21 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 21
Master Thesis Arap-İsrail uyuşmazlığında Filistin sorunu(2009) Gökçınar, Demet; Bal, İdrisFilistin'in bulunduğu bölge, jeopolitik, jeostratejik ve jeoekonomik açılardan değerlendirildiğinde, gerek bölge ülkeleri ve gerekse küresel güç odakları açısından oldukça önem arz eden bir bölgedir. Böyle olması hasebiyle de bu bölgede her zaman bir kaos ortamı mevcut olmuştur. Ancak bu sefer ki çok daha uzun süren ve sürecek olan Filistin Sorunu'dur ki bu çalışma tam da bu noktada bir çalışma olmuştur. Filistin Sorunu bölgesel değil, evrensel bir sorun ve sadece iki taraflı değil çok taraflı bir sorun olma özelliğinden dolayı neredeyse tüm dünyayı ilgilendiren bir sorun olmuştur.Bu coğrafyada yaşayan insanlar çok sıkıntılar çekmiş ve çekmeye devam etmektedirler. Yahudi diasporasının bir yurt kurma ihtiyacından hâsıl olan bir vatan toprağı için, evvelden beri istedikleri Filistin'in seçilmesi ile başlamış olan Filistin-İsrail Sorunu, bu yurtta yüzyıllardır yaşayan Filistinli Arapların, İsrail'in yayılmacı bir politika izlemesi sonucunda yurtlarını terk etmesine sebep olmuş ve buna benzer yeni sorunlar oluşmasıyla bir çığ gibi büyüyerek ve çeşitli şekillerde değişime uğrayarak günümüze kadar gelmiştir. Öyle sanıyorum ki bu sorun uzun yıllar boyunca da gündemdeki yerini korumaya devam edecektir.Bu çalışmada, Filistin-İsrail Sorunu'na Türkiye'nin bakışı ve her iki ülke ile olan siyasi, askeri ve ekonomik ilişkileri de incelenmeye çalışılmıştır. Ayrıca, bölgede güç sahibi devletlerin de ilişkileri ele alınarak, bu coğrafyadaki menfaatleri ve bölgedeki etnik grupların mücadeleleri ve bölgedeki etkilerine de yer verilmiştir.Bu çalışma, Filistin-İsrail Sorununa bir çözüm önerisi çalışması olarak değil, sorunun ortaya çıkışı ve gelişimi ile bölgedeki etkilerini inceleyen bir çalışma olmuştur. Temennim, İsrail'de iki ülke halkının beraberce barış içerisinde yaşamayı başardığı, ?Neve Şalom / Vaha es Selam Köyü'nün? yaşantısının tüm bölgeye örnek olması ve bu örneği tüm bölge halkının uygulamasıdır.Master Thesis 11 Eylül 2001 Terörist Saldırısı Neticesinde Abd'nin Güvenlik Algılamalarındaki Değişiklik(2007) Bektaş, Buket; Bal, İdrisBu çalışma'da 11 Eylül sonrası süreçte, ABD'nin benimsediği yeni güvenlikstratejileri ve uygulamaya koyduğu ?Önleyici Saldırı? doktrini, arka planı ve sonuçlarıele alınarak incelenmiştir. Bu çerçevede, ABD'nin mevcut politikalarının olumsuzyansımaları ve hatalı yönleri de ele alınmaktadır.Çalışma'nın ortaya koymaya çalıştığı temel görüş, 11 Eylül sonrasında,ABD'nin ulusal güvenlik kavramını, küresel bir güç olması sebebiyle,küreselleştirmesi ve bu çerçevede güvenlik sorununu yanlış algılayarak, yanlışpolitikaları uygulaması ve bunun sonucunda, içinden çıkılamayan bir güvenlikbunalımına ya da güvenlik sendromuna, gerek dünyayı; gerekse kendisini sürüklemişolmasıdır. Bu tespitler yapılırken, çalışma boyunca, öncelikle 11 Eylül öncesiAmerikan dış politikası, klasik temelleri ve uygulamalarıyla ortaya konulmaya veanlaşılmaya çalışılmıştır. Bu yapılırken, Amerikan dış politikasının geçen zaman vedeğişen uluslararası koşullar çerçevesinde ne şekilde dönüşüm gösterdiği tarihsel birperspektifle ifade edilmeye çalışılmıştır. Bunu takiben; 11 Eylül olaylarına sebebiyetveren küresel terörün temelleri ifade edilmeye çalışılarak, 11 Eylül olaylarına kadargelen süreç tahlil edilmeye çalışılmıştır. Bu arka plan bazında, ABD'nin 11 Eylülsonrası geliştirdiği yaklaşımlar ve uygulamaya koyduğu yasal düzenlemeler hakkındadetaylı bilgi sunularak, 11 Eylül sonrası Amerikan stratejisinin dayandığı noktalarirdelenmiştir.Çalışma'da 11 Eylül öncesi sürecin üzerine 11 Eylül sonrası yaklaşım vepolitika farklılıkları oturtularak, analitik bir yaklaşımla, ABD'nin, 11 Eylül sonrasındamuğlaklaşan ?güvenlik? kavramını, ne şekilde ?güvensizlik? kavramıyla özdeş halegetirdiği ifade edilerek; küreselleşen bir dünyada güvenliğin ve güvensizliğinküreselleşmesinin yarattığı olumsuz sonuçlar ve etkileri incelenmektedir.Anahtar Kelimeler: 11 Eylül, önleyici saldırı, küresel güvensizlik, güvenlikbunalımı, güvenlik sendromu,Master Thesis Avrupa Birliği'nin Hazar Bölgesi'ne Yönelik Enerji Politikası ve Türkiye'ye Etkileri(2010) Avcı, Müşerref; Bal, İdrisEnerji, petrolün keşfedildiğinden beri uluslararası ilişkileri farklı şekillerde etkilemiş, enerji kaynaklarını kontrol altına almak için yapılan savaşlar, güçlü devletler arasında enerji deposu olan bölgeler üzerindeki çekişmeler, dünya politikasının esasını oluşturmuştur. Günümüzde Sovyetler Birliği'nden ayrılan Hazar ülkelerinin enerji kaynakları üzerindeki mücadelenin dünyada bloklaşmaların sona erdiği bir dönemde de sürmesi, enerji ile ilgili gelişmelerin uluslararası ilişkiler açısından ne denli önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Özellikle kaynak çeşitlendirmek ve istikrarsız bölgelere bağımlılığını azaltmak için Hazar bölgesinin enerji kaynaklarına yönelen Avrupa Birliği de, enerji stratejilerinin önemli aktörlerinden biri olarak karşımıza çıkarak 20'nci yüzyılın ortalarından itibaren enerji politikalarının içinde yer almıştır.Sovyetler Birliği'nin dağılması ile birlikte yeni doğal gaz ve petrol rezervlerinin ortaya çıkması, Körfez Savaşı, Afganistan ve Irak Harekatları son yıllarda dünyada enerji politikalarına verilen önemi artırmıştır. Önümüzdeki dönemde de Hazar Havzası enerji kaynaklarının kontrol altına alınması konusunda uluslararası mücadeleler devam edecek, dünyanın yeniden şekillendirilmesinde esas faktör olacaktır. Hazar Havzasındaki mevcut kaynaklar dünyanın enerji ihtiyacının bir bölümünü karşılayabilecek düzeydedir. Bölge ile ilgili en önemli sorun, enerji kaynaklarının kontrolünden çok tüketim alanlarına nasıl ulaştırılacağıdır. Bu safhada coğrafi konumu ve sözü geçen ülkelerle olan tarihi ve kültürel bağları, Türkiye için önemli bir fırsat yaratmaktadır. Topraklarında yeterince petrol ve doğal gaz bulunmayan Türkiye, yakın bölgedeki kaynakların taşınmasında oynayacağı rol ile bu açığını büyük oranda kapatabilecek, jeopolitik ve jeoekonomik durumunu güçlendirebilecektir. Türkiye böylesine önemli olan stratejik özelliği ile AB enerji politikalarına dahil olabilecek ve belki de ileride bu avantajını kullanarak AB'ye üye olabilecektir.Master Thesis ABD, AB, Rusya ve Türkiye ekseninde Kosova'nın bağımsızlık süreci(2009) İlkdoğan, Gül; Bal, İdrisKosova yıllar boyunca Arnavutlar ve Sırplar arasında sorun olmuştur. Sırplar Kosova'nın Ortodoks ve Slav kültürünün vazgeçilmez bir parçası olduğunu savunmuşlar ve Kosova'yı kendi anayurtları olarak görmüşlerdir. Büyük Sırbistan'ı kurmak için de Kosova'da çoğunluğu oluşturan Arnavutlara baskı ve şiddet uygulamaktan kaçınmamışlardır. Arnavutlar ise gördükleri baskıya rağmen bağımsız olma fikrinden vazgeçmemişlerdir. Arnavutların Bağımsızlık talepleri Miloseviç tarafından insan hakları ihlalleri yapılarak bastırılmıştır. Kosovalı Arnavutların daha fazla baskı görmesini istemeyen ABD ve Batı ülkeleri 1999 yılında NATO birlikleri tarafından Sırbistan'a hava harekâtı yapılması kararını verdiler. Daha sonra 1244 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı ile Kosova'da özerk bir yönetim kurulması kararı verildi.Birleşmiş Milletler Geçici Yönetim Misyonu UNMIK, Kosova'da yönetimi devraldığında amacı bir ülkenin sahip olması gereken kurumları oluşturmaktı. UNMIK yönetiminden hoşnut kalmayan Kosovalı Arnavutlar statülerinin bir an önce belirlenmesini istiyorlardı. Kosova'nın amacı bağımsız olmaktı Kosova bağımsızlık talebinden vazgeçmeyerek ve Sırpların ve Rusya'nın bütün engellemelerine rağmen, AB ve ABD'nin desteğini alarak 17 Şubat 2008 Pazar günü bağımsız bir devlet olarak dünya sahnesindeki yerini almıştır.Bağımsız Kosova'nın amacı ilk olarak Birleşmiş Milletler tarafından tanınan 192 ülkenin 100'ü tarafından tanınmaktır. Kosova bugünlerde kendini kabul ettirme çabası içindedir. Bağımsızlığın üzerinden bir yıl geçmesine karşılık Kosova'yı tanıyan ülke sayısı 59'dur.Anahtar Kelimeler: Bağımsızlık, Kosova'nın Bağımsızlığı, Kosova Savaşı, Kosova Kurtuluş Ordusu UÇK, Pasif Direniş Politikası ve İbrahim RugovaMaster Thesis Savaşın Dönüşümünde Teknolojik Gelişmelerin Etkisi(2007) Uşaklı, Ali Bülent; Bal, İdrisDevletlerin dış politika aracı olarak tercih ettikleri savaş, genel anlamda, bir devletin diğerine iradesini kabule zorlamak maksadıyla kuvvet uygulamasıdır. İnsanlık tarihi kadar eski olan savaş ya da silahlı çatışma kavramı, tarihsel süreçte dönüşerek günümüzde önceki yüzyıllara göre farklı bir şekil almıştır. Savaşı dönüştüren en önemli faktör teknolojik gelişmelerdir. Bu çalışmada teknolojik gelişmelerin savaşı nasıl dönüştürdüğü, savaş ve barış felsefeleri ele alınarak ve Türkiye'ye yönelik değerlendirmeler de dahil edilerek incelenmiştir. Politikanın başka araçlarla devamı ve büyük bir düello olarak nitelendirilen savaş; nedenler, aktörler, hukuku ve kapsamı bakımından değişmiştir. Genellikle piyade ağırlıklı olarak yürütülen Birinci Dünya Savaşı öncesi dönem; ?birinci nesil?, ateşin ve ateş destek araçlarının yoğun olarak kullanıldığı Birinci Dünya Savaşı; ?ikinci nesil?, hızın ateş gücüne göre öne çıktığı İkinci Dünya Savaşı; ?üçüncü nesil? ve gerilla harekatı ya da ayaklanmaya karşı gelişmiş, düşmanı askerî değil siyasi olarak ve yalnızca savaş alanında değil yıllarca süren düşük yoğunluklu bir çatışmayla yenmeyi hedefleyen ve günümüzde de yaşanan dönem ise ?dördüncü nesil? savaş olarak isimlendirilmektedir. Bu nesillerin niteliklerini belirleyen en önemli etken olan silah teknolojilerindeki gelişmeler, savaşların taktik ve stratejik olarak planlarını, icrasını ve sonuçlarını etkilemiştir. Barutun, tüfeğin, tankın, hava gücünün, kitle imha silahlarının ve uzayın kullanılması; savaşlarda dönüşüme ve paradigma kaymasına neden olmuştur. Günümüzde savaşlar cephe savaşı değildir. Gelecekte de sayıca fazla olmayan birliklerce düşmanın silahlı kuvvetlerini tamamen yok etme amacı gütmeyen asimetrik savaşlar söz konusudur. Yüksek teknoloji sayesinde haber alma, ateş ve yüksek isabet oranı imkanlarına rağmen, savaşların süresi kısalmamıştır. Gelecekte ülkelerin karşılıklı bütün kaynaklarını seferber ettiği savaşlar yerine; yüksek teknoloji ürünü silah sistemleriyle donanmış küçük grupların silahlı mücadelesi şeklinde, kısa süreli taktik başarılara dayalı ve daha çok silahlı örgütlerin taraf haline geldiği, uzun süreli silahlı mücadelelerin yaşanacağı değerlendirilmektedir.Master Thesis Türk-yunan İlişkilerinde Temel Sorunlar ve 1999 Sonrası Yumuşama Dönemi(2007) Ünay, Bora; Bal, İdrisÖZETEge Denizi'nin karşılıklı kıyılarını paylaşan Türkiye ile Yunanistan arasındapek çok sorundan bahsetmek mümkündür. ki ülke arasındaki başlıca gerginliknoktaları; Kıbrıs, Ege Denizi kaynaklı meseleler ve karşılıklı Azınlıklara yönelikuygulamalardır. Öte yandan Yunanistan'ın, Türkiye aleyhine faaliyet gösteren terörörgütlerine verdiği destek, etkin güce sahip lobilerinin Türkiye aleyhtarı girişimleri,Türkiye'ye yönelik kurmaya çalıştığı ittifaklar ve ikili meseleleri Avrupa Birliğiplatformuna taşıma amacı, her ne kadar Atina tarafından kabul edilmese de Türkiyeaçısından, iki ülke münasebetlerindeki diğer sorunları oluşturmaktadır.Türkiye ile Yunanistan arasında mevcut ortak tarih, bu sorunların çözümünüsadece güçleştirmekle kalmamakta, başlı başına bir mesele olarak iki ülkeilişkilerinde yerini bulmaktadır.Ancak, tüm bu sorunlara rağmen, iki ülke arasında 1930'lu yıllar ve1950'lerin ilk yarısında olduğu gibi zaman zaman yumuşama dönemleri deyaşanmıştır. 1999 yılının ikinci yarısında, iki ülke Dışişleri Bakanları smail Cem veGeorgios Papandreou'nun başlattığı ve depremlerin ivme kazandırdığı yumuşamadönemi, ülke yetkililerinin sıklıkla bir araya geldiği, krizler temelinde söylemlerindüşük tonlarda cereyan ettiği bir süreç olmuş, iki halkı birbirine yaklaştırarak, ülkelerarasındaki ekonomik ve ticari işbirliğini arttırmıştır. Bu dönemde, iki ülke açısındanikinci derecede öneme sahip konularda yapılan anlaşmalar, yüksek politika nitelikli,güvenlik ve ulusal çıkar konularını kapsayan Kıbrıs ve Ege gibi temel meselelereyansımamış, bu çerçevede yumuşama yakınlaşmaya dönüşmemiştir.1999 yılının ikinci yarısında başlayan Türk-Yunan yumuşamasının henüz birsonuca varmadığını söylemek mümkündür. Kuşkusuz, ilişkilerin devamını vederinliğini, bundan sonra tarafların izleyeceği politikalar belirleyecektir. AncakAnkara'nın Avrupa Birliği adaylığı ve bunun gereklilikleri karşısındaki son günlerdedile getirilen Yunan söylemleri, ilişkilerin yakın gelecekte tekrar gerginlik ortamınadönebileceğinin ilk sinyalleridir.iiMaster Thesis Avrupa Birliği Süreci ve Avrupa Türklerinin Türk-ab İlişkilerine Etkileri(2006) Kocabıyık, Hüseyin; Bal, İdrisMaster Thesis Avrupa Birliği Kültür Politikaları ve Türkiye'ye Etkileri(2011) Öztürk, Günay; Bal, İdrisKüreselleşen dünyada bugün için en önemli uluslararası bir entegrasyon olan AB tüm kurum ve kuruluşlarıyla bir birleşik devletler Topluluğu olma yolundadır. Entegrasyon içinde kültürde önemli bir yer tutmaktadır.Bu çalışma; AB'nin tarihsel gelişim sürecinde kültür politikalarının incelenerek gelinen noktanın ve Türkiye'ye etkilerinin tespit edilmesini amaçlamaktadır.Birinci bölümünde Kültür Kavramı, Kürelleşme ve kültür üzerinde durulmuştur. İkinci bölümünde AB'nin tarihsel gelişim süreci, AB kurumları incelenmiştir. AB'nin genel durumu saptanmaya çalışılmıştır.Tezin ana konusunu oluşturan üçüncü bölümde AB kültür politikaları tarihsel gelişim süreci içinde incelenmiş, kültür programları üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümde ise Türkiye'de tarihsel süreç içinde kültür politikaları genel olarak ele alınmış ve AB Türkiye ilişkilerinin gelişimi ve AB kültür politikalarının aday ülke Türkiye'ye etkileri incelenmiştir.Tezde sonuç olarak, çeşitlilik içinde birlik düşüncesi ile AB'de kültür bağlamında bugün gelinen durum saptanmaya çalışılmıştır.Master Thesis Amerikan Gücünün Geleceği(2007) Silinir, Murat; Bal, İdrisAmerikan gücünün yirminci yüzyıla damgasını vurmuş olması herkesçe kabuledilen bir realitedir. Bu güç kendiliğinden ortaya çıkmamıştır. Bu, tarihsel birsürecin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bağımsızlık sonrasında dünya politikarenasında yalnızcılığı tercih etmiş olan ABD, Birinci Dünya Savaşından sonrabaşlayarak, özellikle kinci Dünya Savaşı'ndan sonra küresel bir güç olarakortaya çıkmıştır. ki kutuplu süreçte, gücünü Sovyetler Birliği'ne karşı?Çevreleme? politikası ile korumayı ve sürdürmeyi denemiş olan ABD, SoğukSavaş sonrasında yeni bir sürece adım atmıştır. Bu yeni süreçte güçparametreleri değişmiştir. Bilgi önemli bir güç unsuru haline dönüşmüştür. Buyeni süreçte ABD, kendi gücünü korumak ve olası güç yükselişlerini durdurmakiçin çeşitli stratejiler yürütmeye çalışmıştır. Medeniyetler Çatışması Paradigmasıve Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi bu çerçevededeğerlendirilebilecek teorik ve pratik anlamlara sahiptir. Bugün, ABD gücününnasıl yönetileceği önemli sorun olarak gözükmektedir. Bu gücün yanlışkullanımı telafisi mümkün olmayan sonuçlara neden olabilmektedir. Bu nedenlebu gücün, küresel istikrarın sağlanması için yeniden programlanmasıgerekmektedir.Master Thesis Avrupa Birliği Yapısal Fonlarının Türkiye'de Kullanımı; Kardelen Tıbbi Atık Yönetim Sistemi Projesi(2008) Türkmen, Nurten; Bal, İdrisBu çalışmada, Avrupa Birliği, Birliğin yapısal fon ve mali yardımları ve Türkiye'nin AB ile ilişkileri kısaca anlatılmış olup, Türkiye'nin günümüzdeki adaylık statüsünde iken ve gelecekteki olası üyelik durumunda AB yapısal fon ve mali yardım araçlarından etkin bir şekilde yararlanmasının, Türkiye açısından öneminin vurgulanması amaçlanarak, Türkiye'de Çorum İlinde AB hibe yardımları ile gerçekleştirilmiş örnek bir proje olan ?Kardelen Tıbbi Atık Yönetim Sistemi Projesi? anlatılmıştır. Böylece, Türkiye'ye adaylığı ve olası üyeliği durumunda, Birlik tarafından sağlanan mali yardımların Türkiye tarafından en yüksek seviyede kullanılmasının önemine dikkat çekmek amaçlanmıştır.Çalışma hazırlanırken, ilk önce Avrupa Birliği, Avrupa Birliği ve Türkiye İlişkileri, yapısal fonlar içerikli kaynaklar taranmış, Avrupa Birliği resmi kaynaklarından ve Avrupa Birliği ile ilgili kuruluşların- Merkezi Finans ve İhale Birimi, Devlet Planlama Teşkilatı, Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği, İktisadi Kalkınma Vakfı, Yeşilırmak Havzası Kalkınma Birliği Başkanlığı-yayınlarından ve internet bilgilerinden yararlanılmış, ilgili dergi, kitap, makale, tez, gazete ve yönetmeliklerin incelenmesi sonucu elde edilen bilgiler bir araya getirilmiştir. Çorum Devlet Hastanesi çalışanları bir anket çalışmasına alınmış, buradan elde edilen veriler ile ?Kardelen Tıbbi Atık Yönetim Sistemi Projesi? nden elde edilen veriler çalışma içinde kullanılmıştır.Çalışmada, Avrupa Birliği Yapısal Fonlarının amaçları ve kullanım yerleri anlatılmıştır. Bu fonların kullanımının Avrupa Birliğinin amaçlarına varma yolundaki önemi vurgulanmıştır. Türkiye'de Avrupa Birliği Hibe yardımları ile gerçekleştirilen bir proje ile Türkiye'nin ilk tıbbi atık bertaraf tesisinin kurulması örneğine dikkat çekilerek, Türkiye'nin bu mali yardımları kullanmasının önemi üzerinde durulmuştur.Bu tezde ortaya konmaya çalışılan temel argüman, Türkiye'nin Birliğe üyeliği durumunda bu yapısal fon ve mali araçlardan çok büyük bir oranda yararlanma şansı elde edeceği ve bunu iyi değerlendirdiği sürece de ülkenin kalkınma ve gelişme düzeyine büyük bir etki yapacağıdır.
- «
- 1 (current)
- 2
- 3
- »
