3 results
Search Results
Now showing 1 - 3 of 3
Review Peter Ackroyd'un Dan Leno And The Lımehouse Golem'inde Londra Haritacılığı: Bir Katilin Zihninde Gezintiler(2018) Tekin, KuğuBu makale Peter Ackroyd'un Dan Leno and the Limehouse Golem başlıklı romanındaki şiddet olgusunu incelemektedir. Makale romandaki şiddetin kaynağı olan şehir imgesi ile baş karakter arasındaki ilişkiyi ele alır. Makaleye göre okuyucunun gerçek kimliğini ancak romanın sonunda anlayabildiği acımasız seri katili yaratan, besleyen ve bir sonraki katliam için sürekli cesaretlendirerek adeta bir canavara dönüştüren on dokuzuncu yüzyıl Viktorya Dönemi Londra'sının sosyo-ekonomik koşullarında hüküm süren ziksel ve psikolojik güçlerdir.Yaşadığı tüm zorlukları aşarak çocukluk hayallerini gerçekleştiren ve genç yaşta başarılı bir müzikhol oyuncusu olan Elizabeth Cree kanlı sanatını makrokozmik bir tiyatro sahnesi olarak betimlenen Londra'da izleyicilerin beğenisine sunmaktadır.Katilin kurbanları arasında etnik köken, sınıf, cinsiyet ve yaş ayrımı yapmaması, okuyucunun katilin motivasyonunu anlamlandırarak mantıklı bir sebep-sonuç ilişkisi kurmasına engel olur. Postmodern anlatım teknikleri kullanılarak oluşturulan olay örgüsü yazarın hem dedektif romanı geleneğine meydan okuyarak türü yeniden kurgulamasını hem de okuyucunun önyargı ve varsayıma dayanan suç kavramı ve suçlu psikolojisi ile ilgili yerleşik algılarını yeniden sorgulamasını sağlar. Sonuç olarak makale bir Viktorya Dönemi metropolü olan Londra sakinlerine eşit sosyo-ekonomik, sanatsal fırsatlar sağlayabiliyor mu? Yoksa şehir yoksul, zayıf, yoksun sakinlerini, özellikle kadınları, bir canavar gibi çiğnemeden yutup posalarını tükürüyor mu?Londra'nın özgün tarihçesi ve kimliğini seri katilin yaşam öyküsü ve kimliği ile örtüştürmek olası mıdır? Etimoljik açıdan isminin kökeni “şiddet” kelimesine dayanan bir şehir olan Londra, alt sınıftan, nefret duyguları ile büyütülmüş bir karakterin zihinsel haritasına dönüştüğünde ne olur? gibi sorulara cevap aramaktadır.Article Kamila Shamsie’nin Home Fire Romanı: Bir Aile Trajedisinin Yeniden Yazımı(2021) Tekin, KuğuKamila Shamsie’nin Home Fire (2017) romanı Sophocles’in Antigone adlı trajedisinin yeniden yazımıdır. Roman, günümüzde azınlıklar kültürel uyum sağladıkları ve İngiliz olma kavramını özümsedikleri sürece hoşgörülü olduğu söylenen İngiliz toplumunda Pakistan kökenli İngiliz vatandaşı, Isma, Aneeka ve Parvaiz adlı üç kardeşin varoluş mücadelesine dayanır. Küreselleşme sürecinde, özellikle 20. yüzyılın sonlarında güneyden kuzeye hareket eden göçmenlerin sayısı hızla yükselmiştir. Bu istenmeyen hareketlilik ve 11 Eylül olaylarının ardından gelen kaos ortamı batida yaşayan Müslümanların iki farklı grup olarak sınıflandırılmasına yol açmıştır: “ılımlı Müslümanlar” olarak anılan ilk grup batı değerlerine göre yaşamakta ve böylece hakettikleri düşünülen vatandaşlık ayrıcalıklarından yararlanmaktadırlar. İkinci grup ise aşırılıkçı görüş ve davranışları nedeniyle ilgili ülkenin vatandaşlarına sunduğu haklar ve fırsatlardan yararlanması sakıncalı bulunan kişilerden oluşmaktadır. Batının güvenlik politikaları aşırılıkçı olanı yok etmeye dayandığı için aykırı bir ses duyulduğunda çatışma kaçınılmaz olmaktadır. Romanda görülüyorki aşırılıkçı görüşlere sahip olmak ya da radikal eylemlere karışmak sadece söz konusu kişinin değil bu kişinin tüm yakınlarının devlet düşmanı olarak damgalanmasına yol açmaktadır. Bu çalışma Kamila Shamsie’nin Home Fire romanını, Müslüman İngiliz vatandaşlarının yönetimce uygulanan yanlış takip ve gözetim politikaları nedeniyle yaşadıkları dram açısından incelemektedir.Article Hanif Kureishi’nin Son Söz’ü: Kurgusal Biyografi Sanatı(2020) Tekin, KuğuHanif Kureishi’nin 2014’te yayımlanan romanı Son Söz bir “anahtarlı roman” örneğidir. Kureishi bu eserinde postkolonyal edebiyatın dünyaca tanınmış bir yazarını, V.S. Naipaul’u, “Mamoon Azam” takma adı ile okuyucuya sunar. Bu makale modern biyografi yazarı rolünü üstlenen Kureishi’nin, bir bireyin yaşamı ile ilgili gerçekleri kaydederken, nesnel bir tarihçiden ziyade bir sanatçı olarak konuyu ele alış biçimini inceler. Kureishi, ana karakterinin edebiyatla olan ilişkisine ve özel yaşamına yön veren olayları doğrudan nakleden yazar olmaktan özenle kaçınır. Yazarın amacı Mamoon Azam olarak kurgulanan edebiyat ustasının gerçek hayattaki karşılığı olan V.S. Naipaul’un portresine ışık tutmaktır. Bu makale özellikle Kureishi’nin biyografi yazımında kullanmayı tercih ettiği yapısal metotları ve modern biyografi yazarının karşılaşabileceği olası zorlukları inceler. Yazar, yavan, güçlükle okunan sadece bilgilendirmeye dayanan bir yaşam öyküsü yazmak yerine konusuna bir sanatçı duyarlılığı ile yaklaşır ve böylece modern biyografi yazarının zanaatkârdan sanatçıya dönüşümünü aktarır. Makalenin son bölümü ise batıda yaşayıp üreten etnik yazarların bir temsilcisi olarak Kureishi’nin iki ayrı kültür arasındaki konumunu tartışır.

