4 results
Search Results
Now showing 1 - 4 of 4
Article İnsan Hakları Örgütlerinin Aihm’e Başvurma Ehliyeti Bakımından Câmpeanu Kararı(Güncel Hukuk, 2017) Sever, Çiğdem; Hun, SinemÖzgün nitelik ve amaçları nedeniyle insan hakları koruma mekanizmalarını kimin harekete geçirebileceği önemli bir meseledir. AİHM’e yapılan başvurular objektif nitelikli bir kamu davası niteliğinde olmadığından Sözleşmenin ihlal edildiğinin soyut olarak iddia edilmesi mümkün değildir; örneğin iç hukukun bir hükmüyle ulusal bir uygulamanın Sözleşmeye aykırı görülmesi nedeniyle başvuru yapılamaz. Bu nedenle AİHS’in 34. maddesine göre “Sözleşme ve protokollerindeki hakların ihlalinden zarar gördüğü iddiası olan her gerçek kişi veya hükümet dışı kuruluş veya kişi grupları” AİHM’e başvurabilir. Bu maddeden anlaşıldığı üzere söz konusu hakkın ihlalinden bir zarar doğmuş olması ve bu zararla başvurucu arasında doğrudan bir bağlantı olması gerekir. Bu zarar ve bağlantının kapsamı konusunda ise AİHM içtihadı büyük önem taşır. AİHM’in Temmuz 2014’te verdiği Romanya’ya karşı Valentin Câmpeanu adına Centre For Legal Resources kararı1 yaşam hakkı ihlal edilen bir gerçek kişi adına bir insan hakları örgütünün dava açma ehliyetinin tanınmış olması nedeniyle AİHM içtihadında önemli bir yere sahip. Dava, 1985 doğumlu ve doğumundan itibaren bilinen yakın akrabası olmayan, çeşitli zihinsel engellere sahip ve HIV hastası olan, bütün hayatını devlet makamlarının bakımı altında geçirmiş ve ihmal sonucunda hastanede ölmüş olan Romen Valentin Câmpeanu’nun yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Romanya’da hukuki destek vermeye odaklı bir sivil toplum örgütünce açılmıştır. Bu yazıda mahkemenin kararında değindiği eski içtihadı ile bu karar özetlenerek yaklaşımı ele alınacak ve kararın iç hukukta ne gibi etkileri olabileceği tartışılacaktır.Article Hapsedilenlere Muamele Bakımından Bm’de Yeni Bir Dönem: Mandela Kuralları(Güncel Hukuk, 2017) Sever, Çiğdemİnsanların özgürlükten mahrum bırakılabilmesinin normlarla koşullara bağlanması insan hakları alanında erken tarihli kazanımlardan olmakla birlikte hapishanelerde asgari standartlar geliştirilmesi fikri çok daha geç tarihlerde ortaya çıkmıştır. 19. yüzyılın sonlarından 1970’lere kadar Almanya’da hapsedilenler1 özel güç ilişkisi kavramıyla karşılanarak bu kişilerin “birey olarak değil, devlet organizasyonunun bir parçası” olduğu ve bu nedenle bir hak öznesi olarak anayasal güvencelere sahip olmadığı kabul edilmekteydi.2 ABD’de ise 1871 yılında Ruffin v. Commonwealth kararında ABD Yüksek Mahkemesi hükümlüleri “sivil ölüler” olarak niteleyip hak ve özgürlüklerinden mahrum olduklarını belirtmişken sonraki kararlarında hapsedilenlerin anayasal haklara sahip olduğunu kabul etmeye başlamıştır.3 AİHM de hapsedilenlerin haklarını özellikle işkence yasağı ve özel hayatın korunması bakımından 2000’lerin başından bu yana daha geniş yorumlamaya başlamıştır.Article AKADEMİSYENLERİN ÖZGÜRLÜKLERİ(Güncel Hukuk, 2017) Sever, Çiğdem; Özenç, BerkeAkademik özgürlük. AYM'nin ifadeleriyle "özgür düşünce ve özgür çalışmaya elverişli bir ortam"da "gerçeği bulma" ve "yurttaki hareketleri izleyip eleştirme" amaçlarına yönelir.Article Soma ve Ermenek’i İşkence Yasağı Üzerinden Düşünmek(Güncel Hukuk, 2017) Sever, Çiğdem“Yanan bizdik, siz kömür sandınız.” Şükrü Erbaş’ın bir şiiriyle böyle başlıyor TMMOB’un Soma raporu. İnsanın yutkunmasını güçleştiren bu cümle bir “değer”i sorguluyor aslında; can ile mal ve kar arasındaki tercihleri... Türkiye’de gelinen noktada madencilerin canları “fıtrat” olmanın ötesinde önlemlerin maliyeti ile tazminatlar/para cezaları arasındaki hesap farkına indirgenir gibi görünüyor. İşte tam da bu nokta tazminatları konuşmanın anlamsızlaştığı, hatta can yakmaya başladığı bir yer... Madenler üzerine hazırlanan raporların gösterdiği gibi konu artık iş güvenliği, idarenin sorumluluğu, ihale hukuku vb. retoriğin yetersiz kaldığı bir düzleme kaymış durumda ve bu yüzden meselenin bir iş ya da idare hukuku meselesi olmaktan öte bir insan hakları sorunu olarak ele alınması gerekiyor. Bu nedenle bu yazıda maden cinayetlerinin hatta genel anlamda madenlerdeki durumun belli koşullarda AİHS’in 3. maddesinde düzenlenen işkence yasağı üzerinden değerlendirilip değerlendirilemeyeceği sorusunu sormaya çalışacağım.

