Search Results

Now showing 1 - 5 of 5
  • Review
    Uykusuzluk Bozukluğunun Psikolojik Modelleri: Güncel Bir Derleme
    (Galenos Publ House, 2024) Türkarslan, Kutlu Kağan; Çınarbaş, Deniz Canel
    Uykusuzluk bozukluğu kişisel ve toplumsal maliyetler yaratan; başlıca uykuya dalmada zorlanma, uykuyu sürdürmede güçlük ve sabah planlanandan daha erken saatlerde uyanma belirtileri ile karakterize olan psikiyatrik bir rahatsızlıktır. Toplumun yaklaşık %10’unun uykusuzluk bozukluğuna sahip olduğu düşünülmektedir. Çalışmalar uykusuzluk bozukluğuna sahip olmanın genel hayat kalitesini düşürdüğünü, günlük işlevselliği azalttığını, bazı psikomotor ve bilişsel becerilerde bozulmalara sebep olduğunu, iş performansını düşürdüğünü, iş yerinde daha fazla devamsızlık yapmaya sebep olduğunu ve uykusuzluk bozukluğu dışındaki rahatsızlıklar için artan tedavi maliyetleri ortaya çıkardığını göstermektedir. Tüm bunlara ek olarak uykusuzluğun pek çok farklı psikiyatrik rahatsızlık için bir risk etmeni olduğu bilinmektedir. Son 50 yılda yapılan çalışmalar uykusuzluk bozukluğunu psikolojik açıdan açıklayan çeşitli modellerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu psikolojik modellerden başlıcaları; “uyaran kontrolü modeli”, “Spielman modeli”, “mikroanalitik model”, “nörobilişsel model”, “tehdit algısının yüksek risk modeli”, “uykuya müdahale eden-uykuyu yorumlayan süreçler modeli”, “psikobiyolojik baskılama modeli”, “bilişsel model”, “evrimselduygusal model” ve “korku simülasyonu modeli”dir. Bu derleme makalesinin amacı uykusuzluk bozukluğunun psikolojik modellerinin temel sayıltılarından bahsederek modellerin güncel bir tablosunu sunmaktır.
  • Article
    Hemoroid Lastik Band Ligasyonu Komplikasyonlarının Yönetimi: Masif Rektal Kanama
    (Galenos Publ House, 2024) Gülen, Merter; Emral, Ahmet Cihangir; Ege, Bahadır
    Amaç: Çalışmanın amacı, hemoroidal hastalıkta cerrahi dışı tedavi seçeneklerinden biri olan lastik band ligasyonunu (RBL) ve buna bağlı gelişen komplikasyonları irdelemektir. Morbiditesi nedeniyle önem arz eden masif rektal kanama komplikasyonunun yönetimini sunmaktır. Gereç ve Yöntem: Evre 1-2 ve 3 internal hemoroidal hastalık nedeniyle 2018-2022 yılları arasında kliniğimizde RBL yapılan 564 hasta retrospektif olarak irdelenmiştir. Gebelik durumu, geçirilmiş anorektal cerrahi, kronik karaciğer hastalığı ve antikoagülan kullanımı nedeniyle 72 hasta çalışma dışında bırakılmıştır. Hastaların 492’si çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm hastalara proktoloji ünitesinde detaylı anorektal muayene, 50 yaş üstündekilere ise kolonoskopik değerlendirme yapılmıştır. Hastaların demografik özellikleri, gelişen komplikasyonlar (minör/majör) ve uygulanan band ligasyon sayısı standardize edilmiş formlara kayıt edildi. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 33,4±11 (18-65) yıl olup, 385’i (%78,3) erkek, 107’si (%21,7) kadındı. Hastaların 39’una (%8) tek kadran, 448 hastaya (%91) iki kadran ve 5 hastaya üç kadran RBL uygulandı. RBL sonrası minör komplikasyonlar (anal ağrı, vazovagal semptomlar, minör rektal kanama, üriner retansiyon) yirmi hastada (%4) gelişirken, hastaların 4’ünde (%0,8) masif rektal kanama meydana gelmiştir. Masif rektal kanama gelişen hastaların hepsi acil şartlarda hospitalize edildi ve operasyona alındı. Bu hastaların birine 3 ünite, üç hastaya ise 4 ünite eritrosit transfüzyonu yapıldı. Sonuç: Hemoroidal band ligasyonu, hemoroidal hastalık tedavisinde güvenli ve etkili bir yöntemdir. Ancak hayatı tehdit edecek ciddi kanamalara yol açabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
  • Article
    Citation - WoS: 1
    Citation - Scopus: 1
    Gonioscopy-Assisted Transluminal Trabeculotomy Versus Bent Ab Interno Needle Goniectomy in Patients With Open-Angle Glaucoma
    (Galenos Publ House, 2025) Ucgul, Ahmet Yucel; Ucgul, Rukiye Kilic; Aktas, Zeynep
    Amaç: Açık açılı glokomlu (AAG) hastalarda gonyoskopi yardımlı translüminal trabekülotomi (GATT) ile eğik iğne ab interno gonyektominin (BANG) etkinlik ve güvenliğini karşılaştırmak. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif karşılaştırmalı çalışma, GATT (34 göz) veya BANG (31 göz) uygulanan AAG tanılı 65 gözü içermektedir. Göz içi basınç (GİB), başlangıçta ve postoperatif takip vizitlerinde Goldmann applanasyon tonometresi ile ölçüldü. Cerrahi başarı, kısmi (GİB ≤21 mmHg ve ≥%20 azalma) ve tam (aynı kriterler ilaçsız) olarak kategorize edildi. Komplikasyonlar ve ek cerrahi gereksinimi not edildi. Bulgular: Ameliyat öncesi ortalama GİB, GATT grubunda 32,9±6,1 mmHg iken, BANG grubunda 31,8±5,4 mmHg idi. Son kontrolde, GATT grubunda ortalama GİB 15,8±4,5 mmHg’ye düşerken (%51,9 azalma), BANG grubunda 17,9±5,7 mmHg’ye (%43,7 azalma) düştü. Tam cerrahi başarı oranı GATT prosedürü için %88,2, BANG prosedürü için %61,3’tü. Erken cerrahi başarısızlıklar BANG grubunda daha sık görülürken, GATT grubunda erken başarısızlıklar daha nadir olsa da, geç dönemde cerrahi başarısızlıklar BANG grubuna göre daha sık izlendi. Her iki prosedürde de minimal komplikasyonlar görülmüş olup; en yaygın komplikasyon ise geçici hifemaydı. Sonuç: Bu çalışmada, GATT cerrahisinin, BANG cerrahisine kıyasla daha büyük ve daha sürdürülebilir GİB azalması sağladığı ve daha yüksek cerrahi başarı oranlarına sahip olduğu dikkate alındığında, AAG’nin yönetiminde GATT’ın daha güvenilir bir seçenek olduğu söylenebilir.
  • Article
    Citation - WoS: 1
    Fotorefraktif Keratektomi Sonrası Kullanılan Lotrafilcon A ve Senofilcon A Bandaj Kontakt Lenslerin Görme Rehabilitasyonu ve Oküler Konfora Etkisi
    (Galenos Publ House, 2024) Alacamli, Goksu; Yakar, Konuralp
    Amaç: Fotorefraktif keratektomi (FRK) sonrası kullanılan farklı iki silikon hidrojel bandaj kontakt lensin (BKL), görsel rehabilitasyon ve oküler konfora etkisini karşılaştırmak. Gereç ve Yöntem: Bu prospektif çalışmaya, miyopi ve/veya astigmatizma kırma kusurlarını düzeltmek için iki taraflı FRK ameliyatı geçiren 30 hastanın 60 gözü dahil edildi. Ameliyat sonrası sağ göze lotrafilcon A, sol göze ise senofilcon A materyalden üretilmiş BKL uygulandı. Ameliyat sonrası 5. günde, BKL’ler çıkartıldığında, subjektif oküler rahatsızlık semptomları 0 ila 10 arası bir ölçekte değerlendirildi; burada 0, hiç rahatsızlık olmadığını ve 10, maksimum rahatsızlığı gösterdi. Ameliyat sonrası her iki gözün sferik eşdeğerleri (SE) 15. gün ve 1. ayda karşılaştırıldı. Ameliyat sonrası SE’nin ≤ ±0,50 diyoptri olması emetropi olarak kabul edildi. Emetropi elde edilen hasta sayıları da postoperatif 15. gün ve 1. ayda karşılaştırıldı. Bulgular: Ameliyat sonrası 5 günlük sürede BKL’ler arasında oküler rahatsızlık skorları anlamlı farklılık göstermedi (p>0,05). Ancak ameliyat sonrası 15. gün ve 1. aydaki SE değerleri açısından iki lens arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlendi (p<0,05). Senofilcon A materyal lens takılan gözlerde ameliyat sonrası görsel rehabilitasyonun daha iyi olduğu saptandı. Sonuç: Her iki BKL arasında FRK sonrası oküler rahatsızlık skorları bakımından anlamlı fark saptanmasa da, senofilcon A materyalden üretilmiş BKL ameliyat sonrası SE hedefinde daha iyi performans gösterdi.
  • Article
    Citation - WoS: 7
    Santral Venöz Kateter Enfeksiyonlarının Önlenmesinde Kanıta Dayalı Uygulamalar: Yoğun Bakım Hemşirelerinin Bilgileri
    (Galenos Publ House, 2020) Ozen, Nurten; Terzioğlu, Füsun; Köse, Tekmile; Terzioğlu, Füsun; Terzioğlu, Füsun; Nursing; Nursing
    Amaç: Bu çalışma ile yetişkin yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin Santral Venöz Kateter (SVK) ilişkili enfeksiyonların önlenmesinde kanıta dayalı uygulamalara ilişkin bilgi düzeylerinin saptanması amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı tipteki bu çalışma Eylül-Kasım 2018 tarihleri arasında bir araştırma ve uygulama hastanesi ile özel bir hastanenin yetişkin yoğun bakım ünitelerinde yürütüldü. Araştırma için etik kurul ve gerekli kurum izinleri ile katılımcıların yazılı onamları alındı. Verilerin toplanmasında “Katılımcıların tanıtıcı özelliklerine ilişkin veri toplama formu” ve “SVK ilişkili enfeksiyonları önlemeyeyönelik bilgi formu” kullanıldı. Bulgular: Araştırma 126 hemşire ile tamamlandı. Katılımcıların SVK ilişkili enfeksiyonların önlenmesine ilişkin bilgi düzeyi düşük bulundu. Hemşirelerin %52,4’ü 19-28 yaş aralığında, %50,0’si yoğun bakım ünitesinde 1-38 aydır çalışmaktadır. Yaş aralığı 29-43 olan hemşirelerin toplam puanortalamaları 19-28 yaş aralığında olan hemşirelere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti (p=0,045). Toplam puan ortalaması 7-24 yıldır hemşire olarak çalışanlarda, 1-6 yıldır çalışanlara göre (p=0,003) ve 40-288 aydır yoğun bakım hemşiresi olarak çalışanlarda, 1-38 aydır çalışanlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,001).Sonuç: Bu çalışmada hemşirelerin SVK ilişkili enfeksiyonların önlenmesinde kanıta dayalı uygulamalara ilişkin bilgi düzeylerinin düşük olduğu, yaşın artması ve hemşire olarak çalışma süresi ile yoğun bakım ünitesinde çalışma süresi uzadıkça da bilgi düzeyinin arttığı bulundu.