Search Results

Now showing 1 - 10 of 17
  • Article
    GÖNÜLDEN PAYLAŞIMLA BARIŞ
    (İz Dergisi, 2013) Selçuk, Fatma Ülkü
    Barış içinde yaşam, insanın güvenlik, denge, istikrar, uyum, huzur gibi ihtiyaçlarını karşılayabilmesi açısından önemlidir. Son birkaç yüzyıl, dünya barışının nasıl sağlanacağı konusunda farklı görüşlere sahne olmuştur. Liberaller serbest ticaretin ve uluslararası örgütlerin önemine vurgu yaparlarken, sosyalistler üretim ve paylaşım ilişkilerinin nasıl düzenlenmesi gerektiğine odaklanmışlardır. Çevre konusundaki farkındalığın artması ise insanın dünyada yalnız olmadığını hatırlatmış, sürdürülebilir bir yaşamın olanakları daha fazla araştırılır olmuştur. Barışla bağlantılı akademik çabalar, dünya savaşlarının, bölgesel, ülkeler arası ve ülke içi çatışmaların patlak verdiği bir ortama rağmen devam etmiştir. Bu metin de silahlar yerine insanların konuştuğu, anlaştığı bir dünya için gönülden iletişimin ve paylaşımın önemine dikkat çekmek üzere 2011 yılında ‘Mekan ve Kültür’ Sempozyumunda sunmuş olduğum basılmamış tebliğimin bazı bölümlerini içermektedir.
  • Article
    Y Kuşağı Da Neyin Nesi?
    (Bilim ve Teknoloji, 2013) Ülker, Halil İbrahim
    Fukuyama 20. yüzyılın sonunda, tarihin bittiğini ilan edince, tüm kavram, kurum ve kurallar yeniden gözden geçirildi. Artık bir post dünya yaşanıyordu. Post-modernizim, post fordizm, post-sosyalizm, post-liberalizm, post-sanayileşme, post-vd. bu akımlar, yaşamın farklı cephelerinin değiştiğini artık insanla doğanın yeni hesaplaşmalar içine girdiğini anlatmaya çalışıyorlardı. Bir gerçek vardı o da tarihin hızlanmasıydı. İletişim teknolojisi, ulaşım tarzı, devlet yönetimi, tüketim kalıpları, meslekler herşey değişiyordu. Küreselleşme taraftarları, hep olacak iyi şeylerden bahsettiler. Gerçekten Alvin Toffler’in işaret ettiği gibi insanlık, feodaliteden sonra sanayileşme aşamasını da tamamlıyor ve enformasyon çağına geçiyordu. Ekonominin, teknolojinin, ulaşımın değiştiği doğruydu. Ama kimse bu değişiklikler karşısında Ademoğlu’nun ne olduğunu konuşmuyordu.
  • Article
    Atatürk Orman Çiftliği Nasıl Kurtulur?
    (İz Dergisi, 2015) Şahin, Savaş Zafer
    Geçtiğimiz aylarda, TMMOB’a (Türk Mühendis ve Mimarlar Odası Birliği) bağlı meslek odalarının açtığı önemli bir davada mahkemelerin aldığı kararlar siyasi bir tartışmanın odağına oturdu. Yeni başbakanlık binasının yapımı için Atatürk Orman Çiftliğinin sit derecesinin birinci dereceden üçüncü dereceye düşürülmesine ilişkin Koruma Bölge Kurulu kararı ve ilgili plan kararları iptal edilmişti. Medya bu gelişmeyi “AOÇ kurtuldu” başlığıyla vermeyi tercih etti. Yazılanlara göre yeni Başbakanlık binasının yıkılması gerekiyordu. Peki gerçekten de AOÇ kurtuldu mu? Ya da bir idare mahkemesi yürütmenin başına ev sahipliği yapacak bir yapıyı yıkarak AOÇ’yi kurtarma kudretine sahip mi?
  • Article
    Demokrasi ve İnsan Doğası
    (Bilim ve Teknoloji, 2014) Selçuk, Fatma Ülkü
    Tarihin farklı dönemlerinde oy verme ve yönetme konusunda yetki sınırlaması olmuştur. Bu sınırlama, sınıfsal farklılıklardan kaynaklanabileceği gibi, cinsiyet farklılığından veya etnik farklılıklardan da kaynaklanabilmiştir. Ayrıca, akıl sahibi olma, siyasetle uğraşacak yeterli boş zamanı olma, temel eğitim almış olma gibi ölçütlerin de gündeme getirildiği görülmüştür. Günümüzde ayrıntılarda farklılıklar görülse de (örneğin hükümlülüğe, askerliğe dair düzenlemeler kısıtlamalar getirebilmektedir) pek çok ülkede reşit, kendi kararını verebilecek ehliyete sahip yurttaşlar, seçme hakkına sahiptir. Bu yazıda, seçme, oy verme, seçilme ve yönetme haklarına dair ehliyet konusu, kişilik bozuklukları çerçevesinde tartışılacaktır. Zira günümüzde, kişilik bozuklukları, akıl hastalığı statüsünde sayılmayıp bu bozukluklardan muzdarip olanlar genelde cezai ehliyeti haiz bireyler olarak değerlendirilir. Halbuki, yönetim konumlarında bulunan insanlar, başkalarının kaderini etkileyecek kararlar vermektedir. Bu kararlar, yaşamsal öneme de sahip olabilmektedir.
  • Thesis
    Gelişen Havacılık Sektörü ve Siyaset İle İlişkisi
    (2021) Şahin, Emre
    Havacılık ve siyaset kavramları arasındaki ilişkiyi Hava Hakimiyet Teorisi özelinde değerlendirilmesini amaçlayan bu çalışma ile literatüre katkı sağlamak ve farklı bir bakış açısı ile değerlendirmek amaçlanmıştır. Bu gaye için, konuyla özleşen yabancı ve yerli kaynaklar metin ve söylem analizinden geçirilmiş, uluslararası raporlar taranmış ve tarihsel karşılaştırmalı yöntem kullanılarak geçmişte yaşanan olaylar ışığında bugünü ve yarını etkileyen ve etkileyeceği düşünülen, ülkelerin politikalarına yön veren olaylar incelenmiştir. Ulaşılan bilgiler ışığında; gelişen teknoloji ile beraber, havacılık ile iç siyaset ve uluslararası siyaset arasındaki ilişki, daha geniş ve kapsamlı bir değerlendirmeye gereksinim göstermektedir. Hava hakimiyet teorisinin ortaya çıkmasından bugüne kadar yaşanan gelişmeler ile beraber, teorinin tekrar ele alınarak güncel bir yaklaşımla ortaya konması gerektiği düşünülmüştür. Havacılık sektörünün gelişmesi ile beraber ülkelerin küresel anlamda siyaset, ekonomi ve savunma gibi alanlarda çok boyutlu bir değişimi öngördüğü düşünülmektedir. Ayrıca bir ülkenin hava gücü, milli güvenlik politikalarınca başka ülkeler ile ilişkilerinde söz sahibi olma ve toprak bütünlüğünün korunması amacıyla büyük önem arz etmektedir. Bu açıdan havacılık ve savunma arasında, ülkelerin politikalarında büyük değişimlerin meydana geldiği bilinmektedir. Özellikle son yıllarda gelişen havacılık teknolojileri ile beraber İHA ve SİHA gibi havacılık ürünlerinin popülaritesinin arttığı ve bu sistemlerde öncü konuma yerleşmek isteyen ülkelerin birbirlerine engel olma niteliğiyle sıkça ambargo ve yaptırımlar uyguladığı görülmektedir. Bununla beraber bu sistemlerde başarılı gelişim sağlayan ülkelerin istihdam oranlarında artış meydana gelmekte, üretilen yüksek teknoloji havacılık ürünlerinin temini ve rehberliği amacıyla diğer dünya devletlerinden talepler alınmakta, alt sistemlerin gelişiminde payı olan sektörlere ekonomik olarak katkı sağlanmaktadır. Aynı zamanda terörizm ile mücadelede üstün başarılar elde edilmekte, elde edilen stratejik başarılar neticesinde yeni politik ilişkiler kurmaya yardımcı olurken savunma sanayide dışa olan bağımlılık azaltmakta ve dış siyasette sözü geçer niteliğe ulaşmada katkı sağladığı görülmektedir.
  • Article
    TÜRKİYE’NİN DEMOGRAFİK DÖNÜŞÜMÜ VE EKONOMİK YANSIMALARI – II
    (Bilim ve Teknoloji, 2013) Can, Neslihan; Özer, Merve
    Türkiye’nin demografik fırsat penceresi döneminin 2000’li yılların başında başladığı ve yaklaşık olarak 2040 yılında kapanacağı tahmin edilmektedir. Dizinin bir önceki bölümünde belirtildiği gibi bu dönem demografik yapının ekonomik büyüme lehine sunduğu bir fırsat dönemidir, fakat bu dönemde yüksek ekonomik büyüme rakamlarına ulaşılacağının garantisi yoktur. Bu sürecin değerlendirilebilmesi için doğru politika ortamının yaratılması ve demografik yapının ekonomik büyümeye katkı sağlayabileceği olası kanalların doğru yönlendirilmesi gerekmektedir.
  • Article
    SORUNLAR VE DOĞRU TEŞHİSLER
    (Herkese Bilim Teknoloji, 2017) Ülker, Halil İbrahim
    Herbert Spencer (1820-1903), uzviyetçi teori olarak anılan sosyolojik analizinde; toplumları biyolojik/canlı yapılara benzeterek açıklamıştı. Toplumdaki bireylerin kurumların- ve toplumun kendisinin, canlı vücuttaki karşılığı hücre-doku ve gövde benzetmesini yapmıştı. Ayrıca toplumların çevreyle ilişkisini, uyumunu, dengesini, yaşama ve ölümünü de; canlılarınkine benzetmişti. Toplumların, basitten karmaşığa doğru bir gelişim çizgisi izlediklerinin sonraları Von Bertalanffy (1971) canlılarda, Katz ve Kahn (1978) örgütlerde ‟Açık Sistem Teorisiyle” benzeri şekilde açıklamışlardı. Sistemin çevreyle ve alt sistemleriyle karşılıklı etkileşimlerini anlattılar uzun uzun. Kısaca toplumda herşey birbiriyle ilişkiliydi. Bir tek sorun için tüm toplum irdelenmeliydi.
  • Article
    Bu Yök Yasası Neden Değişmez? Bilen Var Mı?
    (İz Dergisi, 2015) Ülker, Halil İbrahim
    Bu yazımızda 1980 sonrası (Küreselleşme Sonrası da diyebiliriz.) Gerçekleştirilen eğitim reform çabalarından söz ederek, benzer iki ülkenin kısa bir karşılaştırılması yapılacaktır. Türkiye Tanzimat’dan beri kamu yönetimi ve kamu hukuku açısından Fransa’yı hep yakından izlemiştir. Üniter ve merkeziyetçi bir kamu yönetimi benzeşmesinden hareketle, bu kısa karşılaştırma için Fransa ve Türkiye seçilmiştir. İki ülkenin 1980 sonrası eğitim reform süreçlerini harfiyen izlemek ve karşılaştırma yapmak bu makalenin sınırlarını çok aşar. Bu nedenle Fransa eğitim reform çalışmalarına örnek olacak, iki reform adımı seçilmiş. (İki çalışma metni Fransızcadan çevrilmiş ve bu çalışmalar Türkiye’deki uygulamalar ile karşılaştırılmıştır.
  • Article
    TÜRKİYE’NİN DEMOGRAFİK DÖNÜŞÜMÜ VE EKONOMİK YANSILAMALARI – I
    (Bilim ve Teknoloji, 2013) Can, Neslihan; Özer, Merve
    Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk olarak 2008 yılında yaptığı “3 çocuk” açıklaması ve bu açıklamayı takip eden politika paketlerinin hazırlıkları ülkemizin nüfus yapısı ve yaratacağı ekonomik etkilerle ilgili tartışmaları ülke gündemine taşımıştır. Başbakan Erdoğan’ın yaşlı bir nüfus yapısına sahip olmanın getireceği ekonomik olumsuzlukları vurgulayarak yaptığı açıklamalara rağmen son dönemlerde nüfus artış hızı düşmeye devam etmektedir. Nüfus artış hızındaki düşüşün arkasında yatan nedenleri ve nüfus yapısındaki değişimin ekonomik getirilerini akademik yazın ışığında inceleyecek olan bu yazı dizisiyle ülkemiz genelinde yapılan bu tartışmalara katkı sunmayı amaçlamaktayız.
  • Article
    Nedir Bu Türk İnsanının Politika Merakı
    (Bilim ve Teknoloji, 2015) Ülker, Halil İbrahim; Ülker, Halil İbrahim; Ülker, Halil İbrahim; Department of Public Administration and Political Science; Department of Public Administration and Political Science
    Günümüzde toplumumuz aşırı politize olmuştur. Türkiye’de politikanın kalite ve yoğunluğu azalmış, yönü şaşmış, verimi düşmüş, topluma zarar verir hale gelmiştir. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana hemen tüm alanlarda nitel ve nicel gelişmeler olduğu halde; politikanın düzeyi bir türlü gelişememektedir. Maalesef Türkiye’de bugün politika niteliksiz, verimsiz, pahalı, yararsız ve kuralsız hale gelmiştir; gittikçe de irtifa kaybetmektedir.