Search Results

Now showing 1 - 10 of 46
  • Article
    Citation - WoS: 12
    Citation - Scopus: 16
    Biomaterials and Tissue Engineering for Regenerative Repair of Articular Cartilage Defects
    (Turkish League Against Rheumatism, 2009) Tur, Kazim; Department of Metallurgical and Materials Engineering
    Articular cartilage defects heal very poorly and lead to degenerative arthritis. Existing medications cannot promote healing process; cartilage defects eventually require surgical replacements with autografts. As there is not enough source of articular cartilage that can be donated for autografting, materials that promote cartilage regeneration are important in both research and clinical applications. Tissue engineering involves cell growth on biomaterial scaffolds in vitro. These cells are then injected into cartilage defects for biological in vivo regeneration of the cartilage tissue. This review aims first to provide a brief introduction to the types of materials in medicine (biomaterials), to their roles in treatment of diseases, and to design factors and general requirements of biomaterials. Then, it attempts to sum up the recent advances in engineering articular cartilage; one of the most challenging area of study in biomaterials based tissue engineering, as an example to the research on regenerative solutions to musculoskeletal problems with an emphasis on the biomaterials that have been developed as scaffolds for cartilage tissue engineering. The definitive goal on cartilage regeneration is to develop a system using biomimetic approach to produce cartilage tissue that mimics native tissue properties, provides rapid restoration of tissue function, and is clinically translatable. This is obviously an ambitious goal; however, significant progress have been made in recent years; and further advances in materials design and technology will pave the way for creating significantly custom-made cellular environment for cartilage regeneration. (Turk J Rheumatol 2009; 24: 206-17)
  • Article
    Vatandaşların Akılcı İlaç Kullanımı, Bilgi ve Tutum Değerlendirmesi: Ankara İli Metropol İlçeler Örneği
    (2017) Barutçu, İ. Abdurrahman; Tengilimoğlu, Dilaver; Naldöken, Ümit
    İlaç tüketimi her geçen yıl önemli oranda artmaktadır. Bu artışta nüfus artışının önemi olduğu kadar küreselleşen dünyada artan stresin de önemli bir payı vardır. Akılcı ilaç kullanımı, bir yandan hastalığın tedavi yöntemine doğru katkının sağlanması anlamına gelirken bir yanda da bireysel ve ülke ekonomisine katkı sağlamak anlamına gelmektedir. Gereksiz yere bekletilerek son kullanma tarihleri geçirilen ilaçlar ile tedavi sonrası artan ilaçların çöpe atılması, ülke ekonomisi açısından önemli düzeyde bir kayıp yaşanmasına yol açmaktadır. Bu noktada yapılan araştırmanın temel amacı, vatandaşların akıllı ilaç kullanımına yönelik bilgi tutumlarının değerlendirilmesidir. Bu amaçla Ankara ilinin Metropol ilçelerde yaşayan ve kolayda örneklem yöntemi ile seçilen 400 kişi ile yapılan ile anket sonucu veri toplama işlemi yapılmıştır. Toplanan veriler SPSS programı ile analiz edilmiş, analizler sonucunda insanların akılcı ilaç kullanımı konusunda önemli eksikliklerinin olduğu, azımsanmayacak bir oranda insanın kendi başına veya yakın çevresinden aldığı tavsiyelerle ilaç kullandığı, hastalandıklarında çoğunlukla öncelikle aile hekimlerine başvurdukları, doktorlara reçeteye ilaç ekletme eğiliminde oldukları sonuçlarına ulaşılmıştır
  • Article
    Main Outcomes of the Diyal-Tr Study: Regional\rdifferences of Mortality and Morbidity in Chronic\rhemodialysis Patients
    (Aves, 2022) Kızılırmak, Pınar; Ecder, Süleyman Tevfik; Ateş, Kenan; Arıcı, Mustafa; Sezer, Siren; Kaptanoğulları, Hakan; Arınsoy, Selim Turgay; Ecder, Tevfik; Arinsoy, Turgay
    Objective: Variations in care at national or global level may have an impact on the prognosis of patients on chronic hemodialysis.\rWe aimed to describe regional differences in all-cause mortality or cardiovascular morbidity in chronic hemodialysis\rpatients in Turkey.\rMethods: We enrolled 2461 patients who were initiated chronic hemodialysis in 93 centers in Turkey between January 27,\r2017, and February 09, 2018. We included 2-year follow-up data of 1877 patients in this prospective study. The primary\routcome, the rate of composite endpoint of all-cause mortality or cardiovascular morbidity, was compared between geographical\rregions. Secondary outcomes were the rates of hospitalization and infections.\rResults: In total, 552 patients (29.4%) developed the primary outcome. The highest and lowest rates of primary outcome\roccurred in the Mediterranean (34.5%) and Southeastern (26.5%) & Central Anatolian regions (26.5%), respectively, with no\rsignificant differences across regions (P = .82). Hospitalization events were detected in 377 patients (20.1%). The highest\rrate of hospitalization was detected in the Black Sea region (33.8%), and the lowest (7.6%) in the Southeastern region. The\rregions did not differ in hospitalization rates (P = .88). Infections occurred in 11.3% (n = 212) of the patients. The highest and\rlowest rates of infections occurred in the Aegean (18.2%) and the Southeastern (2.9%) regions, respectively. We detected\rsignificant difference between geographic regions (P = .02).\rConclusions: Our study showed that almost 3 in every 10 chronic hemodialysis patients reached the primary endpoint\rof all-cause mortality/cardiovascular morbidity during the 2 years of follow-up. The occurrence of this outcome does not\rseem to exhibit geographical variation across the country.
  • Article
    Tip 2 Diyabetli Bireylerde Kardiyovasküler Hastalıklar Risk Faktörleri Bilgi Düzeyi ve Fiziksel Aktivite Seviyelerinin İncelenmesi
    (2021) Özel, Cemile Bozdemir; Arıkan, Hülya; Dağdelen, Selçuk; Kütükçü, Ebru Çalık; Karadüz, Beyza Nur; Kabakçı, Mevlana Giray; İnce, Deniz İnal; Karadüz-durukan, Beyza Nur; Inal-ınce, Deniz
    Amaç: Tip 2 diyabetli bireylerde fiziksel aktivite kardiyovasküler hastalıklar risk faktörleri açısından önemlidir. Çalışmanın amacı, Tip 2 diyabetli bireylerde kardiyovasküler hastalıklar risk faktörleri bilgi düzeyi ve fiziksel aktivite seviyelerini değerlendirmekti.Yöntem: Çalışmaya 47 tip 2 diyabetli birey (yaş ortalaması: 50,80±5,61 yıl) dahil edildi. Vücut yağı biyoelektrik empedans analizi ile değerlendirildi. Kardiyovasküler hastalıklar risk faktörleri bilgi düzeyi, Kardiyovasküler Hastalıklar Risk Faktörleri Bilgi Düzeyi Ölçeği (0-28) ile değerlendirildi. Koroner arter hastalık risk faktörleri hesaplandı. Fiziksel aktivite seviyeleri yedi gün boyunca üç eksenli akselerometre ile ölçüldü.Bulgular: Kardiyovasküler hastalıklar risk faktörleri bilgi düzeyi ölçeği 20,69±3,86 puandı. Framingham risk skoru 8,85±3,06 olarak kaydedildi. Günlük ortalama adım sayısı 7195±3441,20 adım/gün olarak hesaplandı. Metabolik eşdeğer ile açlık kan glukozu (r=-0.381; p=0,018), vücut kütle indeksi (r=-0,665; p<0,001), bel çevresi (r=-0,381; p=0,018), vücut yağ yüzdesi (r=-0,554; p=0,002) ile ilişkiliydi. Kardiyovasküler hastalıklar bilgi düzeyi ortalamanın üzerinde bulundu. Sonuç: Tip 2 diyabetli bireylerde kardiyovasküler hastalıklar bilgi düzeyi ortalamanın üzerinde olmasına rağmen, bireylerin adım sayıları düşüktü. Tip 2 diyabetli bireyleri fiziksel aktivite konusunda bilinçlendirmeye ve adım sayısının yanı sıra aktivite şiddetine de odaklanarak fiziksel aktiviteyi arttırmaya yönelik uygulamalar amaçlanmalıdır.
  • Article
    Citation - WoS: 2
    Çocukluk Çağı Kanser Yaşayanlarında Nefrotoksisitenin İncelenmesi ve Glomerüler Filtrasyon Hızı Yöntemlerinin Karşılaştırılması
    (Dr Behcet Uz Cocuk Hastaliklari ve Cerrahisi, 2021) Erdem, Arzu Yazal; Emir, Suna; Çakar, Nilgün; Demir, Ahmet; Özyörük, Derya; Demir, Haci Ahmet
    Amaç: Çocukluk çağı kanserlerinde artan sağkalım oranları, uzun süreli tedaviye bağlı yan etkilere ve geç nefrotoksisite için olası risk faktörlerine odaklanmaya yol açmıştır. Amacımız kanser tedavisi alıp iyileşen çocuklarda nefrotoksisiteyi belirlemek ve glomerül filtrasyon hızının hesaplanmasında tahmini glomeruler filtrasyon hızı ile kreatinin klirensinin birbiri ile uyumunu araştırmaktır. Yöntem: Sisplatin, karboplatin, ifosfamid ve/veya yüksek doz metotreksat ile kanser tedavileri tamamlanmış 59 çocuğun glomerüler ve tübüler disfonksiyonları değerlendirildi. Bulgular: Ortalama tanı yaşı 10,7±5,5 yıl (2,5-23), ortalama takip süresi 2,6±2,1 yıl (0,5-8) olan 59 hastanın %65’inde böbrek fonksiyon bozukluğu tespit edildi. Böbrek fonksiyon bozukluğunun en yaygın bulgusu azalmış glomeruler filtrasyon hızı (n:19, %32,2), artmış üriner β2-mikroglobulin atılımı (n:12, %20,4), ardından mikroalbuminuri (n:6, %10,1) idi. Kombine kemoterapi ile tedavi edilenlerde, yüksek doz metotreksat ile tedavi edilenlere göre istatistiksel anlamlı düşük tubüler fosfor reabsorbsiyonu saptandı. Serum sistatin-C ve Schwarz formülü ile hesaplanan tahmini glomeruler filtrasyon hızının birbiri ile tutarlı olduğu (r=0,563, p=0,00) bulundu. Sonuç: Çocukluk çağında kanser tedavisi alıp iyileşenlerde yüksek oranda böbrek komplikasyonlarının geliştiği gösterilmiştir. Çocukluk çağı kanser yaşayanlarında, Schwartz formülü veya sistatin-C ile tahmini glomerüler filtrasyon hızının hesaplanmasının kreatinin klirensiyle uyumlu olduğunu gösterdik. 24 saatlik idrar toplayamayan çocuklarda tahmini glomeruler filtrasyon hızı hesaplaması pratik bir yaklaşımdır.
  • Review
    Covıd-19 Sürecinde Sağlık Sistemlerinin Zorlukların Üstesinden Gelebilme Kapasitesinin Geliştirilmesi ve Hemşireler ile Diğer Sağlık Profesyonellerinin Güçlendirilmesi
    (2020) Terzioğlu, Füsun
    Günümüzde, lider ve yöneticiler tam anlamıyla çözümü olmayan, kariyerlerini ve kurumlarının geleceğini tehdit eden,tarafların zarar görmesi kaçınılmaz karmaşık birtakım problemlerle karşı karşıya kalmaktadırlar. Birbiriyle çelişen belirsizbilgileri değerlendirirken yönetici ve liderin önceliği çoğunluğa en az zarar veren çözümü uygulamaya koymak olmasıgerekmektedir. COVID-19 gibi pandemiye neden olan ve yaşantılarımızı belirsizliğin hakimiyetine bırakan bir süreçeklenince hem kişisel hem de sağlık meslekleri olarak yönetmemiz gereken birden fazla kriz durumu ortaya çıkmıştır.Burada önemli olan husus, Quantum çağında karşılaştığımız bu olağanüstü durumları nasıl yönettiğimiz ve bu sürecenasıl liderlik ettiğimiz ile ilişkilidir.Bu planlama sürecinde değişime nasıl ayak uyduracağımız ve nasıl liderlik edeceğimiz önemli bir konudur. Çünküinsanlar en önemli insan hakkı ve anayasal hakkı olan “yaşama hakkı” bağlamında bir riskle karşı karşıya kalmışlardır.Bu nedenle de bu süreçte kendimizi nasıl koruyacağımız ve nasıl sağlıklı kalacağımız en önemli önceliklerimiz olmuştur.Sağlığın korunması ve güçlendirilmesi denince akla ilk gelen hiç kuşkusuz bu konuyu kendisine mesleki ilke edinmiş olansağlık profesyonelleridir. Sağlık profesyonellerine bu kriz yönetiminde, planlama, hız, uyum ve güven oluşturma açısındanönemli sorumluluklar düşmektedir. Derleme tarzında hazırlanmış bu makalede COVID-19 sürecinde, yönetici ve liderleriniçinde bulundukları sağlık sisteminde zorlukların üstesinde gelebilme kapasitelerinin geliştirilmesi ile hemşirelerin ve sağlıkprofesyonellerinin güçlendirilmesi kapsamında yapılabilecekler tartışılmıştır.
  • Research Project
    Ayna Nöronların İrdelenmesi ve Robotik Ayna Terapisi Sisteminin Geliştirilmesi
    (2017) Arıkan, Kutluk Bilge; Cengiz, Bülent; Zinnuroğlu, Murat; Turgut, Ali Emre
    Günlük yasam aktivitelerinde elin ve ince kavrama hareketinin önemi büyüktür. Inme sonrası fonksiyon geri kazanımı en zor olan uzuv eldir. El rehabilitasyon robotları üzerine yogun çalısmalar sürmektedir. Proje kapsamında hazırlanan videoları islev kaybı veya güçsüzlügü olan ele takip ettiren özgün bir robotik sistem gelistirilmistir. Robotik sistemin tasarımında ince kavrama hareketine odaklanılmıstır. Bu amaca uygun olarak harici iskelet formunda mekanizma tasarlanmıstır. Ayna nöronların motor ögrenmedeki rolleri EEG ve TMS kayıtları ve detaylı analizler esliginde incelenmistir. Robotik sistemde kuvvet ve pozisyon denetimi gerçeklestirilmistir.
  • Review
    Citation - WoS: 3
    Citation - Scopus: 4
    Akciğer Kanserinde İmmünoterapi ve Tedavide Multidisipliner Yaklaşım
    (Turkish Assoc Tuberculosis & Thorax, 2020) Karadurmuş, Nuri; Kaya, Akın; Göksel, Tuncay; Yılmaz, Ülkü; Tülek, Necla
    Akciğer kanseri dünya genelinde kanserle ilişkili ölümlerin başlıca nedeniolmaya devam etmektedir. Son 20 yılda kanser biyolojisi ve patogenezi hakkındaki bilgiler artmış, immün kontrol noktası inhibitörleri (İKNİ) kullanımasunulmuş ve böylece solid kanserlerin tedavisinde önemli bir dönem başlamıştır. Bu derlemede; tedavide yenilikler, immünoterapi ve tedavide multidisipliner yaklaşım çerçevesinde akciğer kanseri ele alınmıştır. Küçük hücreli dışıakciğer kanseri (KHDAK) en sık görülen ve özellikleri nedeniyle İKNİ tedavisinden ideal olarak yararlanabilecek akciğer kanseri türü olması nedeniyleyazının odak noktasını oluşturmuştur. Bu derleme, akciğer kanseri tedavisindeimmünoterapi yaklaşımının göğüs hastalıkları başta olmak üzere tüm branşlarda multidisipliner farkındalığını artırmayı ve yönetimi hakkında bilgi sağlamayıamaçlayan ilk Türkçe derlemedir. Ayrıca bu derleme, KHDAK tedavisinde İKNİkullanımına ilişkin son klinik çalışmaların dikkat çekici sonuçlarını sunmasıaçısından önem teşkil etmektedir. İmmünoterapi kanser tedavisinde yeni bir dönem başlatmıştır ve İKNİ tedavisinin kendine özgü etki mekanizması yeni bazı advers olay grubunun ortaya çıkmasına nedenolmuştur, bunlar arasında pnömonitis özellikle önemlidir ve advers olaylar konusunda gerektiğinde hastaların ilgili uzmanlık dalları ilekonsülte edilmesi gerekmektedir. Akciğer kanserinde tedavi, hastanın özellikleri, histolojik özellikler, genetik durum göz önünde bulundurularak her bir hastaya özel planlanmalı ve akciğer kanserli bir hastanın tanısal değerlendirilmesi ve en uygun şekilde tedavisi içingöğüs hastalıkları, göğüs cerrahisi, tıbbi onkoloji, radyasyon onkolojisi, patoloji ve radyoloji uzmanlık dalları arasında işbirliği sağlanmalıdır. Bununla birlikte, aile hekimleri de akciğer kanserinin erken tanınmasında ve ayrıca hastalarını tütün bırakmayı teşvik ederekkanserin önlenmesinde önemli rol oynayabilirler. Ayrıca, toplumda farkındalık yaratmak ve erken tanı için akciğer kanseri yönündentarama çalışmaları yapmak hedeflenmelidir
  • Article
    Deneysel Tip 1 Diabetes Mellitusta Aralıklı Hipoksinin Kardiyak Kas Kalsiyum Homeostazisine Etkisi
    (2019) Dursun, Alı Dogan; Tekin, Demet; Bastug, Metın; Tanyeli, Ayhan; Erdoğan, Derya Güzel; Akat, Fırat; Ficicilar, Hakan
    Amaç Bu çalışmada; Deneysel diyabetik kardiyomiyopatide aralıklı hipoksinin kardiyak fosfolamban ve Ca+2- kalmodulin bağımlı protein kinaz II (CaMKII) düzeylerine etkisiaraştırıldı. ( Sakarya Tıp Dergisi 2019, 9(3):536-543 ) Gereç veYöntemler Wistar albino erkek sıçanlar (n = 34) dört gruba randomize edildi: kontrol (C), aralıklı hipoksi (AH), diabetes mellitus (DM) ve diabetes mellitus + aralıklı hipoksi (DM +AH). Streptozotosin (50 mg/kg, i.p.) uygulandı ve 250 mg/dL ve üzeri kan glukoz seviyeleri diabetes mellitus olarak kabul edildi. AH ve DM+ AH grupları, 3000 m yüksekliğekarşılık gelen bir basınçta 42 gün boyunca 6 saat/ gün hipoksiye tabi tutuldu. Değerlendirmede, Kruskal Wallis testi, çoklu karşılaştırma testleri ve Wilcoxon testleri kullanıldı. Bulgular Diyabetteki kilo kaybını göstermek ve ratların metabolik sağlık durumlarının takibi için rutin olarak ratlar tartıldı. AH grubundaki ağırlık artışı en fazla idi ve DM grubuen azdı. C ve DM (p= 0.003), C- DM + AH (p= 0.024), AH- DM (p= 0.001), AH- DM+ IH (p= 0.006) arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Fosfolamban/gliseraldehit-3 fosfat dehidrogenaz (PLB/ GAPDH) grupları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p= 0.294). CaMKII/ GAPDH açısından, C ve DM; C ve DM+ AH ileAH ve DM+ AH grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (p <0.05). Sonuç CaMKII mRNA düzeylerinin DM ve DM+IH gruplarında azaldığı bulundu. Bununla birlikte, fosfolambanda değişiklik tespit edilmemiştir, ancak fosfolambanda meydanagelecek değişiklikler translasyon ve/veya posttranslasyonal seviyelerin etkilerinde ve protein seviyelerinde ve/ veya aktivasyonlarında meydana gelebilecek değişikliklerdeönemlidir.
  • Article
    Citation - WoS: 3
    Citation - Scopus: 3
    Characterization of Mesenchymal Stem Cells in Mucolipidosis Type Ii (i-Cell Disease)
    (Tubitak Scientific & Technological Research Council Turkey, 2019) Köse, Sevil; Kaya, Fatima Aerts; Kuşkonmaz, Bülent Barış; Çetinkaya, Duygu Uçkan; Aerts Kaya, Fatima; Uckan Cetinkaya, Duygu
    Mucolipidosis type II (ML-II, I-cell disease) is a fatal inherited lysosomal storage disease caused by a deficiency of theenzyme N-acetylglucosamine-1-phosphotransferase. A characteristic skeletal phenotype is one of the many clinical manifestationsof ML-II. Since the mechanisms underlying these skeletal defects in ML-II are not completely understood, we hypothesized that adefect in osteogenic differentiation of ML-II bone marrow mesenchymal stem cells (BM-MSCs) might be responsible for this skeletalphenotype. Here, we assessed and characterized the cellular phenotype of BM-MSCs from a ML-II patient before (BBMT) and afterBM transplantation (ABMT), and we compared the results with BM-MSCs from a carrier and a healthy donor. Morphologically, wedid not observe differences in ML-II BBMT and ABMT or carrier MSCs in terms of size or granularity. Osteogenic differentiation wasnot markedly affected by disease or carrier status. Adipogenic differentiation was increased in BBMT ML-II MSCs, but chondrogenicdifferentiation was decreased in both BBMT and ABMT ML-II MSCs. Immunophenotypically no significant differences were observedbetween the samples. Interestingly, the proliferative capacity of BBMT and ABMT ML-II MSCs was increased in comparison to MSCsfrom age-matched healthy donors. These data suggest that MSCs are not likely to cause the skeletal phenotype observed in ML-II, butthey may contribute to the pathogenesis of ML-II as a result of lysosomal storage-induced pathology.