Search Results

Now showing 1 - 10 of 11
  • Research Project
    Mesleklerarası Simülasyon Eğitiminin Jinekolojik Onkolojide Palyatif Bakım Yeterliliklerinin Kazandırılmasına Etkisi
    (2019) Terzioğlu, Füsun; Şahan, Fatma Uslu
    Bir eğitim müdahale çalışması olarak gerçekleştirilen projede karma yöntem kullanılmıştır. Projenin nicel bölümü, mesleklerarası simülasyon eğitiminin öğrencilerin jinekolojik onkoloji palyatif bakım yeterliliklerine, disiplinlerarası eğitim algısına ve ekip çalışması tutumlarına etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrol müdahale çalışması olarak gerçekleştirilmiştir. Projenin nitel bölümü, öğrencilerin mesleklerarası jinekoloji onkoloji palyatif bakım eğitiminde simülasyon kullanımı konusunda görüş, düşünce ve önerileri belirlemek amacıyla odak grup görüşmeleri yapılarak gerçekleştirilmiştir. Projenin örneklemini dört farklı meslek grubundan 84 öğrenci (Hemşirelik: 22; Diyetisyen: 23; Sosyal Hizmet Uzmanı:22; Doktor: 17) oluşturmuş ve öğrenciler dört gruba ayrılmıştır. Tüm öğrenciler ?Jinekolojk Onkolojiye Yönelik Mesleklerarası Palyatif Bakım Eğitimi?ne katılmış, eğitimden bir hafta sonra müdahale gruplarına yüksek geçerlikte simülasyon, hibrit simülasyon ve her iki simülasyon yöntemi birlikte uygulanmış, kontrol grubuna hiç bir simülasyon yöntemi uygulanmamıştır. Projenin nicel verileri, Öğrencilerin Tanıtıcı Özellikleri İle İlgili Veri Toplama Formu, Palyatif Bakım Konusunda Yeterliliklerinin Belirlenmesi Yönelik Soru Formu, Disiplinler Arası Eğitim Algısı Ölçeği, Ekip Çalışması Tutumları Ölçeği ile toplanmıştır. Veri toplama araçları öğrencilere eğitim öncesinde, simülasyon uygulamalarından hemen sonra ve simülasyon uygulamasından 3 ay sonra uygulanmıştır. Projenin nitel bölümü müdahale gruplarında yer alan 27 öğrenci ile gerçekleştirilmiş, müdahalelerden bir hafta sonra nitel veriler toplanmıştır. Projede, mesleklerarası simülasyon eğitiminde yüksek geçerlikte simülasyon ve hibrit simülasyon uygulamalarının öğrencilerin palyatif bakım yeterlilikleri (p=0,001), disiplinlerarası eğitim algısı (p=0,001) ve ekip çalışması tutumları (p=0,012) toplam puan ortalamalarını anlamlı düzeyde arttırdığı belirlenmiştir. Nitel görüşmeler sonucunda öğrencilerin palyatif bakıma yönelik bilgi ve farkındalıklarının arttığı, ekip çalışmasının önemini daha iyi anladıkları, lisans eğitim müfredatlarında mesleklerarası eğitimin ve bu eğitimde simülasyon kullanımının önemini kavradıkları belirlenmiştir.
  • Research Project
    Okzim Türevli Ligandlar İçeren Yeni Plantik(ıı) Komplekslerinin Sentezi, Elektrokimyasal Karakterizasyonu ve Antioksidatif Antikanser Etkileri
    (2012) Özalp, Şeniz Yaman; Emrullahoğulları, Mustafa; İşgör, Sultan Belgin
    -
  • Review
    Citation - WoS: 3
    Citation - Scopus: 4
    Akciğer Kanserinde İmmünoterapi ve Tedavide Multidisipliner Yaklaşım
    (Turkish Assoc Tuberculosis & Thorax, 2020) Karadurmuş, Nuri; Kaya, Akın; Göksel, Tuncay; Yılmaz, Ülkü; Tülek, Necla
    Akciğer kanseri dünya genelinde kanserle ilişkili ölümlerin başlıca nedeniolmaya devam etmektedir. Son 20 yılda kanser biyolojisi ve patogenezi hakkındaki bilgiler artmış, immün kontrol noktası inhibitörleri (İKNİ) kullanımasunulmuş ve böylece solid kanserlerin tedavisinde önemli bir dönem başlamıştır. Bu derlemede; tedavide yenilikler, immünoterapi ve tedavide multidisipliner yaklaşım çerçevesinde akciğer kanseri ele alınmıştır. Küçük hücreli dışıakciğer kanseri (KHDAK) en sık görülen ve özellikleri nedeniyle İKNİ tedavisinden ideal olarak yararlanabilecek akciğer kanseri türü olması nedeniyleyazının odak noktasını oluşturmuştur. Bu derleme, akciğer kanseri tedavisindeimmünoterapi yaklaşımının göğüs hastalıkları başta olmak üzere tüm branşlarda multidisipliner farkındalığını artırmayı ve yönetimi hakkında bilgi sağlamayıamaçlayan ilk Türkçe derlemedir. Ayrıca bu derleme, KHDAK tedavisinde İKNİkullanımına ilişkin son klinik çalışmaların dikkat çekici sonuçlarını sunmasıaçısından önem teşkil etmektedir. İmmünoterapi kanser tedavisinde yeni bir dönem başlatmıştır ve İKNİ tedavisinin kendine özgü etki mekanizması yeni bazı advers olay grubunun ortaya çıkmasına nedenolmuştur, bunlar arasında pnömonitis özellikle önemlidir ve advers olaylar konusunda gerektiğinde hastaların ilgili uzmanlık dalları ilekonsülte edilmesi gerekmektedir. Akciğer kanserinde tedavi, hastanın özellikleri, histolojik özellikler, genetik durum göz önünde bulundurularak her bir hastaya özel planlanmalı ve akciğer kanserli bir hastanın tanısal değerlendirilmesi ve en uygun şekilde tedavisi içingöğüs hastalıkları, göğüs cerrahisi, tıbbi onkoloji, radyasyon onkolojisi, patoloji ve radyoloji uzmanlık dalları arasında işbirliği sağlanmalıdır. Bununla birlikte, aile hekimleri de akciğer kanserinin erken tanınmasında ve ayrıca hastalarını tütün bırakmayı teşvik ederekkanserin önlenmesinde önemli rol oynayabilirler. Ayrıca, toplumda farkındalık yaratmak ve erken tanı için akciğer kanseri yönündentarama çalışmaları yapmak hedeflenmelidir
  • Article
    Pediatrik Hastalarda Malign Karaciğer Tümörlerinin Değerlendirilmesi: Tek Merkez Deneyimi
    (2021) Güzelküçük, Zeliha; Özyörük, Derya; Erdem, Arzu Yazal; Bajin, İnci Yaman; Yozgat, Ayça Koca; Aker, Can Barış; Şenel, Emrah; Demir, Hacı Ahmet; Oztorun, Can Ihsan
    Amaç: Çocukluk çağında malign karaciğer tümörleri nadirdir. Hepatoblastom ve hepatoselüler karsinom en sık görülen iki tiptir. Bu çalışma ile; kliniğimizde izlenen malign karaciğer tümörü tanısı alan hastalarımızın demografik, klinik özelliklerini ve tedavi sonuçlarını geriye dönük olarak incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Eğitim Araştırma Hastanesi, Çocuk Onkoloji Kliniği’nde 2010-2019 tarihleri arasında takip edilen, karaciğerde malign tümörü olan 13 olgunun demografik özellikleri, tümör lokalizasyonu, klinik ve radyolojik bulguları, histopatolojik bulguları, tedavileri ve son durumları retrospektif olarak incelendi. Bulgular: Karaciğerde malign tümörü olan 13 çocuk hasta (erkek/kız: 6/7) değerlendirildi. Hastaların ortanca yaşı 38 ay (minimum: 4- maksimum: 198 ay) olarak hesaplandı. Hepatoblastom (n=11, %84,6), hepatoselüler karsinom (n=1, %7,69), karaciğerin farklılaşmamış sarkomu (n=1, %7,69) tanıları alan hastalar mevcuttu. Hepatoblastom tanılı 1 hastada (%9) ve undiferansiye sarkom tanılı hastada alfa fetoprotein düzeyi (AFP) <100 ng/ mL (0-9) idi. Cerrahi ve kemoterapiden oluşan tedaviler uygulandı. Relaps ve/veya progresif hastalık nedeni ile 2 hasta eksitus oldu. Genel sağkalım oranı %88,9 olarak hesaplandı. Sonuç: Karaciğerde malign tümörü olan hastalarımızı retrospektif olarak değerlendirerek, tek merkez deneyimi sunulmuştur. Hasta sayımız kısıtlıdır. Ancak çocukluk çağındaki karaciğer kanserleri için oldukça iyi yaşam oranlarını içermektedir. Kemoterapiye bağlı uzun dönem komplikasyonların değerlendirilmesi için uzun soluklu takip sürelerini içeren çalışmalar planlanmalıdır.
  • Article
    İntrakranial Tümörlerde Klk5, Klk6 ve Klk7 Ekspresyonlarının Araştırılması
    (2020) Turna, Gamze; Kılıç, Nedret; Kurt, Gökhan; Doğulu, Fikret; Ceviker, Necdet; Saltoğlu, Gamze Turna
    Giriş ve Amaç: 19. kromozom (19q13.3-4) üzerinde bulunan 15 genden oluşan kallikrein ilişkili peptidazlar(KLK’lar), serin proteazların bir alt grubudur. Daha önce yapılan bazı çalışmalar KLK'ların çeşitli kanser türleriyleilişkili olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte, intrakranial tümörlerde KLK'ların tanı ve prognozdaki rolünüaraştıran az sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu nedenle, bu çalışmada intrakranial tümörlerde KLK5, KLK6 veKLK7'nin ekspresyon düzeylerindeki değişimlerin belirlenmesi amaçlamıştır.Gereç ve Yöntemler: Menenjiom grade I (n = 15) ve glioblastoma multiforme (n = 15) tümör örneklerinde, KLK5,KLK6 ve KLK7 mRNA ekspresyon düzeyleri ters transkriptaz polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) kullanılaraktespit edildi. Protein ekspresyonları ise western blotting yöntemi kullanılarak belirlendi.Bulgular: KLK5 ve KLK7’nin mRNA ve proteinleri menenjiom grubunda daha sıklıkla ifade edilirken, KLK6’nınmRNA ve proteini glioblastoma grubunda daha sıklıkla ifade edilmektedir.Sonuç: Menenjiom ve glioblastoma grupları karşılaştırıldığında KLK5, KLK6 ve KLK7 mRNA ve proteinekspresyon düzeylerinde farklılıklar olduğu tespit edilmiştir. Bu genler intrakranial tümörlerin tanısı için yeni birbiyobelirteç olma potansiyeline sahip olabilir
  • Article
    Glutatyon S-transferaz ve Src Ailesi Kinaz İnhibitörü İndol Türevleri: Seletivite ve İlaç Rezistans Özelliklerinin Değerlendirilmesi
    (2012) Ölgen, Süreyya; İşgör, Yasemin G.; Kurt, Zühal Kılıç; İşgör, Belgin S.
    Artan glutation s-transferaz (GST) aktivitesi insanlarda görülen kanserler ve antikanser ilaç direnciile ilişkilidir. Benzer şeklilde, Src ailesi kinazların (SFK) meme, kolon, akciğer ve deri gibi pek çokkanser türünde yüksek katalitik aktivitesi olduğu rapor edilmiştir. Bu nedenle, GST ve Src'ın her ikisinininhibisyonu, kemoterapötiklerin seçici ve dayanıklı olmasını sağlayarak terapötik etkinliğini artırabilir. Son yıllarda laboratuvarımızda gerçekleştirilen c-Src inhibitörü bileşiklerin tasarımı ve sentezi çabaları ile IC50 değeri sırayla 4.69, 74.79, 75.06 ve 84.23 µM olan N1 ve C5 sübstitüe indol-3-amin türevi dört bileşik (8c, 8f, 8g ve 8h) başarı ile elde edilmiştir. Bu çalışmada, bu bileşiklerin SFK'lar (Lyn, Hck, Fyn) ve GST enzimlerine karşı inhibitör aktiviteleri tayin edilmeye ve Src ailesi kinazlara olan seçicilikleri saptanmaya çalışılmıştır. Bileşiklerden 8c and 8g GST enzimi için sırayla IC50 değerleri 120.1 ve 67.33 µM olan en etkin inhibitörler ve ayrıca Src inhibitör özelliklerinin olması de ikili inhibitörler olarakrapor edilmişlerdir. Bileşiklerden 8f ve 8h sırayla IC50 değerleri 161.1 ve 272.2 µM ile önemli derecede GST inhibisyonu gösterdiler. Ancak bileşiklerin bu inhibisyon profilleri ile ileri çalışmalar için uygun olmadıkları bulunmuştur.
  • Article
    T-47d Meme Kanseri Hücreleri Üzerinde Kurkuminin Doz Bağımlı Etkisinin İncelenmesi
    (2021) Aykanat, Nuriye Ezgi Bektur; Kaçar, Sedat; Bektur, Ezgi
    Zingiberaceae familyasına ait zerdeçaldan elde edilen bir polifenol olan kurkumin, anti-inflamatuar, anti-tümör, anti-oksidatif ve antimikrobiyal etkiler dahil olmak üzere birçok etkiye sahiptir. Kurkuminin farklı kanser hücreleri üzerindeki etkileri hakkında birçok çalışma bulunmaktadır. Bu çalışma, kurkuminin T-47D meme kanseri hücre canlılığı üzerindeki anti-kanser etkisini araştırmayı amaçlamaktadır. T-47D meme kanseri hücrelerine farklı dozlarda uygulanan kurkuminin etkisi MTT yöntemi ve inverted mikroskop ile araştırılmıştır. Kurkuminin T-47D hücrelerinde IC50 dozu 24 saat sonunda 65,8 μM, 48 saat sonunda 46,4 μM ve 72 saat sonunda ise 26,6 μM olarak belirlenmiştir. Morfolojik değerlendirmede ise kurkumin uygulanmış hücreler yuvarlak ve flask yüzeyinden ayrılmış kitleler halinde gözlenmektedir. Sonuçlarımız, kurkuminin T-47D hücre proliferasyonunu önemli ölçüde azalttığını göstermektedir. Kurkumin, tek başına veya diğer moleküllerle kombinasyon halinde meme kanseri tedavisi için bir aday olabilir. Gelecekte, kurkuminin meme kanseri hücreleri üzerindeki etki mekanizmasını aydınlatmak için daha kapsamlı ve çok merkezli destekli ileri klinik çalışmalara ihtiyaç vardır.
  • Article
    Jinekolojik Onkoloji Palyatif Bakımda Simülasyona Dayalı Mesleklerarası Eğitime Yönelik Öğrencilerin Görüşleri: Nitel Çalışma
    (2019) Şahan, Fatma Uslu; Terzioğlu, Füsun
    Amaç: Bu araştırmada, jinekolojik onkoloji palyatif bakımda simülasyona dayalı mesleklerarası eğitime yöneliköğrencilerin görüş, düşünce ve önerilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntemler: Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden yorumlayıcı fenomenolojik yaklaşım kullanılmıştır.Araştırmanın uygulaması Nisan 2017 - Mayıs 2017 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini 28öğrenci (sekiz hemşirelik, sekiz beslenme ve diyetetik, sekiz sosyal hizmet ve dört tıp öğrencisi) oluşturmuştur.Araştırmanın verileri sosyo-demografik bilgi formu ve yarı yapılandırılmış odak grup görüşmesi soru yönergesi ile dörtodak grup görüşmesi yapılarak toplanmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler tümevarım yaklaşımı ve içerik analiziyöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir.Bulgular: Öğrenciler ile yapılan görüşmeler sonucunda ortaya çıkan temalar (1) “palyatif bakım hizmeti sunumundaekip yaklaşımı” (2) “Mesleklerarası Jinekolojik Onkoloji Palyatif Bakım Eğitimi”; (3) “Simülasyona DayalıMesleklerarası Jinekolojik Onkoloji Palyatif Bakım Eğitimi” olarak sıralanmıştır. Araştırmada öğrenciler, palyatifbakımda ekip çalışması ve mesleklerarası eğitimin önemini daha iyi anladıklarını; diğer mesleklerin rol vesorumluluklarını öğrenebilmek, ekip olarak çalışabilmek, hasta güvenliğini ve hasta merkezli bakımın sağlayabilmekiçin simülasyona dayalı mesleklerarası eğitimin gerekli olduğunu belirtmişlerdir. Öğrenciler lisans eğitimmüfredatlarında simülasyona dayalı mesleklerarası eğitimin gerekliliğini vurgulamışlardır. Öğrencilerin simülasyonuygulamaları ile teorik eğitimde öğrendiklerini daha iyi pekiştirdikleri, yanlışlarını/hatalarını düzeltme fırsatıbuldukları, mesleki profesyonelliklerinin farkına vardıkları belirlenmiştir.Sonuç: Sağlık profesyonellerinin eğitiminde mesleklerarası simülasyon uygulamalarının kullanımı için eğiticilerin veöğrencilerin teşvik edilmesi ve lisans eğitim müfredatlarına entegre edilmesi önerilmektedir.
  • Article
    Silimarin Slıt2 Proteinini Aktive Ederek ve Cxcr4 Ekspresyonunu Baskılayarak A549 Hücrelerini İnhibe Etti
    (2021) Kaçar, Sedat; Aykanat, Nuriye Ezgi Bektur; Bektur, Ezgi
    Akciğer kanseri, dünya çapında hem erkeklerde hem de kadınlarda kansere bağlı önde gelen ölüm nedenlerindendir. SLIT2/ROBO1 sinyali, çeşitli kanser tiplerini inhibe ettiği bildirilen çok önemli bir yolaktır. CXCR4, kanser ilerlemesinde rol oynayan bir kemokin reseptörüdür. Silimarin, başta karaciğer hastalıkları olmak üzere akciğer kanseri de dahil çeşitli kanserlerde anti-kanserojen aktivitesi öne sürülen bir fitokimyasaldır. Ancak silimarinin akciğer kanserinde SLIT2–ROBO1–CXCR4 ekseni üzerindeki etkisini inceleyen çalışma bulunmamaktadır. Burada amacımız silimarinin A549 hücreleri üzerindeki sitotoksik ve morfolojik etkilerini araştırmak ve SLIT2-ROBO1-CXCR4 yolağındaki rolünü ortaya çıkarmaktır. İlk olarak, silimarinin doz analizi için 24, 48 ve 72 saat uzunluğunda sitotoksisite testleri yapıldı. Ardından değişen dozlarda silimarin ile morfolojik değerlendirme için hücreler H-E ile boyandı. Daha sonra SLIT2, ROBO1 ve CXCR4 proteinleri için western blot ve immünositokimya analizleri yapıldı. MTT analizine göre, A549 hücrelerine karşı silimarinin IC50 konsantrasyonları 24, 48 ve 72 saatlik uygulamaları için sırasıyla 930.1, 432.1 ve 99.8 μM olarak saptandı. H-E boyama yapılarak morfolojik olarak incelendiğinde sitoplazmik vakuoller, küçülmüş heterokromatin çekirdek ve bazofilik sitoplazmalı hücreler gözlendi. 750 μM silimarin ile SLIT2, ROBO1 ve CXCR4 proteinleri için Western blot ve immünositokimya analizleri yapıldı. 750 μM silimarin, kontrol grubuna kıyasla SLIT2 ve ROBO1 ekspresyonlarını arttırırken CXCR4'ü azalttı. Sonuç olarak silimarin, SLIT2 ve ROBO1 protein ekspresyonunu aktive ederek ve CXCR4 ekspresyonunu inhibe ederek A549 hücrelerini doza bağlı olarak inhibe etmiştir. Silimarinin akciğer kanseri üzerindeki etkileri literatürde belirtilmiştir. Ancak bu çalışma, A549 hücrelerinde SLIT2–ROBO1–CXCR4 proteinleri ile silimarin arasındaki etkileşimi inceleyen ilk çalışmadır. Çalışmamızın bundan sonraki araştırmalara yeni ufuklar açacağına inanıyoruz.
  • Article
    Allojeneik Kök Hücre Nakli Sürecinde Covıd-19 Sıklığı ve Seyri
    (2022) Şahin, Uğur; Şahin, Uğur; Arslan, Aykut İlker; Urlu, Selin Merih; Gökmen, Ayla; Soydan, Ender
    Amaç: Bu çalışmada COVID-19 pandemisinden önceki bir yıl ve sonrasında merkezimizde allo- jeneik kök hücre nakli (AKHN) yapılan hastalarda COVID-19 sıklığı, seyri ve aşılanma durumu, hasta ve verici özellikleri gibi prognoz üzerinde etkili olabilecek faktörlerin retrospektif olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Hastalar ve Yöntem: Ocak 2019-Temmuz 2022 arasında merkezimizde AKHN yapılan hastala- rın demografik özellikleri, tanıları, verici özellikleri, COVID-19 geçirme durumu, COVID-19 için aşılanma durumu, COVID-19 ilişkili mortalite (CİM), relaps dışı mortalite (RDM), genel sağkalım (GS) araştırıldı. Bulgular: AKHN yapılan 236 ardışık hastadan çalışma dışı kalanlar çıkarıldıktan sonra 204’ünün ortanca yaşı 50 (18-76), AKHN sonrası ortanca takip süresi 21.2 [%95 güven aralığı (GA): 18.5- 23.9] aydı. En sık tanılar akut lösemi ve miyelodisplastik sendromdu (%72.6, n= 148). Hastaların %11.3’ü (n= 23) AKHN’den önce, %25.0’ı (n= 51) AKHN’den sonra COVID-19 geçirmiş ve %6.4’ünde (n= 13) CİM izlenmişti. Hiç aşı yaptırmayanlar %39.7 (n= 81); AKHN öncesinde en az bir doz aşılananlar %22.1 (n= 45) oranındaydı. AKHN sonrası 1, 3, 6 ve 12. aylarda kümülatif CİM sırasıyla %3.0 (%95 GA: 1.04-4.96), %5.0 (%95 GA: 1.08-8.92), %7.0 (%95 GA: 3.08-10.92) ve %7.0 (%95 GA: 3.08-10.92) bulundu. Uygulanan aşı dozu ikinin altında olan hastalarda RDM daha yüksek, GS daha düşüktü (sırasıyla p< 0.001 ve p< 0.001). Hiç aşılanmamış olma GS, RDM ve CİM için; HLA uyuşumlu akraba dışı vericiden nakil yapılması GS ve RDM için bağımsız risk faktörüydü. Sonuç: COVID-19 AKHN sonrası dönemde önemli bir mortalite sebebi olmuştur. Mortalite açısın- dan en riskli dönem AKHN sonrası ilk altı aydır. En az iki doz aşı yapılan hastalarda mortalite ve sağkalım oranlarında önemli bir düzelme izlenmektedir. HLA uyuşumlu akraba dışı vericilerden yapılan nakillerde gözlenen olumsuz sağkalım sonuçları yurtdışı doku bankalarına ulaşımdaki kısıtlanmalar ve dondurulmuş ürün kullanımı ile ilişkili olabilir.