Search Results

Now showing 1 - 8 of 8
  • Article
    Göçmen Mahallelerinde Konut Dış Mekânında Uyarlama: “küçük Halep,” Önder Mahallesi, Ankara Örneği
    (2019) Temel, Dilşa Günaydın; Kahraman, Z.
    Yaşanan iç savaş nedeni ile Türkiye 2011 yılından bu yana Suriye’den göç almaktadır. Bir müddet sonra sığınmacıların birkısmı farklı Avrupa ülkelerine dağılmış olsalar da büyük bir çoğunluğu, özellikle Hatay, Şanlıurfa, Adana, Ankara ve İstanbul’ayerleşmişlerdir. Bu durum, sığınmacıların bütünleşmesi ve kentlerin bu kitlesel göç hareketi için hazır hale getirilmesi konularınıgündeme getirmektedir.Çalışmada, Suriyeli sığınmacıların, sosyo-mekânsal bütünleşme süreçlerinin parçası olarak yerleştikleri bölgelerde ve konutalanlarında yaptıkları uyarlamaların araştırılması hedeflenmiştir. Bu doğrultuda, Ankara/Altındağ ilçesine bağlı Önder Mahallesi’ndeyaşayan Suriyelilerin kültürel aktarımlarının ve gündelik ihtiyaçlarının mekânsal yansıması olarak mahalledeki konutlarınındış mekânında yaptıkları uyarlamalar incelenmiştir. Suriyelilerin kendi yaşantılarından yeni yaşam alanlarına ne tür aktarımlaryaptıklarını ve konut dış mekânındaki değişiklikleri belirleyebilmek için öncelikle Suriye’deki yaşantıları araştırılmıştır. Çalışmada,mahalledeki mekânsal değişimi saptamak için temel olarak yerinde yapılan gözlemlerden, Suriyelilerin kendi ülkelerindeki yaşambiçimlerini ve mekânsal yansımalarını anlayabilmek için de yazın ve görsel doküman tarama tekniklerinden yararlanılmıştır.Bunlara ek olarak, mahalle muhtarı ile mülakatlar ve alanda yaşayan Suriyelilerle resmî olmayan görüşmeler yapılmıştır. Bilgitoplama sürecinde edinilen görseller üzerinden yapılan karşılaştırmalar ve bunların alan çalışması ve yazın taramasından eldeedilen verilerden yola çıkılarak yorumlanması alan çalışmasının esasını oluşturmaktadır. Çalışmanın bulguları Önder Mahallesi’neyerleşen ve giderek nüfusları artan Suriyeli sığınmacıların zaman geçtikçe bu bölgeyi kendi gündelik yaşamlarını ve yaşamtarzlarını devam ettirebilecek bir yer haline getirdiklerini, bu süreçte konut dış mekânında kendi imkân ve emekleriyle yaptıklarıuyarlamaların etkili olduğunu göstermektedir. Çalışmanın, kentlerin planlı bir şekilde göç sonucu oluşan konut ihtiyaçlarına uyumgösterebilmesi için gereken stratejilerin tespit edilmesi, konut alanlarında yapılacak düzenlemelerin göçmenlerin sosyo-mekânsalbütünleşmelerinin bir parçası olduğunun hatırlanması ve bu kabul ile göçmenlerin barınma ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelikpolitikaların geliştirilmesi konularına katkı sunabileceği beklenmektedir.
  • Article
    Türkiye’de Göçmen/Mülteci Topluluklarında Çocuk Dil Aracılığı
    (2024) Özer, Özge Bayraktar
    Yerleşilen ülkenin dilini ve sosyokültürel normlarını en hızlı özümseyen aile üyeleri olarak çocuklar, göçten sonra kısa sürede aileleri için farklı ortamlarda sözlü çeviri faaliyetlerini yürütmektedir. Bu açıdan, daha geniş bir ifadeyle çocuk dil aracıları olarak tanımlanan çocuk çevirmenler hem dilsel iletişimin sağlanmasında hem de göçmen/mülteci toplulukları ile ev sahibi toplum arasında etkileşim sağlan- masında rol oynarlar. Genellikle göçmen/mülteci topluluklar bağlamında incele- nen bir olgu olarak çocuk dil aracılığı (ÇDA) profesyonel olmayan bir toplum çevirmenliği pratiği olarak tanımlanabilir. Buna rağmen, Türkiye’de çeviribilim alanında bir araştırma konusu olarak henüz ele alınmamıştır. Her ne kadar ulus- lararası alanyazında eğitimbilim ve gelişimsel psikoloji perspektiflerinden uzun yıl- lardır incelenmiş olsa da, çocuk dil aracılığı her şeyden önce bir çeviri faaliyetidir ve çeviribilimcilerin yaklaşımlarını beklemektedir. Temelde bu eksikliği gidermeyi hedefleyen bu çalışmanın amacı yoğun göç alan ülkelerde uzun yıllardır farklı disi- plinler tarafından ele alınan çocuk dil aracılığı olgusunu Türkiye’de göçmen/mülteci topluluklar bağlamında incelemektedir. Bu doğrultuda, Türkiye’ye farklı ülkeler- den göç etmiş, aileleri için çocukluğunda dil aracılığı faaliyetinde bulunmuş, 18-21 yaş aralığındaki altı katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Tem- atik analiz yöntemiyle incelenen görüşme verileri, Türkiye’de çocuk dil aracılığına en çok ihtiyaç duyulan çeviri ortamları, asıl dil aracılığı kavramı, dil aracılığının katkıları, çocuk dil aracılarının aracılık faaliyetine ilişkin duyguları ve üstlendikleri sorumluluk konularına ışık tutmaktadır.
  • Article
    Hegemonık Erkekliğin İnşası: Fitness ve Oyunların Kesişimi
    (2025) Ağaoğlu, Erhan
    Bu araştırma, hegemonik erkekliğin inşası çerçevesinde fitness ve oyun alanlarına ilişkin tüketim pratiklerinin kesişimine odaklanmaktadır. Nitel araştırma paradigması içerisinde, her iki alanda da aktif olarak yer alan yedi erkek katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Altı aşamalı tematik analizin sonuçları altı farklı tema ortaya koymuştur: üstünlük ve rekabetçilik, güç ve performans, başarılar ve kazançlar. Bu alanlardaki tüketim, normatif ve yüceltilmiş eril değerleri güçlendirmektedir. Katılımcılar, Baudrillard'ın eril tüketim modeline uygun olarak nesnel ve rasyonelleştirilmiş tüketim pratiklerini vurgulamışlardır. Bulgular, fitness ve oyunların hegemonik erkekliğin tüketim kalıpları aracılığıyla sürdürüldüğü platformlar olarak algılandığını göstermektedir. Çalışma, tüketimin cinsiyete dayalı boyutlarını vurgulayarak rasyonel tüketici davranışı varsayımlarına meydan okumaktadır. Ayrıca alternatif, kapsayıcı erkeklik anlayışlarını teşvik etmek için geleneksel toplumsal cinsiyet normlarının yapısöküme uğratılmasının öneminin altını çizmektedir. İleride yapılacak araştırmalar, kadın katılımcılar kapsayacak farklı perspektifleri içermelidir.
  • Book Review
    Gizem dolu yaşamlar: Çinli Amerikalı Edebiyatı ve Amy Tan
    (2014) Elbir, N. Belgin
    -
  • Article
    A Cultural Apocalypse: Apocalyptic Impacts of Imperialism in E. M. Forster’s A Passage To India
    (2022) Özçelik, Kaya
    First emerged as a religious term to designate the end of the world, the idea of apocalypse has evolved into manifold connotations that is associated with any cataclysmic event(s) and case(s) that end(s) up with the complete destruction of the present state with a new beginning. Although it is more often affiliated with the destruction(s) caused by climate crisis and advancements in science and technology, the destruction of a culture through cultural clash(es) between two opposing cultures, namely the East and West, and the results out of these that dehumanise the representatives of the weaker side/East can also be included in the analysis of apocalypse in a broader sense in the context of culture. It is within this focus of interest that E. M. Forster’s masterpiece A Passage to India (1924) has been evaluated as an example for the cultural apocalypse throughout the research, as a result of which the Indians - even their country - is plunged into total apocalypse and become subservient and considered nothing rather than a swine. Controlled under a civil station and isolated from the luxury and comfort the British are free to relish, Indians are drawn as character who are bereft of any freedom and respect from the British in their own land. Thus, the economic and political causes behind the ideology of imperialism that is also intertwined with capitalism in India have been considered as major consequences of the cultural clash that arise as a cultural apocalypse in the lives of native Indians.
  • Article
    Patients and Healers in \"zaabalawi\" by Naguib Mahfouz and a Strangeness in My Mind by Orhan Pamuk
    (2017) Tekin, Kuğu
    The article dwells on the theme of journey towards spiritual healing by comparing the works of Naguib Mahfouz and Orhan Pamuk. Mahfouz's allegorical short story is based on the protagonist's search for a remedy for his incurable disease. In fact, the unknown disease, which modern medicine fails to cure, is a metaphor representing the erosion of spiritual values and corruption in the Egyptian social strata in the twentieth century. Likewise, in Pamuk's novel, the protagonist's father takes his young son to a Sheikh to cure him of his fear of Istanbul's stray dogs. The Sheikh's prayer helps him to forget his fear not to be revived until adulthood. It is seen that both protagonists' spiritual ailment stems from a metaphorical "communal disease," and both try to heal their wounds through non-scientific ways. The article handles the parallels and differences between the two cultures' approach to the issue of spiritual healing.
  • Article
    Kıbrıs Türklerinde Mizah Anlayışı ve Unutulmuş Bir Nasreddin Hoca; Hasan Mulla Osman
    (2013) Keser, Ulvi
    KıbrısTürk toplumu gerek seyirlik oyunları ve halk kültürünün zenginliği gerekse masallar, şiirler, söylenceler gibi sözlü kültürün çeşitliliği ile önemli bir araştırma sahasıdır. 1571 sonrasında Anadolu kültürünü Kıbrıs'a getirmiş ve bu adanın kendine has özellikleriyle bütün bunları harmanlamış olan Kıbrıs Türkleri kendine has kişisel özellikleriyle dönemin Nasreddin Hocası olarak adlandırılacak espri gücü yüksek, zeki ve kelimelerle oynamayı seven mizah sanatçılarına da sahiptir. İşte bu unutulan değerlerden birisi de Baf'ın Nasreddin Hocası Hasan Mulla Osman'dır. Özellikle Kıbrıs Türklerinin esaret ve Rum baskılarına ve kötülüklerine karşı hayatta kalma mücadelesi verdikleri dönemde Hasan Mulla Osman gerek kendine has tavrı gerekse hazırcevaplığıyla ön plana çıkar. Bütün güzel özelliklerine rağmen öte yandan o da zamanla maalesef unutulanlar arasına girmiş ve unutulmuştur.
  • Article
    ERGENEKON DESTANI’NDAN TOPLUMSAL BİLİNÇDIŞINA YANSIYAN ANNE, ATEŞ VE HAYVAN İMGELERİ
    (Geleneksel Yayincilik Ltd Stl, 2023) Ulus, Gökçe
    İlk insanın doğada kendine yer edinebilmesi, nereden geldiği ve nereye ait olduğu bilgisine erişme ça- bası; varoluşsal gereklilik olarak anlama, anlatma ihtiyacıyla birleşir. Bu ihtiyaç doğrultusunda ilk hayaller imgelere ve söze dönüşür. İmgeler, insanın kendini tanımlamasında araç olur. Milleti fark etmeksizin bireyle- rin sorduğu “Ben kimim?” sorusuna verilen ilk cevaplar mitlerdir. Toplumsal değerlerin aktarıcısı olan mitler üzerinden, imgelerin ışığında toplumsal kimlik okumaları yapılabilir. İmge ait olduğu toplumu; değerleri, sanatı, folkloruyla kavranılır kılar. Bu gücüyle folklorik imgelem, Jung’un sınırlarını netleştirdiği ortak bi- linçdışına büyük bir kapı açılmasını sağlar. Toplumsal bilinçdışında Jung’un arketipleri ilk örnekleri oluşturur. İmgeler üzerinden arketiplerin değerlere yansıması okunabilir. Türk halk bilimi bu konuda çok büyük bir hazineye sahiptir. Mevcut metinler Türk tarihini, Türk kimliğini çok yönlü bir biçimde ortaya koyar. Ana metni günümüze ulaşamasa da Ergenekon Destanı Türkler için kültürel bir mirastır. Milletin hayatta kalması için savaşması, bireyin hayatta kalması için beslenmesi gereği karşısında, coğrafya temelli bu metindeki imgeler üzerinden psikanalitik bir okuma denemesi yapılmaktadır. Orhan Ural’ın “Ergenekon Destanı” özet metni diğer özet metinlerle karşılaştırılmış ve bu çalışmaya referans alınmıştır. Ergenekon Destanı ifadesiyle kastedilen metin bu olacaktır. Bu anlatıda Türklerin yeniden doğuşu, tarih sahnesinde tekrar yer almaları imgesel olarak anlatılır. Geçmişten günümüze farklı özet metinlerle ulaşan Ergenekon Destanı’ndaki imgeleri tespit etmek kültürümüze dair okumaları derinleştirecektir. Anne arketipinin imgeye dönmesinin aslında Türklere ait bazı millî değerlerin yansıması olduğu fark edilmiştir. Ergenekon Destanı Göktürklerin güç kaybı ve düzen değiştirmesi gibi olumsuzluklarla başlar. Sonrasında mücadele, doğa karşısında konumlanma, ateş ve hayvan imgeleriyle devam eder. Ateş imgesi günümüze kadar farklı ritüellerde temel simge ve kutsiyet ifadesi olarak kullanılmıştır. Bunun altında yatan nedenler Ergenekon Destanı’nda arandığında (farklı okuma- lar mümkün olmakla birlikte) arınmaya ve babanın izine gönderme olabilir. Su anneyle, ateş de babayla bağdaştırılarak okunduğunda canlılık ve güç imgeleri de yerini bulur. Ateşe yüklenen kutsiyet gibi, hayvanlar- la ilişkinin de Türk kimliğinin neresinde olduğu merak edilmiştir. Hayvanlarla özdeşimin farklı yansımaları Ergenekon Destanı’nda kurt, at, ceylan ve diğer av hayvanları üzerinden izlenip onların destanda hangi değer- leri karşıladığı incelenmiştir. Hayvanlara yüklenen değerlerle günümüzde Türk kültürünün farklı ögelerinde bu değerlerin yaşatıldığı fark edilmiştir. Bazı imgeler Türklerin beslenme algılarını, mutfak kültürünü bile yönetecek kadar toplumsal hafızaya kazınmıştır. Kolektif bilinçdışı fertlerden bağımsız değildir ve Ergenekon Destanı’nda öne çıkan imgeler de Türklerin kolektif bilinçdışını yansıtır. Üstelik dilde ve anlatılarda varlığını hissettiren değerler, toplumsal cinsiyet rolleri için de önemlidir. Aynı doğrultuda toplumsal bilinçdışının izleri Ergenekon Destanı ışığında aranmış, tespit edilen izlekler Jung’un teorisi ve imgelem unsurlarından referans alınarak okunmaya çalışılmıştır. Bu kuramsal temele dayanarak yapılmaya çalışılan çıkarımlar Türk kültürün- deki millî ve ferdî değerlerle karşılaştırılmıştır.