3 results
Search Results
Now showing 1 - 3 of 3
Article A Cultural Apocalypse: Apocalyptic Impacts of Imperialism in E. M. Forster’s A Passage To India(2022) Özçelik, KayaFirst emerged as a religious term to designate the end of the world, the idea of apocalypse has evolved into manifold connotations that is associated with any cataclysmic event(s) and case(s) that end(s) up with the complete destruction of the present state with a new beginning. Although it is more often affiliated with the destruction(s) caused by climate crisis and advancements in science and technology, the destruction of a culture through cultural clash(es) between two opposing cultures, namely the East and West, and the results out of these that dehumanise the representatives of the weaker side/East can also be included in the analysis of apocalypse in a broader sense in the context of culture. It is within this focus of interest that E. M. Forster’s masterpiece A Passage to India (1924) has been evaluated as an example for the cultural apocalypse throughout the research, as a result of which the Indians - even their country - is plunged into total apocalypse and become subservient and considered nothing rather than a swine. Controlled under a civil station and isolated from the luxury and comfort the British are free to relish, Indians are drawn as character who are bereft of any freedom and respect from the British in their own land. Thus, the economic and political causes behind the ideology of imperialism that is also intertwined with capitalism in India have been considered as major consequences of the cultural clash that arise as a cultural apocalypse in the lives of native Indians.Master Thesis Totalitarizmin William Golding'in Sineklerin Tanrısı, George Orwell'in Hayvan Çiftliği ve Bin Dokuz Yüz Seksen Dört Romanlarına Yansıyan Etkileri(2015) Özçelik, Kaya; Aras, GökşenBu çalışma, William Golding'in Sineklerin Tanrısı (1953), George Orwell'in Hayvan Çiftliği (1945) ve Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (1949) romanlarını ele alarak, totalitarizmin gelişimini ve bireyi insani değerlerinden uzaklaştırma ve toplumda huzursuzluğa yol açma gibi toplumun birliğini bozan zarar verici etkilerini üç temel safhada incelemeyi amaçlamaktadır. Yirminci Yüzyılda var olan Totalitarizm ile Faşizm 1922-1975 dönemine sığdırılabilir. Bu dönem Mussolini ile başlar, Hitler ve Stalin ile devam eder, ve en son Franco'nun ölümüyle sonlanır. Bu diktatörlerden Mussolini, Hitler ve Franco hem faşist hem de totaliter olarak kabul edilirken, Stalin ise sadece totaliter lider olarak kabul edilmektedir. Bu diktatörler Totalitarizmi halkın üzerinde benzer ideallerini ve güçlerini kullanarak, fikir aşılama ve manipülasyon yöntemleriyle korku ve terör yayarak kendi menfaatlerine yönelik mutlak ve merkezi bir kontrol sağlayan, yıkımdan başka hiçbir şeye yaramayan ya da ideallerin kaybolmasına neden olan bir yönetim şekli olarak tanıttılar. Bu dönemde, bireyler her yönüyle ifade ve düşünce özgürlüklerinden mahrum bırakılarak insanı değerlerinden uzaklaştırılmış ve 'halk için devlet' olan kavram, kendi menfaatlerine hizmet eden yasaklar koymak ya da baskı kurmak için 'devlet için halk' kavramı olarak değiştirilmiştir. Bu dönemde, huzur vaat eden idealler, yönetimi ele geçirmek için suistimal edilmiş, totaliter yönetimi güvence altına almak için terör ve korku ortamı yaratılmış, milyonlarca kişinin ölümüne sebep olunmuştur. Bu romanlarda, William Golding ve George Orwell Yirminci Yüzyıl totalitarizmine dayanarak Totalitarizmin nasıl kurulduğunu, korku, manipülasyon ve terörle nasıl devam ettirildiğini sert bir dille eleştirmişlerdir. Bu çalışma, bir giriş, beş ana bölüm ve bir de sonuç bölümünden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, eleştirmenlerin görüşleri ışığında Totalitarizmin yirminci yüzyıl İngiliz romanındaki yeri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler:Totaliter karşıtı edebiyat, Totalitarizm, Faşizm, Distopya, KapitalismArticle Öksüzlüğümüz Adlı Romana Yeni Tarihselci Bir Yaklaşım: Hafızanın Gerçekliğe Karşı Temsili(2021) Özçelik, Kaya1980'lerde çağdaş bir edebi yaklaşım biçimi olarak ortaya çıkan Yeni Tarihselcilik kuramı bir metni sadece tarihi bağlamda değil, aynı zamanda sosyo-kültürel bağlamı da göz önüne alıp bir metni analiz eder. Bu sebeple, Yeni Tarihselcilik, metin ile metnin yazıldığı dönem arasındaki bağlantıları ortaya çıkarmayı amaçlayan bir yaklaşım olarak varlığını korumaktadır, böylece bir metinde gizlenmiş olan o döneme ait sosyo-kültürel gerçekleri ortaya çıkarmayı amaçlar. Bunun dışında, Yeni Tarihselcilik bir metnin farklı açılardan incelenmesi için zemin hazırlar. Bunlardan biri, tarihin nasıl yansıtıldığına meydan okuyarak karşılaştırma ve/veya karşıtlık yoluyla tarihin nasıl özel/kişisel tarihler olarak yansıtıldığını yorumlamasıdır. Tek bir bakış açısıyla yorumlanan tek bir tarihin değil, farklı bakış açılarıyla birçok tarihin olduğunu vurgulayarak, Yeni Tarihselcilik, anlatıcıdan yola çıkarak tarihin güvenilmezliğine dikkat çeker. Çağdaş bir yazar olarak Kazuo Ishiguro, romanlarında anılarından beslenen bir anlatıcının güvenilmezliğini ortaya çıkarmaya odaklanan bir yazar olarak kendisini götermektedir. Tüm bunları göz önünde bulundurarak, bu makale öznel ve güvenilmez tarih anlayışının geleneksel tarihle nasıl iç içe geçtiğini ortaya sermek için Kazuo Ishiguro'nun Öksüzlüğümüz (2000) adlı eserini incelemeyi amaçlamaktadır. Böylece, bir geleneksel tarihin zaman ve hafızaya dayalı olarak bir deneyimciden diğerine nasıl farklılaştığını ve tarihin geleneksel tarihte olduğundan tamamen farklı bir kişisel tarihe nasıl tarihselleştirildiğini göstermeyi amaçlamaktadır.

