Regresyon modeli ile veriler arasındaki ilişki incelenmiştir. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan kadınların %73,2’sinde kronik hastalık yoktur, %50,8’i normal vücut ağırlığına sahiptir. Katılımcıların FINDRISK puan ortalaması 8,5±5,8 olup %20,1’inin diyabet riski yüksektir. İleri yaş grubunda olanlarda, evli ve BKİ’si ≥25 kg/m 2 olanlarda diyabet riski daha yüksektir (p<0,05). Lisans ve üzeri eğitim seviyesine sahip olanlarda, evde her gün yemek pişirenlerde, yiyecek hazırlama becerileri puanı, pişirme ve yiyecek hazırlama becerileri puanı yüksek olanlarda daha düşük diyabet riski saptanmıştır (p<0,05). Pişirme ve yiyecek hazırlama becerileri ile FINDRISK puanı arasında negatif ilişki varken (Beta=-0,193, p=0,002); bekâr olma (Beta=4,340, p<0,001), eğitim seviyesinin düşük olması (Beta=2,115, p<0,001) ve kronik hastalığın olması (Beta=1,990, p=0,004) FINDRISK puanı ile pozitif ilişkili bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları, diyabetin önlenmesinde diyet ve fiziksel aktivite gibi bilinen yaşam tarzı değişikliklerine ek olarak besin hazırlama ve pişirme becerilerinin de son derece önemli olduğunu göstermiştir.Article Deneysel Tip 1 Diabetes Mellitusta Aralıklı Hipoksinin Kardiyak Kas Kalsiyum Homeostazisine Etkisi(2019) Dursun, Alı Dogan; Tekin, Demet; Bastug, Metın; Tanyeli, Ayhan; Erdoğan, Derya Güzel; Akat, Fırat; Ficicilar, HakanAmaç Bu çalışmada; Deneysel diyabetik kardiyomiyopatide aralıklı hipoksinin kardiyak fosfolamban ve Ca+2- kalmodulin bağımlı protein kinaz II (CaMKII) düzeylerine etkisiaraştırıldı. ( Sakarya Tıp Dergisi 2019, 9(3):536-543 ) Gereç veYöntemler Wistar albino erkek sıçanlar (n = 34) dört gruba randomize edildi: kontrol (C), aralıklı hipoksi (AH), diabetes mellitus (DM) ve diabetes mellitus + aralıklı hipoksi (DM +AH). Streptozotosin (50 mg/kg, i.p.) uygulandı ve 250 mg/dL ve üzeri kan glukoz seviyeleri diabetes mellitus olarak kabul edildi. AH ve DM+ AH grupları, 3000 m yüksekliğekarşılık gelen bir basınçta 42 gün boyunca 6 saat/ gün hipoksiye tabi tutuldu. Değerlendirmede, Kruskal Wallis testi, çoklu karşılaştırma testleri ve Wilcoxon testleri kullanıldı. Bulgular Diyabetteki kilo kaybını göstermek ve ratların metabolik sağlık durumlarının takibi için rutin olarak ratlar tartıldı. AH grubundaki ağırlık artışı en fazla idi ve DM grubuen azdı. C ve DM (p= 0.003), C- DM + AH (p= 0.024), AH- DM (p= 0.001), AH- DM+ IH (p= 0.006) arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Fosfolamban/gliseraldehit-3 fosfat dehidrogenaz (PLB/ GAPDH) grupları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p= 0.294). CaMKII/ GAPDH açısından, C ve DM; C ve DM+ AH ileAH ve DM+ AH grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p <0.05). Sonuç CaMKII mRNA düzeylerinin DM ve DM+IH gruplarında azaldığı bulundu. Bununla birlikte, fosfolambanda değişiklik tespit edilmemiştir, ancak fosfolambanda meydanagelecek değişiklikler translasyon ve/veya posttranslasyonal seviyelerin etkilerinde ve protein seviyelerinde ve/ veya aktivasyonlarında meydana gelebilecek değişikliklerdeönemlidir.Review Hiperglisemi, Oksidatif Stres ve Tip 2 Diyabette Oksidatif Stres Belirteçlerinin Tanımlanması(2020) Çetiner, Özlem; Rakıcıoğlu, NeslişahOksidatif stres, hem Tip 2 diyabet oluşumu hem de diyabet komplikasyonlarının gelişiminde rol oynayabilen önemli bir aktördür.Temel olarak oksidatif stres, reaktif oksijen türevlerinin (ROS) yapımı ve bozunumu arasındaki dengenin bozulması sonucunda oluşanfizyolojik durumu tanımlamada kullanılır. Klinik çalışmalar sonucu elde edilen veriler, sistemik oksidatif stresin metabolik sendrom vekomponentleriyle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir.Kronik hiperglisemi ve hiperlipidemi, ROS oluşumu için önemli risk faktörleridir. Hipergliseminin, ROS birikimine katkısı farklımetabolik yolaklar üzerinden gerçekleşebilmektedir. Temel olarak hiperglisemik koşullarda glikolitik yolağın aktivitesinin artması vemitokondriyal elektron taşıma sistemi üzerinde oluşan elektron basıncı, ROS oluşumuna katkı sağlar. Reaktif oksijen türevlerinin oluşumuve birikimi daha sonra glikolizde görevli kilit enzimlerden gliseraldehit 3-P dehidrogenaz (GAPDH) enzim aktivitesini baskılayarakhücreyi, glikozu alternatif yolaklarla metabolize etmeye zorlar. Glikoliz ve krebs döngüsünün etkinliği azalır; polyol yolağı, hekzozaminyolağı ve protein kinaz C (PCK) aktivitesi artar. Tüm bu alternatif metabolik yolaklar hücrede ROS oluşumunu daha da artırır. ROSbirikimi, insülinin gen ekspresyonunu ve beta hücrelerden insülin salınımını posttranslasyonel faktörler aracılığıyla azaltarak, insülindirenci patogenezine katkı sağlayabilir. Hiperglisemi kaynaklı ROS birikimi, diyabet komplikasyonlarının oluşumunda da önemlirole sahiptir. Klinik çalışmaların sonuçları, diyabet ve komplikasyonlarının, hücrenin protein, lipit ve nükleik asit komponentlerindeyarattığı oksidatif hasarı belirlemede pek çok belirtecin kullanılabileceğini ve bu belirteçlerin oksidan harabiyetin düzeyi hakkında fikirverebileceğini göstermektedir.Article Tip 2 Diyabetli Bireylerde Fizyolojik Harcama İ Ndeksi, Fonksiyonel Kapasite ve Klinik Belirteçler(2020) Özel, Cemile Bozdemir; Arıkan, Hülya; Demirtaş, Raziye Nesrin; Sağlam, Melda; Kütükçü, Ebru Çalık; Yağlı, Naciye Vardar; Akalın, Aysen; Vardar-yagli, Naciye; Inal Ince, DenizTip 2 diyabeti olan kişilerde mekanik ve metabolik yetersizliklere bağlı olarak enerji harcaması etkilenmektedir. Buçalışmanın amacı fonksiyonel egzersiz kapasitesinin değerlendirmesi sırasında enerji harcamasını ve tip 2 diyabeti parametrelerininilişkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya 17 tip 2 diyabetli hasta dahil edildi. Laboratuvar değerleri ve antropometrik ölçümlerikaydedildi. Fonksiyonel kapasitesi altı dakika yürüme testi ile değerlendirildi. Enerji harcaması fizyolojik harcama indeksi ile altıdakika yürüme işi kullanılarak değerlendirildi. Fizyolojik harcama indeksi altı dakika yürüme testi ve istirahatteki kalp hızı farkınınhıza bölünmesiyle hesaplandı. Altı dakika yürüme işi altı dakika yürüme mesafesinin vücut ağırlığının çarpılmasıyla hesaplandı.Ortalama fizyolojik harcama indeksi 0,37 ±0,18 (atım/m)’idi. Fizyolojik harcama indeksi boy, vücut kütle indeksi, açlık kanglukozu, total kolesterol ile ilişkiliydi (p<0,05). 6DYT işi yaş, boy, c-reaktif protein, bel kalça oranı, yağ yüzdesi, yağsız vücutkütlesi ile ilişkiliydi (p<0,05). Tip 2 diyabetli hastalarda fonksiyonel kapasite sırasındaki enerji harcaması klinik parametrelerleilişkilidir. Enerji harcamasının alternatif yöntemleri olan fizyolojik harcama indeksi ve altı dakika yürüme işinin farklı klinikbelirteçlerle ilişkili olması açısından birlikte incelenmesi önerilmektedir.Article Melazma Hastalarının Epidemiyolojik ve Klinik Özelliklerinin Değerlendirilmesi(2023) Ünlü, Ezgi; Saadet, Elif DemirciAmaç: Melazma en sık yüz bölgesinde yerleşen, hiperpigmente lezyonlarla karakterli edinsel bir pigmentasyon bozukluğudur. Etiyolojisi tam olarak bilinmemekle birlikte; genetik faktörler, ultraviyole maruziyeti, oral kontraseptifler (OKS), hormonlar, gebelik, ilaç kullanımı, bazı kozmetik ürünler, endokrinolojik hastalıklar ve psikolojik faktörler tetikleyebilmektedir Çalışmamızda melazma tanısı alan hastaların epidemiyolojik özelliklerini araştırmak ve ülkemizdeki verilere katkı sağlamak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 2013-2021 yılları arasında dermatoloji kliniğine başvuran ve melazma tanısı almış hastaların dosyaları geriye dönük tarandı. Hastaların yaş, cinsiyet, Fitzpatrick deri tipi, melazmanın klinik tipi, güneşten koruyucu kullanımları, gebelik, OKS kullanımı, diğer ilaç kullanımları ve aile öyküleri incelendi. Ayrıca serbest T3 ve T4, TSH ve tiroid oto antikorlarının sonuçları kayıt edildi. İstatistiksel analizler için SPSS 26 (Statistical Package for the Social Sciences) programı kullanıldı. Bulgular: İki yüz doksan üç hasta çalışmaya dahil edildi ve ortalama yaşları 37,17±7,97 yıl olup, tümü kadındı. Hastaların %4,4’ü deri tipi II, %51,2’si deri tipi III ve %44’ü deri tipi IV’e sahipti. Melazma %48,5 malar, %45,1 santrofasiyal, %3,8 mandibular tipteydi. Olguların %34,5’inde gebelik, %17,4’ünde aile öyküsü, %13’ünde OKS kullanımı saptandı. Gebelikle tetiklenen olgularda malar ve mandibular yerleşim anlamlı düzeyde yüksek saptanırken, santrofasiyal yerleşim oranı anlamlı düzeyde düşük saptandı (p<0,05). Deri tipi II olan hastalarda güneşten koruyucu kullanma alışkanlığı daha fazlaydı (p<0,05). Sonuç: Melazma en sık gebelik, ultraviyole maruziyeti ve OKS kullanımına bağlı olarak gelişen ve kadınlarda daha sık görülen bir pigmentasyon bozukluğudur. Güneşten korunma hastalığı önlemede etkili olmasına rağmen hastaların çok az bir kısmı düzenli güneşten koruyucu uygulamaktadır.Article Citation - WoS: 1Citation - Scopus: 2Scientific Research on the Pineal Gland: a Bibliometric Analysis From Its First Publication(Aves, 2024) Şen, Esra; Sever, Sinem Nur; Turhan, BegümhanObjective: The bibliometric perspective examines publications using a quantitative way and statistics to analyze them. The purpose of the current study was to perform a comprehensive overview of the research on the pineal gland through bibliometric methods to determine the trends and rare topics related to the gland. Methods: The Web of Science database was used to identify the publications associated with the gland. The literature review exposed a total of 8719 publications. The identified publications were analyzed using the bibliometric approaches (VOSviewer Version 1.6.13). Results: The first studies on the pineal gland were in the 1970s. The most prolific country is the United States (2451). It was seen that most of the articles were published in Journal of Pineal Research. The majority of publications (97.09%) were written in English. The most prolific author is Reiter, Russel J. Moreover, the most prolific institute is the Centre National De La Recherche Scientifique (France). The most popular keywords in the articles were pineal gland, melatonin, circadian rhythm, rat, retina, photoperiod, circadian, aging, serotonin, oxidative stress, and brain. Conclusion: The results indicated the researchers’ interest in the gland and provided quantitative data about the place of the gland in the scientific area. Studies on this subject have tended to increase in recent years. As far as we know, this research is the first bibliometric study to provide a comprehensive analysis of scientific publications with an emphasis on the pineal gland since 1976.Article Hidrojen Üretimi ve Co2 Yakalanmasını Aynı Cihazda Sağlayan Bir Membran Reaktörün Matematiksel Modelinin Geliştirilmesi(2024) Atak, Yağmur NalbantSürdürülebilir bir gelecek için temel bir unsur olan hidrojen, küresel enerji ve çevresel zorluklarda önemli bir rol oynamaktadır. Hidrojen üretimi için öne çıkan yöntemlerden biri, yüksek verimlilik ve ölçeklenebilirlik sunan hidrokarbonlardan buhar metan reformasyonudur (BMR). Membran reaktörler (MR’ler), hidrojen üretimini ve ayrılmasını tek bir ünite içinde entegre ederek BMR sürecini geliştirmek için umut verici bir teknoloji olarak ortaya çıkmıştır. Bu çalışma, bir MR içerisinde hem BMR ile hidrojen üretimini hem de membrandan geçemeyen gazlardan karbondioksit yakalanmasını içeren iki farklı prosesi içermektir ve bu MR’nin 1-boyutlu matematiksel modeli oluşturulmuştur. İki önemli çalışma parametresinin (reaksiyon sıcaklığı ve reaksiyon basıncı) membran reaktör performansı üzerindeki etkileri parametrik olarak incelenmiştir. Temel simülasyon koşullarında (773 K ve 3 bar), metan dönüşümü, hidrojen geri kazanımı, karbondioksit geri kazanımı sırasıyla %32,43, %61,78 ve %15,69'a eşittir.Review İnsülin Direncine Etki Eden Besinler(2018) Çetiner, Özlem; Rakıcıoğlu, Neslişahİnsülin direnci, başta diyabet ve metabolik sendrom olmak üzere birçok hastalığın oluşum sürecinde rol oynayabilenönemli bir aktördür. Fiziksel aktivite ve beslenme gibi değiştirilebilir yaşam koşulları ile insülin direnci oluşumununönüne geçilebilmektedir. Bu derleme yazının amacı, insülin direnci oluşumu ve yönetimi sürecinde etkili olduğu düşünülenbesinleri incelemek ve olası yararları üzerinde durmaktır. Bu bağlamda, derleme kapsamında polifenol içeriği yüksekbesinler ile posadan zengin besinler değerlendirilmiştir. İnsülin direncine etki eden ve etki ettiği düşünülen pek çok besinolmasına karşılık, tartışmalı ve zıt çalışmalar mevcuttur. Bu nedenle tek bir besin üzerinde yoğunlaşmak yerine diyettekibesin çeşitliliğini arttırıp, sözü geçen besinlerin diyete uygun miktarlarda eklenmesi daha yararlı bir yaklaşım olacaktır.

