Search Results

Now showing 1 - 4 of 4
  • Review
    Uykusuzluk Bozukluğunun Psikolojik Modelleri: Güncel Bir Derleme
    (Galenos Publ House, 2024) Türkarslan, Kutlu Kağan; Çınarbaş, Deniz Canel
    Uykusuzluk bozukluğu kişisel ve toplumsal maliyetler yaratan; başlıca uykuya dalmada zorlanma, uykuyu sürdürmede güçlük ve sabah planlanandan daha erken saatlerde uyanma belirtileri ile karakterize olan psikiyatrik bir rahatsızlıktır. Toplumun yaklaşık %10’unun uykusuzluk bozukluğuna sahip olduğu düşünülmektedir. Çalışmalar uykusuzluk bozukluğuna sahip olmanın genel hayat kalitesini düşürdüğünü, günlük işlevselliği azalttığını, bazı psikomotor ve bilişsel becerilerde bozulmalara sebep olduğunu, iş performansını düşürdüğünü, iş yerinde daha fazla devamsızlık yapmaya sebep olduğunu ve uykusuzluk bozukluğu dışındaki rahatsızlıklar için artan tedavi maliyetleri ortaya çıkardığını göstermektedir. Tüm bunlara ek olarak uykusuzluğun pek çok farklı psikiyatrik rahatsızlık için bir risk etmeni olduğu bilinmektedir. Son 50 yılda yapılan çalışmalar uykusuzluk bozukluğunu psikolojik açıdan açıklayan çeşitli modellerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu psikolojik modellerden başlıcaları; “uyaran kontrolü modeli”, “Spielman modeli”, “mikroanalitik model”, “nörobilişsel model”, “tehdit algısının yüksek risk modeli”, “uykuya müdahale eden-uykuyu yorumlayan süreçler modeli”, “psikobiyolojik baskılama modeli”, “bilişsel model”, “evrimselduygusal model” ve “korku simülasyonu modeli”dir. Bu derleme makalesinin amacı uykusuzluk bozukluğunun psikolojik modellerinin temel sayıltılarından bahsederek modellerin güncel bir tablosunu sunmaktır.
  • Article
    Citation - WoS: 1
    Citation - Scopus: 1
    Gonioscopy-Assisted Transluminal Trabeculotomy Versus Bent Ab Interno Needle Goniectomy in Patients With Open-Angle Glaucoma
    (Galenos Publ House, 2025) Ucgul, Ahmet Yucel; Ucgul, Rukiye Kilic; Aktas, Zeynep
    Amaç: Açık açılı glokomlu (AAG) hastalarda gonyoskopi yardımlı translüminal trabekülotomi (GATT) ile eğik iğne ab interno gonyektominin (BANG) etkinlik ve güvenliğini karşılaştırmak. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif karşılaştırmalı çalışma, GATT (34 göz) veya BANG (31 göz) uygulanan AAG tanılı 65 gözü içermektedir. Göz içi basınç (GİB), başlangıçta ve postoperatif takip vizitlerinde Goldmann applanasyon tonometresi ile ölçüldü. Cerrahi başarı, kısmi (GİB ≤21 mmHg ve ≥%20 azalma) ve tam (aynı kriterler ilaçsız) olarak kategorize edildi. Komplikasyonlar ve ek cerrahi gereksinimi not edildi. Bulgular: Ameliyat öncesi ortalama GİB, GATT grubunda 32,9±6,1 mmHg iken, BANG grubunda 31,8±5,4 mmHg idi. Son kontrolde, GATT grubunda ortalama GİB 15,8±4,5 mmHg’ye düşerken (%51,9 azalma), BANG grubunda 17,9±5,7 mmHg’ye (%43,7 azalma) düştü. Tam cerrahi başarı oranı GATT prosedürü için %88,2, BANG prosedürü için %61,3’tü. Erken cerrahi başarısızlıklar BANG grubunda daha sık görülürken, GATT grubunda erken başarısızlıklar daha nadir olsa da, geç dönemde cerrahi başarısızlıklar BANG grubuna göre daha sık izlendi. Her iki prosedürde de minimal komplikasyonlar görülmüş olup; en yaygın komplikasyon ise geçici hifemaydı. Sonuç: Bu çalışmada, GATT cerrahisinin, BANG cerrahisine kıyasla daha büyük ve daha sürdürülebilir GİB azalması sağladığı ve daha yüksek cerrahi başarı oranlarına sahip olduğu dikkate alındığında, AAG’nin yönetiminde GATT’ın daha güvenilir bir seçenek olduğu söylenebilir.
  • Article
    Citation - WoS: 1
    Fotorefraktif Keratektomi Sonrası Kullanılan Lotrafilcon A ve Senofilcon A Bandaj Kontakt Lenslerin Görme Rehabilitasyonu ve Oküler Konfora Etkisi
    (Galenos Publ House, 2024) Alacamli, Goksu; Yakar, Konuralp
    Amaç: Fotorefraktif keratektomi (FRK) sonrası kullanılan farklı iki silikon hidrojel bandaj kontakt lensin (BKL), görsel rehabilitasyon ve oküler konfora etkisini karşılaştırmak. Gereç ve Yöntem: Bu prospektif çalışmaya, miyopi ve/veya astigmatizma kırma kusurlarını düzeltmek için iki taraflı FRK ameliyatı geçiren 30 hastanın 60 gözü dahil edildi. Ameliyat sonrası sağ göze lotrafilcon A, sol göze ise senofilcon A materyalden üretilmiş BKL uygulandı. Ameliyat sonrası 5. günde, BKL’ler çıkartıldığında, subjektif oküler rahatsızlık semptomları 0 ila 10 arası bir ölçekte değerlendirildi; burada 0, hiç rahatsızlık olmadığını ve 10, maksimum rahatsızlığı gösterdi. Ameliyat sonrası her iki gözün sferik eşdeğerleri (SE) 15. gün ve 1. ayda karşılaştırıldı. Ameliyat sonrası SE’nin ≤ ±0,50 diyoptri olması emetropi olarak kabul edildi. Emetropi elde edilen hasta sayıları da postoperatif 15. gün ve 1. ayda karşılaştırıldı. Bulgular: Ameliyat sonrası 5 günlük sürede BKL’ler arasında oküler rahatsızlık skorları anlamlı farklılık göstermedi (p>0,05). Ancak ameliyat sonrası 15. gün ve 1. aydaki SE değerleri açısından iki lens arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlendi (p<0,05). Senofilcon A materyal lens takılan gözlerde ameliyat sonrası görsel rehabilitasyonun daha iyi olduğu saptandı. Sonuç: Her iki BKL arasında FRK sonrası oküler rahatsızlık skorları bakımından anlamlı fark saptanmasa da, senofilcon A materyalden üretilmiş BKL ameliyat sonrası SE hedefinde daha iyi performans gösterdi.
  • Article
    Workaholism and Sleep Disorders in Employees: The Moderator Roles of Workaholism in the Relationships Between Insomnia and Affective Symptoms
    (Galenos Publ House, 2025) Nalbantoglu, Yagmur; Turkarslan, Kutlu Kagan
    Objective: Sleep disorders are a growing concern in occupational health due to their strong associations with emotional distress and impaired functioning. Employees with severe insomnia symptoms are at increased risk for affective symptoms such as anxiety and depression. However, this relationship may vary depending on work-related behavioral patterns. Workaholism, a compulsive drive to work excessively, may act as a moderator, intensifying the impact of sleep disturbances on affective symptoms and vice versa. This study aimed to assess sleep disorder risk among employees, examine differences in the severity of sleep disorders based on workaholism levels, and investigate the moderating roles of workaholism in the relationships between insomnia severity and affective symptoms. Materials and Methods: The sample consisted of 459 day-working employees (68.41% female, Mage =41.14, standard deviation =10.90) who completed measures of demographics, workaholism, and sleep disorders. Results: Results showed that 40.31% were at risk for at least one sleep disorder, and 28.98% for multiple. Compared to employees with lower workaholism, those with higher workaholism had significantly higher scores of breathing-related sleep disorder, insomnia, narcolepsy, restless legs/periodic limb movement disorder, and circadian rhythm sleep disorder. Moderation analysis revealed that workaholism significantly moderated the relationship between insomnia severity and affective symptoms, but not vice versa. As workaholism increased, the relationship between insomnia severity and affective symptoms became stronger. Conclusion: These findings suggest a high prevalence of sleep disorders among employees and that workaholism can exacerbate the affective burden of insomnia. Targeted interventions addressing both sleep health and workaholism may be critical for improving employee wellbeing.