4 results
Search Results
Now showing 1 - 4 of 4
Article Representations of Women : Gender Relations and The Emergence of The Processive Female Subject in Nezihe Meriç’s Hayriye and William Faulkner’s A Rose for Emily(Littera, 2010) Gültekin, LerzanThe aim of this study to analyze, compare and contrast the representations of the two heroines in the two short stories “A Rose for Emily” by William Faulkner and “Hayriye” (an eponymous title) by a contemporary, Turkish woman writer Nezihe Meriç (1925-2009) from French feminist perspectives in terms of gender relations. The representations of the heroines, Emily and Hayriye, are analyzed in terms of gender relations from French feminist perspective, referring to the theories of Cixous, Irigaray and Kristeva. The transgressive attitude of both heroines who subvert patriarchy have been analyzed in terms of “laughter”, subject-in-=process, abject, jouissance, mimesis and the concept of the other, associated with body as a body language through which women exert power and constitute themselves as processive subjects to influence others such as Meriç’s heroine, Hayriye who influences all her neighbours in the story. The depiction of the two heroines from two different perspectives, namely, patriarchal and female, have also been analyzed and emphasized in the study.Article Identity Crisis in Michael Ondaatje’s the English Patient(2015) Gültekin, LerzanThe aim of this paper is to analyze identity crisis in Michael Ondaatje’s The English Patient from a postcolonial perspective through the concept of nationalism and national identity, emphasizing cultural, psychological and physical displacement due to colonization, travelling, exploration and space / place (cartography), referring to the theories and views of Benedict Anderson, Homi Bhabba, Franz Fanon, Edward Said, and so on. The paper will mainly focus on the erasure of the national identities and selves of a group of European explorers, scientists and spies, including the colonized Kip, an Indian, serving as a bomb defuser in the British Army. Even though these scientists’ mission is to map the desert, they can hardly achieve it. The desert is uncontrollable and unreliable because of sand storms. Its surface changes rapidly and one can be lost forever. In other words, the desert is the metaphor of their unreliable national identities that are fragmented and varied because of their traumatic personal experiences in this alien landscape and culture. The paper will emphasize the fragility of identities and selves even for those who represent European civilization and Imperial Rule as hegemonic powers together with the colonized Kip who is shaped by these powers as a hybrid identity.Master Thesis Sanayi Devriminin Charlotte Brontë'nin Shirley, Charles Dickens'ın Hard Times ve Elizabeth Gaskell'ın North And South Romanlarına Yansıyan Etkileri(2014) Balkaya, Mehmet Akif; Gültekin, LerzanBu çalışma Charlotte Brontë'nin Shirley (1849), Charles Dickens'ın Zor Zamanlar (1854) ve Elizabeth Gaskell'ın Kuzey ve Güney (1854-5) romanlarını ele alarak, sanayileşme sürecinde gelişen sosyal, politik ve ekonomik sorunları eğitim, fakirlik, fabrikalardaki çalışma koşulları, kadının toplumdaki statüsü ve çocuk istismarı bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır. Sanayi Devrimi 1760-1840 yılları arasında el üretiminden makine üretimine geçiş sürecidir. Sanayileşme özellikle İngiltere'de pamuk ve dokumacılık alanında gelişmeye başlamıştır. James Watt'ın Buhar Makinesini icadı zamanla makineleşmeye neden olmuş ve ulaşımın tren yoluyla yapılmasını sağlamıştır. Bu süreçte işin çoğu çok az bir ücretle günün yarısından fazlasını zor şartlar altında çalışmakla geçiren kadınlar ve çocuklar tarafından yapılmıştır. Sanayileşme sürecinde, ülke küçük atölyelerde az üretimden büyük fabrikalarda toplu üretime geçmiştir. Bu süreçte yaşanan gelişmeler, Charlotte Brontë'nin Shirley, Charles Dickens'ın Zor Zamanlar ve Elizabeth Gaskell'ın Kuzey ve Güney adlı 'sanayi romanları' ele alınarak bu çalışmada incelenmiştir. Çalışmaya konu olan romanlarda fabrikadaki çalışma koşulları, işçilerin yaşadğı sorunlar, ataerkil toplum tarafından ezilen kadının durumu ve genel olarak 'İngiltere'nin durumu' araştırılmıştır. Bu çalışma bir giriş, üç ana bölüm ve bir de sonuç bölümünden oluşmaktadır. 1. Bölümde, Charlotte Brontë'nin Shirley (1849) romanı 1811-15 tarihlerinde İngiltere'de yaşanan işsizliğe karşı makine kıran işçilerin ayaklanması olan Luddite Ayaklanmaları'nın analiziyle Karl Marx ve Friedrich Engels'in düşünceleri paralelinde incelenmiştir. 2. Bölümde, Charles Dickens'ın Zor Zamamlar (1854) romanı incelenmiştir. Toplumdaki bölünmenin ve kargaşanın 'Faydacılık felsefesini' benimseyen eğitim sisteminin sonucunda ve sanayileşme süreciyle, sanayileşmiş şehirlerde yaşayan insanların duygusuz, makineleşmiş insanlar olarak değerlendirilmiş olmaları ve fabrikatör orta sınıfla işçi sınıfının birbirinin sorunlarına kulak vermemesi, sorunlara her iki kesimin de duyarsız kalması gösterilmiştir. 3. Bölümde Elizabeth Gaskell'ın Kuzey ve Güney (1854-5) romanı incelenmiş ve yazarın İngiltere'nin sanayileşmiş Kuzeyi ile kırsal Güneyi, bu yörenin insanlarını kıyaslayarak ve yine fabrika sorunlarını, işçi örgütlenmesini ve ayaklanmasını aktarmış, bu soruna çözüm olarak da işçi sınıf ile orta sınıfın daha fazla diyalog kurması gerektiğini göstermiştir. Sonuç bölümünde, tüm bu romanlarda, sanayileşmenin toplumu ciddi şekilde sarstığı, orta sınıf ve işçi sınıf olarak kutuplara ayırdığı ve bu iki grup arasındaki farkın iletişimsizliğin bir sonucu olarak daha da arttığı aktarılmıştır. Üç romancı da tarihte yaşanan kanlı işçi isyan ve grevlerinden dolayı olacak ki karmaşık hissiyatlar içinde görünüyorlar. North and South ve Shirley romanlarında iki grup arasında bir uzlaşma olmasıyla toplumdaki huzursuzluğun kısmen çözüme ulaştığı, ancak Dickens'ın Hard Times romanında bu uzlaşmanın yakalanamamış olması göz önüne alınarak, Dickens'ın diğer iki yazara nispeten zengin kesim için daha karamsar bir tablo çizdiği gösterilmiştir. Zor Zamanlar romanında fabrikatör Josiah Bounderby'nin ölmesi, Thomas Gradgrind'ın ve çocuklarının mutsuz sonları u karamsar tabloyu çizerken, sanayi kenti insanı ile sirk insanlarının birbirlerini anlaması yine gelecek için umut verici bir tablodur. Anahtar Sözcükler: 1. Sanayi Devrimi 2. Faydacılık 3. Sanayi Romanı 4. İşçi Sınıfı 5. Orta SınıfOther GÜNÜMÜZDE KADIN GİRİŞİMCİLİĞİ(2013) Gültekin, Lerzan; Ergün, Lale; Atalay, GöknurDoç. Dr. A. Lerzan Gültekin: Bugünkü konumuz “Günümüzde Kadın Girişimciliği” çok değerli iki konuşmacımız var. Lale Ergün; ODTÜ İletme Fakültesi mezunu. Havayolu Sektöründe Yöneticilik, İsviçre Havayolları Satış Müdürü, DİASOS Kongre ve Seyahat Acentası Kurucusu ve Genel Müdürü, Tıbben Eğitim ve Teknoloji Enstitüsü Kurucu ve Genel Müdürü. DİASOS, Kongre ve Seyahat Acentası 1993 yılından itibaren kongre turizm alanında çalışmış ulusal ve uluslararası birçok önemli bilimsel toplantıların gerçekleşmesini sağlamış bir kuruluştur. Tıbben Eğitim ve Teknoloji Enstitüsü, eğitim teknolojileri ve mesleki eğitim konularında faaliyet gösteren bir şirkettir. Lale Ergün, birçok sivil toplum kuruluşunda vazife almıştır. Bunlar sırasıyla TÜRKSAT, Türkiye Seyahat Acentaları Birliği, TEMA, TOBB, Ankara İl Kadın Kurulu, ANGİKAD Girişimci İş Kadınları ve Destekleme Derneği, GCN Gelişimsel Çocuk Nöroloji Derneği, MPI Meeting Professional İnternational, Society Of Simulation in Healthcare olarak sıralanabilir. Lale Ergün Hanım evli, iki çocuk ve iki torun sahibidir. İngilizce ve Fransızca bilmektedir.

