5 results
Search Results
Now showing 1 - 5 of 5
Master Thesis Akdeniz için Birlik Projesi ve Ortadoğu(2012) Demircan, Esra Tuğaç; Keser, UlviBu tezde 18. yüzyıldan bu yana önemini koruyan Akdeniz bağlamında Ortadoğu coğrafyasındaki menfaat çakışmaları ve çatışmaları ele alınmıştır.Küresel güç olan Amerika Birleşik Devletleri, kıtasal güç olan Fransa, İngiltere, Almanya ve Çin'in jeostrateji ve jeoekonomi bağlamında çatışma bölgesi olan Akdeniz, Ortadoğu'nun ve özellikle de İsrail'in nefes borularından birisini teşkil etmektedir. Bu anlamda Akdeniz jeostratejisi sadece Ortadoğu için değil, bütün dünya için önem arz etmektedir.Söz konusu çalışmada Ortadoğu bölgesinde İsrail'i yalnız bırakmamak ve Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni Avrupa Birliği'nden uzaklaştırmak için tasarlanmış ?Club Med? projesi denilen Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy'nin ?Akdeniz İçin Birlik Projesi? incelenmiştir.Master Thesis Amerikan Hegemonyasının Devamı ve Ortadoğu'nun Yeniden Yapılandırılması Arasındaki Pozitif Korelasyon(2013) Duran, Ali; Keser, Ulvi21. yüzyılın başında 11 Eylül 2001'de yaşanan terör olayı sonrası İslami terör ile mücadele merkezli oluşturulan ABD dış politikası çerçevesinde Afganistan ve Irak işgal edilmiş, tüm Müslümanlar için potansiyel terörist algısı yaratılmıştır. 2008 yılına gelindiğinde Irak'ta artan İran etkisi ve Afganistan'da yürütülen mücadelenin somut bir sonuç vermemesi bir de üstüne üstlük tüm bu mücadelelerin yürütülebilmesi için yapılan harcamaların diğer etkenler ile birlikte ABD ekonomisini krize itmesi ve yürütülen bu politikalar sonucu başta Müslüman kitleler olmak üzere tüm dünya halklarında ABD imajının zedelenmesi sonuçları ile karşı karşıya kalınmıştır. Bu tablo karşısında ABD, hegemonyanın devamını esas alan genel stratejisi doğrultusunda hatalı olan dış politik yaklaşımını ve 2008 Başkanlık seçimlerinde yönetimini değiştirmiştir.2008 Ekonomik krizi, ABD'nin Irak'tan çekilmesi ve 2010 yılında Ortadoğu'da başlayan Arap Baharı süreci kapsamında ABD dış politikasında hissedilen değişiklik; ABD'nin bölgede etkisinin azaldığı, gelişmelerin ABD insiyatifinin dışında gerçekleştiği iddialarını gündeme taşımıştır. ABD yanlısı otoriter liderler olan Hüsnü Mübarek, Salih ve Bin Ali'nin iktidarlarını kaybetmeleri, El Nahda ve Müslüman Kardeşler gibi İslami grupların bulundukları ülkelerde iktidara gelmeleri ise ABD etkisinin azaldığı iddiasını kuvvetlendiren gelişmeler olarak değerlendirilmiştir. ABD'nin 2008 yılında Mısır'da Mübarek sonrası için muhalifler ile görüştüğü, 2006 yılında Suriye'de Esad rejimi muhaliflerine mali destek sağladığı bilgileri bize Arap Baharı sürecine ABD'nin hazırlıksız yakalandığı iddialarının yanlış olduğunu göstermektedir. 1979 İran Devrimi'nde Şah'ın devrilmesine, 27 Mayıs 1960 İhtilali'nde Türkiye'de Menderes iktidarının son bulmasına da ABD yönetimi ses çıkarmamıştır. Kısacası Mübarek, Salih, Bin Ali gibi ABD ile uyumlu liderlerin bölge ülkelerinde görevlerini kaybetmeleri ilk değildir. ABD ile uyumlu politikalar izledikleri sürece bölge ülkelerinde iktidarda kimin olduğunun ABD açısından bir önemi yoktur. Henüz kısa bir zaman geçmiş olmasına rağmen anılan ülkelerde ABD aleyhine radikal bir dış politika değişikliği de söz konusu olmamış, bilakis Libya gibi kazanımlarda olmuştur.ABD'nin küresel hegemonyasının devamı için enerji kaynaklarının ve ulaşım yollarının kontrol altında tutulması hayati öneme sahiptir. Bu durum muhtemel rakipler Çin ve Hindistan'ın hızla artan enerji ihtiyacı ile birlikte düşünüldüğünde bir kat daha artmaktadır. Ayrıca 1970'li yıllarda Bretton Woods sisteminin yıkılmasından sonra Amerikan dolarının küresel para olma vasfını devam ettirmesini sağlayan en önemli etkenlerden birisinin petrolün dolar ile satılması olduğu unutulmamaldır. Ortadoğu'da ABD etkisinin devamı bölgedeki gelişmeleri yönlendirmesi ile paraleldir. Ortadoğu'daki değişimin ABD'nin kontrolü dışında gerçekleşmesi bölgede ABD etkisinin sonu demektir. Bu ise ABD'nin enerji kaynaklarına hakimiyetinin bitmesi, bölgedeki etkisinin kaybolması nedeniyle enerjinin dolar ile satışı sebebiyle küresel mali sistemi elinde bulundurma avantajının sona ermesi yani hegemon statüsünün kaybedilmesi anlamına gelmektedir. Kısacası küresel hegemonya mücadelesinin yapılacağı yer Ortadoğu'dur. Ortadoğu'da etkisini kaybeden ABD'nin tüm dünyade etkinliğini yitireceği bir gerçektir. Ortadoğu'daki değişim ile ABD hegemonyasının devamı arasında pozitif bir korealasyon söz konusudur. Bu sebeple bölgede yer alan ülkelerin kendine özgün koşullarını da esas alarak ABD'nin Ortadoğu'daki değişimi kendi ekseninde şekillendirmeye çalışacağı bir realitedir.Master Thesis Ortadoğu'daki Enerji Kaynaklarının Önemi ve Türkiye Üzerinden Taşınması ile Türkiye'nin Kazandığı Jeopolitik Konum(2012) Elmas, Beşir; Gürson, PoyrazBu tez Ortadoğu coğrafyasında bulunan zengin ham petrol ve doğalgaz kaynaklarının uluslararası ilişkiler alanda önemiyle Türkiye üzerinden enerji nakil boru hatları ile enerjiyi arz eden gelişmiş batılı ülkelere güvenli bir şekilde taşınması sürecinde enerji kaynakları bakımından zengin sayılamayacak olan Türkiye'nin sahip olacağı stratejik öneminin ortaya çıkarılmasını amaçlamaktadır. Dünya üzerinde bulunan başta ABD, İngiltere ile Almanya ve Fransa gibi gelişmiş ülkelerinin ulusal ve uluslararası hedeflerine ulaşabilmeleri için endüstrilerinin ihtiyaç duyduğu ham petrol ve doğalgazı kesintisiz, güvenilir ve hızlı yollardan tedarik etmeleri gerekmektedir. Ham petrol ve doğalgaz enerji kaynaklarına ihtiyaç duyan gelişmiş ülkelerin özellikle ABD ve Rusya Federasyonu dışında büyük bir çoğunluğunun bu kaynakların rezervi açısından fakir olarak tabir edilen coğrafyada bulunduğu görülmektedir. Dünyanın en zengin ham petrol ve doğalgaz rezervlerinin bulunduğu ülkelerse Türkiye'nin de içinde bulunduğu istikrarsız Ortadoğu coğrafyasında yer almaktadır. Fakat bu ülkeler uzun bir zamandan beri siyasi dengenin sağlanamadığı işgaller, savaşlar ve isyanların yaşandığı bölgelerdedir. Türkiye'nin yer aldığı coğrafya itibarı ile komşu ülkelerine göre siyasi yapısı oturmuş, devlet yapısı olgunlaşmış ve istikrarını yaklaşık 90 senedir koruyabilen tek ülke konumunda olduğu görülmektedir ve doğu ile batı arasında kelimenin tam anlamı ile köprü konumuna sahiptir. Türkiye ise zengin enerji kaynakları olarak ham petrol ve doğalgaza yeterince sahip olup olmadığı kesin ispatlanmış değildir. Bununla birlikte ne Avrupalı ülkeler gibi tam olarak gelişmiş ne de Ortadoğu'daki ülkeler gibi geri kalmıştır. Doğalgaz ve ham petrolün birbirine entegre çoklu enerji nakil boru hatları ile taşınması ülke ve uluslararası kuruluşların Türkiye karşı olan tutumlarının belirlenmesinde son derece önemli rol oynayacaktır. Tez dört ana bölümden oluşmaktadır. Tezin birinci bölümde stratejik öneme sahip enerji kaynaklarından bahsedilmektedir. İkinci bölümde en zengin ham petrol ve doğalgaz enerji kaynakları rezervlerinin Ortadoğu'da yer aldığı anlatılmaktadır. Üçüncü bölümde enerji kaynaklarının çoklu iletim hatları ile sevkiyatı işlenmektedir. Dördüncü bölümde ise Türkiye'nin enerji iletim hatları ile uluslar arası alanda kazanacağı stratejik konum işlenmektedir.Master Thesis 11 Eylül 2001'den Günümüze Türk-amerikan İlişkileri ve Abd'nin Türk Dış Politikasına Etkileri(2013) Erol, Fatma Tuğçe; Keser, Ulvi11 Eylül 2001'den Günümüze Türk-Amerikan İlişkileri ve Amerika'nın Türk Dış Politikasına Etkileri? başlıklı bu tez çalışması, Soğuk Savaş sonrası uluslararası milat olarak nitelendirilen 11 Eylül olaylarının hem ABD hem de Türkiye'deki yankılarını ele alarak iki ülke arasındaki ilişkilerin birbirlerine olan etkilerini araştırma amacıyla oluşturulmuştur.ABD'de Dünya Ticaret Merkezi'ne ve Pentagon'a gerçekleştirilen saldırılar, 2001'den itibaren George Walker Bush yönetiminin ciddi ve yıkıcı kararlar almasına yol açmıştır. Bu kararlar doğrultusunda birtakım önyargılar tekrar uyandırılmış ve Orta Doğu'nun akıbeti hakkında tasarlanan planlar işlemeye başlamıştır. Müttefiki Türkiye'nin teröre karşı destek amaçlı yanında olduğu ABD, Afganistan ve Irak işgallerinden sonra yoğunlaştırdığı dış politikasına ve yeni işgal stratejileri geliştirerek yön verdiği `yeni dünya düzeni'ne uygun bir politika benimsemiştir.ABD'nin diyalog ortamı yaratmadan gerçekleştirdiği 2.Körfez Savaşı'yla beraber Türkiye dâhil birçok devlet müdahaleci dış politikaya karşı bir tutum sergilemiştir. Bunun sonucunda Türkiye ile ABD arasında 1 Mart Tezkeresi sorunu yaşanmış, ilişkilere ABD penceresinden bakıldığında bir hayal kırıklığının oluştuğu görülmüştür. ABD'nin stratejilerinin bir parçası olarak Kuzey Irak Kürtlerinin Türkiye sınırlarına yerleştirilmesi zamanla PKK'nın güçlenmesine yol açmış, bu durum da ABD ile olan ilişkileri sekteye uğratmıştır. Büyük Orta Doğu Projesi'nde önemli ülke haline gelen Türkiye'yle ABD arasındaki ilişkiler yoğunlaşmaya başlamıştır.ABD'nin 11 Eylül sonrası Orta Doğu'yu hedef olarak belirleyerek egemenlik alanını genişletme çabaları kapsamında başlattığı medeniyetler arası savaş, barışa ve devletlerarasındaki huzura zarar veren İslamofobi kavramını yeniden diriltmiştir. Dünya,-özellikle İslam coğrafyası- büyük bir karmaşanın içerisine çekilmiş, bir dargın bir barışık devam eden Türk-Amerikan ilişkileri Barack Obama döneminde nispeten daha ılımlı bir seviyelerde seyretmiştir.Tezin yazımında kitap, makale, tez gibi kaynakların yanı sıra 11 Eylül belgeseli Loose Change'den, internet kaynaklı düşünce kuruluşlarının web sitelerinden, gazete, televizyon haberleri (yerli ve yabancı basın) ve haritalardan yararlanılmış, ayrıca Türk-Amerikan ilişkileri kapsamında Ermeni Sorunu'nun aydınlatılması amacıyla Prof. Dr. İbrahim Ethem Atnur'la röportaj yapılmıştır.Master Thesis Orta Doğu'da İslamın Siyasallaşması ve Demokrasi(2010) Okur, Ayşe Işıl; Bal, İdrisCoğrafi konumu ve siyasi kimliği ile Orta Doğu, tarih boyunca savaşların, çatışmaların, dinlerin, petrolün ve zenginliğin merkezi olmuştur. Bölge, jeopolitik ve jeostratejik öneminden dolayı güçlü ülkelerin yayılmacı politikalarına hedef olmuştur.Dünyada yaşanan değişmeler ve gelişmeler, bölgeyi etkisi altına almıştır. Orta Doğu, tarih içerisinde demokratikleşme için bazı fırsatlar elde etmiştir. Ancak bölgede varlığını sürdüren otoriter rejimler, yaşanan sosyo-ekonomik sıkıntılar bu fırsatların değerlendirilememesine neden olmuştur.Bölge ülkeleri yaşadıkları sorunlardan çoğu zaman güçlü devletleri sorumlu tutmuştur. Orta Doğu'da belirledikleri amaçlara ulaşmak isteyen kesimler, dini, ideolojik bir faktör olarak göstermişlerdir. Yaşanan kargaşalar, işgal altındaki toplumların isyanları, hem bölgede hem de uluslararası arenada ses getirmiştir. Bölgede yaşanan gerginlikleri lehine çevirmek isteyen gruplar, zaman içerisinde dini politize etmeye başlamıştır. Dinin çıkarlara göre yorumlanması, bu olgunun radikalleşmesine zemin hazırlamıştır.
