35 results
Search Results
Now showing 1 - 10 of 35
Article Geride Kalan Bir Paradigma Olarak Avrupa Birliği Hukukunun Birliği(2015) Arsava, Ayşe FüsunAB hukukunun birliğ i g ünümüzde eskiye nazaran daha az sorg ulanıyorolsa da geçerli antlaşmalar hukuku bağlamında özel p rotokollerin sa- yısının artması, sekunder (ikincil) hukukta özel düzenlemelerin ihdasıve AB p olitikaları çerçevesinde uluslararası anlaşmaların yap ılması bukonunun tartışılmasına yol açmaktadır. Bu makalede f arklı enteg ras- yon modelleri ve bu modellerin AB hukukunun birliğ i açısından doğ ur- duğ u sonuçlar ve riskler tartışılmaktadır.Article Ab Temel Haklar Şartının Ab Hukuku İle İlişkisi(2016) Arsava, Ayşe Füsun2009'da primer hukuk 2009'da primer hukuk olarak bağlayıcılık kazanan AB Temel Haklar Şartı, AB Divanı içtihatında artan şekilde rol oynamaktadır. Temel Haklar Şartına AB Divanının yapmış olduğu atıf her sene daha çok artmaktadır. Temel Haklar Şartı sadece düzenlediği münferit haklar bakımından değil, genel hükümleri itibariyle de çok sayıda hukuki soruna yol açmaktadır. Bu sorunlardan birini oluşturan Temel Haklar Şartının Birlik hukukunun diğer hükümleriyle, ulusal hukukla ve uluslararası hukukla ilişkisi makalede ele alınmaktadırArticle Yabancı Mahkeme Kararlarının İcrası ve Devletlerin Yargı Bağışıklığı(2012) Arsava, Ayşe FüsunYabancı mahkeme kararları ulusal kamu düzenini (ordre public) ihlâl ettikleri takdirde hukuka aykırı oldukları gerekçesi ile tanınmamakta ve icra edilmemektedir. Bunun anlamı her hukuka aykırılığın değil, ulusal kamu düzenini (ordre public) ihlâl eden önemli hukuk ihlâllerinin yabancı mahkeme kararlarının tanınmamasına yol açmasıdır. I.Dünya savaşına kadar devletlerin uygulaması devletlere gerek egemenlik tasarrufları için, gerekse egemenlik dışı tasarruflar için sınırsız bağışıklık tanınması şeklinde ortaya çıkmıştır. Ancak egemenlik tasarrufları ve egemenlik dışı tasarrufları arasındaki fark zaman içinde devletlerin bağışıklığının artık sınırsız bir uluslararası hukuk kuralı olarak görülemeyeceği anlayışına yol açmıştır. Sınırlı bağışıklık anlayışı bugün gerek BM Devletlerin Bağışıklığı Konvansiyonunda, gerekse kimi ulusal kanunlarda benimsenmiştir. Uluslararası teamül hukukundaki bağışıklık anlayışı gelişmeye devam etmektedir. Egemenlik tasarruflarının tam bir bağışıklıktan istifade etmesi ve yargısal iddialardan istisna edilmesi yargı bağışıklığına ilişkin normların uluslararası hukukta ordre public ve ius cogens karakteri tartışmalarını gündeme getirmektedir. Viyana Anlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53.maddesi muvacehesinde uluslararası hukukun ius cogens karakterli normlarını ihlâl eden mahkeme kararlarının tanınmaması olasılığı ışığında makalede bir taraftan devletlerin yargı bağışıklığına ilişkin uluslararası hukuk normlarının ius cogens karakteri, diğer taraftan da bu normların ordre public karakteri değerlendirilmiştir.Article Kamu Hizmetlerinde Biçimsel Ölçütte Çözülme ve Anayasa’nın 128. Maddesinin I. Fıkr Ası(2013) Sever, Dilşad Çiğdemİdare hukukunun temel kavramı sayılabilecek kamu hizmetlerinde önemli bir dönüşüm yaşanmaktadır. Bu dönüşümün birinci görünümü kamu hizmetlerinde daralma yaşanması, ikincisi ise kamu hizmetlerinin özel kişiler eliyle ve özel hukukla görülmeye başlanmasıdır. Bu bağlamda, hangi hizmetlerin kamu hizmeti olmaktan çıkarılamayacağı ya da özel hukukla gördürülemeyeceği günümüzde kamu hizmeti ve hatta genel olarak kamu hukuku bakımından en önemli tartışmalardan biri- dir. Bu tartışmanın kilit noktası ise Anayasanın 128. Maddesinin birinci fıkrası hükmü ve bu hükmün Anayasa Mahkemesi tarafından yorumlanmasıdır. Genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin kapsamının ne olduğu kamu hizmetlerinin biçimsel ölçütünü de belirlemektedir. Bu nedenle çalışmada maddenin anlamı ve Anayasa Mahkemesinin konuyla ilgili kararlarındaki yaklaşımı değerlendirilmiştir.Article ULUSLARARASI GİRİŞİMCİLİK YÖNELİMİNİN YENİLİKÇİLİK BOYUTU: KÜRESEL DOĞAN İŞLETMELER ÜZERİNE NİTEL BİR ÇALIŞMA(2019) Yalçın, Aybüke; Üner, M. Mithat1990'lı yıllardan itibaren uluslararasılaşma süreci modeli ile faaliyetlerini diğer ülke pazarlarına götürmekte olan işletmelerden farklı olarak, daha erken ve hızlı bir şekilde uluslararasılaşan işletmelerin varlığı belirlenmeye başlanmıştır. Kuruldukları andan itibaren veya kuruluşlarını takiben kısa bir süre içerisinde uluslararası faaliyetlerde bulunan küçük ve orta ölçekli işletmeler “Küresel Doğan İşletmeler” olarak isimlendirilmektedir. Küresel doğan işletmelerin uluslararasılaşma süreci modeli ile uluslararasılaşan işletmelere nazaran daha hızlı uluslararası faaliyetlerde bulunabilmelerinde sahip oldukları uluslararası girişimcilik yöneliminin rolü büyüktür. Uluslararası girişimcilik yönelimi, proaktiflik, risk alma ve yenilikçilik şeklindeki üç boyutuyla ele alınmaktadır. Çalışma kapsamında, uluslararası girişimciliğin yenilikçilik boyutu incelenmektedir. Çalışmada, Ankara, Çorum ve Konya‟da farklı sektörlerde faaliyet gösteren (on) 10 küresel doğan işletmeye ulaşılmıştır. Verilerin incelenmesi nitel araştırma yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Verilerin analizi için QSR NVivo 11 programı kullanılmıştır. Çalışma içeriğinde elde edilen veriler sayesinde küresel doğan işletmelerin yenilikçiliklerini etkileyen dört faktör ortaya konmuş ve incelenmiştir. Adı geçen faktörler; bilgi oluşturma ve paylaşma, girişimcilik, bilgi ve iletişim teknolojileri ve insan kaynaklarıdır.Article YERELLİK-POPÜLERLİK EKSENİNDE TÜRKİYE’DE ÇEVRE MÜCADELELERİ(2018) Özen, HayriyeTüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de son yıllarda çevre mücadelelerinde dikkate değer bir artış yaşandı. 1990’ların hemen başından itibaren doğmaya başlayan ve altın madenciliği, hidroelektrik santraller, termik santraller ve nükleer santraller gibi projelere olumsuz çevresel etkileri nedeniyle karşı çıkan bu mücadeleler, 2000’li yıllarda belirgin bir ivme kazanarak ülkenin hemen tüm bölgelerine yayıldılar. Bu makale Doğu Karadeniz bölgesinde HES projelerine karşı ve Ege ve Güney Marmara bölgelerinde altın madenciliği projelerine karşı 2000’li yıllarda doğan protesto hareketlerine odaklanarak şu soruya yanıt arıyor: HES ve altın madenciliğine karşı yerelde doğan çeşitli protesto hareketleri bölgesel veya ulusal ölçekte etkili olabilecek kolektif bir siyasal özneye ya da, diğer bir deyişle, karşı-hegemonik bir popüler harekete dönüşme potansiyeline ne ölçüde sahip oldular? Bu soruya cevaben hem altın madenciliği hem de HES karşıtı mücadelelerin, yerelliği aşan bir karaktere bürünmelerine karşın popüler hareketlere dönüşemedikleri tartışılıyor. Her iki mücadele de, yereldeki altın madenciliği ve HES projelerine karşıtlığın ötesine geçen bir söylem inşa ettiler ve yerelin yanı sıra yerelin dışından da çeşitli toplumsal grupları harekete geçirdiler. Bununla birlikte, her iki mücadele de harekete geçirdiği heterojen grupları kolektif bir kimlik etrafında bütünleştirerek ulusal ölçekte etkili olabilecek popüler bir siyasal özneye dönüşemedi. Çalışmada söz konusu mücadelelerin kolektif bir kimlik inşa edememesinin nedenlerine ilişkin olarak dört faktörün öne çıktığı ileri sürülüyor: yerelliğin süregiden baskısı; parlamenter temsiliyetin eksikliği, protestocuların mevcut kimlik ve aidiyetlerinin hakimiyeti; ve, iktidar blokunun protesto hareketlerini yönetmek ve kontrol etmek üzere geliştirdiği dil ve pratikler. Çalışma, yerellik ile popülerlik arasında bir nitelik kazanan çevre mücadelelerinin oldukça önemli kazanımlarına rağmen, neoliberal rasyonaliteyle şekillendirilen kamu politikalarının içerdiği çevresel tehditler karşısında güçlü bir itiraza dönüşemediklerine işaret ederek sonlanıyor.Article ULUSLARARASI ADALET DİVANININ YARGI YETKİSİ VE TREATY BODİES(2016) Arsava, Ayşe FüsunEvrensel nitelikli insan hakları sözleşmeleri günümüzde Uluslararası Adalet Divanı'nın kararlarına ve danışma görüşlerine esas olmaktadır. Makalede Uluslararası Adalet Divanı'nın anlaşmaya yahut uluslararası Adalet Divanı statüsünün 36.madde, 2.fıkrasına istinat eden yargı yetkisini kullanması bakımından insan hakları sözleşmelerinde öngörülen denetim mekanizmasının tüketilmesinin gerekip gerekmediği hususu insan hakları sözleşmeleri örneklerinde ele alınmış ve değerlendirilmiştir.Article AVRUPA BİRLİĞİ’NİN GÜNEY AKDENİZ POLİTİKASINDA GÜVENLİK-DEMOKRASİ İKİLEMİ: ARAP BAHARI SONRASI KURUMSAL GİRİŞİMLER(2018) Orhan, Duygu DersanAvrupa Birliği (AB), 2010 yılı sonunda Arap dünyasında başlayan hükümet karşıtı ayaklanmalara, diğeruluslararası aktörler gibi hazırlıksız yakalanmıştır. Bölgedeki siyasi dönüşümler, AB’nin, özellikle Akdeniz’ekıyısı olan Ortadoğu ülkeleriyle uzun yıllara dayanan ve kurumsal işbirliği ile desteklenen ilişkilerini yenidentanımlamasına yol açmıştır. Güney Akdeniz’e yönelik olarak izledikleri politikanın başarısız olduğunu ifade edenAB yetkilileri, bugüne kadar güvenlik ve ekonomik odaklı olan ilişkilerin siyasi ayağını güçlendirme ve bölgenin“demokratikleşmesine” destek olmak amacıyla yeni girişimlerde bulunmuşlardır. Ancak, Arap Baharısonrasında Ortadoğu’da oluşan yeni güvenlik tehditleri ve artan göç oranları nedeniyle, AB’nin Güney Akdenizpolitikasının halen güvenlik odaklı olduğu ve henüz bir paradigma değişikliği sağlayamadığıdeğerlendirilmektedir.Article Özel Askeri ve Güvenlik Firmalarının Montreuk Dokümanı Muvacehesinede İnsani Devletler Hukuku'na Bağlılığı(2011) Arsava, Ayşe Füsun; Arsava, Ayşe Füsun; Arsava, Ayşe Füsun; Law; LawGünümüzde devletler yahut uluslararası örgütler tarafından gerçekleştirilen uluslararası askeri operasyonlarda özel askeri ve güvenlik firmalarından yararlanılmasının yaygın bir uygulama haline geldiği görülmektedir. Uluslararası askeri operasyonlarda yer alan özel askerlik ve güvenlik firması çalışanlarının İnsani Devletler Hukuku (İDH) çerçevesinde sorumluluğunun olup olmadığı ve varsa bu sorumluluğun hukuki dayanağı olarak nelerin gündemde olduğu makalenin içeriğini oluşturmaktadır.Article Arap Baharı ve Demokrasi Hakkı(2014) Arsava, Ayşe FüsunArap baharı, Arap ülkelerinde gözlenen demokrasi eksikliği nedeniyle beklenme- yen bir gelişme olarak yorumlanmaktadır. Arap baharı halk ve hükümet ilişkisini dü- zenlemeye yönelik normların uluslararası hukukta yeniden tartışma konusu olmasına ve bu normların demokrasi hakkını kapsayıp kapsamadığı yönünde değerlendirme ya- pılmasına yol açmıştır. Bu bağlamda hükümet şeklinin halk tarafından belirlenmediği nispette yönetimin demokratik olarak nitelendirilemeyeceği görüşünün temsil edildi- ği gibi, halkların Selfdeterminationsright’ından demokrasi hakkının değil, demokra- tikleşme hakkının istihraç edilebileceği görüşünün de temsil edildiği görülmektedir. Devlet uygulamalarının analizi uluslararası hukukta demokrasi hakkının mevcudiye- tini yeterince desteklemektedir. Buna karşılık uluslararası hukukta demokratikleşme mükellefiyetinin bulunduğu varsayım olarak kabul görmektedir. Bu durum yönetimin meşruiyetinin somut hükümet şekline değil, daha çok demokrasiyi geliştirmeye yö- nelik gayretlere bağlı oluğunu ortaya koymaktadır. Günümüzde uluslararası hukukta otoriter rejimlere karşı yapılan direniş hareketlerine meşruiyet prensibi dayanak oluş- turmaktadır. İnsan hakları içeriği ile meşruiyet prensibi otokratik hükümetler üzerin- de baskı oluşturmaktadır ve belli koşullar altında uluslararası camianın müdahalesini mümkün kılmaktadır. Ancak içerde gerekli koşullar olmadığı nispette dışardan demok- ratikleşme sürecinin dayatılmasının da mümkün olmadığının gözardı edilmemesi ge- rekmemektir.

