Search Results

Now showing 1 - 10 of 10
  • Article
    Geç Kapitalizmin İdeolojik Söylemi Olarak Yeni Materyalizm: Metalaşmış ‘şeylerin’ Egemenliği
    (2020) Yalvaç, Faruk; Erçandırlı, Yelda
    Bu makale yeni materyalizmin tarihsel materyalist bir eleştirisini yapmaktadır. Yenikapitalizmi geç kapitalizmin ideolojik bir söylemi olarak nitelendirmektedir. Yenimateryalizm meta üretiminin hâkimiyet kazandığı bir sosyo-politik ortamı yansıtanbir söylem olarak tanımlanmakta, tarihsel materyalist anlayışla olan farklılıkları ortayakoyulmaktadır. Hem yeni materyalizm hem de tarihsel materyalizm maddenin öneminevurgu yapmakla birlikte, aralarında önemli farklılıklar vardır. Yeni materyalizmingenişletilmiş madde anlayışı, metalaşmış bir dünyanın söylemi ve savunusunadönüşmekte, insanın madde ve doğa ile olan ilişkisinin özgürleştirici niteliği göz ardıedilmektedir. Bu çerçevede, yazının ilk kısmında önce yeni materyalizm tanıtılacaktır.İkinci bölümde madde kavramının tarihsel materyalist anlayışta nasıl incelendiğiirdelenecektir. Üçüncü kısımda yeni materyalizmin Marx’ın meta fetişizmi anlayışıçerçevesinde bir değerlendirilmesi yapılarak, yeni materyalizmin ideolojik niteliğinevurgu yapılacaktır. Makale yeni materyalizmin laissez-faire kapitalizminin günümüzdekibir görüntüsü olduğu görüşüyle sona ermektedir.
  • Article
    Posthumanizm Tartışmasının Düşündürdükleri: Haddini Bilmek ile Haddini Aşmak Arasında İnsan
    (2021) Gençoğlu, Funda
    Bu makale posthümanizm tartışmalarının ancak kadim ‘insan nedir’ sorusunun geçmişten bugüne doğurmuşolduğu epistemolojik-etik-politik tartışmalarla birlikte ele alındığında bir açılım sağlayabileceğini iddiaetmekte ve bunu gösterebilmek için, siyasal düşünceler tarihinde insanın düşünülüş biçimlerine dair orijinal birkategorizasyon sunmaktadır. Bu çalışmada geliştirilen ve özgün bir katkı olması umulan kategorizasyona göre,epistemolojik-etik-politik düzlemlerde insan nedir sorusunun ele alınış biçimi ve verilen yanıtlar, ilk bakıştabüyük bir çeşitlilik/çoğulluk gösteriyor olmasına rağmen, esas itibariyle bu arayış bir sarkacın iki uçtasalınımını andırmaktadır. Bilindiği üzere, siyasal düşüncenin başlangıcı, yaygın olarak, mottoları ‘İnsan herşeyin ölçüsüdür’ olan Sofistler’e dayandırılır. Bu motto, burada bizim için bahsi geçen sarkacın hareketinebaşladığı taraf olarak ele alınmaktadır; diğer tarafta da onlardan hemen sonra gelen, siyasal düşüncede bir çığıraçtığı konusunda hemen herkesin hemfikir olduğu Sokrates ve onun ‘Kendini bil’ öğretisi bulunmaktadır. Ve,bu makalenin önermesine göre, bu sarkacın bu ikisi arasındaki salınımı o tarihten bu yana hiç durmamıştır.İkinci olarak, bu makale “insan gerçekte nedir?” sorusunun ayrılmaz biçimde özgürleşme/özgürlük sorunsalıylaiç içe olduğunu öne sürmektedir. İnsanın ‘Ben neyim’ sorusuna verdiği cevap ‘Ne yaparsam/ne olursa özgürolurum?’ sorusuna verdiği cevapla iç içedir. Söz konusu kategorizasyonun terimleriyle, insan haddinibilince/bilirse mi özgür olur, haddini aşabilince/aşabilirse mi? Üçüncü olarak, bu makale posthümanizmin buikili karşıtlık arasındaki salınıma bir dokunuş olduğunu öne sürmektedir. Posthümanizm ikili karşıtlıklar,özcülük ve keskin ayrımlar karşısında konumlandığı, buna karşılık olumsallık, devinim ve geçirgenlik gibikavramların altını çizmekte olan bir yaklaşım olarak insanı ne salt haddini aşabilmek üzerindentanımlamaktadır ne salt haddini bilmek üzerinden; aynı zamanda da posthümanizm insanı hem haddiniaşabilmek üzerinden tanımlamaktadır hem de haddini bilmek üzerinden. Bu durumda özgürlük sorunsalı birazdaha karmaşık hale gelmektedir. İnsanın özgürleşmesi ne zaman haddini bileceğine ne zaman haddini aşmayacesaret/cüret edeceğine karar verebilmesiyle ilişkilidir.
  • Article
    Temel Hakların Alman Anayasa Hukuku Örneğinde Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu ve Avrupa Birliği İlişkisi Çerçevesinde Yorumu
    (2011) Arsava, Ayşe Füsun
    Temel haklar günümüzde ulusal, anayasal seviyelerin dışında bölgesel ve evrensel seviyelerde de temin edilmektedir. Çalışma konusu olan makalede temel hakların bölgesel olarak temini örneğini veren Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu (AİHK) ile temel hakları kapsamlı olarak temin eden, bu nedenle de AB’nin temel hak düzenlemelerine örnek oluşturan Alman Anayasası’nın düzenlemeleri arasındaki ilişki ele alınmaktadır.
  • Article
    DENETİME AHLAK FELSEFESİ PENCERESİNDEN BİR BAKIŞ, ETİK DEĞERLER VE FAYDACILIK ÇATIŞMASI ÜZERİNE BİR İNCELEME
    (2018) Marşap, Beyhan; Elitaş, Bilge Leyli; Yanık, Zeki; Altınay, Ayşenur T.
    Kavramsal olarak etik ve ahlak farklı biçimde tanımlanmakla birlikte çoğu zamanuygulamada benzer anlamlarda kullanılabilmektedir. Oysa, iyi-kötü, doğru-yanlış gibinitelemeler bireysel anlamda ele alındığında ahlak; grup/topluluk açısından ele alındığında iseetik olarak algılanmaktadır. Ahlak kavramı kişinin toplumdaki ilişkilerini düzenleyen ve diniboyutları da olan bir disiplini ifade etmektedir. Etik kavramı ise kişilerin toplum ve çalışmahayatı içindeki davranış tarzlarını inceleyen, bu davranışları düzenleyen bir disiplindir veahlak felsefesi olarak da adlandırılmaktadır. Etiğin odağındaki temel konu, bütün davranış veeylemlerin özünün araştırılmasıdır. Bireyin eylemlerini ahlaki açıdan değerli ya da değersizkılanın ne olduğu sorusu etik tartışmaların temelini oluşturmaktadır. Bireylerin mensupoldukları oluşumlar ortak etik değerler belirlemeye yönelmektedir. Aynı mesleği yürütenkişilerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan meslek örgütleri veya birlikler de bu oluşumlardanbiridir. Bu çalışmada, son yıllarda yaşanan finansal skandallar ile gündemdeki yeri daha da önemli hale gelen denetim mesleğinde etik değerlerin algılanışı ve faydacılık davranışı ileilişkisi ele alınacaktır
  • Article
    Madun Karşı-Kamusallığı Bağlamında Türkiye’de Kadınlar, Adalet ve Sosyal Medya
    (2024) Gençoğlu, Funda
    Bu makale, Nancy Fraser’ın (yeniden) dağıtım ve kimlik modeli adalet anlayışlarının tek başlarına yetersiz oldukları iddiasından yola çıkarak geliştirdiği çok boyutlu statü modeli adalet kuramının ve onunla bağlantılı madun karşı-kamusallığı (subaltern counter publics) kavramlarının Türkiye’deki kadınların adalet arayışlarını anlamlandırmakta, açılım sağlayıcı bir kuramsal perspektif sunduğunu iddia etmektedir. Türkiye’de kadınların adalet arayışında Twitter özelinde sosyal medyanın Fraser’ın madun karşı- kamusallığı kavramına denk düştüğü iddiası ortaya konmakta ve kadınların, adalet arayışında neden madun kategorisinde düşünülebilecekleri ve kendilerini neden bir madun karşı-kamusallığı yaratmak zorunda buldukları incelenmektedir. Ayrıca dünyadan ve Türkiye’den Twitter aracılığıyla yükselen adalet taleplerinden örneklerle tartışma somutlaştırılmaktadır. Makale sonuç olarak, Fraser’ın adı geçen adalet kuramıyla uyumlu şekilde geliştirmiş olduğu madun karşı-kamusallığı kavramına atıfla, tam da bu kavramın anlatmak istediği gibi, kadınların kendilerini sosyopolitik ilişkiler içerisinde eşit ve tam katılımcılar olarak görmelerine ket vuran dışlanma deneyimlerinin ne sadece kaynakların dağıtımı/yeniden dağıtımı olarak ne de sadece tanınmama/yanlış tanınma/saygı görmeme unsurlarını içeren bir adaletsizliğe işaret ettiği, aksine kadınların durumunda bu iki boyutun aynı anda ve birlikte hesaba katılması gerektiği tespitine varmaktadır. Bu tespitin birkaç önemli hususta katkı sunacağı düşünülmektedir: İlk olarak, kadınların adalet arayışını hem kuramsal olarak kavramsallaştırmaya çalışmak hem de pratiğinde dile getirilen taleplere kulak kabartmak gerek yakın dönem Türkiye siyasetine gerekse Türk demokrasinin halihazırdaki durumuna dair epey ipucu içeren verimli bir çalışmadır. İkinci olarak, bu çalışma adaletin tanımının, yeni boyutların eklenmesiyle hep değişebileceği ve aslında değişmesi gerektiği fikrine açık olmak gerektiğine dikkat çekmektedir. Üçüncü olarak, gündelik hayatın pratiğinde yaşanan hızlı değişimlerin, örneğin sosyal medyanın giderek daha fazla yaygınlaşmasının çağdaş siyaset kuramındaki tartışmalarla (adalet tartışması, kamusal alan tartışması, demokrasi/demokratik katılımcılık/yurttaşlık tartışması, toplumsal hareketler ve eylemlilik tartışması gibi) ilintisini belirginleştirerek kuram-pratik ayrımına dair bir sorgulamayı davet etmektedir.
  • Article
    Uluslararası Hukukun Anayasallaşması Sürecinde Ab Örneği
    (2023) Arsava, Ayşe Füsun
    AB’de anayasallaşma bir kerede ortaya çıkan durum ola- rak değil, devam eden dinamik bir süreç olarak değerlendirilmekte- dir. Bu sürece bir taraftan Avrupa yurttaşları değişik şekillerde, diğer taraftan da Avrupa Birliği ve organları anlaşmaların akdi ve değişik- likleri üzerinden katkı yapmaktadır. Bu nedenle AB’de anayasallaş- ma sürecinde karma bir anayasa yapıcı güçten söz edilmektedir. Makalede AB’de anayasallaşma sürecine esas olan karma karakter başlangıçtan günümüze dek dönemeç teşkil eden anlaşma değişik- likleri ışığında incelenmektedir.
  • Article
    İlhami Emin'in şiirlerinde varoluşsal yansımalar
    (2022) Ulus, Gökçe
    İlhami Emin, Rumeli coğrafyasında yaşamış, Türkçeye büyük eserler kazandıran çok yönlü bir sanatçıdır. Şair, gazeteci, tercüman, radyo programcısı ve devletin önemli kademelerinde görev almış bir kültür insanıdır. İlhami Emin, birden fazla kültür ve dille erken yaşta tanışmasının, yaşadığı toprakların politik gerçekliklerindeki zorlukların üstesinden başarıyla gelmiştir. Kişiliğini sanatına tutunarak güçlendirmiştir. Onun şiirlerinde farklı söyleyiş ve anlam özellikleri bulunmasının yanı sıra felsefi bir derinlik de bulunur. Kâinatı, insanı ve bireyin varoluşunu anlamlandırma çabasının felsefi düzlemdeki en temel çıktılarından olan varoluş felsefesi İlhami Emin’e yabancı olmamalıdır. Aile kültüründen devraldığı inanç mirasını yaşatan şair, İslâm’ı Melâmî anlayışa göre yaşarken sanat ve felsefeyle beslemiştir ki şiirlerinin çoğunda varoluş felsefesiyle paralel doğrultuda sorgulamalar ve çıkarımlar göze çarpar. Bu çıkarımlar İlhami Emin’in katı bir varoluşçu olduğu anlamına elbette gelmez; fakat pek çok düşünce sistemine yön veren varoluşçu düşünceye hâkim olduğu düşüncesini ortaya koyar. İlhami Emin’in hayatının bir yerinde, varoluşçu düşünür Jean Paul Sartre ile bir arada bulunması; mısralarında yer verdiği önerme ve yaklaşımların varoluşçu felsefenin de temel değerleri olması şairin sanatına artı değer kattığını gösterir. İnanç (iman) kavramını insanın birey olmasında, varoluş gerçekliğinde bir mihenk taşı olarak konumlandıran varoluşçu düşünürler Sartre ve özellikle Kierkegaard’ın fikirleriyle şairin fikirleri arasında ortaklıklar tespit edilmektedir. Onun şiirlerinde sorgulayan, sorgulatan, düşündüren, kıyaslayan bir yaklaşım vardır. Hareket, eyleyen olma, değişme, dönüşme, doğa düşüncesi, varlık, yokluk, sevgi, barış, evrensellik sıklıkla karşılaşılan değerlerdir. İslâmî kültürde karşılık bulan bu değerleri Melâmîler de temele almaktadır. Şairin bütün şiirlerinde tek konu ya da değer bunlar olmamakla birlikte, sanatçı tarafından bunlar ustalıkla işlenmiş ve varoluş sorgulamaları yinelenmiştir.
  • Article
    İran’ın Irak’a Yönelik Dış Politikası: İdeoloji ve Realizm Arasında Üç Savaşın Analizi
    (2019) Orhan, Duygu Dersan
    İran-Irak ilişkileri son on beş yılda çatışmadan iş birliğine doğru bir değişim yaşamıştır. 1980-1988 yılları arasında birbiriyle savaşan iki komşu ülke, bugün stratejik iş birliği içerisindedir. İran, Irak siyasetindeki en önemli dış aktörlerden birisi olarak görülmektedir. Bu durumda, 2003 yılında ABD işgaliyle Saddam rejiminin devrilmesi ve Irak'ın merkezinde İran tarafından desteklenen Şii ağırlıklı bir yönetimin kurulması etkili olmuştur. İran’ın Irak’a yönelik dış politikasına dair değerlendirmeler genel olarak iki başlık altında toplanmaktadır. Birinci görüş, İran’ın, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana ideolojik bir devlet olduğunu ve Irak'a yönelik politikasının temel unsurunu da Irak'taki Şii grupların oluşturduğunu savunmaktadır. İkinci görüş ise, İran’ın güvenlik kaygılarını ve ulusal çıkarlarını ön planda tutarak realist politikalar izlediğini ortaya koymaktadır. Bu makale, İran’ın Irak'a yönelik politikasını, İran-Irak Savaşı (1980-1988), Körfez Savaşı (1990-1991) ve Irak Savaşı (2003) dönemlerinde incelemektedir. Çalışma, incelenen her dönemde, İran’ın Irak'la olan ilişkisinde gerek realist gerekse ideolojik unsurlar olduğunu, ancak bunların ağırlığının analiz edilen döneme göre değiştiğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, İran’ın Irak'a yönelik politikasında kullandığı dini motifli politikanın temellerinin sadece ideolojik olmadığı, stratejik ve ulusal çıkarlarını muhafaza etmede bir araç olarak kullanıldığı değerlendirilmektedir.
  • Article
    Çokuluslu Kapitalizm, Popüler Kültür ve Estetik
    (2010) Menteşe, Oya
    -
  • Article
    Neo-liberal İktidarın Kerberosu: Kent
    (2023) Çınar, Sinan
    Varoluşlarından bu yana kentler iktidarların yoğunlaşma merkezleri olmuştur. Bu yoğunlaşma hali kaçınılmaz olarak kentler ile iktidar arasında diyalektik bir ilişkiyi de var etmiştir. Gordon Childe’ın “kentsel devrim” olarak tanımladığı süreçle birlikte kentler nüfusu, sermayeyi ve iktidarı kendine çekmeye başlamıştır. Bu süreç özellikle Sanayi Devrimi ile birlikte hız kazanmış ve kenti şekillendirmeye başlamıştır. İktidar kenti yaratırken kent de her daim iktidar ilişkilerinin üretildiği, sahnelendiği ve yeniden üretildiği yerler olmuştur. Kentler, üretimin ve yeniden üretimin merkezleri olmakla birlikte; iktidarın hem “kapı bekçilerini” hem de “mezar kazıcılarını” eş zamanlı olarak üretmiştir. İktidar “kapı bekçilerini” yaratmak adına bir yandan fiziki müdahaleler ile “yapılı mekânı” şekillendirirken bir yandan da toplumsal müdahaleler ile “kent kimliğini” inşa etmek istemiştir. Bu süreci hegemonya, habitus, güvenlik düzeneği, yönlendirilmiş tüketim toplumu vb. kavramlar ile birlikte düşünerek neo-liberalizmin kenti nasıl kavradığı hususu bu çalışmanın merkezine konumlandırılmıştır. Çalışmanın iddiası neo-liberal ideolojinin, kavrayış ve kurgulayış şekliyle günümüzde kenti iktidarın kerberosu yani iktidarın koruyucusu haline getirmeye çalıştığıdır.