Search Results

Now showing 1 - 8 of 8
  • Master Thesis
    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet (kktc)'nin Meşruluğu Bağlamında Mülkiyet Sorunu
    (2011) Çağlar, Halime Nazlı; Keser, Ulvi
    Bu çalışma önce İngiltere tarafından haksız ve tek taraflı olarak ilhak edilen daha sonra güç odakları tarafından uluslararası sorun haline getirilen, devreye önce Birleşmiş Milletler (BM), en son olarak da Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)'nin girmesi sonrasında çok yönlü bir sorun olan KKTC'nin meşruluğu ve tanınması bağlamında, 1974 Barış Harekâtı sonrasında her iki toplumun geride bıraktıkları taşınmaz mallarla ilgili olarak özellikle AİHM tarafından alınan bazı kararları irdelemek amacıyla kaleme alınmıştır.
  • Master Thesis
    Akdeniz için Birlik Projesi ve Ortadoğu
    (2012) Demircan, Esra Tuğaç; Keser, Ulvi
    Bu tezde 18. yüzyıldan bu yana önemini koruyan Akdeniz bağlamında Ortadoğu coğrafyasındaki menfaat çakışmaları ve çatışmaları ele alınmıştır.Küresel güç olan Amerika Birleşik Devletleri, kıtasal güç olan Fransa, İngiltere, Almanya ve Çin'in jeostrateji ve jeoekonomi bağlamında çatışma bölgesi olan Akdeniz, Ortadoğu'nun ve özellikle de İsrail'in nefes borularından birisini teşkil etmektedir. Bu anlamda Akdeniz jeostratejisi sadece Ortadoğu için değil, bütün dünya için önem arz etmektedir.Söz konusu çalışmada Ortadoğu bölgesinde İsrail'i yalnız bırakmamak ve Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni Avrupa Birliği'nden uzaklaştırmak için tasarlanmış ?Club Med? projesi denilen Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy'nin ?Akdeniz İçin Birlik Projesi? incelenmiştir.
  • Master Thesis
    Avrupa Birliği'nin Yasa Dışı Göç Politikası ve Bu Politikanın Türkiye'nin Üyelik Sürecine Etkileri
    (2012) Baykul, Başak Pınar; Keser, Ulvi
    Küreselleşmenin sunduğu ulaşım ve haberleşme olanakları sayesinde insan mobilitesi önceki yıllara göre önemli ölçüde artmıştır. Yine küreselleşmeden kaynaklanan ekonomik sorunlar insan mobilitesine ivme kazandırmaktadır. Ülkeler arasındaki gelişmişlik ve refah uçurumunun derinleşmesi sonucu, gelişmekte olan ülkelerde yaşayan ve daha iyi bir yaşam arayışında olan insanlar, gelişmiş ülkelere göç etmektedir. Ayrıca iç savaş, kıtlık, doğal afetler gibi unsurlar da göçe katkıda bulunmaktadır.AB son küresel krize rağmen dünyanın pek çok bölgesiyle kıyaslandığında halen istikrarlı ve müreffeh bir coğrafyadır. Bu durum onu göç hareketlerinin hedefi haline getirmektedir. Göçün olumsuz etkilerinden uzak kalmayı amaçlayan Avrupa Birliği bir yandan yasa dışı önleyici tedbirler almakta, diğer yandan yasal göç kanallarını nitelikli göçmenlere uygun biçimde yeniden düzenlemektedir.Yasal göç kanallarının tıkanması AB ülkelerine gitmek isteyen göçmenleri yasa dışı yollara sevk etmektedir. Çoğu gelişmekte olan Asya ve Afrika ülkelerinden gelen göçmenlerin büyük bölümü Avrupa Birliği ülkelerine Türkiye üzerinden girmeye çalışmaktadır. Türk-Yunan kara sınırından ya da Ege kıyılarımızdan önce Yunanistan'a, ardından diğer AB ülkelerine geçen yasa dışı göçmenler, ülkemizi de yasa dışı göçün içine çekmektedir.Türkiye Avrupa Birliği'ne yönelik yasa dışı göç akımlarının kaynağını oluşturmamaktadır. Türkiye'nin Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarını birleştirme özelliğinden yararlanan suç örgütleri, göçmenleri ülkemiz üzerinden yasa dışı geçiş yapmaya yöneltmektedir. Sonuçta Türkiye Avrupa Birliği'ne yönelik yasa dışı göç hareketlerinden transit ülke olarak etkilenmektedir.AB'ye yönelik yasa dışı göçün önlenmesi konusunda Türkiye olanakları çerçevesinde her türlü çabayı göstermektedir. Ancak bu çabanın başarıya ulaşması için Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye gereken desteği vermesi gerekmektedir. Türkiye'nin coğrafi konumu nedeniyle Avrupa Birliği'nin yasa dışı göçle mücadelede ona her zaman ihtiyacı vardır. Yasa dışı göç sorunu ile tek başına mücadele etmek zorunda bırakılmış bir Türkiye, Avrupa Birliği için her zaman risk oluşturacaktır.
  • Master Thesis
    Arap Baharı Sürecinde Mısır
    (2012) Tandoğan, Ali; Keser, Ulvi
    Özgür ve demokratik bir devlet kurulması talebiyle Tunus?ta başlayan Arap Baharı Mısır?ı derinden etkilemiştir. Mısır, tarihsel kültürel mirası olan çeşitli dini ve etnik gruplarda oluşan bir nüfusu olan bir ülkedir. Tarih boyunca Mısır, Ortadoğu?da ve Kuzey Afrika?da her zaman önemli bir aktör olmuştur. Dolayısıyla Mısır siyasetindeki güncel gelişmeleri tahlil etmek ve anlamak hayati bir önem taşır. Bu nedenle Mısır?ın değişimini daha iyi anlamak için Hüsnü Mübarek rejimine karşı gerçekleştirilen halk ayaklanmasında siyasi aktörlerin ve bürokrasinin sergilediği tutum ve sonuçlar iyi incelenmelidir. Bu çalışma Hüsnü Mübarek?in 11 Şubat 2011 tarihinde görevini bırakmasının ardından oluşan kargaşa ortamındaki yeni siyasi aktörler ve duruşlarını incelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca Mısır devriminin arka planının anlaşılabilmesi için son üç cumhurbaşkanının dönemi, bölgede yaşanan Arap-İsrail savaşları ve iç siyasete yön veren partiler de incelenmiştir. Halk Meclisi ve cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında ortaya çıkan yeni siyasi düzenin ülke içindeki yeni dengeleri gösteriyor olması bu açıdan dikkate değerdir. Mübarek bürokrasisinin seçim sürecine müdahale etmesi rejimin Mısır halkının talep ettiği radikal değişimlerin hızına ayak uyduramayacağını göstermektedir. Sonuç olarak devrim hale devam etmekte olan bir süreçtir ve yeni siyasi aktörlerin elde ettikleri kazanımları genişleterek korumaya çalışacakları anlaşılmaktadır. Anahtar Sözcükler1. Arap Baharı2. Mısır3. Hüsnü Mübarek4. Müslüman Kardeşler5. Seçimler
  • Master Thesis
    Amerikan Hegemonyasının Devamı ve Ortadoğu'nun Yeniden Yapılandırılması Arasındaki Pozitif Korelasyon
    (2013) Duran, Ali; Keser, Ulvi
    21. yüzyılın başında 11 Eylül 2001'de yaşanan terör olayı sonrası İslami terör ile mücadele merkezli oluşturulan ABD dış politikası çerçevesinde Afganistan ve Irak işgal edilmiş, tüm Müslümanlar için potansiyel terörist algısı yaratılmıştır. 2008 yılına gelindiğinde Irak'ta artan İran etkisi ve Afganistan'da yürütülen mücadelenin somut bir sonuç vermemesi bir de üstüne üstlük tüm bu mücadelelerin yürütülebilmesi için yapılan harcamaların diğer etkenler ile birlikte ABD ekonomisini krize itmesi ve yürütülen bu politikalar sonucu başta Müslüman kitleler olmak üzere tüm dünya halklarında ABD imajının zedelenmesi sonuçları ile karşı karşıya kalınmıştır. Bu tablo karşısında ABD, hegemonyanın devamını esas alan genel stratejisi doğrultusunda hatalı olan dış politik yaklaşımını ve 2008 Başkanlık seçimlerinde yönetimini değiştirmiştir.2008 Ekonomik krizi, ABD'nin Irak'tan çekilmesi ve 2010 yılında Ortadoğu'da başlayan Arap Baharı süreci kapsamında ABD dış politikasında hissedilen değişiklik; ABD'nin bölgede etkisinin azaldığı, gelişmelerin ABD insiyatifinin dışında gerçekleştiği iddialarını gündeme taşımıştır. ABD yanlısı otoriter liderler olan Hüsnü Mübarek, Salih ve Bin Ali'nin iktidarlarını kaybetmeleri, El Nahda ve Müslüman Kardeşler gibi İslami grupların bulundukları ülkelerde iktidara gelmeleri ise ABD etkisinin azaldığı iddiasını kuvvetlendiren gelişmeler olarak değerlendirilmiştir. ABD'nin 2008 yılında Mısır'da Mübarek sonrası için muhalifler ile görüştüğü, 2006 yılında Suriye'de Esad rejimi muhaliflerine mali destek sağladığı bilgileri bize Arap Baharı sürecine ABD'nin hazırlıksız yakalandığı iddialarının yanlış olduğunu göstermektedir. 1979 İran Devrimi'nde Şah'ın devrilmesine, 27 Mayıs 1960 İhtilali'nde Türkiye'de Menderes iktidarının son bulmasına da ABD yönetimi ses çıkarmamıştır. Kısacası Mübarek, Salih, Bin Ali gibi ABD ile uyumlu liderlerin bölge ülkelerinde görevlerini kaybetmeleri ilk değildir. ABD ile uyumlu politikalar izledikleri sürece bölge ülkelerinde iktidarda kimin olduğunun ABD açısından bir önemi yoktur. Henüz kısa bir zaman geçmiş olmasına rağmen anılan ülkelerde ABD aleyhine radikal bir dış politika değişikliği de söz konusu olmamış, bilakis Libya gibi kazanımlarda olmuştur.ABD'nin küresel hegemonyasının devamı için enerji kaynaklarının ve ulaşım yollarının kontrol altında tutulması hayati öneme sahiptir. Bu durum muhtemel rakipler Çin ve Hindistan'ın hızla artan enerji ihtiyacı ile birlikte düşünüldüğünde bir kat daha artmaktadır. Ayrıca 1970'li yıllarda Bretton Woods sisteminin yıkılmasından sonra Amerikan dolarının küresel para olma vasfını devam ettirmesini sağlayan en önemli etkenlerden birisinin petrolün dolar ile satılması olduğu unutulmamaldır. Ortadoğu'da ABD etkisinin devamı bölgedeki gelişmeleri yönlendirmesi ile paraleldir. Ortadoğu'daki değişimin ABD'nin kontrolü dışında gerçekleşmesi bölgede ABD etkisinin sonu demektir. Bu ise ABD'nin enerji kaynaklarına hakimiyetinin bitmesi, bölgedeki etkisinin kaybolması nedeniyle enerjinin dolar ile satışı sebebiyle küresel mali sistemi elinde bulundurma avantajının sona ermesi yani hegemon statüsünün kaybedilmesi anlamına gelmektedir. Kısacası küresel hegemonya mücadelesinin yapılacağı yer Ortadoğu'dur. Ortadoğu'da etkisini kaybeden ABD'nin tüm dünyade etkinliğini yitireceği bir gerçektir. Ortadoğu'daki değişim ile ABD hegemonyasının devamı arasında pozitif bir korealasyon söz konusudur. Bu sebeple bölgede yer alan ülkelerin kendine özgün koşullarını da esas alarak ABD'nin Ortadoğu'daki değişimi kendi ekseninde şekillendirmeye çalışacağı bir realitedir.
  • Master Thesis
    11 Eylül 2001'den Günümüze Türk-amerikan İlişkileri ve Abd'nin Türk Dış Politikasına Etkileri
    (2013) Erol, Fatma Tuğçe; Keser, Ulvi
    11 Eylül 2001'den Günümüze Türk-Amerikan İlişkileri ve Amerika'nın Türk Dış Politikasına Etkileri? başlıklı bu tez çalışması, Soğuk Savaş sonrası uluslararası milat olarak nitelendirilen 11 Eylül olaylarının hem ABD hem de Türkiye'deki yankılarını ele alarak iki ülke arasındaki ilişkilerin birbirlerine olan etkilerini araştırma amacıyla oluşturulmuştur.ABD'de Dünya Ticaret Merkezi'ne ve Pentagon'a gerçekleştirilen saldırılar, 2001'den itibaren George Walker Bush yönetiminin ciddi ve yıkıcı kararlar almasına yol açmıştır. Bu kararlar doğrultusunda birtakım önyargılar tekrar uyandırılmış ve Orta Doğu'nun akıbeti hakkında tasarlanan planlar işlemeye başlamıştır. Müttefiki Türkiye'nin teröre karşı destek amaçlı yanında olduğu ABD, Afganistan ve Irak işgallerinden sonra yoğunlaştırdığı dış politikasına ve yeni işgal stratejileri geliştirerek yön verdiği `yeni dünya düzeni'ne uygun bir politika benimsemiştir.ABD'nin diyalog ortamı yaratmadan gerçekleştirdiği 2.Körfez Savaşı'yla beraber Türkiye dâhil birçok devlet müdahaleci dış politikaya karşı bir tutum sergilemiştir. Bunun sonucunda Türkiye ile ABD arasında 1 Mart Tezkeresi sorunu yaşanmış, ilişkilere ABD penceresinden bakıldığında bir hayal kırıklığının oluştuğu görülmüştür. ABD'nin stratejilerinin bir parçası olarak Kuzey Irak Kürtlerinin Türkiye sınırlarına yerleştirilmesi zamanla PKK'nın güçlenmesine yol açmış, bu durum da ABD ile olan ilişkileri sekteye uğratmıştır. Büyük Orta Doğu Projesi'nde önemli ülke haline gelen Türkiye'yle ABD arasındaki ilişkiler yoğunlaşmaya başlamıştır.ABD'nin 11 Eylül sonrası Orta Doğu'yu hedef olarak belirleyerek egemenlik alanını genişletme çabaları kapsamında başlattığı medeniyetler arası savaş, barışa ve devletlerarasındaki huzura zarar veren İslamofobi kavramını yeniden diriltmiştir. Dünya,-özellikle İslam coğrafyası- büyük bir karmaşanın içerisine çekilmiş, bir dargın bir barışık devam eden Türk-Amerikan ilişkileri Barack Obama döneminde nispeten daha ılımlı bir seviyelerde seyretmiştir.Tezin yazımında kitap, makale, tez gibi kaynakların yanı sıra 11 Eylül belgeseli Loose Change'den, internet kaynaklı düşünce kuruluşlarının web sitelerinden, gazete, televizyon haberleri (yerli ve yabancı basın) ve haritalardan yararlanılmış, ayrıca Türk-Amerikan ilişkileri kapsamında Ermeni Sorunu'nun aydınlatılması amacıyla Prof. Dr. İbrahim Ethem Atnur'la röportaj yapılmıştır.
  • Master Thesis
    Demografik ve Sosyo-kültürel Ölçütler Bağlamında Pkk-ıra Mukayesesi
    (2013) Ökten, Tolga; Keser, Ulvi
    Türkiye Cumhuriyeti devleti uzun yıllardır ayrılıkçı hareketler ve etnik milliyetçi terör örgütleriyle mücadele etmektedir. Türkiye, Irak, İran ve Suriye topraklarının bir bölümünde ?Birleşik Bağımsız Kürdistan? ilan edilmesini hedef alarak kurulan PKK, yaklaşık 30 yıldan beri Türkiye genelinde terör eylemler yürütmektedir. Süreç içinde PKK?nın silahlı faaliyetlerinin sona erdirilmesi amacıyla çok sayıda fikir, öneri ve girişim ortaya atılmıştır. Bu kapsamda, dünya üzerinde etnik bölücü/ayrılıkçı terör örgütleri ile mücadele eden ülkelerin attığı adımlar ve çözüm girişimleri akademisyenler, basın mensupları, araştırmacılar ve devlet birimleri tarafından yakından takip edilmiş ve PKK ile sürdürülen mücadelede örnek olarak gösterilmiştir. Kuzey İrlanda?nın İrlanda Cumhuriyeti ile birleşmesi amacıyla terör eylemleri gerçekleştiren IRA?nın silah bırakmasını sağlanması amacıyla yürütülen Kuzey İrlanda barış süreci de bu kapsamda ele alınmaktadır. Ayrılıkçı hareketler genel biçimiyle parçası olduğu ülkeden ayrılarak bağımsız bir devlet kurmayı amaçlamakla birlikte, sahip oldukları demografik özellikleri nedeniyle farklılık göstermektedir. Bu çerçevede çalışmada; farklı ekonomik, sosyal, etnik, dini, kültürel vb. özelliklere ve geçmişe sahip olan ülkelerdeki ayrılıkçı terör hareketlerine yönelik benzer çözümleri uygulanıp uygulanamayacağı sorusu IRA-PKK örneği üzerinden karşılaştırmalı olarak incelecektir. Çalışmada PKK ve IRA örneklerindeki toplumlararası ilişkilerin yapısı, İngiliz hükümetlerinin IRA ile mücadelede/müzakerelerde izlediği yöntemler, getirilen çözüm önerileri ve sonuçları tarihsel perspektif içinde değerlendirilerek PKK örneğinde başarılı olup olmayacağı belirlenmeye çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Ayrılıkçı Terör, Kuzey İrlanda Barış Süreci, IRA, PKK
  • Master Thesis
    Uluslararası İlişkiler Bağlamında Güvenlik ve Strateji Boyutunda Akdeniz
    (2012) Şanlı, Saime; Keser, Ulvi
    21.yy yeni dünya düzeni (YDD) oluşurken dünya kendisini istikrarsızlıklar ve belirsizliklerle dolu yepyeni bir uluslararası ortamda yeni sorunlar ve tehditlerle karşı karşıya bulmuştur. Akdeniz ülkeleri güvensiz ve istikrarsız bölgelerin tam ortasında bulunduğu için bölgede meydana gelen olaylardan çok etkilenmiştir. Bu ülkelerin güvenlik riskleri ve tehdit algılamalarında önemli değişiklikler olmuştur. Uluslararası ilişkiler bağlamında güvenlik ve strateji boyutunda Akdeniz'de dengeler değişmiştir. Bölgede çıkarları ve çatışmaları olan ülkeler güç dengelerini değiştirme çabası içine girmişlerdir. NATO ve BM bölgedeki meydana gelen olayları barışçıl yöntemlerle şekillendirilmesine çalışılmıştır. Türkiye ise kendisine yönelik tehditleri gidermeye çaba göstermiş ve bölgedeki gelişmeleri yakından takip etmiştir.