Search Results

Now showing 1 - 6 of 6
  • Master Thesis
    İngiliz Gotik Edebiyatında Tekinsizlik Kavramı: Horace Walpole?un The Castle Of Otranto, Charles Robert Maturin?in Melmoth The Wanderer Adlı Romanları
    (2011) Paçcı, Hatice Tüzün; Canlı, Gülsen
    Bu tez çalışmasının esas amacı ,18 ve 19. Yüzyıllarda Gotik romanın nasıl geliştiğini, değiştiğini göstermek ve tekinsizlik kavramının nasıl kullanıldığını türün başlangıcı olarak Horace Walpole'un The Castle of Otranto(1764), psikolojik Gotik olarak da Charles Robert Maturin'in Melmoth the Wanderer (1820) adlı eserlerini metin analizi yöntemi ile Sigmund Freud'un Tekinsizlik makalesi ışığında incelemek ve Gotik romanın aynı zamanda psikoterapi aracı olmak gibi bir işlevinin olduğunu göstermektir..Okuyucuyu saran psikolojik ve karmaşık ögeler göz önüne alındığında, Gotik roman öncelikli olarak okuyucusunu eğlendirme arzusunun yanı sıra, korkutmak üzerine de kurulu çelişkili bir türdür. Bu anlamda oxymoroniktir; doğaüstü şartlarda `korku' ve `büyük bir zevkle ürpermek' gibi iki aşırı duyguyu birleştirmek bu türün belirgin özelliklerinden biridir. Bu noktada Gotik romancılar için can alıcı şey okuyucunun hayal gücünü özgür bırakmak, ve onu egzotik, gizemli ve bilinmeyen dünyalara doğru yönlendirmektir.The Castle of Otranto'da Walpole bir fantezi dünyası yaratarak okuyucusunu hem eğlendirmek, hem de aynı zamanda toplumun sorunlarını gözlemlemesini sağlamıştır. Melmoth the Wanderer'da Maturin insan doğasını inceleyerek insan psikolojisini yansıtmış, hem de toplumun ilkelerini ve kurumlarını eleştirmiştir. Böylece bu iki eser boyunca, Walpole ve Maturin okuyucunun keyifli bir dehşet arzusuna olan merakını tatmin etmişler ve aynı zamanda da psikososyal bir terapi olarak da toplumu gözlemlemesini sağlamıştır. Diğer yandan, bu iki eser korku, terör, dehşet, tekinsizlik ve yücelik duyguları açısından okuyucunun zihinlerine hitap ettikleri için de dikkate değerdir.
  • Doctoral Thesis
    Victorya ve Thatcher Dönemi İngiltere'si Romanlarında Temsil Edilen Bir Alt Üst Etme Çalışması: North And South, Hard Times, Waterland, The Radiant Way
    (2019) Gündoğdu, Ebru Çeker; Canlı, Gülsen
    Bu tez, Kültürel Materyalizm ışığında, seçilen Victoria ve Thatcher dönemi İngiltere'si romanlarının muhalif bir okumasını sağlamayı amaçlamaktadır. Bu iki dönemin genel özelliklerini ortaya koyan dört roman seçilmiştir. Elizabeth Gaskell'ın North and South ve Charles Dickens'ın Hard Times seçilen Viktorya dönemi romanları, The Radiant Way ve Waterland Thatcher dönemi İngiltere'si romanlarıdır. Çalışmanın odağı, bu romanlardaki sınıf, aile ve eğitim kurumları ile ilgili karşıt unsurlar olmuştur. Bu kadar uzak dönemlerin karşılaştırılmasıyla, çalışma İngiliz toplumundaki güç ilişkilerinin iki dönem arasında nasıl değiştiğini ortaya çıkarmayı ve zaman zaman muhaliflerin hakim ideolojiyi nasıl şekillendirdiği yada yıktığını açıklamayı amaçlamaktadır. Bu çalışmanın iddiası, bu romanların yalnızca hakim ideolojileri değil, aynı zamanda onların muhaliflerini de barındırmakta olduğudur ve bu romanların daha derinlemesine anlaşılması için romanlarda mevcut manipülasyonların farkında olunması gerektiğidir. Çalışma ayrıca, ideolojilerin toplumda nasıl işlediğini ve insanların bu farklı çağlardaki algılarını nasıl şekillendirdiklerini ortaya koymaktadır.
  • Doctoral Thesis
    Zaynab Alkali'nin The Stillborn, Buchi Emecheta'nın Kehinde ve Sefi Atta'nın Everything Good Will Come Eserlerindeki Nijeryalı Alt Sınıf Kadınlarının Durumunun Yapıbozucu Açıdan Okunması
    (2017) Akbay, Yakut; Canlı, Gülsen
    Bu çalışmanın amacı Gayatri Spivak'ın kadını özne olarak ele alan alt sınıfa yönelik karamsar yaklaşımının tüm alt sınıf kadınlar için geçerli olmadığını göstermektir. Alt sınıf kadının durumu, Nijeryalı kadınlarının yapıbozucu yaklaşım kapsamında irdelenmesi ile incelenecektir. Bu amaçla, Derrida'ya ait temel kavramlar, örneğin, fallogosantrizm, différance, düşüm ve palimpsest, alt sınıf kadınların hayatını etkileyen kültürel unsurların incelenmesine uygulanacaktır. Ayrıca, ikinci ve üçüncü romanlar bağlamında kullanılacak olan Homi K. Bhabha'nın taklit, kendileme ve belirsizlik kavramları Nijeryalı alt sınıf kadınlarının durumunu kavramsallaştırmak amacıyla çalışmada kullanılacaktır. Nijeryalı kadın yazarlar tarafından yazılan romanların yapıbozucu okunması temelinde bu çalışma Nijeryalı alt sınıf kadının ne derece değişiklikler geçirdiğini ortaya çıkaracaktır. Bunu yaparken de değişik kültürel çevreler bünyesinde, Nijeryalı alt sınıf kadınının kendisi ile ilgili farkındalık, kendine güven ve sonrasında kendini gerçekleştirmesine götüren yol izlenecektir. Böylece çalışma, Nijerya kültüründe geleneksel kadın kavramını yeniden tanımlamayı mümkün kılacak, Afrika Feminizmi olarak bilinen yerel kadın kuramının da geçerliliğini gösterecektir. Çalışma Spivak'ın alt sınıf kadınının aksine, Nijeryalı alt sınıf kadının erkek egemen toplumda kendine alan oluşturabileceği sonucuna varacaktır.
  • Master Thesis
    Graham Greene'in a Gun for Sale Ve Travels With My Aunt Adlı Eserlerindeki Mizah Kavramı
    (2011) Gökçek, Çiğdem; Canlı, Gülsen
    Mizah ve gülme insanoğlunun en doğal ifade biçimlerindendir ve sosyal etkileşimin vazgeçilmez unsurlarıdır. İnsanlar arasındaki sosyal etkileşimin çok yönlülüğü sebebiyle mizah ve gülme de çeşitli biçimlerde ortaya çıkmaktadır. İnsan deneyiminin çok yönlü olmasına bağlı olarak bu unsurlar değişik bakış açıları çerçevesinde tartışılmış ve zaman içinde pek çok mizah ve gülme kuramları geliştirilmiştir. Bu kuramlar arasında en önemlileri üstünlük, rahatlama ve uyumsuzluk kuramlarıdır. Her ne kadar tek yönlü bakış açısına göre yapılacak bir tanım, mizahı bir bütün olarak açıklamada yetersizse de, kuramların her biri özünde mizahın en çarpıcı özelliğini, insanın hayata adaptasyonunu sağlama işlevini vurgulamaktadır.Bu tezde, Graham Greene'in A Gun for Sale ve Travels with My Aunt adlı eserlerindeki mizah kavramı, mizahın uyum sağlayıcı gücünü temel alan Susanne Langer'in komik kuramı The Comic Rhythm çerçevesinde değişik kuramlar da göz önünde bulundurularak incelenmektedir. Langer'ın teorisine göre insanlar da doğadaki diğer canlılar gibi hayatta kalma dürtüsü ile hareket ederler ve birbirleriyle sürekli etkileşim halindedirler. Bu etkileşim nedeniyle insanlar değişik durumlarla karşılaşır ve yeni deneyimler edinirler. Karşılaşılan durumlar insanlarda şaşkınlık, öfke, korku ya da utanma gibi çeşitli duygular uyandırır ve psikolojik, zihinsel ya da fiziksel dengenin sarsılmasına sebep olur. Canlı dengesinin korunması hayatın temel amacı olduğundan, yaşam enerjisi insanı kaybolan dengesini yeniden kurması için harekete geçirir. İnsanların yeni durumlara ve çevresine adaptasyonu da, hayatın ritmini oluşturan bu canlılık dengesinin bozulup yeniden sağlanması sürecidir. Kaynağını yaşam enerjisinden alan mizah da hayatın ritmini yansıtmaktadır. Greene her iki eserinde de mizahın insanın içindeki yaşam enerjisinin yükselişi olarak ortaya çıkışını ve bu enerjinin insanın duygu ve düşünce dünyasını, dünyaya bakış açısını yenileyici gücünü vurgular. Yazar mizah kavramını , insanın dünyayla olan çatişması boyunca sık sık sarsılan dengesini yeniden kurma gayreti olarak göstermektedir.Anahtar Kelimeler:1.Mizah2.Yaşam enerjisi3.Denge4.Adaptasyon5.Hayatta Kalma
  • Master Thesis
    Yirminci Yüzyılda İngiltere'de Yaşayan Azınlık Grupların Kimlik Problemleri
    (2008) Karlıtepe, Berna Battal; Canlı, Gülsen
    Buchi Emecheta'nın Second Class Citizen, V.S.Naipaul'un The Mimic Men, Timothy Mo'nun Sour Sweet adlı romanları yirminci yüzyıl İngiltere'sinde yaşayan göçmenlerin problemlerini ele almaktadır. Yazarların asıl amacı, göçmenlerin nasıl etkisiz bırakıldığını ve onlara karşı nasıl ayrımcılık yapıldığını anlatmaktır. İngiltere'ye gelen göçmenler çok fazla sorun yaşamışlardır. Yaşayabilecekleri bir yer bulabilmeleri konusunda zorluklarla karşılaşmışlardır. Kendilerini yersiz yurtsuz hissedip, ayrımcılıkla yüz yüze gelmişler; toplumda kendilerini ifade şansı bulamamışlardır. Çalışabilecekleri bir iş bulamadıkları gibi, herhangi bir destek de görmemişlerdir. Bazı göçmenler hem kendi soydaşlarının, hem de İngilizlerin ayrımcılığına maruz kalmıştır. Özlerini kaybetmemek ve kendi kültürlerini devam ettirmek için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardır. Göçmenler ilk başta her şeyi reddedip sonra da kendilerini topluma adapte etmeye çalışmışlardır. İngiltere'deki hayata anlam vermeye çalışıp, İngiltere'deki hayatın bir parçası olmak yani topluma adapte olmak istemişlerdir. Ama İngiltere'deki bütün olumsuz koşullar, göçmenlerin kimlik problemi yaşamalarına neden olmuştur. Göçmenler kültürlerini sürdürerek yaşamak isterler fakat bu konuda başarılı olmazlar. Bu nedenle de kendi ülkelerine geri dönmek isterler. Ancak, dönecekleri ülke bıraktıkları ülke değildir artık. Dolayısıyla, ne yapacaklarını bilmedikleri için, iki kültür arasında sıkışırlar. Sonunda kendi kültürlerini arka plana atıp İngiltere'ye geri dönerler ve fark etmeden değişmiş oldukları için artık yeni ülkelerine daha rahat adapte olurlar. Bu üç romanda yazarlar, karakterlerinin adaptasyon süreçlerini ve bu süreçte yaşadıkları olumsuz olayları konu edinmişlerdir.Buchi Emecheta'nın romanında ana karakter Adah'nın, her zaman için İngiltere'ye gitme gibi bir rüyası vardır. Adah'da koloni olan bir ülkede yaşamıştır. Onun için eğer İngiltere'ye giderse orada mutlu olacağını düşünür. Ama onun rüyası gerçekleşmez. Çünkü İngiltere'de ırkçılıkla karşılaşır ve iki ülkeyi kıyaslamaya başlar. İngiltere'deki normları reddeder ve kendini oraya ait hissedemez.Bu onun kimlik problemi yaşamasına neden olur. Ama sonunda huzura ulaşır. Kendini İngiliz toplumuna adapte eder ve İngiliz kimliğini alır. Adah'nın kocası Francis her zaman reddetme döneminde kalır. Beyaz insanları taklit etmeye çalışır ama içindeki aşağılık hissi onun İngiliz toplumundan uzak durmasına neden olur. O kendini adapte edemez ve Nijeryalı kimliğini sürdürür sonuçta da ülkesine geri döner.V.S.Naipaul'un ana karakteri Singh her zaman için bir çelişki içindedir. Sömürge olan bir toplumda yaşadığı için, her zaman kimlik problemi yaşamıştır. Huzuru ne İngiltere'de, ne de Isabella'da bulabilmiştir. Kendini bir yere ait hissedememiş ve yuvam diyebileceği bir yeri olmamıştır. Ama sonunda İngiltere'de mutlu olacağını anlayarak kimlik probleminin üstesinden gelir. İngiliz toplumuna adaptasyonu gerçekleşir ve içindeki çelişkiden ve de bir yere ait hissedememe duygusundan kurtulur.Timothy Mo'nun romanındaki anne karakteri Lily, İngiltere'deki normları reddedip, kendi Çinli kimliğini yaşatmaya çalışmıştır. Ama sonunda İngiliz toplumuna uyum sağlamıştır. Ailenin babası Chen de toplumu reddetmiştir. Ama öldürüldüğü için uyumu gerçekleşmemiştir. Lily'nin kız kardeşi Mui, reddetme dönemini yaşamamıştır. Beyazları taklit etmiş ve sonunda uyum sağlamıştır. Lily'nin oğlu Man Kee de İngiltere'de doğduğu için ve kültürel bir birikimi olmadığı için asimile olmaya hazırdır. Dolayısıyla İngiliz toplumuna uyumu gerçekleşmiştir. Büyükbaba her zaman reddetme döneminde kalmış ve kendi Çinli kimliğini sürdürmüştür. Mui'nin çocuğunun asimile olma şansı vardır, çünkü annesinin İngiliz olma isteği, çocuğunun İngiliz olmasına yardımcı olacaktır.Sonuç olarak, göçmenler göç ettiklerinde kimlik problemleriyle karşılaşırlar. Bazıları kimlik probleminin üstesinden gelir ve İngiliz kimliğini alarak huzura ulaşır, bazıları ise eski kimlikleriyle yaşamlarına devam ederler.
  • Master Thesis
    Tom Stoppard'ın Professional Foul, Cahoot's Macbeth, Rock'n'roll Adlı Politik Oyunlarının Kültürel Materyalist Açıdan İncelenmesi
    (2012) Gülpınar, Gülay; Canlı, Gülsen
    Bu çalışma Çek asıllı İngiliz yazar Tom Stoppard'ın üç politik oyunu, Professional Foul, Cahoot's Macbeth ve Rock'n'Roll'u kültürel materyalist bakış açısıyla incelemenin yanısıra yazarın oyunlarını kültürel materyalist kuramın hassasiyetlerine önem vererek yazdığını öne sürer. Bahsi geçen kuramı açıklamak amacıyla temel olarak Alan Sinfield'in görüşlerine yer verilmiştir. Bu üç oyunda yazarın Çekoslovakya tarihini tiyatro, müzik ve akademik çalışmalar gibi kültürel pratiklere uygulanan sansür üzerinden anlattığı göz önünde bulundurulduğunda, kültürel olan her pratiğin politik olduğunu öne süren kültürel materyalizm kuramının oyunları incelemek için uygun olduğu düşünülmüştür. Rock'n'Roll başlıklı oyunda, rock müzik kapitalizm, komünizm ayırt etmeksizin her sistemde muhalefetin sesi olarak kabul edilmekle birlikte Çekoslovakya gibi doğu bloğu ülkelerine batıdan ithal edilmiş olması sebebiyle aykırılığın simgesi, Cahoot's Macbeth'de Shakespeare'in karakteri Macbeth'in gelecek vadeden onurlu bir Lord'dan zorbaya dönüştüğü kişisel tarihi Çekoslovakya'daki komünist totaliter rejiminin tarihine bir metafor olarak düşünülürse Macbeth oynamak bir sistem eleştirisi haline gelmektedir. Professional Foul içinse, bilimsel kanıtlar doğrultusunda topluma ?gerçek? empoze etme gücüne sahip olan akademik çalışmaların hükümet kontrolünden geçtiği ve sansüre uğradığı için yazarın metnini yasadışı yollardan ülke dışında yayımlama çabasının da yine muhalefetin göstergesi olduğu söylenebilir. Bu çalışmada, totaliter sistem ve muhalif bireyler arasındaki çatışma tarihini yukarıda özetlenen şekilde kültürel ögeler üzerinden anlatması sebebiyle Stoppard'ın ele alınan oyunları kültürel materyalist bakış açısıyla yazdığı fikri ortaya atılmıştır. Yeni-tarihçi kuramlar arasında yer alan kültürel materyalist kuramı geçmişte yazılmış eserleri çağdaş dünya ideolojilerini ve söylemlerini yaymaları bakımından inceler ve muhalefet kavramı üzerinde durur. Bu sebeple Stoppard'ın Cahoot's Macbeth'de 17. yüzyıl başlarında yazılmış bir Shakespeare metni kullanarak 1970'lerdeki Çekoslovak yönetimini eleştirmesi, Rock'n'Roll'da ise çoktan yıkılmış olan bir sistem üzerinden kapitalist sistemi eleştirmesi Stoppard'ın kültürel materyalist tutumuna ve egemen ideolojiye karşı muhalif tavır sergilediğine kanıt olarak öne sürülmüştür. Professional Foul'da da düşünce özgürlüğünü baskılamaya çalışan sistemin karşısında muhaliflerin egemen `söylem'leri bozarak `karşıt söylem' oluşturması, Stoppard'ın muhaliflerin sistemde değişiklik yaratabileceğine dair inancına ve iyimserliğine işaret eder. Muhaliflerin karşıt söylemler yaratarak sistemi değiştirebileceğine dair bu iyimserlik diğer yeni tarihçi kuramların aksine kültürel materyalist kuramında mevcuttur.