Search Results

Now showing 1 - 5 of 5
  • Master Thesis
    Türkiye'de kalkınma ve işbirliği dış yardımlarının kurumsallaşması
    (2013) Şahin, Süleyman; Gürson, Poyraz
    Çalışmanın konusu, Dünya?da sürekli gelişen uluslararası yardım stratejilerinin paralelinde, Türkiye?deki yasal düzenlemeler ve uluslararası kuruluşlarla yapılan anlaşmalara göre oluşan kurumsallaşma sürecini incelemek ve önerilerde bulunmaktır. Günümüzde nitelik ve nicelik olarak çeşitlilik gösteren uluslararası yardımların başlangıcı, 1. Dünya Savaşı sonrası ve 2. Dünya Savaşı sürecinde, ABD?nin Rusya, İngiltere, Fransa, Yunanistan ve Türkiye?ye yaptığı yardımlardır. ABD söz konusu yardımlarını bilahare ünlü Truman ve Marshall yardımlarını planlamak ve uygulamaya koymak suretiyle devam ettirmiş ve zaman içinde birçok dönüşüme tabi tutmuştur. Temel insani değerlerin uluslararası sözleşmelere bağlanarak ön plana çıkması; yoksulluk, geri kalmışlık ve terör ile mücadele, geleneksel olarak eski sömürgelerine yardım eden sanayileşmiş batı ülkelerini, diğer bölgelere de yardım etmeye zorlamıştır. Birleşmiş Milletler Teşkilatı bünyesinde UNDP koordinatörlüğünde kalkınma programları uygulanmaya başlanmış ve Marshall Planı ile doğan OEEC, Türkiye?nin de kurucu üyesi olduğu OECD?ye dönüştürülmüştür. Diğer yandan 2. Dünya Savaşı sonrası oluşan güç dengesinin ortaya çıkardığı NATO, Varşova Paktı?nın dağılmasıyla amaç değiştirmiş ve Barış İçin Ortaklık Projesini uygulamaya koymuştur. Bugün bütün dünyada, birçok ülke, BM alt kuruluşları, OECD, uluslararası finans organizasyonları ve sivil toplum kuruluşları Binyıl Kalkınma Hedefleri olarak belirlenen ilkeleri uygulamaya çalışmaktadır. Ancak bazı ulusların `sömürge? konusundaki geçmiş tecrübeleri bazı tartışmalara da yol açmaktadır. Uluslararası yardımlar çerçevesinde Türkiye?ye bakıldığında, önceleri Marshall Planından ve NATO?dan yardım alan ülkeler arasında yer almış olmakla birlikte, 1. Dünya Savaşı sonrası Afganistan?a, 2. Dünya savaşı sırasında ise Yunanistan?a kendi imkânları ile yardımlar yaparak, yardım veren ülke konumunda da bulunmuştur. Özellikle Soğuk Savaş?ın sona ermesiyle birlikte SSCB?nin dağıldığı coğrafyada ortaya çıkan Türk Cumhuriyetlerinin sosyal ve ekonomik durumu, Türkiye Cumhuriyeti?ni dış yardımlarını artırmaya zorlamıştır. Türkiye daha sonraları Dünya?daki bütün problem alanlarına değişik tanımlamalarla yardım yapmaya başlamıştır. Fiili yardımlar devam ederken, arka planda yasal düzenlemeler yapılmış, yeni kurumlar kurulmuş ve mevcut kamu kurumlarına yeni ilave görevler verilmiş; ikili ve çok uluslu anlaşmalar imzalanmış ve böylece Türkiye, dış yardım kapasitesini sürekli geliştirdiği bir sürece girmiştir. Hatta Türkiye, uluslararası yardım arenasında örnek olarak gösterilen ve takdir gören uygulamalar geliştirmiştir. Bu bağlamda, temel görevi dış yardımları planlamak ve uygulamak olan kurumlar, hedef ülkelerin ihtiyaçlarını, süratle, etkin ve ekonomik olarak karşılamak için yurtiçi hizmet veren kamu kurumlarının uzmanlık birikimlerini mobilize etmeye başlamışlardır. Zaman içinde faaliyet konularında uzmanlık kapasitesine sahip sivil toplum teşkilatlarının da bu organizasyona dâhil olması ile çok aktörlü ve güçlü bir dış yardım yapısı oluşmuştur. Bölgesel gelişmeler Türkiye?yi sığınmacı kabul eden bir ülke statüsüne getirmiş ve sığınmacı sayısı olağanüstü rakamlara ulaştıkça, Eximbank gibi finansman kuruluşlarının yaptığı yardımlar ile başlayan süreç, Genelkurmay ve İçişleri Bakanlığı gibi güvenlik kurumlarının yardımlarının ön plana çıktığı bir sürece dönüşmüştür. Eski sömürgeleri ile ilişkilerini dönüştürerek sürdüren batı ülkeleri ve küresel ekonomide yeni `Pazar? kazanma mücadelesi veren sanayi ülkeleri ile Türkiye?nin yolları doğal olarak ayrılmış ve Türkiye `nerede kriz varsa oraya koşmayı? dış yardım stratejisinin odak noktası olarak belirlemiştir. Türkiye?nin oluşturduğu bu çok aktörlü, esnek ve yüksek kapasiteli yapı şimdiye kadar istenen faydayı sağlamıştır. Ancak, yapısı gereği risklere de açıktır. Çalışma, işte bu kurumsal yapıyı irdelemekte; yapının güçlü yönlerine işaret etmekle birlikte; yapıya yeni boyutlar kazandırmaya, noksanları gidermeye ve zayıf yönleri iyileştirmeye yönelik somut öneriler ortaya koymaktadır. ANAHTAR KELİMELER: 1- Dış yardımlar 2- Uluslararası işbirliği 3- Uluslararası örgütler 4- Kurumsallaşma 5- Geri kalmışlık
  • Master Thesis
    Çin Halk Cumhuriyeti'nin Dış Politikasında Orta Asya Faktörü: Soğuk Savaş'ın Sonundan - Hu Jintao Döneminin Sonuna Kadar (1988-2012)'
    (2014) Özcan, İpek; Karasar, Hasan Ali
    Orta Asya Bölgesi ekonomi, güvenlik ve enerji başlıklarında tarihten beri stratejik bir konuma ve öneme sahip olmuştur. SSCB döneminde ÇHC ile uzlaşmaya varılamayan bu bölgede, SSCB'nin yıkılışının ardından bağımsızlığını ilan eden Orta Asya Devletleri ile ÇHC; ekonomik, askeri ve enerji sektöründe karşılıklı işbirliği anlaşmaları imzalamıştır. Bu anlaşmalar doğrultusunda, devletler bazında bir devletin, diğer devletleri çıkarları doğrultusunda kaba kuvvete başvurmadan etkileyebilmesini sağlayan yumuşak güç yolu benimsenmiştir. İşbirliği ve yumuşak güç stratejisi ile Orta Asya'da çok taraflı iki işbirliği örgütü de kurulmuştur. Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve Asya'da İşbirliği ve Güven Arttırıcı Önlemler Konferansı (AİGK). Bu çalışmada ÇHC ve Orta Asya Devletleri arasında imzalanan karşılıklı işbirliği anlaşmalarındaki ile ŞİÖ ve AİGK bünyelerindeki ekonomi ve güvenlik siyaseti ilişkisi incelenecektir. Anahtar Sözcükler: 1. Orta Asya, 2. Ekonomi, Güvenlik, 3. Enerji, 4. Karşılıklı işbirliği, 5. ŞİÖ, 6. AİGK
  • Master Thesis
    Bağımsızlık Sonrası Azerbaycan-iran İlişkilerinde İşbirliği ve Çatışma Alanları (1991–2013)
    (2014) Boz, Hakan; Karasar, Hasan Ali
    Bu araştırmanın kapsamı, 1991'de SSCB'nin dağılmasının ardından bağımsızlığını kazanan Azerbaycan'ın ortak bir geçmişe sahip olduğu İran ile ilişkilerinin tarihi arka planı, Azerbaycan ve İran dış politikalarının genel çerçevesi, Azerbaycan ve İran dış politikalarında siyasal iktidarların ikili ilişkilere etkisi, Azerbaycan-İran ilişkilerindeki işbirliği ve çatışma alanlarıdır. Çalışma, bağımsızlık sonrası Azerbaycan-İran ilişkilerini belirleyen temel faktörü tespit etmek ve bu bağlamda iki ülke arasındaki işbirliği ve çatışma alanlarını sınıflandırmayı amaçlamaktadır. Bağımsızlık sonrası Azerbaycan-İran ilişkileri ülkemizde yeteri kadar araştırılmamış ve bu alandaki çalışmalar sosyal bilimler dergileri ile kitap bölümü olarak yayınlanan akademik makalelerle sınırlı kalmıştır. Bu konuda yapılan çalışmalar, iki ülke arasındaki ilişkileri yalnızca tarihsel süreç içerisinde incelemiştir. Bu çalışma, Azerbaycan-İran ilişkilerinin tarihsel gelişim sürecinin yanı sıra ikili ilişkileri 'işbirliği ve çatışma' yaklaşımıyla yeniden sınıflandırılacak olması nedeniyle bu alana katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Çalışmada, İran ve Azerbaycan resmi kurumlarının yayınladığı bilgi, belge ve raporlar gibi birincil kaynaklar incelenmiş, yazılı ve görsel kaynaklardan literatür taraması yapılmış ve konuyla ilgili daha önce yayınlanmış çalışmalardan yararlanılmıştır. Sonuç olarak Azerbaycan ve İran arasında karşılıklı ticari ilişkiler ve ikili siyasi anlaşmalar olmak üzere toplam iki adet işbirliği alanı tespit edilmiştir. Buna karşın iki ülke ilişkilerinde Güney Azerbaycan, farklı siyasi denklemlerde yer alma, Hazar'ın statüsü ve enformasyon savaşları olmak üzere toplam dört adet çatışma alanı tespit edilmiştir. Bu doğrultuda Azerbaycan-İran ilişkilerinde çatışma alanlarının iş birliği alanlarından fazla olduğu bu nedenle de iki ülke ilişkilerinin bağımsızlığın ilan edildiği 1991'den çalışma kapsamındaki 2013'e kadar kontrollü gerilim stratejisiyle yürütüldüğü görülmüştür. Anahtar Kelimeler : Azerbaycan, İran, İşbirliği, Çatışma, Kontrollü Gerilim,
  • Master Thesis
    Pkk Terör Örgütü: Düşük Yoğunluklu Çatışma ve Uluslararası Bağlantıları
    (2012) Erdoğan, Onur; Ünal, Hasan
    Düşük Yoğunluklu Çatışma (DYÇ) şeklinde yürütülen savaşlar, Clausewitz döneminden beri bilinmekle beraber teorik olarak çalışma konusu yapılmaları yoğun olarak yaşandıkları Soğuk Savaş dönemine rastlamaktadır. Genellikle Üçüncü Dünya ile birlikte düşünülen söz konusu kavram 11 Eylül saldırıları, Afganistan ve Irak'taki harekâtlar ile birlikte yeniden gündeme gelmiştir. Ne var ki ilgili literatürün olguyu daha çok terörizm perspektifinden ele aldığı görülmekte ve askerî-politik analizler bu bağlamda yapılmaktadır. Ülkemiz ise son birkaç on yılını DYÇ ortamında geçirmek durumunda kalmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni 1970'li yılların sonundan beri tehdit eden Düşük Yoğunluklu Çatışma ortamı 1984 yılında PKK'nın Eruh ve Şemdinli baskınları ile bölücü terör aşamasına gelmiştir. Çalışmada PKK terörü, DYÇ teorisi çerçevesinde PKK'nın askerî olarak yenildiği 1998-99 yıllarına dek ele alınarak analiz edilmiş ve politik yanı vurgulanmaya çalışılmıştır.Anahtar Sözcükler :Düşük yoğunluklu çatışma , Terörizm , İsyan bastırma ,Gerilla savaşı ,Uzatmalı savaş
  • Master Thesis
    Çin-afrika İş Birliği: Afrika'nın Sürdürülebilir Kalkınması için Tehdit mi Yoksa Fırsat Mı
    (2021) Eriş, Baran Cihat; Yalvaç, Faruk
    Afrika ülkeleri 1960'lı yıllarla birlikte kolonyal devletlerden bağımsızlıklarını kazanmaya başlamışlardır. Ancak o dönemden günümüze iç savaşlar, askeri darbeler, devlet otoritesi zayıflığı, ekonomik durgunluk ya da küçülme, altyapı yetersizliği, eğitim ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği ve yoksulluk gibi politik, ekonomik ve sosyal istikrarsızlıklar yaşamış ve az gelişmişlik olgusunun merkezinde yer almışlardır. Afrika ülkelerinin yaşadıkları bu istikrarsızlıklar kıta vatandaşlarının yaşam kalitelerini olumsuz etkilediği gibi salgın hastalıkların yayılması, uluslararası terör ve suç unsurların kıtada yerleşip güçlenmesi ve kıta vatandaşlarının toplu göç hareketleri gibi küresel riskler de barındırmıştır. 21. yüzyılda küresel ekonomik bir güç haline gelen Çin ise 2000 yılında kıta ülkeleri ile Çin-Afrika İş Birliği Forumu (FOCAC) adı altında ekonomik, sosyal ve politik boyutları olan geniş kapsamlı bir iş birliğine başlamıştır. Otokratik yapısı ve ekonomiye devlet müdahalesi ile Batı ülkelerinden farklı bir kalkınma modeli izlemiş olan Çin'in FOCAC kapsamında Afrika ülkeleri ile iş birliğinin gittikçe yoğunlaşması ise, bu iş birliğinin Afrika ülkelerinin sürdürülebilir kalkınmaları nezdinde hem olumlu hem olumsuz yorumlara yol açmıştır. FOCAC kıtanın altyapı ihtiyaçlarını gidererek, eğitim ve sağlık gibi kamu hizmetlerini iyileştirerek ve iş olanakları yaratarak Afrika ülkelerinin modernleşmesine katkı sunmaktadır. Ancak, iç meşruiyeti tartışmalı liderlere kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda destek olması, iş birliklerinde ağırlıklı olarak kendi stratejilerini uygulaması ve iç işlere karışmama ve iş birliği için politik ya da ekonomik koşullar öne sürmeme prensipleri; ulusal kimliğini oluşturamamış, vatandaş-devlet sosyal mutabakatını tesis edememiş ve kalkınma politikaları oluşturup uygulama konusunda zayıf kalan Afrika ülkelerinin sürdürülebilir kalkınmalarına katkısı bakımından soru işaretlerini de doğurmaktadır.