3 results
Search Results
Now showing 1 - 3 of 3
Master Thesis ABD, AB, Rusya ve Türkiye ekseninde Kosova'nın bağımsızlık süreci(2009) İlkdoğan, Gül; Bal, İdrisKosova yıllar boyunca Arnavutlar ve Sırplar arasında sorun olmuştur. Sırplar Kosova'nın Ortodoks ve Slav kültürünün vazgeçilmez bir parçası olduğunu savunmuşlar ve Kosova'yı kendi anayurtları olarak görmüşlerdir. Büyük Sırbistan'ı kurmak için de Kosova'da çoğunluğu oluşturan Arnavutlara baskı ve şiddet uygulamaktan kaçınmamışlardır. Arnavutlar ise gördükleri baskıya rağmen bağımsız olma fikrinden vazgeçmemişlerdir. Arnavutların Bağımsızlık talepleri Miloseviç tarafından insan hakları ihlalleri yapılarak bastırılmıştır. Kosovalı Arnavutların daha fazla baskı görmesini istemeyen ABD ve Batı ülkeleri 1999 yılında NATO birlikleri tarafından Sırbistan'a hava harekâtı yapılması kararını verdiler. Daha sonra 1244 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı ile Kosova'da özerk bir yönetim kurulması kararı verildi.Birleşmiş Milletler Geçici Yönetim Misyonu UNMIK, Kosova'da yönetimi devraldığında amacı bir ülkenin sahip olması gereken kurumları oluşturmaktı. UNMIK yönetiminden hoşnut kalmayan Kosovalı Arnavutlar statülerinin bir an önce belirlenmesini istiyorlardı. Kosova'nın amacı bağımsız olmaktı Kosova bağımsızlık talebinden vazgeçmeyerek ve Sırpların ve Rusya'nın bütün engellemelerine rağmen, AB ve ABD'nin desteğini alarak 17 Şubat 2008 Pazar günü bağımsız bir devlet olarak dünya sahnesindeki yerini almıştır.Bağımsız Kosova'nın amacı ilk olarak Birleşmiş Milletler tarafından tanınan 192 ülkenin 100'ü tarafından tanınmaktır. Kosova bugünlerde kendini kabul ettirme çabası içindedir. Bağımsızlığın üzerinden bir yıl geçmesine karşılık Kosova'yı tanıyan ülke sayısı 59'dur.Anahtar Kelimeler: Bağımsızlık, Kosova'nın Bağımsızlığı, Kosova Savaşı, Kosova Kurtuluş Ordusu UÇK, Pasif Direniş Politikası ve İbrahim RugovaMaster Thesis Askeri Darbeler ve Türk Dış Politikası(2011) Demiriz, Merve; Bal, İdrisDış politika, ülkelerin maddi ve manevi çıkarları doğrultusunda uzun dönemli ve genel olarak belirlenir. Dış politikada uygulanan ilkeler ülkelerin uluslar arası sistemdeki yeri ve öneminin odak noktasıdır. Askeri darbeler ise az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde daha sık olmak üzere yüzyıllardır tüm dünyada görülen ordunun siyasi iradeye el koyması ve yönetimi ele geçirmesidir. Askeri darbe seçimle iş başına gelen sivil iradeyi ortadan kaldırır, bu durum demokrasiye büyük zarar verir. Türk dış politikası da genel ve uzun dönemli ilkelere göre belirlenmiş, dış politika uygulamaları tarihin belirli dönemlerinde askeri darbelerle durma noktasına gelmiştir.Türk siyasi tarihi askeri darbeleri Osmanlı Devleti'nden kötü bir miras olarak almış, demokrasi ilk olarak 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi'yle sekteye uğratılmıştır. Bu darbenin gerekçesi, on yıl süresince yönetimi elinde bulunduran Demokrat Parti Hükümeti'nin otoriter yönetimine son verip, iç ve dış politikadaki yanlış uygulamalarını değiştirmektir. Cemal Gürsel önderliğindeki Milli Birlik Komitesi yönetimi ele almıştır. Demokrasi bu darbeden on bir yıl sonra demokrasi 12 Mart 1971 tarihinde Süleyman Demirel Hükümeti'ne verilen Muhtıra ile bir kez daha sekteye uğratılmıştır. Bu askeri müdahalede yönetim ordu tarafından tamamen ele alınmamış, mevcut sivil irade istifa zorlanmış ve ordu kendi isteği doğrultusunda bir hükümet kurdurmuştur. Türk demokrasi tarihine en büyük darbe ise 12 Eylül 1980 Askeri Müdahalesi olmuştur. Org. Kenan Evren yönetimindeki Milli Güvenlik Konseyi yönetime el koymuş, üç yıl süresince ülke yönetiminden sorumlu olmuştur. Ordu tarafından gerçekleştirilen üç müdahale de demokrasiye büyük zarar vermiştir. Askeri darbe yönetimleri oy kaygısı taşımadıkları, konuyu bilmedikleri ve gayri meşru iktidarları meşrulaştırma amacından dolayı dış politikada esnek ve statükoya aykırı kararlar almaktan kaçınmamış, alınan kararlarla Türk dış politikası durma noktasına gelmiştir.Master Thesis Orta Doğu'da İslamın Siyasallaşması ve Demokrasi(2010) Okur, Ayşe Işıl; Bal, İdrisCoğrafi konumu ve siyasi kimliği ile Orta Doğu, tarih boyunca savaşların, çatışmaların, dinlerin, petrolün ve zenginliğin merkezi olmuştur. Bölge, jeopolitik ve jeostratejik öneminden dolayı güçlü ülkelerin yayılmacı politikalarına hedef olmuştur.Dünyada yaşanan değişmeler ve gelişmeler, bölgeyi etkisi altına almıştır. Orta Doğu, tarih içerisinde demokratikleşme için bazı fırsatlar elde etmiştir. Ancak bölgede varlığını sürdüren otoriter rejimler, yaşanan sosyo-ekonomik sıkıntılar bu fırsatların değerlendirilememesine neden olmuştur.Bölge ülkeleri yaşadıkları sorunlardan çoğu zaman güçlü devletleri sorumlu tutmuştur. Orta Doğu'da belirledikleri amaçlara ulaşmak isteyen kesimler, dini, ideolojik bir faktör olarak göstermişlerdir. Yaşanan kargaşalar, işgal altındaki toplumların isyanları, hem bölgede hem de uluslararası arenada ses getirmiştir. Bölgede yaşanan gerginlikleri lehine çevirmek isteyen gruplar, zaman içerisinde dini politize etmeye başlamıştır. Dinin çıkarlara göre yorumlanması, bu olgunun radikalleşmesine zemin hazırlamıştır.
