Search Results

Now showing 1 - 10 of 20
  • Research Project
    Okzim Türevli Ligandlar İçeren Yeni Plantik(ıı) Komplekslerinin Sentezi, Elektrokimyasal Karakterizasyonu ve Antioksidatif Antikanser Etkileri
    (2012) Özalp, Şeniz Yaman; Emrullahoğulları, Mustafa; İşgör, Sultan Belgin
    -
  • Research Project
    Mesleklerarası Simülasyon Eğitiminin Jinekolojik Onkolojide Palyatif Bakım Yeterliliklerinin Kazandırılmasına Etkisi
    (2019) Terzioğlu, Füsun; Şahan, Fatma Uslu
    Bir eğitim müdahale çalışması olarak gerçekleştirilen projede karma yöntem kullanılmıştır. Projenin nicel bölümü, mesleklerarası simülasyon eğitiminin öğrencilerin jinekolojik onkoloji palyatif bakım yeterliliklerine, disiplinlerarası eğitim algısına ve ekip çalışması tutumlarına etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrol müdahale çalışması olarak gerçekleştirilmiştir. Projenin nitel bölümü, öğrencilerin mesleklerarası jinekoloji onkoloji palyatif bakım eğitiminde simülasyon kullanımı konusunda görüş, düşünce ve önerileri belirlemek amacıyla odak grup görüşmeleri yapılarak gerçekleştirilmiştir. Projenin örneklemini dört farklı meslek grubundan 84 öğrenci (Hemşirelik: 22; Diyetisyen: 23; Sosyal Hizmet Uzmanı:22; Doktor: 17) oluşturmuş ve öğrenciler dört gruba ayrılmıştır. Tüm öğrenciler ?Jinekolojk Onkolojiye Yönelik Mesleklerarası Palyatif Bakım Eğitimi?ne katılmış, eğitimden bir hafta sonra müdahale gruplarına yüksek geçerlikte simülasyon, hibrit simülasyon ve her iki simülasyon yöntemi birlikte uygulanmış, kontrol grubuna hiç bir simülasyon yöntemi uygulanmamıştır. Projenin nicel verileri, Öğrencilerin Tanıtıcı Özellikleri İle İlgili Veri Toplama Formu, Palyatif Bakım Konusunda Yeterliliklerinin Belirlenmesi Yönelik Soru Formu, Disiplinler Arası Eğitim Algısı Ölçeği, Ekip Çalışması Tutumları Ölçeği ile toplanmıştır. Veri toplama araçları öğrencilere eğitim öncesinde, simülasyon uygulamalarından hemen sonra ve simülasyon uygulamasından 3 ay sonra uygulanmıştır. Projenin nitel bölümü müdahale gruplarında yer alan 27 öğrenci ile gerçekleştirilmiş, müdahalelerden bir hafta sonra nitel veriler toplanmıştır. Projede, mesleklerarası simülasyon eğitiminde yüksek geçerlikte simülasyon ve hibrit simülasyon uygulamalarının öğrencilerin palyatif bakım yeterlilikleri (p=0,001), disiplinlerarası eğitim algısı (p=0,001) ve ekip çalışması tutumları (p=0,012) toplam puan ortalamalarını anlamlı düzeyde arttırdığı belirlenmiştir. Nitel görüşmeler sonucunda öğrencilerin palyatif bakıma yönelik bilgi ve farkındalıklarının arttığı, ekip çalışmasının önemini daha iyi anladıkları, lisans eğitim müfredatlarında mesleklerarası eğitimin ve bu eğitimde simülasyon kullanımının önemini kavradıkları belirlenmiştir.
  • Article
    Enhancement of Paclitaxel Therapeutic Effect by Aptamer Targeted Delivery in Plga Nanoparticles
    (2021) Dursun, Ali; Dursun, Ali Doğan; Ucak, Samet; Özalp, Veli Cengiz; Poyraz, Fatma Sayan; Yilmaz, Elif; Mansuroglu, Banu; Ozalp, Veli Cengiz; Dursun, Ali Doğan; Özalp, Veli Cengiz; Basic Sciences; Basic Sciences
    Objectives: Paclitaxel is a drug molecule used in the therapy of various cancer types, including breast cancer. It is one of the preferred chemotherapy agent due to its high efficacy. However, many side effects have been observed associ- ated with paclitaxel use such as allergy, hair loss, diarrhea and pain. Methods: We evaluated therapeutic efficacy of paclitaxel when it is actively targeted to breast cancer tumours inside a polymeric nanoparticle. Targeted delivery of paclitaxel to tumour sites has been reported as an improved cytotoxicity strategy with a variety of nanoparticles. In this study, poly Lactic-co-Glycolic Acid (PLGA) nanoparticles were used as drug carrier and nucleolin aptamers as affinity targeting agents. Results: Paclitaxel molecules were entrapped during the synthesis of PLGA nanoparticles of 238 nm in diameter. The encapsulation and loading efficiencies of paclitaxel was 97% and 21% respectively. The paclitaxel loaded PLGA nanoparticles were functionalized with nucleolin aptamers and their targeting ability to cultured mouse cancer cells was determined for two cell lines (E0771 and 4T1). E0771 cell line was chosen for the preparation of allograph breast cancer mouse models. Evaluations of the targeted paclitaxel in PLGA nanoparticles showed 38% better performance in inhibiting tumour growth compared to free paclitaxel treatment groups of mouse models. Conclusion: The chemotherapeutic effect of cancer drugs like paclitaxel can be increased by loading inside tumour targeted polymeric nanoparticles
  • Review
    Citation - WoS: 3
    Citation - Scopus: 4
    Akciğer Kanserinde İmmünoterapi ve Tedavide Multidisipliner Yaklaşım
    (Turkish Assoc Tuberculosis & Thorax, 2020) Karadurmuş, Nuri; Kaya, Akın; Göksel, Tuncay; Yılmaz, Ülkü; Tülek, Necla
    Akciğer kanseri dünya genelinde kanserle ilişkili ölümlerin başlıca nedeniolmaya devam etmektedir. Son 20 yılda kanser biyolojisi ve patogenezi hakkındaki bilgiler artmış, immün kontrol noktası inhibitörleri (İKNİ) kullanımasunulmuş ve böylece solid kanserlerin tedavisinde önemli bir dönem başlamıştır. Bu derlemede; tedavide yenilikler, immünoterapi ve tedavide multidisipliner yaklaşım çerçevesinde akciğer kanseri ele alınmıştır. Küçük hücreli dışıakciğer kanseri (KHDAK) en sık görülen ve özellikleri nedeniyle İKNİ tedavisinden ideal olarak yararlanabilecek akciğer kanseri türü olması nedeniyleyazının odak noktasını oluşturmuştur. Bu derleme, akciğer kanseri tedavisindeimmünoterapi yaklaşımının göğüs hastalıkları başta olmak üzere tüm branşlarda multidisipliner farkındalığını artırmayı ve yönetimi hakkında bilgi sağlamayıamaçlayan ilk Türkçe derlemedir. Ayrıca bu derleme, KHDAK tedavisinde İKNİkullanımına ilişkin son klinik çalışmaların dikkat çekici sonuçlarını sunmasıaçısından önem teşkil etmektedir. İmmünoterapi kanser tedavisinde yeni bir dönem başlatmıştır ve İKNİ tedavisinin kendine özgü etki mekanizması yeni bazı advers olay grubunun ortaya çıkmasına nedenolmuştur, bunlar arasında pnömonitis özellikle önemlidir ve advers olaylar konusunda gerektiğinde hastaların ilgili uzmanlık dalları ilekonsülte edilmesi gerekmektedir. Akciğer kanserinde tedavi, hastanın özellikleri, histolojik özellikler, genetik durum göz önünde bulundurularak her bir hastaya özel planlanmalı ve akciğer kanserli bir hastanın tanısal değerlendirilmesi ve en uygun şekilde tedavisi içingöğüs hastalıkları, göğüs cerrahisi, tıbbi onkoloji, radyasyon onkolojisi, patoloji ve radyoloji uzmanlık dalları arasında işbirliği sağlanmalıdır. Bununla birlikte, aile hekimleri de akciğer kanserinin erken tanınmasında ve ayrıca hastalarını tütün bırakmayı teşvik ederekkanserin önlenmesinde önemli rol oynayabilirler. Ayrıca, toplumda farkındalık yaratmak ve erken tanı için akciğer kanseri yönündentarama çalışmaları yapmak hedeflenmelidir
  • Article
    Herpes Zoster Hastalarının Demografik ve Klinik Özelliklerinin Değerlendirilmesi
    (Selcuk University, 2023) Demirci Saadet, E.; Hasanbeyzade, S.; Hasanbeyzade, Sabir; Saadet, Elif Demırcı
    Background: Herpes zoster is a disease that is more frequently seen in people aged over 50 years and negatively affects the quality of life due to the development of post-herpetic neuralgia. This study aimed to investigate the demographic and clinical characteristics of patients diagnosed with herpes zoster. Methods: In this cross-sectional study, the data of patients who were followed up with a diagnosis of herpes zoster at the dermatology department between 2013 and 2020 were retrospectively examined. Results: Of 440 patients, 252 (57.3%) were female and 188 (42.7%) were male. The mean age was 48.9±18 (4-94) years. The most common localization was the thoracic region at a rate of 35.5% and the lumbar region at a rate of 21.4%. Disseminated and ophthalmic zoster were more common in elderly patients (p<0.001). The most common comorbidities were hypertension (HT)+coronary artery disease (CAD) (12.6%), cancer (10.3%), and diabetes+HT (5.9%). Severe pain was observed in 19.7% of the patients and was more common in women (p=0.016). The rate of moderate and severe pain was high in the patients with HT+CAD and cancer (p˂0.001). Post-herpetic neuralgia was observed in 15.3% of the patients aged over 50. Conclusions: Herpes zoster is especially common in adults. Since it causes acute pain and can lead to postherpetic neuralgia development, risky patient groups should be more carefully followed up and treated. © 2023, Selcuk University. All rights reserved.
  • Article
    Citation - WoS: 2
    Citation - Scopus: 2
    Role of Surveillance Screening in Detecting Tumor Recurrence After Treatment of Childhood Cancers
    (Aves, 2021) Kısa, Pelin Teke; Emir, Suna; Teke Kısa, Pelin
    Objective: As the survival rates in children with cancer reach up to 80%, this improvement in survival increases the number of patients under follow-up. After cancer treatment is completed, patients are taken to follow-up surveillance to ensure the early detection of recurrence and the late effects of treatments. The frequency and necessity of surveillance screening tests are controversial. This study aimed to assess the efficacy of surveillance screening in the detection of recurrence. Material and methods: The files of 533 children who were diagnosed as having cancer at our pediatric oncology clinic between 2004 and 2013 were retrospectively evaluated. We looked at outcomes after recurrence, the timing and pattern of recurrence, the presence of symptoms during recurrence, physical examination findings, tumor marker levels, laboratory findings, and radiologic tests. Results: Of the 63 patients with recurrence, 23 were symptomatic and 40 were asymptomatic at the time of the recurrence. Tumor location and time of the recurrence did not affect the post recurrence survival. The median post-recurrence survival for patients was 13 (range, 1-98) months. The median post-relapse survival was 10 (range, 1-73) months in patients with symp-tomatic recurrence, and 16 (range, 1-98) months in patients with asymptomatic recurrence. It was determined that patients in whom recurrence was identified with surveillance tests had longer post-relapse survival time. The 5-year survival rate of 23 patients with symptomatic recurrence was 12.2%; this rate was 49.5% in asymptomatic patients (p<0.05).Conclusions: It should be considered that surveillance testing offers the benefit of prolonging post recurrence survival.
  • Article
    Citation - WoS: 14
    Citation - Scopus: 12
    The Randomized Controlled Study of Low-Level Laser Therapy, Kinesio-Taping and Manual Lymphatic Drainage in Patients With Stage Ii Breast Cancer-Related Lymphedema
    (Galenos Publ House, 2023) Yılmaz, Sedef Selçuk; Ayhan, Fikriye Figen
    Objective: To compare the effects of low-level laser therapy, kinesio-taping and manual lymphatic drainage (MLD) on the affected arm volume, quality of life, arm function, neuropathic pain and shoulder mobility in patients with stage II breast cancer-related lymphedema. Materials and Methods: Forty-five breast cancer patients with stage II lymphedema were included. The patients were randomized to three groups and treated with MLD, kinesio-taping or low-level laser therapy. After these different therapeutic modalities, all patients received multilayer compression bandaging, lymphedema remedial exercises, skin care, and a patient education program by the same lymphedema therapist. All treatments were applied 5-days a week for three weeks. The lymphedema compression garments were prescribed to all patients and follow-up visits were planned at the end of the treatment, and at four and 12 weeks. The efficacy of the treatments was evaluated by volumetric calculations based on circumferential measurements using the formula for a truncated cone, in addition to goniometric assessments for shoulder joint ROM, and questionnaires: Quick-disability of arm, shoulder and hand for arm disability; pain-detect for neuropathic pain; and quality of life for arm lymphedema (LYMQOL-arm). Results: The baseline patient and disease characteristics, and outcome measures were similar between groups. All treatment modalities were found to be effective in decreasing arm volume, and improving quality of life, upper extremity disability and neuropathic pain. The percentage of decreased arm volume or treatment success was better in kinesio-taping group than in the MLD group at the end of the treatment, and at four and 12 weeks after treatment (p = 0.009, p = 0.039, and p = 0.042, respectively). Conclusion: Kinesio-taping led to better results than MLD and was similarly effective compared with low-level laser in stage II breast cancer-related lymphedema at the twelfth week of follow-up. Kinesio-taping and low-level laser should be considered as alternative treatments in early-moderate stages of lymphedema. After these modalities, multi-layer compression and compression bandaging remain cornerstones of lymphedema treatment.
  • Article
    Pediatrik Hastalarda Malign Karaciğer Tümörlerinin Değerlendirilmesi: Tek Merkez Deneyimi
    (2021) Güzelküçük, Zeliha; Özyörük, Derya; Erdem, Arzu Yazal; Bajin, İnci Yaman; Yozgat, Ayça Koca; Aker, Can Barış; Şenel, Emrah; Demir, Hacı Ahmet; Oztorun, Can Ihsan
    Amaç: Çocukluk çağında malign karaciğer tümörleri nadirdir. Hepatoblastom ve hepatoselüler karsinom en sık görülen iki tiptir. Bu çalışma ile; kliniğimizde izlenen malign karaciğer tümörü tanısı alan hastalarımızın demografik, klinik özelliklerini ve tedavi sonuçlarını geriye dönük olarak incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Eğitim Araştırma Hastanesi, Çocuk Onkoloji Kliniği’nde 2010-2019 tarihleri arasında takip edilen, karaciğerde malign tümörü olan 13 olgunun demografik özellikleri, tümör lokalizasyonu, klinik ve radyolojik bulguları, histopatolojik bulguları, tedavileri ve son durumları retrospektif olarak incelendi. Bulgular: Karaciğerde malign tümörü olan 13 çocuk hasta (erkek/kız: 6/7) değerlendirildi. Hastaların ortanca yaşı 38 ay (minimum: 4- maksimum: 198 ay) olarak hesaplandı. Hepatoblastom (n=11, %84,6), hepatoselüler karsinom (n=1, %7,69), karaciğerin farklılaşmamış sarkomu (n=1, %7,69) tanıları alan hastalar mevcuttu. Hepatoblastom tanılı 1 hastada (%9) ve undiferansiye sarkom tanılı hastada alfa fetoprotein düzeyi (AFP) <100 ng/ mL (0-9) idi. Cerrahi ve kemoterapiden oluşan tedaviler uygulandı. Relaps ve/veya progresif hastalık nedeni ile 2 hasta eksitus oldu. Genel sağkalım oranı %88,9 olarak hesaplandı. Sonuç: Karaciğerde malign tümörü olan hastalarımızı retrospektif olarak değerlendirerek, tek merkez deneyimi sunulmuştur. Hasta sayımız kısıtlıdır. Ancak çocukluk çağındaki karaciğer kanserleri için oldukça iyi yaşam oranlarını içermektedir. Kemoterapiye bağlı uzun dönem komplikasyonların değerlendirilmesi için uzun soluklu takip sürelerini içeren çalışmalar planlanmalıdır.
  • Article
    İntrakranial Tümörlerde Klk5, Klk6 ve Klk7 Ekspresyonlarının Araştırılması
    (2020) Turna, Gamze; Kılıç, Nedret; Kurt, Gökhan; Doğulu, Fikret; Ceviker, Necdet; Saltoğlu, Gamze Turna
    Giriş ve Amaç: 19. kromozom (19q13.3-4) üzerinde bulunan 15 genden oluşan kallikrein ilişkili peptidazlar(KLK’lar), serin proteazların bir alt grubudur. Daha önce yapılan bazı çalışmalar KLK'ların çeşitli kanser türleriyleilişkili olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte, intrakranial tümörlerde KLK'ların tanı ve prognozdaki rolünüaraştıran az sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu nedenle, bu çalışmada intrakranial tümörlerde KLK5, KLK6 veKLK7'nin ekspresyon düzeylerindeki değişimlerin belirlenmesi amaçlamıştır.Gereç ve Yöntemler: Menenjiom grade I (n = 15) ve glioblastoma multiforme (n = 15) tümör örneklerinde, KLK5,KLK6 ve KLK7 mRNA ekspresyon düzeyleri ters transkriptaz polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) kullanılaraktespit edildi. Protein ekspresyonları ise western blotting yöntemi kullanılarak belirlendi.Bulgular: KLK5 ve KLK7’nin mRNA ve proteinleri menenjiom grubunda daha sıklıkla ifade edilirken, KLK6’nınmRNA ve proteini glioblastoma grubunda daha sıklıkla ifade edilmektedir.Sonuç: Menenjiom ve glioblastoma grupları karşılaştırıldığında KLK5, KLK6 ve KLK7 mRNA ve proteinekspresyon düzeylerinde farklılıklar olduğu tespit edilmiştir. Bu genler intrakranial tümörlerin tanısı için yeni birbiyobelirteç olma potansiyeline sahip olabilir
  • Article
    Glutatyon S-transferaz ve Src Ailesi Kinaz İnhibitörü İndol Türevleri: Seletivite ve İlaç Rezistans Özelliklerinin Değerlendirilmesi
    (2012) Ölgen, Süreyya; İşgör, Yasemin G.; Kurt, Zühal Kılıç; İşgör, Belgin S.
    Artan glutation s-transferaz (GST) aktivitesi insanlarda görülen kanserler ve antikanser ilaç direnciile ilişkilidir. Benzer şeklilde, Src ailesi kinazların (SFK) meme, kolon, akciğer ve deri gibi pek çokkanser türünde yüksek katalitik aktivitesi olduğu rapor edilmiştir. Bu nedenle, GST ve Src'ın her ikisinininhibisyonu, kemoterapötiklerin seçici ve dayanıklı olmasını sağlayarak terapötik etkinliğini artırabilir. Son yıllarda laboratuvarımızda gerçekleştirilen c-Src inhibitörü bileşiklerin tasarımı ve sentezi çabaları ile IC50 değeri sırayla 4.69, 74.79, 75.06 ve 84.23 µM olan N1 ve C5 sübstitüe indol-3-amin türevi dört bileşik (8c, 8f, 8g ve 8h) başarı ile elde edilmiştir. Bu çalışmada, bu bileşiklerin SFK'lar (Lyn, Hck, Fyn) ve GST enzimlerine karşı inhibitör aktiviteleri tayin edilmeye ve Src ailesi kinazlara olan seçicilikleri saptanmaya çalışılmıştır. Bileşiklerden 8c and 8g GST enzimi için sırayla IC50 değerleri 120.1 ve 67.33 µM olan en etkin inhibitörler ve ayrıca Src inhibitör özelliklerinin olması de ikili inhibitörler olarakrapor edilmişlerdir. Bileşiklerden 8f ve 8h sırayla IC50 değerleri 161.1 ve 272.2 µM ile önemli derecede GST inhibisyonu gösterdiler. Ancak bileşiklerin bu inhibisyon profilleri ile ileri çalışmalar için uygun olmadıkları bulunmuştur.