Search Results

Now showing 1 - 9 of 9
  • Article
    Turkistan: a Conceptual Framework From the Reference Sources of the 20th Century
    (2014) Karasar, Hasan Ali
    Yirminci asır boyunca Merkezi, Orta ve İç Asya terimlerinin aşağı yukarı benzer coğrafyalar için yaygın kullanımı yüzyıllar boyunca bu coğrafya için kullanılmış olan bir kavramın az daha yok olmasına sebep oluyordu. Sovyet yönetiminin kullanımının önüne geçmek için yürüttüğü siyasi çalışmaların yoğunluğuna rağmen Türkistan kavramı 21. yüzyıla erişebildi. Bu çalışmada yirminci yüzyıl boyunca yayınlanmış seksen civarında ansiklopedik referans kaynağının Türkistan ve ilgili maddeleri incelenmiştir. Böylece hem okuyucunun yüzyıllık bir dilim içinde kavramın farklı dillerde ve coğrafyalarda yayınlanan referans kaynaklarındaki tanım farklılıklarına hem de dönemin ve rejimin tanımlamalara yansımasına dikkat çekilmek istenmiştir. Buna ilaveten de Merkezi, Orta, İç Asya terimleri ile Doğu, Batı, Güney, Güneybatı ve Uluğ Türkistan kavramlarına da açıklık getirilerek literatürde sıkça tekrarlanan kavram kargaşasına bir derece sınırlama getirilmesi amaçlanmıştır.
  • Article
    Çin’in Avrasya Rüyası olarak İpek Yolu Ekonomik Kuşağı: Ortak Kimlik mi Ortak Korku mu?
    (2019) Yıldırım, Nilgün Eliküçük
    The Silk Road Economic Belt is the key component of China’s EurasianPivot strategy. In this study, China’s Eurasian Pivot is approached as acreativity strategy from the perspective of social identity theory. In orderto succeed in its creativity strategy, China is trying to create a commonin-group identity with the Silk Road Economic Belt countries throughthe Chinese Dream. However, the Chinese Dream is not perceived as acommon identity by Central Asians and Uyghurs. While Central Asiansrespond China’s economic presence in the region positively, they are afraidof demographic changes and cultural influences that Chinese migrationwill cause. Therefore, the Chinese Dream has been a common fear forTurkic societies along the Silk Road Economic Belt rather than commonidentity. This fear could be one of the most important factors that willprevent the success of China’s Eurasian Pivot in the long run.
  • Article
    Creating a Distinctive “other”: the Perception of Turks as Asiatic or Mongol in U.s. Mainstream Media During the Cold War
    (2024) Koç, Zeynep Elif
    This article explores how Turks were portrayed as descendants of Asiatic or Mongolian heritage in American mainstream media during the Cold War era. It begins by discussing the broader Western view of Turks as historically Asiatic and nomadic people, then delves into how American print publications, including news outlets and magazines, contributed to this perception. Generally, in the West, Turks were often imagined as Asiatic nomads, a characterization that was also linked to notions of barbarism and violence. In the U.S., there was a tendency to depict Turks as fierce and combative, aligning with the broader trend of portraying them as violent. However, there were instances where Turks were praised, particularly in contexts such as their significant contributions during the Korean War as part of the Southern effort which saw Turkish and Western interests align. Through analysis, this study concludes that Turks in American media were often depicted as Asiatic or Mongolian along four main themes: as formidable warriors, racially Asiatic, geographically Asiatic, and as part of Eastern/Asiatic civilization (by contrasting them with Western civilization). The article concludes that the U.S. largely followed the European trend of viewing Turks as part of Asiatic civilization and descent.
  • Article
    Effectiveness of Regional Organisations in Solving Security Problems of North Africa: the Libyan Civil War (2011-2022)
    (2022) Mısırlı, Hüsnü; Orhan, Duygu Dersan
    When the international competition areas and formations of power projections are examined, it is seen that the North Africa region is at the center of international conflicts and is being redesigned by the effects of global rivalry. Besides, the civil wars that swept through and shattered the Middle East and North African countries such as Libya have demonstrated the reality that Arab regimes and autocratic governments with very weak institutional systems are vulnerable to sudden popular events. The country has slid into serious political instability and civil turmoil ever since the collapse of the Gaddafi regime. After the beginning of the multi-sided civil war in 2014, which is also called the second Libyan civil war, Libya has been divided into two parts as the eastern and western governments. It is also seen that the African Union and the Arab League don’t have enough capacity to respond effectively to the crises that occurred in their area of responsibility. In this study, the current situation has been revealed by examining how effective the regional organizations are in solving the security problems of Libya. In addition to this, an evaluation is also presented about the necessity of viable strategies for developing their conflict management capacities.
  • Article
    Self-determınatıon Vs. Terrıtorıal Integrıty: Ottoman-armenıan Conflıct Of 1915 From Two Perspectıves Of Statehood
    (2012) Temel, Bülent
    Bu makale yaklaşık 750000 Osmanlı Ermenisinin İttihat ve Terakki yönetimi tarafından sevk ve iskan edilmesini, kendi kaderini tayin hakkı ve toprak bütünlüğü kavramları açısından ele almaktadır. On yıllardır sürmekte olan “soykırım mı? tehcir mi?” tartışmalarına girmeden, makale bu ihtilafa özgün bir açıdan yaklaşarak ayrılıkçı talepleri haklı kılabilecek kendi kaderini tayin hakkının dayandığı meşru temellere ilişkin teorik bir yaklaşım sunmaktadır. Kötü muamele, barışçılık, çoğunluk ve tarihsel imtihan, meşru ayrılıkçılık için teorik önkoşullar olarak tanımlanmaktadır ve 1915 tehcirinin arşivsel bir analizi bu önkoşullardan üçünün Ermenilerin bağımsızlık arayışında bulunmadığı ortaya koyulmaktadır.
  • Review
    GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE RUSSKİY MİR (RUS DÜNYASI): BİR KİMLİK PROJESİNDEN ULUSLARARASI POLİTİKAYA
    (2019) Gülseven, Aslı Yiğıt
    Bu çalışmanın amacı Soğuk Savaş sonrası dönemde Russkiy Mir (Rus Dünyası) kavramınınRus dış politika söylem ve uygulamalarındakirolü ve önemini incelemektir. Bu kavram, kültürel ve dini kimlik tartışmalarının bir parçası olarak ortaya atıldığı halde, son yıllarda Rusya’nınyakın çevresine dönük dış politikasının önemlibir unsuru haline gelmiştir. Rus hükümeti, dışpolitika yapım sürecine Rus Ortodoks Kilisesive Rus Dünyası Vakfı gibi kuruluşları da dâhilederek, Rus Dünyası kavramını özellikle yakıncoğrafyasına yönelik dış politika hedeflerineulaşmada daha etkin şekilde kullanmaya çabalamaktadır. Ancak, Rus Dünyası eksenli dışpolitika söyleminin hedefinde yer alan Ukraynave Belarus gibi ülkelerin tepkileri göz önünealındığında, kavramın Rusya’nın yakın çevresiyle ilişkilerinde bir gerginlik ve sürtüşme unsuru olabildiği görülmektedir. Bu çalışmada RusDünyası kavramının tarihsel kökenlerinden yolaçıkılarak, kavramın Rusya’nın yakın çevresineyönelik dış politikalarında kullanımının günümüzde ne derece etkili olduğu incelenecektir.
  • Article
    Rusya Dış Politikasında Orta Doğu: Arap Baharı Sonrası Tehditler ve Fırsatlar
    (2018) Orhan, Duygu Dersan
    Orta Doğu’da 2010 yılı sonunda başlayan Arap ayaklanmaları yeni birbölgesel düzeninin oluşmasına ve küresel aktörlerin pozisyonlarının yenidentanımlanmasına yol açmıştır. Bu durumdan etkilenen dış güçlerden birisi deRusya’dır. Rusya’nın Arap Baharı’na yönelik politikası ülkeler bazında farklılıkgöstermektedir. Özellikle, Libya’daki gelişmeler Rusya için ciddi bir kırılmanoktası olmuş, ilk etapta, halk hareketlerini destekler bir görünüm çizen veBatıyla uyumlu politikalar izleyen Rus yönetimi, Libya iç savaşı ve uluslararasımüdahale sonrasında Batıdan uzaklaşmıştır. Arap Baharı, Rusya dış politikasıaçısından yeni krizler ve fırsatlar yaratmıştır. Rusya bölgesel değişiklikleri kendilehine çevirip, Orta Doğu’da yeniden etkin bir aktör olmayı hedeflemektedir.Rusya’nın Arap Baharı sonrası Orta Doğu’ya yönelik dış politikasında küreselbir güç olmayı hedeflemesinin yanısıra, iç tehdit algılamalarının, ekonomik vegüvenlik çıkarlarının da önemli bir rol oynadığı değerlendirilmektedir. Rusya,Arap Baharı’nın yarattığı demokrasi talepleri ve İslami siyasetin yükselişininkendi ülkesine sıçramasından tehdit algılamıştır. Bu makale, Rusya’nın OrtaDoğu’daki tarihsel rolü ışığında, Arap Baharı ve sonrasında Rusya’nın bölgedekipolitikalarını incelemeyi ve başarı ve sınırlılıklarını analiz etmeyi amaçlamaktadır.
  • Article
    ERGENEKON DESTANI’NDAN TOPLUMSAL BİLİNÇDIŞINA YANSIYAN ANNE, ATEŞ VE HAYVAN İMGELERİ
    (Geleneksel Yayincilik Ltd Stl, 2023) Ulus, Gökçe
    İlk insanın doğada kendine yer edinebilmesi, nereden geldiği ve nereye ait olduğu bilgisine erişme ça- bası; varoluşsal gereklilik olarak anlama, anlatma ihtiyacıyla birleşir. Bu ihtiyaç doğrultusunda ilk hayaller imgelere ve söze dönüşür. İmgeler, insanın kendini tanımlamasında araç olur. Milleti fark etmeksizin bireyle- rin sorduğu “Ben kimim?” sorusuna verilen ilk cevaplar mitlerdir. Toplumsal değerlerin aktarıcısı olan mitler üzerinden, imgelerin ışığında toplumsal kimlik okumaları yapılabilir. İmge ait olduğu toplumu; değerleri, sanatı, folkloruyla kavranılır kılar. Bu gücüyle folklorik imgelem, Jung’un sınırlarını netleştirdiği ortak bi- linçdışına büyük bir kapı açılmasını sağlar. Toplumsal bilinçdışında Jung’un arketipleri ilk örnekleri oluşturur. İmgeler üzerinden arketiplerin değerlere yansıması okunabilir. Türk halk bilimi bu konuda çok büyük bir hazineye sahiptir. Mevcut metinler Türk tarihini, Türk kimliğini çok yönlü bir biçimde ortaya koyar. Ana metni günümüze ulaşamasa da Ergenekon Destanı Türkler için kültürel bir mirastır. Milletin hayatta kalması için savaşması, bireyin hayatta kalması için beslenmesi gereği karşısında, coğrafya temelli bu metindeki imgeler üzerinden psikanalitik bir okuma denemesi yapılmaktadır. Orhan Ural’ın “Ergenekon Destanı” özet metni diğer özet metinlerle karşılaştırılmış ve bu çalışmaya referans alınmıştır. Ergenekon Destanı ifadesiyle kastedilen metin bu olacaktır. Bu anlatıda Türklerin yeniden doğuşu, tarih sahnesinde tekrar yer almaları imgesel olarak anlatılır. Geçmişten günümüze farklı özet metinlerle ulaşan Ergenekon Destanı’ndaki imgeleri tespit etmek kültürümüze dair okumaları derinleştirecektir. Anne arketipinin imgeye dönmesinin aslında Türklere ait bazı millî değerlerin yansıması olduğu fark edilmiştir. Ergenekon Destanı Göktürklerin güç kaybı ve düzen değiştirmesi gibi olumsuzluklarla başlar. Sonrasında mücadele, doğa karşısında konumlanma, ateş ve hayvan imgeleriyle devam eder. Ateş imgesi günümüze kadar farklı ritüellerde temel simge ve kutsiyet ifadesi olarak kullanılmıştır. Bunun altında yatan nedenler Ergenekon Destanı’nda arandığında (farklı okuma- lar mümkün olmakla birlikte) arınmaya ve babanın izine gönderme olabilir. Su anneyle, ateş de babayla bağdaştırılarak okunduğunda canlılık ve güç imgeleri de yerini bulur. Ateşe yüklenen kutsiyet gibi, hayvanlar- la ilişkinin de Türk kimliğinin neresinde olduğu merak edilmiştir. Hayvanlarla özdeşimin farklı yansımaları Ergenekon Destanı’nda kurt, at, ceylan ve diğer av hayvanları üzerinden izlenip onların destanda hangi değer- leri karşıladığı incelenmiştir. Hayvanlara yüklenen değerlerle günümüzde Türk kültürünün farklı ögelerinde bu değerlerin yaşatıldığı fark edilmiştir. Bazı imgeler Türklerin beslenme algılarını, mutfak kültürünü bile yönetecek kadar toplumsal hafızaya kazınmıştır. Kolektif bilinçdışı fertlerden bağımsız değildir ve Ergenekon Destanı’nda öne çıkan imgeler de Türklerin kolektif bilinçdışını yansıtır. Üstelik dilde ve anlatılarda varlığını hissettiren değerler, toplumsal cinsiyet rolleri için de önemlidir. Aynı doğrultuda toplumsal bilinçdışının izleri Ergenekon Destanı ışığında aranmış, tespit edilen izlekler Jung’un teorisi ve imgelem unsurlarından referans alınarak okunmaya çalışılmıştır. Bu kuramsal temele dayanarak yapılmaya çalışılan çıkarımlar Türk kültürün- deki millî ve ferdî değerlerle karşılaştırılmıştır.
  • Article
    İran’ın Irak’a Yönelik Dış Politikası: İdeoloji ve Realizm Arasında Üç Savaşın Analizi
    (2019) Orhan, Duygu Dersan
    İran-Irak ilişkileri son on beş yılda çatışmadan iş birliğine doğru bir değişim yaşamıştır. 1980-1988 yılları arasında birbiriyle savaşan iki komşu ülke, bugün stratejik iş birliği içerisindedir. İran, Irak siyasetindeki en önemli dış aktörlerden birisi olarak görülmektedir. Bu durumda, 2003 yılında ABD işgaliyle Saddam rejiminin devrilmesi ve Irak'ın merkezinde İran tarafından desteklenen Şii ağırlıklı bir yönetimin kurulması etkili olmuştur. İran’ın Irak’a yönelik dış politikasına dair değerlendirmeler genel olarak iki başlık altında toplanmaktadır. Birinci görüş, İran’ın, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana ideolojik bir devlet olduğunu ve Irak'a yönelik politikasının temel unsurunu da Irak'taki Şii grupların oluşturduğunu savunmaktadır. İkinci görüş ise, İran’ın güvenlik kaygılarını ve ulusal çıkarlarını ön planda tutarak realist politikalar izlediğini ortaya koymaktadır. Bu makale, İran’ın Irak'a yönelik politikasını, İran-Irak Savaşı (1980-1988), Körfez Savaşı (1990-1991) ve Irak Savaşı (2003) dönemlerinde incelemektedir. Çalışma, incelenen her dönemde, İran’ın Irak'la olan ilişkisinde gerek realist gerekse ideolojik unsurlar olduğunu, ancak bunların ağırlığının analiz edilen döneme göre değiştiğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, İran’ın Irak'a yönelik politikasında kullandığı dini motifli politikanın temellerinin sadece ideolojik olmadığı, stratejik ve ulusal çıkarlarını muhafaza etmede bir araç olarak kullanıldığı değerlendirilmektedir.