Search Results

Now showing 1 - 10 of 15
  • Article
    Morphometry and Geometry of the Formation of Basilar Artery
    (2019) Akkaşoğlu, Sinem; Aldur, M.; Sargon, Mustafa Fevzi; Çelebioğlu, Emre; Çalışkan, Selma
    The morphometric studies on pathological changes observed in vertebral and basilar arteries are valuable in the diagnosis of many pathological disorders. The purpose of this study was to detect the morphometry and geometry of the intracranial part of vertebral and basilar arteries according to age, sex, and dominance parameters in huge series to contribute to the literature. In the study, the morphometric analysis was performed on 250 healthy patients (133 males, 117 females) by using Computed Tomography (CT) angiography. In 86 cases (34.4%) (47 males, 39 females), the basilar artery coursed straight to the right side. One hundred forty-five patients (58%) had left vertebral artery dominance. The diameters of the vessels were higher in males than in females, and there was no relationship between this finding and age. The diameter of the basilar artery at the vertebrobasilar junction was statistically significantly higher than its diameter in the terminal part of the pons. By the aid of vertical axis drawn from the formation point of basilar artery by the union of vertebral arteries, the angles of the right and left vertebral arteries were examined separately. These data will penlight future studies. This is the first study in measuring the angle of basilar artery along its course. The aim this study was to determine the changes that might occur in this angle due to the aging. To our knowledge there is no study examining the morphometry and geometry of the vertebral and basilar arteries together with these detailed parameters separately in the literature.
  • Article
    Gerçek Zamanlı Polip Tespiti: YOLOv5 ve YOLOv6'nın Hız ve Performans Analizi
    (2025) Demirel, Semih; Abdulkadir,; Karatas, Hakan; Çelikten, Azer; Bingol, Ece; Akpulat, Andac; Gültekin, İdris
    Kolorektal kanser, kolonoskopi sırasında gözden kaçan poliplerin bilgisayar destekli teşhis sistemi ile tespit edilmesiyle potansiyel olarak önlenebilir. Bu nedenle, endoskopi uzmanlarına yardımcı olmak amacıyla, polipleri gerçek zamanlı olarak tespit eden bir teşhis algoritması geliştirildi. Polip tespiti için you look only once v5 (yolov5) ve you look only once v6 (yolov6) modelleri kullanıldı. Açık kaynaklı verilere ek olarak, nesne tespiti modellerini eğitmek için yeni bir özel veri seti de kullanıldı. Sonuçlara göre, yolov5x ve yolov6l sırasıyla 0.896 ve 0.913 mean average precision 50 (mAP50) oranlarına ulaştı. Yolov5x ve yolov6l karşılaştırıldığında, yolov5x'in hassasiyet açısından daha iyi olduğu, yolov6l'nin ise duyarlılık açısından daha iyi olduğu sonucuna varıldı. Modeller diğer çalışmalardaki sonuçlarla karşılaştırıldığında, yolov5x 0.876 f1-skoru oranıyla diğer çalışmalardan daha iyi performans sergilerken, yolov6l 0.893 duyarlılık oranıyla diğer çalışmaları geride bıraktı.
  • Article
    Citation - WoS: 2
    Çocukluk Çağı Kanser Yaşayanlarında Nefrotoksisitenin İncelenmesi ve Glomerüler Filtrasyon Hızı Yöntemlerinin Karşılaştırılması
    (Dr Behcet Uz Cocuk Hastaliklari ve Cerrahisi, 2021) Erdem, Arzu Yazal; Emir, Suna; Çakar, Nilgün; Demir, Ahmet; Özyörük, Derya; Demir, Haci Ahmet
    Amaç: Çocukluk çağı kanserlerinde artan sağkalım oranları, uzun süreli tedaviye bağlı yan etkilere ve geç nefrotoksisite için olası risk faktörlerine odaklanmaya yol açmıştır. Amacımız kanser tedavisi alıp iyileşen çocuklarda nefrotoksisiteyi belirlemek ve glomerül filtrasyon hızının hesaplanmasında tahmini glomeruler filtrasyon hızı ile kreatinin klirensinin birbiri ile uyumunu araştırmaktır. Yöntem: Sisplatin, karboplatin, ifosfamid ve/veya yüksek doz metotreksat ile kanser tedavileri tamamlanmış 59 çocuğun glomerüler ve tübüler disfonksiyonları değerlendirildi. Bulgular: Ortalama tanı yaşı 10,7±5,5 yıl (2,5-23), ortalama takip süresi 2,6±2,1 yıl (0,5-8) olan 59 hastanın %65’inde böbrek fonksiyon bozukluğu tespit edildi. Böbrek fonksiyon bozukluğunun en yaygın bulgusu azalmış glomeruler filtrasyon hızı (n:19, %32,2), artmış üriner β2-mikroglobulin atılımı (n:12, %20,4), ardından mikroalbuminuri (n:6, %10,1) idi. Kombine kemoterapi ile tedavi edilenlerde, yüksek doz metotreksat ile tedavi edilenlere göre istatistiksel anlamlı düşük tubüler fosfor reabsorbsiyonu saptandı. Serum sistatin-C ve Schwarz formülü ile hesaplanan tahmini glomeruler filtrasyon hızının birbiri ile tutarlı olduğu (r=0,563, p=0,00) bulundu. Sonuç: Çocukluk çağında kanser tedavisi alıp iyileşenlerde yüksek oranda böbrek komplikasyonlarının geliştiği gösterilmiştir. Çocukluk çağı kanser yaşayanlarında, Schwartz formülü veya sistatin-C ile tahmini glomerüler filtrasyon hızının hesaplanmasının kreatinin klirensiyle uyumlu olduğunu gösterdik. 24 saatlik idrar toplayamayan çocuklarda tahmini glomeruler filtrasyon hızı hesaplaması pratik bir yaklaşımdır.
  • Other
    Current Induction Therapy Strategies and Anti-T Lymphocyte Globulin Usage in Kidney Transplantation: Consensus-Based Recommendations by a Turkish Expert Panel
    (Aves, 2024) Çakır, Ülkem; Dinçkan, Ayhan; Karadoğan, Nayim; Keven, Kenan; Koçak, Hüseyin; Koç, Serkan Kubilay; Yıldız, Alaattin; Turkmen, Aydin; Töz, Hüseyin; Sezer, Siren
    This advisory committee convened to review national and global kidney transplantation dynamics and provide recom- mendations on the use of anti-T lymphocyte globulin (ATLG) for prevention and treatment of rejection after allogeneic kidney transplantation. A critical evaluation of 6 relevant articles released up to October 2022 was performed to reveal their importance in clinical practice. Additionally, 27 key questions on the indication, dosage of ATLG, and risk stratification were used for the Delphi technique with 8 members of the Turkish Society of Nephrology including 5 kidney transplanta- tion (KTx) subcommittee members and a surgeon experienced in solid organ transplantation. The committee declared that Türkiye had great potential in KTx; however, increase in transplantation would be possible in the case of raise in the deceased donor transplantation. As a consensus, ATLG was strongly recommended for induction and rejection treatment. Also, committee members recommended the safe dosage range in steroid resistant acute rejection as 2.5-3 mg/kg daily for 5-7 days, and the median of preferred dosage in induction sounded as 2-2.5 mg/kg daily for 3 days in intermediate risk state. Additionally, post-transplant infection and malignancy cases due to immunosuppression were much rarely encoun- tered than they were in the past.
  • Review
    Covid-19’a Histopatolojik Bir Bakış: Akciğ Er, Bo Brek, Beyin, Karaciğ Er
    (2020) Aykanat, Nuriye Ezgi Bektur; Bektur, Ezgi
    2002 ve 2012 yıllarında önceki koronavavirüs salgınları olan Şiddetli akut solunum sendromu koronavirüs (SARS‐ CoV) ve Ortadoğusolunum sendromu koronavirüs (MERS ‐ CoV) ortaya çıkmıştı. Sonrasında Aralık 2019'da Çin'in Hubei eyaleti Wuhan Şehrinde SARS‐CoV‐2 adında bir başka yüksek derecede patojenik koronavirüs ortaya çıktı ve hızla tüm dünyaya yayıldı. 11 Mart 2020 tarihinde hastalıkpandemi, yani küresel salgın hastalık olarak ilan edilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından COVID-19 olarak adlandırılan bu virüs,inhalasyon veya enfekte damlacık yoluyla bulaşır ve kuluçka süresi 2 ila 14 gün arasında değişmektedir. Virüs, halsizlik, kuru öksürük, ateş,bulantı, kusma, koku kaybı, baş ağrısı ve en önemlisi solunum sıkıntısına neden olmaktadır. Birçok insan asemptomatiktir. Hastalık çoğuinsanda hafif seyreder; bazılarında (genellikle yaşlılar ve kronik hastalığı olanlarda) pnömoniye, akut solunum sıkıntısı sendromuna (ARDS)ve çoklu organ fonksiyon bozukluğuna ilerleyebilir. Vaka ölüm oranının % 2 ile % 3 arasında olduğu tahmin edilmektedir. SARS-CoV-2,konakçı hücreleri anjiyotensin dönüştürücü enzim 2 (ACE2) reseptörleri yoluyla enfekte eder. Artan kanıtlar, koronavirüslerin her zamansolunum yollarıyla sınırlı olmadığını, ACE2 reseptörlerinin bulunduğu pek çok organı istila edebileceklerini göstermektedir. Dünyagenelinde ilk vakanın çıktığı Aralık 2019’dan bu yana 8 aylık süre içerisinde vaka sayısı 14 milyonu, ölü sayısı 619 bini geçmiştir.Türkiye’de ise COVID-19 pozitif vaka sayısı 225 bine yaklaşmış olup maalesef aramızdan ayrılan insan sayısı 5500'ü geçmiştir. Buderlemede COVID-19 nedeniyle hayatını kaybetmiş insanlara ait farklı organlardan alınan biyopsi örneklerinin histopatolojik bulgularıbildirilmektedir.
  • Article
    Pankreas Cerrahisi Sonrası Histopatolojik Değerlendirme: Hpb’ye Özgü Patologlar ile Spesifik Olmayan Patologların Sonuçlarının Karşılaştırılması
    (Turkish Surgical Assoc, 2023) Emral, Ahmet Cihangir; Dikmen, Kürşat; Tahernejad, Maryam; Sardari, Khotan; Pour, Ali Rahman; Ekinci, Özgür; Kerem, Mustafa
    Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı, aynı cerrahi ekip tarafından pankreatikoduodenektomi yapılan hastaların spesmenlerinin HPB-spesifik pato- loglar ve genel patologların değerlendirme sonuçlarını karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Periampuller bölgede pankreatikoduodenektomi (PD) uygulanan 159 hastanın patoloji sonuçları retrospektif olarak incelendi. HPB-spesifik patologlar (S grubu) ve diğer patologların (NS grubu) histopatolojik değerlendirme sonuçları karşılaştırıldı. Patoloji spesmenleri değerlendirilerek, tümör boyutu (mm), total lenf nodu, metastatik lenf nodu, cerrahi sınır pozitif/negatifliği (RO/R1/R2 rezeksiyonu) ve vasküler rezeksiyon yapılan hastaların verileri gruplar karşılaştırılarak değerlendirildi. Bulgular: HPB-spesifik patologlar (S grubu) tarafından 91 hastanın, non-spesifik grupta (NS grubu) ise 68 hastanın spesmen sonuçları incelendi. Ortalama toplam lenf nodu sayısı ve diseke edilen metastatik lenf nodu sayısı açısından karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı sonuç göz- lendi (sırasıyla p= 0,04, p< 0,01). Ayrıca cerrahi sınır pozitifliği (R1) S grubunda istatistiksel olarak daha yüksek bulundu (p= 0,02). Sonuç: HPB ameliyatlarının başarısının kliniğe yansıyabilmesi için patoloji spesmenlerinin HPB-spesifik patologlar tarafından incelenmesi önem taşımaktadır.
  • Article
    Identification of Bacterial Vaginal Microbiota Via Metagenomic Approach
    (Galenos Publ House, 2022) Ucak, Samet; Sudagidan, Mert; Yurt, Mediha Nur Zafer; Tasbasi, Behiye Busra; Acar, Elif Esma; Tuna, Bilge Guvenc; Ozalp, Veli Cengiz; Ozalp, Cengiz; Dogan, Soner
    Aim: The aim of the current study was to identify vaginal bacterial microbiota of 38 Turkish women using the high -throughput next -generation sequencing and metagenomic approach at different taxonomic levels from the kingdom to the species level. Materials and Methods: Vaginal swab samples (n=38) were collected in the DNA/RNA shield collection tubes at Yeditepe University Hospital, Department of Obstetrics and Gynecology in June 2021 and DNA extraction was performed by ZymoBIOMICS DNA miniprep kit. The information related to age, marital status, preliminary diagnosis and anamnesis status of patients were collected. To determine the vaginal microbiota, a metagenomic approach was applied using 16S rRNA amplicon sequencing. Results: The dominant phylum Firmicutes was followed by Proteobacteria, Actinobacteria, Tenericutes, Fusobacteria, and Synergistetes in the vaginal samples. Lactobacillus was the most abundant genus followed by Prevotella, Enterobacter, Gardnerella, and Dialister. Lactobacillus iners was dominant at the species level in vaginal swab samples, followed by Gardnerella vaginalis, Enterobacter tabaci, Prevotella timonensis, Prevotella bivia, and Lactobacillus jensenii. Canonical correspondence analysis (CCA) showed that Proteobacteria and Fusobacteria were mainly related to married/single variable with the highest percentages, whereas Actinobacteria and Tenericutes were related to age variable at the phylum level. Campylobacter , Atopobium , Enterobacter , and Lactococcus were mainly found in married/single variable with the highest percentages, whereas Anaerococcus, Streptococcus, Sutterella , and Veillonella were related to age. Moreover, CCA showed that Campylobacter ureolyticus, Lb. jensenii , and Atopobium vaginae were associated with married/single variable, whereas Lactobacillus johnsonii and G. vaginalis were found in age variable with the highest percentages at the species level. Conclusion: Vaginal diseases are still a major public health concern. The vaginal microbiota, which has been studied in more depth in recent years, has been discovered to be more complicated than previously imagined thanks to technological developments. More patient investigations are needed to confirm and develop these findings.
  • Article
    Citation - WoS: 2
    Citation - Scopus: 2
    Role of Surveillance Screening in Detecting Tumor Recurrence After Treatment of Childhood Cancers
    (Aves, 2021) Kısa, Pelin Teke; Emir, Suna; Teke Kısa, Pelin
    Objective: As the survival rates in children with cancer reach up to 80%, this improvement in survival increases the number of patients under follow-up. After cancer treatment is completed, patients are taken to follow-up surveillance to ensure the early detection of recurrence and the late effects of treatments. The frequency and necessity of surveillance screening tests are controversial. This study aimed to assess the efficacy of surveillance screening in the detection of recurrence. Material and methods: The files of 533 children who were diagnosed as having cancer at our pediatric oncology clinic between 2004 and 2013 were retrospectively evaluated. We looked at outcomes after recurrence, the timing and pattern of recurrence, the presence of symptoms during recurrence, physical examination findings, tumor marker levels, laboratory findings, and radiologic tests. Results: Of the 63 patients with recurrence, 23 were symptomatic and 40 were asymptomatic at the time of the recurrence. Tumor location and time of the recurrence did not affect the post recurrence survival. The median post-recurrence survival for patients was 13 (range, 1-98) months. The median post-relapse survival was 10 (range, 1-73) months in patients with symp-tomatic recurrence, and 16 (range, 1-98) months in patients with asymptomatic recurrence. It was determined that patients in whom recurrence was identified with surveillance tests had longer post-relapse survival time. The 5-year survival rate of 23 patients with symptomatic recurrence was 12.2%; this rate was 49.5% in asymptomatic patients (p<0.05).Conclusions: It should be considered that surveillance testing offers the benefit of prolonging post recurrence survival.
  • Article
    Bası Yaralarında Bakım Verenlerin Hastalıkla İlgili Farkındalık Düzeyi
    (2023) Seyhan, Nevra; Dursun, Ali Doğan
    Amaç: Bası yaralarında hastaların birebir bakımını üstlenen kişiler hastaya etkili ve kaliteli bakım sağlayabilmeleri için hastalıkla ilgili yeterli bilgi sahibi olmalıdır. Bu çalışmanın amacı bası yarası hastalarına bakım verenlerin hastalıkla ilgili bilgi seviyesini ve farkındalık derecesini belirlemektir. Gereç ve Yöntemler: Sağlık Bakanlığı Evde sağlık hizmetleri birimi bünyesinde takip ve tedavisi yapılan 120 bası yarası hastasına birebir bakım verenler çalışmaya dahil edilmiştir. Bakım verme süresi 1 yıldan az olanlar çalışmaya dahil edilmemiştir. Bakım verenlere sosyo-demografik özelliklerini ve bası yaraları hakkındaki bilgi ve farkındalık düzeylerini belirlemeye yönelik 10 sorudan oluşan anket uygulandı. Bulgular: Bası yarası bakımı yapan kişilerin yaş ortalaması 40,57 idi (min 19-maks 74). Bakım verenle- rin %76,7’sinin (92 kişi) eğitim seviyesi ortaokul ve altındaydı. Bakım verenlerin bası yaralarına yönelik bilgi düzeylerinin ortalaması 43,33±13,68 puan olarak belirlendi. Bası yarası bakımı yapan kişilerin bilgi ve farkındalık düzeyi ortalama puanı, toplam puan ortalamasının (50 puan) altındaydı. Anket sorularına verilen doğru cevap oranları düşüktü. Bası yarası bakımı yapan kişilerin cinsiyet ve yaşlarına göre bası yarasına ilişkin bilgi ve farkındalık düzeyleri arasında anlamlı farklılık görülmedi (p>0,05),ancak bakım verme süresi ile bilgi ve farkındalık düzeyleri arasında anlamlı fark bulunmaktaydı(p<0,05). Sonuç: Bu çalışmada katılımcıların bası yarasına ilişkin bilgi ve farkındalık düzeylerinin düşük olduğu görülmüştür. Bakım verenlerin hastalık hakkındaki bilgi seviyesinin yeterli olması; dekubit ülseri oluşumunu önlemede ve tedavi süresince başarılı sonuçlar elde etmede etkili olduğu için, bu bakımı veren kişilerin eğitiminin önem arz ettiği değerlendirilmektedir.
  • Article
    Herpes Zoster Hastalarının Demografik ve Klinik Özelliklerinin Değerlendirilmesi
    (Selcuk University, 2023) Demirci Saadet, E.; Hasanbeyzade, S.; Hasanbeyzade, Sabir; Saadet, Elif Demırcı
    Background: Herpes zoster is a disease that is more frequently seen in people aged over 50 years and negatively affects the quality of life due to the development of post-herpetic neuralgia. This study aimed to investigate the demographic and clinical characteristics of patients diagnosed with herpes zoster. Methods: In this cross-sectional study, the data of patients who were followed up with a diagnosis of herpes zoster at the dermatology department between 2013 and 2020 were retrospectively examined. Results: Of 440 patients, 252 (57.3%) were female and 188 (42.7%) were male. The mean age was 48.9±18 (4-94) years. The most common localization was the thoracic region at a rate of 35.5% and the lumbar region at a rate of 21.4%. Disseminated and ophthalmic zoster were more common in elderly patients (p<0.001). The most common comorbidities were hypertension (HT)+coronary artery disease (CAD) (12.6%), cancer (10.3%), and diabetes+HT (5.9%). Severe pain was observed in 19.7% of the patients and was more common in women (p=0.016). The rate of moderate and severe pain was high in the patients with HT+CAD and cancer (p˂0.001). Post-herpetic neuralgia was observed in 15.3% of the patients aged over 50. Conclusions: Herpes zoster is especially common in adults. Since it causes acute pain and can lead to postherpetic neuralgia development, risky patient groups should be more carefully followed up and treated. © 2023, Selcuk University. All rights reserved.