Search Results

Now showing 1 - 4 of 4
  • Article
    Laparoskopik Donör Nefrektomide Damarların ve Üreterin Mühürlenmesinde Kullanılan Teknikler ve Önemleri: Tek Merkez Deneyimi
    (2021) Sözener, Ulaş
    Amaç: Bu çalışmada, donör nefrektomide bipolar mühürleme ve terminal üreterin kesilmesi yöntemimizi değerlendirdik ve güvenliğini ve etkinliğini tartıştık.Gereç ve Yöntem: Ağustos 2018 ile Ağustos 2020 tarihleri arasında laparoskopik donör nefrektomi yapılan toplam 200 hasta çalışmaya dahil edildi. Tüm ameliyatlar aynı cerrah tarafından aynı teknikle yapıldı. Yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, tahmini kan kaybı, cerrahi süreler ve postoperatif drenaj kreatinin değerleri gibi hasta değişkenlerinin tümü kaydedildi.Bulgular: Postoperatif birinci günde, postoperatif ikinci günde tekrarlanan drenaj koleksiyonundan kreatinin ölçümü yapıldı. İkinci kreatinin düzeyi kaydedildikten sonra dren çekildi. Tüm hastalarda, değerler kan kreatinin seviyeleri aralığında idi ve bu durum idrar kaçağı olmamasıyla tutarlıydı. Sızıntı olup olmadığını kontrol etmek için sistografi gibi invaziv testler yapmamıza gerek olmadı.Sonuç: Sonuçlarımız damarları kapatmak için kullanılan enerji cihazlarının, distal üreterin kapatılmasında güvenli ve etkili bir şekilde kullanılabileceğini göstermektedir.
  • Article
    Serum Asporin Levels in Maintenance Hemodialysis Patients Without Osteoarthritis
    (Galenos Publishing House, 2023) Dursun, Ali Doğan; Dursun, Ali Doğan; Demir, Canan; Demir, Canan; Dursun, Ali Doğan; Demir, Canan; Basic Sciences; Basic Sciences
    Aims: Several human and experimental studies have shown that small leucine-rich proteoglycans might play a significant role in inflammation and fibrosis in various renal diseases. However, as far as we know, no study has reported asporin levels in patients with advanced renal disease. The primary aim of this study was to determine serum asporin levels in hemodialysis (HD) patients without symptomatic osteoarthritis. Methods: This single-center, cross-sectional study prospectively enrolled maintenance HD patients and healthy control subjects. Subjects with clinically clear osteoarthritis were excluded. Serum asporin level was measured via Human ASPN (Asporin) ELISA Kit (Elabscience Biotechnology Inc. Houston, Texas, USA) in fasting blood samples. Results: The study included 25 (mean age: 43.3±13.5 years, 60% were females) patients and 29 control subjects (mean age: 38.0±8.8 years, 37.9% were females). Patients and controls were similar in age and sex. Serum asporin levels were significantly higher in HD patients compared with the controls 2.4 (0.9-4.8) ng/mL vs. 0.3 (0.2-0.6) ng/mL, respectively, p<0.001). Asporin levels were not correlated with age (r=0.344, p=0.092) and the duration of HD (r=0.385, p=0.077). Among HD patients, asporin level was not significantly correlated with C-reactive protein, parathyroid hormone, calcium, or phosphorus levels. Conclusions: This study showed that serum asporin levels were significantly elevated in patients undergoing HD. Further studies must elucidate the possible origins of increased asporin in these patients.
  • Article
    Böbrek Naklinde de Novo Uzamış Salınımlı Takrolimus Kullanımı Sonuçları: Tek Merkez, 1 Yıllık Sonuçlar
    (2022) Sarıyıldız, Gülçin Türkmen; Demir, Mehmet Emin; Sezer, Siren; Sozener, Ulas; Ercan, Zafer; Gulen, Merter; Özşeker, Fatma Necla; Demir, Canan; Arslan, Aykut İlker
    Amaç: Böbrek nakli alıcılarında günde tek doz uzamış salınımlı takrolimus (tac-ER) kullanımı, erken salınımlı takrolimus (tac-IR) kullanımına benzer etkinlik ve daha iyi ilaç uyumu sağlaması amacıyla geliştirilmiştir. Ancak uzamış salınımlı takrolimus ile ilgili deneyimler daha çok nakil sonrası dönemde yapılan “switch” protokollerine dayanmaktadır. Bu çalışmada böbrek alıcılarında de novo tac-ER kullanımı ile ilgili deneyimlerimizi ve 1 yıllık sonuçları sunmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu tek merkezli retrospektif çalışmaya Ocak 2022-Ocak 2021 arasında yapılan 72 de novo böbrek nakli hastası dahil edilmiştir. Hastalar tac- ER ve tac-IR alan iki gruba ayrıldı. Bir yıllık allogreft fonksiyonları ve sağ kalımları, hastaların günlük ilaç dozları ve bunların akut rejeksiyon atakları ile ilişkileri karşılaştırıldı. Allogreft fonksiyonları ve akut rejeksiyon atakları üzerine etki eden faktörler incelendi. Bulgular: Toplam 69 hastanın (uzamış salınımlı grupta 30 hasta ve erken salınımlı grupta 39 hasta) verileri incelendi. Üç hasta posttransplant erken dönemde öldüğü için analize dahil edilmedi. Nakil sonrası 12 aylık izlem boyunca her iki grup arasında serum kreatinin ve takrolimus çukur değerler bencer bulundu (p>0,05). İlk 3 ay içinde hedef takrolimus değerlere ulaşmak için, tac-ER grubunda daha yüksek günlük dozlar (milligra/gün ve milligram/gün/kg) gerekti (p<0,05). Nakil sonrası ilk 12 ay içinde her iki grupta da rejeksiyon oranları benzerdi (p=0,281). Tek değişkenli analizde posttransplant 1. aydaki takrolimus dozu (milligram/kg/gün) takrolimus çukur değerinin aksine rejeksiyon gelişimi üzerinde etkili görüldü (p=0,02). Sonuç: Böbrek naklinde uzamış salınımlı takrolimusun (Advagraf®) de novo kullanımı, erken salınımlı takrolimus kullanımına benzer etkinlik, allogreft sağ kalımı ve fonksiyonu sağlar.
  • Article
    Kurumsal Yeşil Dönüşümün Belirleyicileri: Türkiye ve Avrupa Birliği Firmaları Üzerine Karşılaştırmalı Bir Analiz
    (2025) Ekinci, Mehmet; Karaca, Gökhan
    Bu çalışma, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), Dünya Bankası ve Avrupa Yatırım Bankası (EIB) tarafından yürütülen 2018–2020 İş Ortamı ve İşletme Performansı Anketi (BEEPS) verilerini kullanarak, 16 Avrupa Birliği ülkesinde faaliyet gösteren 5.871 firma ile Türkiye’deki 739 firmanın yeşil dönüşüm süreçlerini karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Firma düzeyindeki çevresel uygulamalardan türetilen Yeşil Dönüşüm Endeksi, medyanın üzerinde değer alan firmaları “yeşil dönüşümü gerçekleştirmiş” olarak sınıflandırmak amacıyla kullanılmıştır. Lojistik regresyon analizinde bağımsız değişkenler altı kavramsal kategori altında değerlendirilmiştir: (i) dışsal baskılar, (ii) düzenleyici çerçeve, (iii) algılanan engeller, (iv) organizasyonel kapasite, (v) operasyonel koşullar ve (vi) finansal/piyasa erişimi. Bulgular, müşteri çevre taleplerinin, enerji performans standartlarının ve resmî iş stratejilerinin her iki bölgede de yeşil dönüşümün en güçlü belirleyicileri olduğunu, ancak etkinin Türkiye’de daha yüksek olduğunu göstermektedir. AB örnekleminde ise kalite sertifikaları, kadın sahipliği ve çevresel risklere doğrudan maruz kalma gibi faktörler daha belirgin rol oynamaktadır. Finansmana erişim her iki bölgede dönüşümü desteklerken, çevre düzenlemelerinin bir engel olarak algılanması yalnızca Türkiye’de olumsuz etki yaratmaktadır. Türkiye için politika önerileri arasında piyasa temelli teşviklerin güçlendirilmesi, düzenleyici araçların tutarlı uygulanması, yeşil finansman imkânlarının artırılması, kurumsal yönetişim kapasitesinin geliştirilmesi ve operasyonel kırılganlıkların azaltılması yer almaktadır. Bu adımlar, sürdürülebilirliği yalnızca bir uyum yükümlülüğü olmaktan çıkarıp stratejik bir rekabet avantajına dönüştürerek firmaların çevresel performansını ve uzun vadeli ekonomik dayanıklılığını artıracaktır.