11 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 11
Article Edebiyatta Yaratıcılık ve Madde Bağımlılığı(2020) Aras, Gökşen: Bilindiği üzere, bireyin en büyük arzusu varlığını ispat etmek olmuştur ve kendini gerçekleştirme eylemi de ürettikleriyle özdeşleştirilmiştir. Bu noktada yaratıcılığın insanın en değerli gücü olduğu söylenebilir. Pek çok etkenle şekillenen yaratıcılık, çoğunlukla görünenin ötesini keşfedebilecek algı, sezgi ve ifade gücüne sahip yazar ve sanatçılara atfedilmektedir. Ancak, bu keşif yolunda, yazar ve sanatçıların bilgi ve yetenekleri dışında farklı yöntemlere de ihtiyaç duydukları ifade edilmiştir. Afyon ve esrarın bazı yazarlar ve sanatçılar tarafından fiziksel rahatsızlıklarının tedavisinde kullanıldığı ifade edilse de bu maddelerin, bu maddelere bağımlı olan yazar ve sanatçıların hayal güçlerine ve yaratıcılıklarına katkı sağlayıp sağlamadığı önemli bir tartışma konusu olmuştur. İngiliz edebiyatının tanınmış yazarlarından Thomas De Quincey, bağımlılığını itiraf ettiği Bir İngiliz Afyon Tiryakisinin İtirafları başlıklı eserinde afyon kullanımına ve etkilerine dikkat çekmektedir. Charles Baudelaire, Yapma Cennetler başlıklı eserinde, afyon ve esrar kullanımı ile ilgili görüşlerini ortaya koymaktadır. Alman edebiyat eleştirmeni ve kültür tarihçisi Walter Benjamin’in Esrar Üzerine başlıklı eseri, 1927-1934 yılları arasındaki uyuşturucu deneylerinin tutanaklarını içermektedir. Bu çalışmanın amacı, yaratıcılık kavramını, afyon ve esrarın on dokuzuncu yüzyılda ve öncesinde kullanım alanlarını, fiziksel ve psikolojik etkilerini, bağımlılık kavramını açıklamak, yukarıda adı geçen üç esere ve uyuşturucu kullandığı iddia edilen yazarlara, özellikle Samuel Taylor Coleridge’e göndermeler yaparak, edebiyat, üretim, yaratıcılık ve bağımlılık ilişkisini değerlendirmektir.Review Anlaşılabilir Girdinin Muğlak Tanımı ve “edinme” Teriminin Yanıltıcı Kullanımı Üzerine Eleştirel Bir İnceleme(2020) Peker, Hilal; Özkaynak, OnurStephen Krashen, ikinci dil edinimi alanında önde gelen isimlerden biri olmuştur. Girdi Hipotezi ve Monitör Modeli en dikkat çekici eseri olarak düşünülebilir. Özellikle, dil edinimi için anlaşılabilir girdinin önemini vurgulayan temel önerisi dil yeterliliğine önemli oranda ışık tutmuştur. Krashen, dil edinen kişiye doğal dil parçaları sağlandığı sürece dillerin kolayca edinilebileceğini iddia etmiştir. Aldığı büyük beğeniye rağmen, Krashen’in fikirleri, bazı dilbilimciler tarafından sert bir şekilde eleştirilmiştir, çünkü Krashen’in iddiaları ikinci dil edinimi ile ilgili belli başlı bazı konuları netleştirememiştir. Bu bağlamda, bu makalenin yazarları, Girdi Hipotezi ve Monitör Modelini dil edinimi için girdinin yetersizliği, anlaşılabilir girdinin operasyonel bir tanımının bulunmaması ve edinim teriminin yanıltıcı kullanımı gibi konulara odaklanan eleştirel bir şekilde gözden geçirmektedir. Buna ek olarak, yazarlar, yukarıda belirtilen yetersizlikleri ve yanıltıcı unsurlara dikkat çekmek için iddialarını dil bilimi alanında günümüzde nadir olarak yapılmış deneysel ve bilimsel çalışmalarla desteklerken hicivli bir dili benimsemişlerdir.Review Peter Ackroyd'un Dan Leno And The Lımehouse Golem'inde Londra Haritacılığı: Bir Katilin Zihninde Gezintiler(2018) Tekin, KuğuBu makale Peter Ackroyd'un Dan Leno and the Limehouse Golem başlıklı romanındaki şiddet olgusunu incelemektedir. Makale romandaki şiddetin kaynağı olan şehir imgesi ile baş karakter arasındaki ilişkiyi ele alır. Makaleye göre okuyucunun gerçek kimliğini ancak romanın sonunda anlayabildiği acımasız seri katili yaratan, besleyen ve bir sonraki katliam için sürekli cesaretlendirerek adeta bir canavara dönüştüren on dokuzuncu yüzyıl Viktorya Dönemi Londra'sının sosyo-ekonomik koşullarında hüküm süren ziksel ve psikolojik güçlerdir.Yaşadığı tüm zorlukları aşarak çocukluk hayallerini gerçekleştiren ve genç yaşta başarılı bir müzikhol oyuncusu olan Elizabeth Cree kanlı sanatını makrokozmik bir tiyatro sahnesi olarak betimlenen Londra'da izleyicilerin beğenisine sunmaktadır.Katilin kurbanları arasında etnik köken, sınıf, cinsiyet ve yaş ayrımı yapmaması, okuyucunun katilin motivasyonunu anlamlandırarak mantıklı bir sebep-sonuç ilişkisi kurmasına engel olur. Postmodern anlatım teknikleri kullanılarak oluşturulan olay örgüsü yazarın hem dedektif romanı geleneğine meydan okuyarak türü yeniden kurgulamasını hem de okuyucunun önyargı ve varsayıma dayanan suç kavramı ve suçlu psikolojisi ile ilgili yerleşik algılarını yeniden sorgulamasını sağlar. Sonuç olarak makale bir Viktorya Dönemi metropolü olan Londra sakinlerine eşit sosyo-ekonomik, sanatsal fırsatlar sağlayabiliyor mu? Yoksa şehir yoksul, zayıf, yoksun sakinlerini, özellikle kadınları, bir canavar gibi çiğnemeden yutup posalarını tükürüyor mu?Londra'nın özgün tarihçesi ve kimliğini seri katilin yaşam öyküsü ve kimliği ile örtüştürmek olası mıdır? Etimoljik açıdan isminin kökeni “şiddet” kelimesine dayanan bir şehir olan Londra, alt sınıftan, nefret duyguları ile büyütülmüş bir karakterin zihinsel haritasına dönüştüğünde ne olur? gibi sorulara cevap aramaktadır.Article Orhan Pamuk’s İstabul Carved in His Memory as a Source of Melancholy(Cyprus International University, 2018) Tekin, KuğuBu makale Orhan Pamuk’un İstanbul Hatıralar ve Şehir başlıklı romanındaki melankolik İstanbul imgesinin yazarın hafızasındaki yansımalarını incelemiştir. Yazara göre İstanbul’dan başka çok az şehir bu imgenin yaratığı derin melankoli duygusuna aynı ölçüde eşlik eden mutluluğa sahiptir. Makale romandaki melankoli yüklü İstanbul imgesini yaratırken yazara ilham veren kaynakları araştırmıştır. Görülüyor ki yazarın romanda da minnettarlığını sıkça ifade ettiği başlıca dört yazar Pamuk’un hafızasında yer eden İstanbul hatıralarını biçimlendirmiştir. Bu yazarlardan ilk ikisi Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Hamdi Tanpınar’dır ve her ikisi de Fransız yazarlar Gerard de Nerval ve Theophile Gautier’in İstanbul izlenimlerinden etkilenmişlerdir. Özellikle Gautier’in Constantinople başlıklı gezi yazıları Yahya Kemal ve Tanpınar’ı derinden etkilemiş ve bu yazarların İstanbullular için farklı ve yerli bir İstanbul imgesi yaratmalarını sağlamıştır. Bu şehir imgesini farklı ve özgün kılan, güzel olanla, biçimsiz, sefil ve acınası olanın bir araya gelerek oluşturduğu melankoli duygusunun, çökmüş bir imparatorluğun kalıntıları üzerinde yükselerek şehre hâkim olmasıdır. Romanda esinlendiği yazarların adımlarını takip eden Pamuk bir yandan da yirminci yüzyıl İstanbul’unda meydana gelen kültürel, sosyal, siyasi ve çevresel değişimlerle iç içe geçen kendi çocukluk ve ilk gençlik dönemlerini hikâye etmiştir. Makalenin kuramsal çerçevesini Freud, Kristeva ve Peter Schwenger gibi yazarların görüşleri oluşturmuştur.Article Sesi Çevirmek: Just So Stories Eserinin Türkçe Çevirileri Üzerine bir Çalışma(2018) Özer, Özge BayraktarÇocuk yazının kendine has özellikleri, bu alandaki çeviri sürecinde karşılaşılacak belirli zorlukları da beraberinde getirmektedir. Çevirinin diğer alanlarında olduğu gibi, bu alandaki sorunların çözümü için de çevirmenin yaratıcılığına gerek duyulmaktadır. Çocuk kitaplarının en önde gelen özelliklerinden biri de pek çoğunun sesli okunmak üzere kaleme alınmış olmasıdır. Bu bağlamda, söz konusu edebi türde çevirmenin değişmeceli dilin bir parçası olan ses etkilerine yoğunlaşması beklenmektedir. İngiliz şair ve yazar Rudyard Kipling’in ünlü eseri Just So Stories, çocuk yazının bu özelliği için başarılı bir örnek oluşturmakta olup, eserin Türkçe çevirileri de, çeviride karşılaşılan zorlukların analiz edilmesi bakımından pek çok imkan sunmaktadır. Yazarın şairane edebi tarzının, Kipling’in bizzat kendi çocukları için yazdığı ve onlara okuduğu hikayelerin derlemesinden oluşan bu eser üzerindeki yansımaları, “sesli-okuma” özelliklerini, söz konusu eserin ana motifi haline getirme- ktedir. Eser, Türkçe’ye Begüm Kovulmaz tarafından 2007 yılında İşte Öyle Hikayeler ve Rojda Yıldırım tarafından 2012 yılında Kipling’den Çocuklar için Öyküler isimleriyle kazandırılmıştır. Bu çalışma, söz konusu iki farklı Türkçe çevirinin ses etkileri bakımının analiz edilmesini ve karşılaştırılmasını hedefle- mektedir. Ses etkileri tekrarlama, aliterasyon, kafiye, yankı-sözcükler ve diğer seslerden oluşan beş farklı başlık altında incelenmiştir. Newmark (1988) tarafından ses etkilerinin çevirisine özel olarak önerilen çeviri stratejileri, mevcut çalışmadaki çevirmenler tarafından uygulanan stratejilerin incelen- mesi ve karşılaştırılmasında temel oluşturmuştur. Çevirilerde kullanılan söz konusu stratejiler, kaynak metnin estetik mi yoksa anlatımsal amacının mı korunduğunu belirlemek amacıyla incelenmiştir. Seçilen çeviri bölümleri üzerinde gerçekleştirilen incelemeye göre, yerine koyma stratejisinin en çok uygulanan çeviri yöntemi olduğu tespit edilmiştir. Buna göre, Kovulmaz’ın çevirisi kaynak metnin es- tetik işlevi üzerinde dururken, Yıldırım’ın çevirisi daha çok kaynak metnin anlatımsal işlevi odaklıdır. Bu çalışmanın, özelde ses etkilerinin çevirisi, genelde ise değişmeceli dil özelikleri gösteren eserlerin çevirisine ilişkin tartışmalara katkı sunacağına inanılmaktadır.Article Shakespeare’in The Winter’s Tale ve Winterson’ın The Gap of Time Eserlerinde Zamanın Travması(2018) Adanur, Evrim DoğanWilliam Shakespeare’s The Winter’s Tale and its rewriting in the novel form by Jeanette Winterson both handle the concept of time traumatically. In the play, the traumatic events culminating into tragedy is linked to the second part of the play, after an interval of 16 years, with the help of the emblematic character “Time” that winds the play towards a seemingly happy ending. In the novel, on the other hand, the narrator takes up the role of Time and changes the setting in time and space. The change in temporality not only disrupts the flow of time signifying trauma, but also leads way to an otherwise impossible reconciliation entailing the trauma of forced compromise without a proper denouement. Trauma is attempted to be treated in Shakespeare’s The Winter’s Tale through miracle and forgiveness and in Winterson’s novel through forgiveness and in the belief that the next generation will not make the same mistakes as the old one. This paper evaluates the trauma of the gap of time in these two works through Cathy Caruth’s theory on the effects of forgetting the past trauma and Thomas de Quincey’s concept of being carried to the normal flow of time in Shakespearean dramatic action.Article A Cultural Apocalypse: Apocalyptic Impacts of Imperialism in E. M. Forster’s A Passage To India(2022) Özçelik, KayaFirst emerged as a religious term to designate the end of the world, the idea of apocalypse has evolved into manifold connotations that is associated with any cataclysmic event(s) and case(s) that end(s) up with the complete destruction of the present state with a new beginning. Although it is more often affiliated with the destruction(s) caused by climate crisis and advancements in science and technology, the destruction of a culture through cultural clash(es) between two opposing cultures, namely the East and West, and the results out of these that dehumanise the representatives of the weaker side/East can also be included in the analysis of apocalypse in a broader sense in the context of culture. It is within this focus of interest that E. M. Forster’s masterpiece A Passage to India (1924) has been evaluated as an example for the cultural apocalypse throughout the research, as a result of which the Indians - even their country - is plunged into total apocalypse and become subservient and considered nothing rather than a swine. Controlled under a civil station and isolated from the luxury and comfort the British are free to relish, Indians are drawn as character who are bereft of any freedom and respect from the British in their own land. Thus, the economic and political causes behind the ideology of imperialism that is also intertwined with capitalism in India have been considered as major consequences of the cultural clash that arise as a cultural apocalypse in the lives of native Indians.Article “TUTKULU BAĞLILIĞIN TUTKULU BİÇEMİ”: W.B. YEATS'IN “AN IRISH AIRMAN FORESEES HIS DEATH” ŞİİRİ VE TÜRKÇE ÇEVİRİSİ(2019) Elbir, Nüket BelginBu makalede İrlandalı şair W.B. Yeats'ın “An Irish Airman Foresees His Death” başlıklı şiiri ile şair-çevirmen Can Yücel tarafından yapılan Türkçe çevirisi “İçine Doğmuş İrlandalı Tayyarecinin”, biçemsel özellikleri bağlamında karşılaştırmalı olarak incelenmekte ve Yücel'in çevirisinin niteliği tartışılmaktadır. Amaç söz konusu çeviri eyleminin, kaynak şiiri, Yeats ile Yücel'in kendi ülke toprakları İrlanda ve Anadolu ile olan “tutkulu” bağlarını yansıtan ve buluşturan bir şiire dönüştürdüğünü göstermektir. Çalışmanın kuramsal çerçevesini James Holmes'un (1980) “şiir eylemi” ve “üstşiir” kavramları ile Lawrence Venuti'nin çevirmenin görünürlüğü konusundaki tartışmaları oluşturmakta; bu çerçevede kaynak şiir ile çevirisinin biçemsel unsurları karşılaştırmalı bir biçimde belirlenerek, Yücel'in çevirisinin, kaynak şiiri Yeats'ın ve kendişinin “şiir eylemini” görünür kılan bir “üstşiir” olarak yeniden yaratma süreci irdelenmektedir. Çalışmada inceleme yöntemi olarak ise Raymond Van den Broeck'un (1985) çeviri metinlerin çözümlenmesi ve eleştirisi için önerdiği modelden yararlanılmaktadır. Van den Broeck'in yöntemi, çeviri metni, kaynak metnin hedef dilde bir temsili olmanın yanısıra, aynı zamanda hedef dilde özgün bir metin olarak değerlendirdiği için bu çalışmanın amacına uygundur.Article Shakespeare Oyunlarında Yozlaşmanın Aynası: İntikam(2023) İzmir, SibelGenel anlamda intikam oyunu, kahramanın bazen hayali olarak, bazen gerçekte adaletsizliğe ve/veya hasara maruz kaldığı ve haksızlığa uğradığı için intikam peşinde koştuğu Kraliçe Elizabeth ve Kral James dönemi dramasının bir türüdür. Erken modern kültürde intikam kavramına yaklaşım çelişkiler içerirdi. İntikam feodal dünyada kabul edilen ve onaylanan bir şeydi. Ancak erken modern dönemde intikam alma sorumluluğu yalnızca Tanrı'ya aitti. İntikamcının başarısıyla sonuçlanan oyunlar, feodal kuralların Hıristiyanlığın içerdiği değerlerden daha güçlü olduğunun göstergesidir. Hıristiyanlıkta tek intikamcının Tanrı olabileceği şeklindeki intikam anlayışı, hükümdarın Tanrı'yı temsil ettiğine inanıldığı için aslında övülmüştür. Dolayısıyla erken modern dönem intikam oyunları, özellikle de intikam trajedileri konuya ilişkin bu ikili düşünceyi yansıtıyordu. Şüphesiz Shakespeare, Rönesans döneminin intikam kavramına karşı kendi zamanının kararsız yaklaşımını örnekleyen oyun yazarları arasındaydı. Bu çalışma, Shakespeare'de intikam kavramına odaklanarak yazarın Venedik Taciri, Julius Caesar ve Hamlet adlı oyunlarında intikam temasını sosyal/siyasi yozlaşma ve eşitsizliği yansıtmak ve hatta vurgulamak için kullandığını göstermektedir. Bu nedenle makale, Shakespeare'in intikam tasvirinin seçilen oyunlarda adaleti ve yargı sistemini resmetmek için sağlam bir metafor haline dönüştüğünü ileri sürmektedir.Article Atlas’ın Yükü Adlı Eserinde Hileci Yazar Jeanette Winterson(2021) Adıgüzel, Leyla; Tekin, KuğuHileci, İsviçreli psikiyatr Carl Gustav Jung tarafından ilk kez ortaya atılan arketip kavramının önde gelen örneklerinden biridir ve genel olarak bireylerin karakterlerindeki bayağı özellikler olarak tanımlanır. Bununla birlikte çağdaş edebiyatta hileci arketipi; kurnaz, doğruyu söyleyen, hikâye anlatıcısı ve evrenin yasalarıyla oynayan bir dönüştürücü olarak tanımlanmaktadır. Hileci figür, gerçeği körü körüne kabul etmeyi reddeder; modası geçmiş zihniyetin yeri geldiğinde yıkılması gerektiği görüşünü savunur. Yıkıcı tutumuna rağmen kültürlerin tasarımına katkısından dolayı saygı duyulur. Jeanette Winterson’ın Atlas ve Herakles mitini tekrar kaleme aldığı Weight (Atlas’ın Yükü) adlı eseri, 2005 yılında farklı kültürlere ait mitleri tanınmış yazarlara yeniden yazdıran Canongate Myth Series projesi kapsamında yayınlandı. İngiliz edebiyatının önde gelen yazarlarından biri olan Winterson; titizlikle yazdığı hibrit kurgusunda, epik gelenekleri çeşitli edebi araçlar ve farklı türlerin karışımı ile yapı bozuma uğratır. Yazar, çok katmanlı eserinde gerçekte kendisini özdeşleştirdiği mitolojik kahraman Atlas üzerinden hikâyesini anlatır. Bu çalışma, eski miti yeniden kaleme alma sürecinde, kurnaz ve bilge bir dönüştürücü ve öykü anlatıcısı olarak Jeanette Winterson'ın hileci-sanatçı yönüne dikkat çekmeyi amaçlamaktadır.

