Search Results

Now showing 1 - 10 of 100
  • Article
    Stratejik İletişimde Sosyal Medyanın Kullanım Alanları
    (Bilim ve Teknoloji, 2014) Eşiyok Sönmez, Elif
    Gelişen teknoloji özellikle kurumlar açısından bir çok avantajı da beraberinde getirmiştir. Eskiden hedef kitlesine kendilerini rahatlıkla ifade edemeyen kurumlar sosyal medya sayesinde kendilerini ifade edebilme şansını yakalarken, hedef kitleler de kendi istek, talep ve önerilerini kurumlara iletebilme özgürlüğünü elde etmişlerdir. Yeni çevrimiçi çağda kullanılan araçlar, firmalara ürün ve hizmetlerini, markalarını tanıtmaları ve hedef kitleleri ile iletişim kurmaları için yeni fikirler vermiştir1 . Çevrimiçi ağlarda kullanılan bu araçlar içinde Wiki, podcast ve forumlar gibi değişik iletişim mecraları bulunsa da, kurumlar tarafından en sık kullanılanlar blog, mikroblog, sosyal ağlar, elektronik posta grupları ve kurumsal internet sayfaları olarak sıralanabilir.
  • Article
    İNSANOĞLUNUN PLASTİK İLE İMTİHANI
    (Bilim ve Teknoloji, 2015) Ergün, Cansu
    Staudinger’in makromolekülleri keşfetmesi ile başlayan plastik çağı, 1930’lardan bugüne dünyamızı tamamen ele geçirmiş durumda. Günlük yaşamımıza, mesela sabah evden çıkana dek, şöyle bir göz atalım. Banyoda diş fırçası, havlu, saç kurutma makinesi, traş bıçağı, klozet kapağı, sabunluk-diş fırçalıklar. Mutfakta, ısıya dayanıklı plastik kaşıklar, fırın tutacakları, yapışmaz tavalar, su ısıtıcıları, tencere sapları, ocak düğmeleri, beyaz eşya kapakları, yiyecek ambalajları.. Salonda televizyon kumandası (ve hatta artık ekranları), koltuk süngerleri, sandalyeler, pencere pimapenleri. Evden çıkacakken giydiğimiz ayakkabılar, tokalar, kıyafetler, ceketler. Bunlar evde kullandığımız plastiklerin sadece bir bölümü.
  • Article
    Y Kuşağı İle Yaşam
    (Bilim ve Teknoloji, 2015) Erton, İsmail
    1965-1979 yılları arasında doğan ve X kuşağı olarak adlandırılan nesil, sadece 10-15 yıl sonra ülkemizi yönetecek olan Y kuşağından oldukça farklı bir yapıya sahip. X Kuşağı;  Sabır ve sebat ile birtakım zorlukların üstesinden gelmek için uğraşır.  Aidiyet duygusu güçlüdür. Ait olduğu kurum, kuruluş ve camianın kurallarına uyar, potansiyelini mevcut şartlar içerisinde değerlendirir ve geliştirir.  Otoriteye (makama) saygılıdır. Ait olduğu kurum, kuruluş veya organizasyonun kural ve kaidelerini benimser, davranışlarını düzenler. Oysa Y kuşağından, yukarıda bahsedilen özellikleri beklemek hem bilimsel olarak bir hatadır hem de ‘tatlı bir hayaldir’! John F. Kennedy’nin meşhur sözünü bu bağlamda hatırlamamız gerekiyor. “Değişim, yaşamın kuralıdır. Sadece geçmişe ya da şimdiki zamana önem verenler geleceği kaçırırlar.” Kalıplaşmış iş kurallarını, gelenekleri, soyal-kültürel olgu ve davranışları, yaşam biçimlerini, gelecek nesillere, yani Y ve Z kuşaklarına dayatmaya kalkmak onları hiçe saymaktır. Hadiseye felsefi bir açıdan bakacak olursak bu, evrensel tekamül yasasına da aykırıdır.
  • Article
    TEKNOLOJİ DEVRİM YARATACAK MUCİZE MALZEME-GRAFEN
    (Bilim ve Teknoloji, 2014) Devrim, Yılser
    Karbon elementinin bal peteği örgülü yapıları olan grafen, iki boyutlu düzlemsel yapıların çok ender örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Grafen maddesi ilk olarak 2004 yılında, Manchester Üniversitesi'nden Andre Geim ve Konstantin Sergeevich Novoselov isimli iki bilim adamının çalışmaları sonucu bulunmuştur. Bu araştırmaları 2010 Nobel Fizik Ödülü’ne layık görülmüştür. Bilim dünyasında oldukça fazla heyecan yaratan grafen aslında çok nadir bulunan bir malzeme değildir. Kullandığımız kurşun kalemlerin içindeki grafit, grafen tabakalarının üst üste binmesinden oluşmaktadır. Grafen, karbon atomlarının tek düzlemde altıgen yapıda dizilmesiyle oluşan iki boyutlu, bir atom kalınlığında karbon allotropu bir yapıdır. Grafenin bu yapısı sayesinde olağanüstü özelliklere sahiptir, örneğin dijital teknolojinin süper starı silikon, grafen ile karşılaştırıldığında elektronların silikon içindeki hızlarının grafen içindeki hızlarına göre 100 kez daha yavaş olduğu görülmektedir. Elektronlar bu tek atom kalınlığındaki karbon tabakasında sanki kütleleri yokmuş gibi hareket etmektedirler. Grafen ısıyı çok iyi ileten malzemedir. Grafen bilinen en ince malzeme olmasına rağmen güçlü karbon bağları ona yeryüzündeki bilinen en sağlam malzemelerden biri olma özelliğini kazandırmıştır. Çelikten yaklaşık 100 kat daha güçlüdür ve kolayca esneyebilerek farklı formlardaki malzemelerin yüzeylerine de kolaylıkla kaplanabilmektedir. Tüm bu özellikleriyle gelecekte dünyada pek çok önemli teknolojik değişikliklere neden olabilecek bir maddedir.
  • Article
    Üniversite 2.0 Modeli
    (Bilim ve Teknoloji, 2012) Şahin, İclal
    1950’li yıllarda birkaç bilgisayarın birbiriyle bilgi alışverişinde bulunması ile başlayan internet serüveni günümüzde inanılması güç boyutlara ulaşmıştır. Öyle ki internete bağlanan her bilgisayara verilen bir nevi kimlik numarası olan IP (internet protokol) numaralarının neredeyse tümünün günümüz internet servis sağlayıcıları arasında dağıtılarak tüketilmiş olması bunu bize kanıtlar niteliktedir. Bilgi iletişim devleri ve hükümetler yıllardır bu durumun çözümü üzerinde çalışmaktadır ve yeni bir kimliklendirme altyapısının çalışmalarını bitirmiş durumdadır. Bu yeni kimliklendirme altyapısı, IPv6, aynı anda 1038 adet bilgisayarın internete bağlanmasına imkan sağlamakta iken mevcut altyapı olan IPv4 için bu sayı ancak 109’dur. Bu da göstermektedir ki 109 adet IP numarasını tüketmiş durumdayız. Bundan 10 sene önce tüketilmesi güç olarak görülen bu rakamın, günümüzde cep telefonlarının, tablet bilgisayarların hatta televizyonların bile internete bağlandığını düşündüğümüzde nasıl tükendiğini anlamak güç değildir. Peki üniversitelerimiz bu ışık hızıyla gelişen teknolojik yaşam tarzının neresindedir?
  • Article
    Adaletin Sağlanmasında Tutuklamanın Yeri
    (Bilim ve Teknoloji, 2013) Merki, Duygu
    Günümüzde, kelimelerin sözlük anlamları değiştirilerek halkın belleğiyle oynanmaya çalışıldığı gibi kimi zaman da izlenen politikalar ve yapılan uygulamalar ile kelime ve kavramların anlamları yok edilerek hayatımızdan çıkarılmaktadır. Bu yöntem ile sözlükteki anlamını değiştirmeye hiç gerek kalmadan hak, hukuk ve adalet kavramlarının içinin boşaltıldığı ve insanların zihinlerinde bunların hiçbir manaya sahip olmayan harf dizileri haline getirildiğini söylemek yanlış olmayacaktır.
  • Article
    Temel Bilimler-matematik
    (Bilim ve Teknoloji, 2015) Başkaya, Tuncay
    Benim Ankara Emek Mahallesi’nde bir berberim var: Ünsal Usta. Ankara’nın en eski ustalarından, kendisini yetiştirmiş, hazırcevap, nüktedan, zarif bir beyefendi. Uzunca bir süre önce bana sordu, “Hocam, niye insanlar matematikten korkuyor ve sevmiyor? Hepimiz her gün kullanıyoruz ama korkuyoruz. Siz matematikçisiniz, sevdirmek için bir şeyler yapmak mümkün değil mi?” O gün kendisine bazı açıklamalar yaptım. Çok mutlu oldu ve “Ben de sizin söylediklerinizden bazılarını düşünmüştüm ama eksikmiş,” dedi. Ünsal Usta’nın, mesleğini doğrudan ilgilendirmediği halde, böylesi önemli bir konu üzerinde düşünüyor olması beni etkiledi. Bir süre sonra da bu yazıyı yazmayı düşündüm. Matematiği sever misin? Bu soru toplumun geniş kesimlerine sorulduğunda alınacak cevap yüksek oranda, maalesef, “Hayır,” olacaktır, çünkü Matematik, sevilmemenin ötesinde, insanlara korkutucu gelmektedir. Günlük yaşamda bu denli çok kullandığı halde herkesin Matematikten korkma nedeni ne olabilir?
  • Article
    BİLİMİ VE SANATI BİRLEŞTİREN İKİ USTA I
    (Bilim ve Teknoloji, 2013) Ertürk, F. Emel
    Doğruyu ve güzeli arayan, gerçekliği betimleyip sergileyen sanat ve bütün bunları açıklayan bilim, evrensel bir dil olarak birbirini tamamlayan çok önemli iki süreçtir. El Cezeri ve Leonardo da Vinci farklı yüzyıllarda yaşamışlar, ancak yetenekleriyle sanat ve bilimi bir arada kullanmış iki sanatçıdır. Bilim ve Sanat alanları, zıt alanlar olarak görünseler de aslında birbirinin tamamlayıcısıdırlar. İkisinde de birikim, algı, deneyim, araştırma ve sezgi önemlidir. Bilimi ve sanatı birleştiren bu iki ustanın çalışmalarına bakıldığında, ortaya koydukları çağını aşan çalışmalarıyla, yaratıcı kişilikleriyle ortak özellikleri bulunduğu düşünülebilir. En genel anlamda yaratıcı insan özellikleri sıralanacak olursa bu kişiler; araştırmacıdırlar, dünyayı farklı algılarlar böylece olasılıkları görebilirler bu nedenle de limitleri zorlayarak risk almaktan çekinmezler. Bu insanlar meraklıdırlar, mevcut durumdaki aksaklıkları kabullenmezler ve bağımsız düşünmeye yatkındırlar. Sezgileri güçlü, hayal güçleri yüksek, esnek düşünebilen ve sentezci yapılarıyla bütünü görebilirler. Bunlar iç disiplinleri olan, becerikli ve yetenekli insandırlar.(Balcı,2004,380) El Cezeri ve Leonardo da Vinci, farklı yüzyıllarda yaşamış olmalarına rağmen bilimi, sanatı, yaratıcılıklarını kullanmışlar. Eserleri bugünün bilimine ve sanatına yol göstermiş iki usta da bütün bu yaratıcılık özelliklerini taşıyor olmalılar.
  • Article
    Demokrasi ve İnsan Doğası
    (Bilim ve Teknoloji, 2014) Selçuk, Fatma Ülkü
    Tarihin farklı dönemlerinde oy verme ve yönetme konusunda yetki sınırlaması olmuştur. Bu sınırlama, sınıfsal farklılıklardan kaynaklanabileceği gibi, cinsiyet farklılığından veya etnik farklılıklardan da kaynaklanabilmiştir. Ayrıca, akıl sahibi olma, siyasetle uğraşacak yeterli boş zamanı olma, temel eğitim almış olma gibi ölçütlerin de gündeme getirildiği görülmüştür. Günümüzde ayrıntılarda farklılıklar görülse de (örneğin hükümlülüğe, askerliğe dair düzenlemeler kısıtlamalar getirebilmektedir) pek çok ülkede reşit, kendi kararını verebilecek ehliyete sahip yurttaşlar, seçme hakkına sahiptir. Bu yazıda, seçme, oy verme, seçilme ve yönetme haklarına dair ehliyet konusu, kişilik bozuklukları çerçevesinde tartışılacaktır. Zira günümüzde, kişilik bozuklukları, akıl hastalığı statüsünde sayılmayıp bu bozukluklardan muzdarip olanlar genelde cezai ehliyeti haiz bireyler olarak değerlendirilir. Halbuki, yönetim konumlarında bulunan insanlar, başkalarının kaderini etkileyecek kararlar vermektedir. Bu kararlar, yaşamsal öneme de sahip olabilmektedir.
  • Article
    “iklim Davaları”nın Ardındaki Hukukçu Desteği: Oslo İlkeleri
    (Bilim ve Teknoloji, 2015) Yılmaz Turgut, Nükhet
    HUKUKÇULARIN ÇEVREYİ KORUMA GİRİŞİMLERİ: Dünyanın çeşitli yörelerinden hukukçular, değişik görev alanlarındaki konumlarıyla, yaklaşık elli yıldır çevreyi koruma mücadelesi vermektedir. Kuramsal düzeyin yanı sıra pratikte de yoğunlaşan bu çabaların odak noktası,“yerleşik hukuk anlayışını ve bunu yansıtan hukuki düzenlemeleri, çevrenin korunması yönünde işlevsel kılmak ve çevre korumaya uygun, gelenekseli sorgulayan, yepyeni kuralların kabulünü sağlamak” şeklinde özetlenebilir. Son yıllarda bu mücadele iklim değişikliği konusunda yoğunlaşmıştır. Bunun ana nedeni, başlangıçta pek önemsenmeyen bu sorunun hem “insan kaynaklı olduğunun” hem de önlem alınmazsa tüm canlı yaşamına yönelik “ciddi tehlikeler” yaratacağının bilim çevrelerince kabulüdür. Bu tür çabaların özellikle yine son yıllarda yoğunlaştığı boyutlardan birisi de “yargı organları aracılığıyla devletleri harekete geçirmektir”. Bunun nedeni de sorunun ciddiyetinin netleşmesine karşın, devletlerin buna uygun düzenleme ve uygulamaları, Yasama ve Yürütme düzeyinde yapmamalarıdır. İşte Oslo İlkeleri hukukçuların çabalarının yeni örneklerinden birisi olarak bu evrensel gerçekler temelinde hazırlanmış olup “iklim davaları” için de gerekli verileri sağlamaktadır.