17 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 17
Article Açık Sigortacılık ve Ab Hukukundaki Gelişmeler Işığında Türk Mevzuatı Açısından Bir Değerlendirme(2025) Hızır, SerdarAçık sigortacılık, dijitalleşmenin ve veri paylaşımının giderek önem kazandığı sigortacılık sektöründe, müşteri verilerinin üçüncü taraflarla güvenli ve şeffaf şekilde paylaşılmasına dayalı yeni nesil bir iş modelidir. Bu model, uygulama programlama arayüzleri (API’lar) sayesinde farklı taraflar arasında veri alışverişini mümkün kılarak, kişiselleştirilmiş sigorta ürünlerinin geliştirilmesine ve sektörde rekabetin artmasına katkı sağlamaktadır. Ancak modelin uygulanması, özellikle kişisel verilerin korunması, veri güvenliği, sözleşmesel sorumluluk ve denetim mekanizmaları açısından önemli hukuki sorunları da beraberinde getirmektedir. Bu çalışmada, öncelikle açık sigortacılığın tanımı, yapısal unsurları, paydaşlara sağladığı faydalar ve taşıdığı riskler ele alınmaktadır. Ek olarak, modelin açık bankacılık ile ilişkisine ve benzerlik ve farklı yönlerine de değinilmektedir. Ayrıca konuya ilişkin olarak Avrupa Birliği hukukundaki düzenlemelerdeki gelişmeler ve açık sigortacılığın Türkiye’de yürürlükte olan mevzuata uygunluğu incelenmektedir. Sonuç olarak çalışmada, açık sigortacılık modelinin Türk hukuk sistemine dâhil edilebilmesi için yasal reformlara ihtiyaç olduğuna dikkat çekilmektedir.Article AB Hukukunda Temel Hakların Geçerlilik Dayanağı(2025) Arsava, Ayse FusunAB Temel Haklar Şartı’nın Lizbon anlaşmasının bir parçası olarak yürürlüğe girmesinden itibaren AB’de temel hak koruması pozitif hukuk teşkil eden AB Temel Haklar Şartı’na istinat etmektedir. Ancak ABAD içtihatları temel hakların AB Hukukunda genel hukuk prensibi olarak geçerliliği tartışmasının henüz tam olarak sonlanmadığını ortaya koymaktadır. ABAD kararlarında AB Temel Haklar Şartı’nın yürürlüğe girmesi ile beraber temel hak koruması her ne kadar ilk sırada AB Temel Haklar Şartı’na istinat ettiriliyorsa da, kimi ABAD kararlarında halâ subsidier nitelikli (ikame edilebilir) genel hukuk prensibine istinat edildiği görülmektedir. Makalede öncelikle temel hakların AB Hukukunda genel hukuk prensibi olarak geçerliliği ve AB Temel Haklar Şartı’nda pozitif hukukta temini ele alınmakta, ardından AB Hukukunda temel hak teminatında genel hukuk prensipleri yanı sıra AB Temel Haklar Şartı’nın geçerlilik dayanağı teşkil etmesi tartışmasının Divan içtihadına yaptığı etkiye ışık tutulmaktadır,Article Vergi Uyuşmazlıkları İçin Anayasa Mahkemesine Yapılacak Bireysel Başvurularda Potansiyel Sorunlar(2024) Özyalçın, ÖzgenurTürk hukukunda 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine Anayasa Mahkemesi’ne başvuru imkanı olarak biçimlendirilen bireysel başvuru yolu, uygulanmaya başlandığı tarihten bu yana ülke içi hak arama mekanizmalarının geliştirilmesinde önemli bir adım olarak nitelendirilmiştir. Bireysel başvuru T.C. Anayasası ile güvence altına alınmış bir hak olmasının yanı sıra mahkemeye erişim hakkının ülke içindeki nihai noktasını oluşturduğundan etkinliği, erişilebilirliği ve açık kural setleriyle düzenlenmiş olması büyük önem arz etmektedir. Bu çerçevede; bireysel başvuru hakkına ilişkin hükümleri havi yasal düzenlemelerin kendi içinde yeknesak olması temel gerekliliktir. Olası belirsizliklerin T.C. Anayasa Mahkemesi tarafından göz önüne alınması gelecek içtihatlar bakımından bir yumuşak yorum yaklaşımı sağlayarak hak kaybı yaşanmasını engelleyebilir. Mahkeme tarafından bu yönde bir farkındalık geliştirilse dahi bunun ancak yasama sürecinin hantallığına karşı geçici bir güvence oluşturacağına şüphe yoktur. Bir hukuk devletinden beklenen, sorun ve eksikler uygulamada ne kadar tolere ediliyor olursa olsun yasal düzenlemelerin uygulamada bir toleransa ihtiyaç duyulmayacak biçimde netleştirilmesi olacaktır. Türk hukukunda vergi düzenlemeleri tek bir Kanun altında toplanmamış olup mevzuat içinde dağınık durumdadır. Bu dağınıklık tüm düzenlemelerin aynı anda göz önüne alınmasını zorlaştırdığı için mevzuat içi boşluk ve çelişkilerin oluşması kaçınılmaz bir netice olarak ortaya çıkmakta, bu aksaklıkların fark edilmesi hak kaybı yaşanmaması bakımından önem arz etmektedir.Article Türk Hukuku Ve Bm Si̇ngapur Sözleşmesi̇ Yönünden Değerlendi̇ri̇ci̇ Arabuluculuk(2024) Bora, ÖzlemKlasik uyuşmazlık çözüm yöntemi olan devlet yargısının çeşitli etkenlerle yetersizliği başka uyuşmazlık çözüm yolları arayışlarını başlatmıştır. Sosyal ve ekonomik küreselleşmenin de etkisiyle 1990’lı yıllardan itibaren arabuluculuk uygulamaları ulusal ve uluslararası platformlarda yerini almaya başlamıştır. Türk kanun koyucusu da bu gelişmelere sessiz kalmamış, ağır yargısal yük, davaların süresi, kararlardaki çelişkiler ve Avrupa Birliği hukukundaki gelişmeler nedeniyle önce ihtiyari arabuluculuk olmak üzere ardından dava şartı (zorunlu) arabuluculuk düzenlemeleri yapmıştır. Son yıllarda yapılan çok sayıda yasal düzenlemeye karşın arabuluculuk uygulamalarında sistem ile altyapı sorunu, arabulucuların etik ve standartdizasyonu konuları sorgulanması gereken konuların başında gelmektedir. Özel hukuk uyuşmazlıklarının alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından olan arabuluculukla çözümünde değerlendirici arabulucunun süreçteki rolü ve önemi ise gün geçtikçe daha fazla tartışma konusu olmaktadır. Bu çalışmamızda ilk olarak genel olarak arabuluculuk modelleri ve bu modellerden kolaylaştırıcı arabuluculuk ile değerlendirici arabuluculuk incelenecektir. Çalışmamızın ikinci bölümünde Türk Hukuku açısından değerlendirici arabuluculuk, üçüncü bölümünde ise \"Arabuluculuk Sonucunda Yapılan Milletlerarası Sulh Anlaşmaları Hakkında Birleşmiş Milletler (BM) Singapur Sözleşmesi\"nin Türkiye yönünden yürürlüğe girme süreci ve Singapur Sözleşmesi açısından değerlendirici arabuluculuk konuları değerlendirilecektir. Çalışmamız, ulusal ve uluslararası literatür araştırmalarımızın sonucunda vardığımız görüş ve önerilerin yer aldığı sonuç kısmıyla tamamlanacaktır.Article Güncel Gelişmeler Işığında Bankaların Kaydi Altın İşlemlerinin Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi Karşısında Durumu(2025) Müftüoğlu, ZeynepBanka ve Sigorta Muameleleri Vergisi, 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu (6802 sayılı Kanun)’na düzenlenmekte; Kanun’da, lehlerine para kalması halinde bankaların tüm işlemleri vergisinin konusu kapsamına alınmaktadır. Kanunda, bankaların kambiyo işlemlerinin matrahı işlem bedeli; diğer işlemlerin matrahı banka lehine kalan bedel olarak gösterilmekte; bankaların kambiyo işlemleri ve diğer işlemlerinin tabi olduğu vergi oranı da farklılaştırılmaktadır. Bankaların fiziki teslimat olmaksızın yaptıkları kaydi altın işlemlerinin 6802 sayılı Kanun’da düzenlenen kambiyo işlemi mi yoksa diğer işlemler gibi mi vergilendirileceği 2020 yılından bu yana tartışılmaktadır. Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB)’nın Türkiye Bankalar Birliği’ne gönderdiği görüş yazısında bankaların söz konusu işlemlerinin kambiyo işlemi gibi vergilendirileceğini iletmesi üzerine konu Danıştay’a taşınmış; Danıştay 7. Daire ve temyiz incelemesinde Vergi Dava Daireleri Kurulu, işlemi vergilerin yasallığı, hukuki güvenlik, hukuki belirlilik ve açıklık ilkelerine aykırı bulmuştur. Anılan görüş yazısı ve mahkeme kararlarının ardından 2025 yılının Mart ayında cumhurbaşkanı kararı ile bankaların kaydi altın işlemlerinin kambiyo işlemi olduğu düzenlenmiş; bu kararın da vergilerin yasallığı ilkesini ihlal ettiği tartışmaları başlamıştır. Çalışmanın ilk bölümünde kaydi altının hukuki niteliği; ikinci bölümünde banka ve sigorta muameleleri vergisi incelenmektedir. Üçüncü bölümde GİB’in görüş yazısı, Danıştay kararları ve cumhurbaşkanı kararı aktarılmaktadır. Çalışmanın son bölümünde, bankaların kaydi altın işlemlerinin mevcut düzenlemeler kapsamında vergi rejimi saptanmakta; eleştirel yaklaşım benimsenerek üçüncü bölümde ele alınan işlem ve kararlar değerlendirilmekte; sürece dair sorunlar belirlenerek çözüm önerileri geliştirilmektedir.Article Principatus Dönemi Bürokrasisinde Hukukçuların Yeri(2025) Yıldız, SevilRoma’da bir bürokratik yapının varlığından ancak Principatus dönemi itibariyle söz edilebilir. Bu, ilk imparator Augustus’un temellerini attığı bir yapıdır. İmparator Augustus, Cumhuriyet Dönemi’nden kalan magistra’lıkların görev tanımlarına yeni bir düzen vermiş, yeni bir memuriyet sistemi ve memurluk makamları kurmuştur. Bu kapsamda özellikle consilium princips, praefectus’lar ve imparatorluğa bağlı bürolar öne çıkmış, dönemin hukukçularının bu memuriyetlerde görevlendirildikleri görülmüştür. İmparator Hadrianus Dönemi’ne dek, yaklaşık olarak 144 yıl boyunca Augustus’un kurduğu sistem büyük bir değişim göstermemiş ancak gelişmiştir. İmparator Hadrianus ise bu sistemde önemli değişiklikler ve yenilikler yapmış, sisteme ileri bir yön vermiştir. İmparator Hadrianus Dönemi’nden İmparator Severus Alexander Dönemi sonuna dek devlet memurlukları oldukça gelişmiş, hukukçuların bu memurluklardaki etkinliği artmıştır. Böylece Klasik Dönem hukukçularının bürokratik yapı içindeki varlıkları Roma İmparatorluğu’nun hukukî ve idarî alanlarında önemli derecede etkili olmuştur. Hadrianus Dönemi’ne dek bürokraside yer alan hukukçuların Roma hukukunun gelişiminde oynadıkları önemli rol, Cumhuriyet Dönemi’nden Geç Principatus Dönemi denebilecek İmparator Hadrianus Dönemi’ni de içine alan zamana ait hukukun “hukukçuların hukuku” olarak tanımlanmasına yol almıştır.Article ANONİM ŞİRKETLERDE BORÇLANMA YASAĞINA AYKIRILIK TEŞKİL EDEN FİİLLERİN CEZAÎ SONUÇLARI*(2014) Hızır, Serdar; Merki, Duygu; Çoksezen, Duygu MerkiAnonim şirketlerde borçlanma yasağı (TTK m. 358, 395/2), 6102 sayılı(yeni) Türk Ticaret Kanununun öngördüğü önemli yeniliklerden biridir.Yasağa ilişkin düzenlemeleri ihlâl eden fiiller için TTK m. 562de özel bircezaî yaptırım hükme bağlanmıştır. Fakat bu düzenlemeleri doğrudan ihlâletmemesine rağmen hukuka aykırı olarak değerlendirilebilecek borçlanmaişlemlerinin de güveni kötüye kullanma suçuna (TCK m. 155) nedenolabileceği, Kanun koyucu tarafından açıkça ifade edilmiştir. İşte buçalışmada, TTK m. 562de öngörülen cezai yaptırım ile güveni kötüyekullanma suçu, anonim şirkete borçlanma yasağına aykırılık teşkil edenfiiller çerçevesinde ve çeşitli açılardan ele alınacaktır.Article Havayoluyla Gerçekleştirilecek Uluslararası Taşımalarda Kural Tanımaz Yolcuya Müdahale(2025) Acun, UmutHavayoluyla gerçekleştirilen yolcu taşımalarında, kural tanımaz yolcu vakaları her geçen gün artmaktadır. Kural tanımaz yolculara ilişkin düzenlemelerse kural tanımaz yolcu ve kural tanımaz yolcunun gerçekleştirdiği kural tanımaz davranışlara müdahaleyi düzenlemekte, fakat müdahalenin makul ölçüyü aşması durumunda sonuçlarının ne olacağını belirtmemektedir. Yine düzenlemelerde kural tanımaz yolcunun tanımının dar anlamda yapılmış olması, uçağın kapılarının kapanmasından önce ve iniş sonrası açılmasından sonra kural tanımaz davranışlarda bulunan yolculara gerçekleştirilecek müdahale konusunda bir belirsizlik yaratmaktadır. Bu belirsizlik ise gerek taşıyıcı, gerek müdahale edecek kişiler gerekse yolcular açısından tarafları tereddüte düşürmekte ve kural dışı yolcuya yönelik müdahaleyi de geciktirmektedir. Bu durum ise yolcunun, mürettebatın ve uçuşun güvenliğini tehlikeye atacaktır. Çalışmamızda bu kapsamda öncelikle kural tanımaz yolcunun geniş ve dar anlamda tanımı yapılarak, kural tanımaz yolcu davranışlarının altında yatan nedenler ele alınacak, devamında ise kural tanımaz yolcuya ilişkin uluslararası ve ulusal düzenlemeler ele alınacaktır. Çalışmamızda son olarak ise kural tanımaz yolcuya müdahaleden doğan sorumluluk incelenerek tartışmalı noktalar çözüme kavuşturulmaya çalışılacaktır.Article Bütçe Kanunu Üzerinde Etkin Bir Anayasaya Uygunluk Denetimi İçin Öneriler(2024) Müftüoğlu, ZeynepBütçe, bir ülkede yıl boyunca gerçekleştirilecek olan kamu harcamalarının ve toplanacak olan kamu gelirlerinin tahminlerinin yer aldığı belgedir. Bütçe hakkı, halkın kamu gelirleri ile kamu giderleri üzerinde söz sahibi olması ve bunları denetleyebilmesidir. Halk, kendine ait olan bütçe hakkını, seçimler aracılığı ile seçtiği temsilcilerin yer aldığı parlamentolar aracılığı ile kullanır. Bütçe hakkının gereği gibi sağlanmasının koşullarından biri de parlamentoların kullandığı bütçe yetkisinin etkin şekilde denetlenmesidir. Yasama organının işlemlerinin denetlenmesinde en önemli unsurlardan biri yargısal denetimdir. Ülkemizde kanunların anayasaya uygunluğu Anayasa Mahkemesi tarafından gerçekleştirilmektedir. Anayasa Mahkemesi tarafından yerine getirilen anayasa yargısı, parlamentonun anayasanın üstünlüğü ilkesine uygun şekilde hareket etmesinde önemli rol oynamaktadır. Çalışmada, Anayasa Mahkemesi’nin yürütmekte olduğu anayasaya uygunluk denetimi, bütçe kanunu üzerinden incelenmektedir. İlk bölümde bütçe ve bütçe hakkı kavramları açıklanmakta; bütçe kanunu üzerinde uygulanan anayasaya uygunluk denetiminin önemi ve genel esasları ele alınmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde Anayasa Mahkemesi’nin kanunlar üzerinde gerçekleştirdiği anayasaya uygunluk denetiminde aksayan yönlerin bütçe kanunu ile ilgili olan hususlarına işaret edilmekte ve çözüm önerileri geliştirilmektedir. Çalışmanın son bölümünde ise çalışma ile amaçlanmış olan bütçe kanununun kendine has özellikleri nedeni anayasaya uygunluk denetiminde yaşanan özel sorunlar saptanmakta ve bunlara çözüm üretilmektedir.Article Borçlanmaya Dayalı Kitle Fonlamasının Finansman Hukuku ve Mali Hukuk Açısından Değerlendirilmesi(2024) Müftüoğlu, ZeynepKitle fonlaması, temeli çok eskilere dayanan bir girişim-yatırım sistemi olup özellikle son yıllarda çeşitleri ve uygulama alanı gittikçe artmaktadır. Ülkemizde uygulamanın yasal alt yapısı 2017 yılında 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nda kurulmuştur. Kitle fonlamasının, paya, borçlanmaya, bağışa ve ödüle dayalı olmak üzere farklı türleri bulunmaktadır. Sermaye Piyasası Kanunu’nda paya ve borca dayalı kitle fonlaması düzenlenmektedir. Ülkemizde paya dayalı kitle fonlamasının birçok verimli uygulaması bulunmakla birlikte borca dayalı kitle fonlamasının uygulama alanı bulunmamaktadır. Çalışmada, borçlanmaya dayalı kitle fonlaması yöntemi ele alınmakta; bu yöntem finansman hukuku ve mali hukuk perspektifinden disiplinlerarası bakış açısı ile incelenmektedir. Bu amaçla çalışmada karşılaştırmalı yöntem benimsenmekte, borçlanmaya dayalı kitle fonlamasının ülkemizdeki diğer yatırım araçları karşısında durumu analiz edilmektedir. Söz konusu analizin ardından borçlanmaya dayalı kitle fonlaması yönteminin tabi olduğu vergi rejimi saptanmaktadır. Yapılan analiz ve saptama sonucunda görülmektedir ki borçlanmaya dayalı kitle fonlaması ülkemiz ekonomik ortamında diğer sermaye piyasası araçları karşısında girişimci ve yatırımcıya avantajlı bir ortam sunabilmek konusunda etkin olamamaktadır. Bu yöntemi cazip kılmak için herhangi özel bir vergi düzenlemesi de bulunmamaktadır. Elde edilen bulgulardan yola çıkarak çalışmada, borçlanmaya dayalı kitle fonlamasının daha etkin bir araç haline gelebilmesi için vergi kolaylıkları getirilmesi yönünde önerilere yer verilmiştir.

