3 results
Search Results
Now showing 1 - 3 of 3
Review Citation - WoS: 1Evolution of the Relationship Between Urban Planning and Urban Infrastructure(Kare Publ, 2018) Sahin, Savas ZaferIn the face of disasters caused by climate change and ecological degradation, the future of cities has become closely interrelated with the sensitive balance between urban planning and urban infrastructure. Integrated sustainable urban planning and management approaches, where the relationship between urban planning and urban infrastructure is re-examined to manage urban risks, manage the capacity of existing infrastructure, and adapt to climate change have been discussed for a long time. Particularly in the last 2 to 3 decades, in various countries and for different reasons, urban planning and urban infrastructure investments have diverged. Under the influence of neo-liberal policies, the urban planning process has often been transformed into a mechanism of re-distributing urban rents via urban projects, and urban infrastructure investments are presented to society as mega projects to help legitimize the effects of this transformation politically. This dissociation results in an inefficient and ineffective use of resources, a negative effect on the urban ecosystem, and an urban daily life that is fragile and disrupted. The development of a framework that re-integrates planning with infrastructure is an inevitable necessity.Master Thesis İnsan Haklarına Ekolojik Yaklaşım Çerçevesinde İklim Mülteciliği(2021) Uyar, Büşra; Öner, A. Aslı ŞimşekÇağımızın temel problemlerinden olan iklim değişikliği, insanların asgari yaşam koşullarını, sağlıklarını, besin ve su kaynaklarını etkileyen bir kriz haline gelmiştir. Öyle ki, günümüzde insanlar, iklim değişikliğinin yol açtığı sonuçlar nedeniyle ülkelerini terk edip farklı ülkelere göç edebilmektedir. Bu durum, uluslararası hukukun gündemine yeni taşınmış olan, henüz adlandırılması, tanımı ve hukuki çerçevesi üzerine bir uzlaşma sağlanamamış bir konudur. Ancak bu kişilerin göç etmelerine sebep olan, yaşamlarını ve sağlıklarını tehdit eden hak ihlalleri, genel olarak iklim değişikliğini ve bu bağlamda iklim mültecilerinin sahip olduğu hakları tartışmayı zorunlu kılmaktadır. Bu çalışmada da iklim değişikliğinin yol açtığı sebepler dolayısıyla bulundukları ülkeyi terk etmek zorunda kalarak farklı ülkelere göç eden kişilerin insan hakları konu edilmektedir. Bununla birlikte insan hakları hukukunda haklardan söz etmek bu hakları tanıyan, koruyan ve ihlallerinden sorumlu tutulan yükümlülerin kim olduğu sorusunu da beraberinde getirmektedir. Bu noktada karşımıza insan haklarının en temel yükümlüsü olan devletler çıkmaktadır. Özellikle devletlerin iklim değişikliğine yönelik önleme yükümlülüğü, meydana gelen göçleri ve yaşanan insan hakları ihlallerini engellemek, bu ihlallerin daha büyük boyutlara ulaşmasının önüne geçmek açısından önemli bir yükümlülük olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak günümüzde çevrenin bozulmaya devam etmesi, devletlerin bu konudaki yükümlülüklerini belirleyen belgelerin yeterliliği sorusunu akla getirmektedir. Bu çalışmada da iklim değişikliği sebebiyle göç eden kişilerin sahip olduğu haklar ve devletlerin bu konudaki önleme yükümlülüğü ele alınmıştır. Bununla birlikte mevcut hukuk metinlerinin yetersizliğinin sebebi de sorgulanmış, bu bağlamda insan hakları hukuku incelenmiştir. Nitekim insan faaliyetleri, iklim değişikliğine sebep olan en temel faktörlerden bir tanesi olmuştur. Bu sebeple hukuken tek hak öznesi olarak konumlanan insanın sahip olduğu hakların ve bu hakları düzenleyen insan hakları hukukunun da sorgulanması gerekmektedir. Bu noktada hukuka ve insan hakları hukukuna daha radikal bir bakış açısıyla yaklaşan farklı yaklaşımlar yol gösterici olacaktır.Master Thesis Avrupa Birliği'nin Yumuşak Gücü: Küresel İklim Değişikliği Politikaları(2021) Kala, Edibe; Yılmaz, Gözdeİklim değişikliği ile mücadelenin 1970'lerde uluslararası platforma taşınmasıyla Avrupa Birliği iklim değişikliğinin dünya ve gelecek nesiller için bir tehdit olduğunu fark etmiş ve konuyu gündemine dâhil etme kararı almıştır. 1970'li yıllardan günümüze kadar AB kurumları çevre ve iklim politikalarını da göze alarak siyasete yön vermektedir. Askeri ve sert güce sahip olmayan AB uluslararası iklim değişikliği müzakerelerinde yumuşak gücünü kullanmaktadır. Nye'ın uluslararası ilişkilere kazandırmış olduğu yumuşak güç kavramı 1990'larda literatüre girdiğinde ilk olarak AB'ye atıfta bulunan bir güç biçimi değildi. O yıllarda ABD'nin gücünün zayıfladığı çevrelerce tartışılırken, AB'nin yumuşak güç olup olmadığı tartışmaları başlamıştır. Yumuşak güç ve sert güç arasında bulunan ayrımda yumuşak güç araçları kültür ve diplomasi gibi araçlarken sert güç zor kullanma ve askeri orduya sahip olma gibi araçları içermektedir. Küresel iklim değişikliği politikalarında liderliği devralan AB, tüm ülkeleri sera gazı emisyon azaltımı konusunda yükümlülük almaya davet etmektedir. 1970'li yıllardan sonra AB için değerlenen ve gündeminde önemli yere sahip olan çevre ve iklim politikaları, yumuşak güç bağlamında araştırılarak, yazılan bu tezin ana temasını oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler Avrupa Birliği, Emisyon Azaltımı, İklim Değişikliği, Paris Anlaşması, Yumuşak Güç

