Search Results

Now showing 1 - 10 of 42
  • Article
    Bodies That { Don't } Matter: Feminist Cyberpunk and Transgressions of Bodily Boundaries
    (2011) Ertung, Ceylan
    Bilim-kurgu, esnek doğası gereği yazarların sosyal, politik ve kültürel konuları sorgulamalarına ve yarattıkları farklı dünyalar ve evrenler aracılığıyla güncel sorunları irdelemelerine ve alternatifler ortaya koymalarına olanak sağlayan bir yazın türüdür. Mary Shelley'nin 1818 yılında kaleme aldığı Frankenstein ya da Modern Prometheus adlı eseri bir çok eleştirmen tarafından ilk bilim-kurgu romanı olarak kabul edilse de, bilim-kurgu edebiyatı 1970'lere kadar erkek egemen bir tür olmuştur. Ancak 1970'lerden itibaren feminist bilim-kurgu başlıbaşma bir yazın türü olarak ortaya çıkmıştır.Bilim-kurgu edebiyatının bir alt kategorisi olan siberpunk yazını ise, 1980'lerde ortaya çıkmış bir türdür ve temel olarak insan makine eşleşmesinden doğan siborg figürü ile bedenin varolmadığı sanal âlem olguları nezdinde öznenin çözülmesi konusunu ele alır. Bu makalede eseri incelenen Pat Cadigan, 1991 yılında kaleme aldığı Synners adlıromanmda, 1990'lı yılların başlarında siberfeministlerin iddia ettiği üzere siborg figürü ve bedensiz sanal gerçeklik ortamının kadınlar için geleneksel cinsiyet farklılıklarının varolmadığı özgüı; bir ortam yaratıp yaratmadığını sorgulamaktadır. Cadigan'a göre, bu hem gerçekte varolan hem de kurgulanmış yeni teknolojiler, sabit cinsiyet kategorilerinin ötesine geçişi mümkün kılmakla beraber, toplumda varolan hiyerarşik yapı ve ikiliğe dayalı cinsiyet kategorileri hâlâ etkilerini korumaktadırlar: Hatta, Cadigan'ın eserinde de görüldüğü üzere, sanal kültür vadettiği gibi cinsiyetsiz bir alan olmaktan çok uzaktır ve gerçek ve kurgusal tezahürlerinden de anlaşılacağı gibi günümüzde varolan cinsiyet ve ırk ayrımcılığını sürdürmekte ve böylelikle eşitsizliği devam ettirmektedir.
  • Article
    Edebiyatta Yaratıcılık ve Madde Bağımlılığı
    (2020) Aras, Gökşen
    : Bilindiği üzere, bireyin en büyük arzusu varlığını ispat etmek olmuştur ve kendini gerçekleştirme eylemi de ürettikleriyle özdeşleştirilmiştir. Bu noktada yaratıcılığın insanın en değerli gücü olduğu söylenebilir. Pek çok etkenle şekillenen yaratıcılık, çoğunlukla görünenin ötesini keşfedebilecek algı, sezgi ve ifade gücüne sahip yazar ve sanatçılara atfedilmektedir. Ancak, bu keşif yolunda, yazar ve sanatçıların bilgi ve yetenekleri dışında farklı yöntemlere de ihtiyaç duydukları ifade edilmiştir. Afyon ve esrarın bazı yazarlar ve sanatçılar tarafından fiziksel rahatsızlıklarının tedavisinde kullanıldığı ifade edilse de bu maddelerin, bu maddelere bağımlı olan yazar ve sanatçıların hayal güçlerine ve yaratıcılıklarına katkı sağlayıp sağlamadığı önemli bir tartışma konusu olmuştur. İngiliz edebiyatının tanınmış yazarlarından Thomas De Quincey, bağımlılığını itiraf ettiği Bir İngiliz Afyon Tiryakisinin İtirafları başlıklı eserinde afyon kullanımına ve etkilerine dikkat çekmektedir. Charles Baudelaire, Yapma Cennetler başlıklı eserinde, afyon ve esrar kullanımı ile ilgili görüşlerini ortaya koymaktadır. Alman edebiyat eleştirmeni ve kültür tarihçisi Walter Benjamin’in Esrar Üzerine başlıklı eseri, 1927-1934 yılları arasındaki uyuşturucu deneylerinin tutanaklarını içermektedir. Bu çalışmanın amacı, yaratıcılık kavramını, afyon ve esrarın on dokuzuncu yüzyılda ve öncesinde kullanım alanlarını, fiziksel ve psikolojik etkilerini, bağımlılık kavramını açıklamak, yukarıda adı geçen üç esere ve uyuşturucu kullandığı iddia edilen yazarlara, özellikle Samuel Taylor Coleridge’e göndermeler yaparak, edebiyat, üretim, yaratıcılık ve bağımlılık ilişkisini değerlendirmektir.
  • Article
    Towards an Uncertain Future: Brexit Satirised in Ian Mcewan’s the Cockroach
    (2022) Tekin, Kuğu; Turgut, Zeynep Rana
    Ian McEwan’s 2019 novella, The Cockroach, which is considered a product of “brexlit,” is a bitter satire of British politicians’ Brexit project. According to the author, the rising waves of ultranationalism, seasoned with British politicians’ unreasonable populist discourse, drifted Britain out of the European Union. In the novella, McEwan’s chosen medium in criticising Britain’s status quo ante Brexit is satire. Due to its corrective nature, satire tends to repair and/or reform prevailing ills. However, in The Cockroach, McEwan does not intent to correct the troubles brought to Britain by Brexit, which he sees as the manifestation of stark irrationality. Indeed, political humour accompanies McEwan’s exclusive satirical style, for the author was aware of the fact that the British Conservative Party’s political slogan – “Get Brexit done” – had already fulfilled its mission by the time he was writing The Cockroach. Thus, this article follows the fictional route drawn by McEwan in The Cockroach in presenting how the bilateral association of populism and jingoism can darken the future vision of a country whose parliamentary democracy has a history of almost two centuries.
  • Article
    “Ah Zalimlik Bu, Fesleğen Saksımı Benden Almak!”: Yas Sürecinin John Keats'in “Isabella, Ya da Fesleğen Saksisi”ndaki Yansıması
    (2018) Yakar, Azime Pekşen; Saygılı, Dilek Demirtepe
    This paper analyses John Keats' Isabella, or the Pot of Basil through the theories of bereavement and attachment as a poetic refiection of these processes with regard to Isabella's grief after the unanticipated death of her lover Lorenzo and her (in)ability to cope with and how she maintains an unhealthy process of bereavement. Attachment styles, which begin with a human's first relationship with the mother, represent the type and nature of the emotional bond with the signicant other. Losing the attachment figure is associated with different reactions during bereavement. In this respect, it will be discussed that Isabella does not experience a healthy bereavement process as a result of her anxious attachment style and she cannot make sense and cope with her lover's death. Therefore, she continues her bond with Lorenzo in a delirious manner, that is, through cutting his head and putting it into a pot in which she grows the basil. The poem has been examined in terms of Isabella's insecure attachment style, emotions, reactions, and continuing bonds, along with a traumatic and sudden loss.
  • Article
    Harriet Finlay-johnson’ın Drama Yaklaşımı
    (2021) Sapmaz, Cemil; Adıgüzel, Ömer
    Türkiye’de eğitimde yaratıcı drama alanı hızlıca gelişirken, dünya alanyazınına ilişkin çalışmalar ve dramadaki öncü kişilerin drama anlayışlarına yönelik araştırma ve incelemeler yeterli görünmemektedir. Bu araştırmada, eğitimde yaratıcı dramanın öncüsü kabul edilen Harriet Finlay-Johnson’ın dramaya yaklaşımı betimlenmeye çalışılmıştır. Drama alanında ilk çalışmaları yapan Harriet Finlay-Johnson’ın kendi kitabının incelenmesine dayanan bu araştırma, döküman incelemeye dayalı biyografik bir çalışmadır. Biyografik çalışma, bir bireyin yaşam hikâyesi, arşivsel dokümanlar ve kayıtlar kullanılarak tek bir birey üzerine yapılan bir çalışmadır. Bu araştırma türünde bir kişi üzerine odaklanılır, o kişinin yaşamı, öyküleri, çalışmaları, özel olayları, vb. olaylar ve durumlar araştırmanın konusunu oluşturur. Araştırmada verilerin toplanması işi, “doküman incelemesi” yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Bu araştırmadan elde edilen bulgular, araştırmaya konu olan Harriet Finlay-Johnson’ın, “yeni bir okul geleneği” oluşturmayı hedefleyerek gerek kendi dönemi gerekse günümüzde “devrimci” sayılabilecek kadar sıradışı bazı görüş ve uygulamalar ortaya koyduğunu, öte yandan günümüzdekilerle bazen benzerlik gösteren kimi görüş ve uygulamalarının, bazen de tam olarak örtüştüğünü, dolayısıyla onun bu alanda “öncü” sıfatını layıkıyla hakkettiğini göstermiştir. Sonuç olarak, onun eğitim sahnesinden (sıradışı evliliğinden dolayı) kendisine yönelik baskılar nedeniyle çekilmesinin üzerinden bir asır geçmiş olmasına karşın, Harriet Finlay-Johnson’ın görüş ve uygulamalarından bazılarının hala günümüze ışık tutmakta olduğu ve diğer bazılarının – denendiği takdirde – belki de geleceğe giden yolda da önümüzü aydınlatabileceği yargısına varılmıştır.
  • Article
    The Important Roles of Images, Supernatural Elements With Superstitions and Prophecies in Julius Caesar, Macbeth and Hamlet
    (2013) Selimoğlu, Zeynep Rana
    Doğaüstü unsurlar, batıl inançlar, kehanetler ve imgeler her zaman okuyucunun, dinleyicinin ve seyircinin dikkatini çekmiştir. Bu sebeple, yazarlar, senaristler ve oyun yazarları daha çok bahsedilmek ve okunmak için bu unsurları kullanmaya çalışmışlardır ve günümüzde de hala kullanmaktadırlar. Ama tarihte de insanların doğaüstü unsurların, batıl inançların ve kehanetlerin varlığına derinden inandıkları çağlar olmuştur. Elizabet ve Jacobean Çağları oyun yazarlarının bu gibi unsurlar ve inançları izleyicilerine hayatı yansıtmak üzere oyunlarında yer verdikleri çağlardır. Shakespeare de oyunlarının daha ilginç olması için doğaüstü unsurları, batıl inançları ve kehanetleri eserlerinde kullanan çağın oyun yazarlarından biridir. Bu çalışmanın amacı imgelerin, batıl inançların ve kehanetlerin önemli rollerine Shakespearein Julius Caesar, Macbet ve Hamlet adlı üç oyununda odaklanıp bu unsurları oyunlardaki ana karakterlerin nasıl farklı yorumladıklarını göstermektir. Bu unsurları oyunlarda tartışmadan önce Elizabeth Çağında doğaüstü unsurlara, batıl inançlara ve kehanetlere bakış anlayışı ele alınmıştır. Dönem insanlarının bu unsurlara ne kadar çok önem verdiğinden bahsedildikten sonra Julius Caesar ilk ele alınan oyun olmuştur. Bu oyunda Kral Caesar ın batıl inançlara, doğaüstü olaylara ve kehanete ne derece inandığına ve bu inançların hayatını nasıl etkilediğine yer verilmiştir. Görünüşte batıl inançlara inanan bir kralın nasıl olup da kâhinin sözlerini dinlemeyip kendi istediği gibi yorumladığı gösterilir. Ayrıca görülen rüyaları da ilk başta dikkate alsa da yine kendince yanlış yorumları kralın hayatına mâl olur. Kralın ölümünden sonra görünen hayaleti gelecekte olacakların haberci olur. Yine aynı oyun içerisinde fırtına, şimşek ve gök gürültüsü gibi imgelerin seyirciye oyunun akışıyla ilgili bilgi verdiği vurgulanır. İkinci olarak ele alınan oyun Macbeth de fırtına ve şimşek gibi imgelerle açılan ilk sahnesinde cadı gibi doğaüstü varlıklara yer verir. Kâhinin sözlerine kulak vermeyen Julius Caesarın aksine oyunun ana karakteri Macbeth, cadıların kehanetlerini dikkate alır ama fazla hırsı hayatını kaybetmesine sebep olur. Bu oyunda da hayalet unsuruna yine Julius Caesarda olduğu gibi yer verilmiştir. Fırtına ve şimşek imgelerine ek olarak hançer de olacakların habercisi olarak kullanılmıştır. Son oyun olan Hamlet ise oyunun başında görünüp tüm oyunun akışını değiştiren hayalet unsurunun kullanımı açısından incelenmiştir. Sonuç olarak her üç oyunun da ortak noktası Shakespeare gerek dönemin atmosferini yansıtmak gerekse oyunlarındaki gerilimi arttırmak için doğaüstü olaylara, batıl inançlara, kehanetlere ve çeşitli imgelere eserlerinde yer vermiştir. O dönemde toplumda her bir doğaüstü unsurun, olayın ya da imgenin kendince bir yorumu olduğundan seyirci herhangi birini gördüğü anda oyunla ilgili yorumunu kolayca yapabilmiştir. Oyun içinde de olay örgüsünü oluşturmada önemli role sahip olan bu doğaüstü unsurlar karakterlerin ikilemlerini yansıtmalarında da katkıda bulundukları yine bu üç oyun aracılığıyla gösterilmeye çalışılmıştır.
  • Article
    Yeniden Çeviride Zamana Karşı Bağlam: The Jungle Book Üzerinden Yeniden Çeviri Hipotezinin Yeniden İncelenmesi
    (2023) Özer, Özge Bayraktar
    Rudyard Kipling Türkçeye ilk olarak bir çocuk edebiyatı eseri olan The Jungle Book’un 1936 yılında yayınlanan çevirisi (Cengel Kitabı) ile kazandırılmıştır. Söz konusu ilk çeviriyi günümüze kadar pek çok yeniden çeviri takip etmiştir. Bu çalışma, The Jungle Book eserinin beş farklı Türkçe çevirisi üzerinden yeniden çeviri hipotezinin temel varsayımlarını yeniden sınamayı amaçlamaktadır. Yeniden çeviriler hem birbirleriyle hem de ilk çeviriyle metne bağlı ve kültüre özgü unsurlar açısından karşılaştırılmıştır. Bu doğrultuda benimsenen yöntem açısından, çalışma iki kısımdan oluşmaktadır. İlk kısımda, incelenen çevirilerin yayınlandığı dönemlerdeki sosyo-bağlamsal koşulları odağına alan artsüremli bir inceleme yer almaktadır. İkinci kısımda ise yeniden çeviri hipotezini yeniden sınamak üzere eşsüremli incelemeye yer verilmiştir. Sunulan karşılaştırmalı örneklere dayanarak, yeniden çeviri hipotezinde öne sürüldüğü gibi ilk çeviri ve yeniden çeviriler arasında, erek odaklı yaklaşıma yönelik doğrusal bir ilerlemenin bulunmadığı tespit edilmiştir. Bunun yerine, çevirinin üretildiği ve yayımlandığı dönemin bağlamsal faktörlerinin, çevirmenlerin çeviri seçimlerinde daha etkili olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, hipotezin doğrulanması ya da yanlışlanmasında, vaka analizi yöntemindeki örnek metin seçimlerinin de etkili olabileceği gösterilmiştir. Bu bağlamda, yeniden çeviri kavramı ve yapısına ilişkin daha güvenilir bulgular için artsüremli ve eşsüremli incelemenin bütüncül bir anlayışla bir arada yapılması önerilmiştir.
  • Article
    TÜRK EDEBİYATININ KLASİK ESERLERİNİN GÜNÜMÜZ TELEVİZYON İZLEYİCİSİNE SUNUMU VE İZLEYİCİ ALGISININ ANALİZ EDİLMESİ
    (2013) Korkmaz, Murat; Aras, Gökşen; Öktem, Gönül; Yücel, Ali Serdar
    Birçok kültür ve toplumun en önemli değerleri arasında edebiyat eserleri yer alır. Bunlar geçmişten günümüze yansıyan başta yaşanmışlıklar, tarih, kültür ve sanata yönelik yapıtlardır. Oysaki günümüzde bunun tam tersi olarak geçmişteki bu değerler ekonomik bir takım rant ve beklentilerin esiri olmuştur. Bunun da en önemli nedenleri arasında toplumsal beklentilerin karşılanması ve buna paralel olarak bir takım kurum ve kuruluşların bunu bir rant haline dönüştürme düşüncesidir. Bu durumu yine tarih ve sanata verilmeyen önem olarak gösterebiliriz. Birçok alanda olduğu gibi sanat ve edebi eserler noktasında da artık ekonomik beklenti en ön plandadır. Değişen toplum ve kültür anlayışına paralel olarak ortaya çıkan sorunlar yine birçok farklı kurumun stratejik olarak hareket etmesine neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, geçmişten günümüze yansıyan klasik Türk edebiyatı içerisinde değerlendirilen eserlerin günümüz televizyon izleyicisine sunulması ve izleyici üzerinde oluşturduğu algının belirlenmesidir. Çalışmamız, son yıllarda bir dizi furyası şeklinde ortaya çıkan televizyon yapıtlarının izleyiciye sunulması ve izleyiciden sağlanan avantajların neler olduğunun belirlenmesidir. Ayrıca seyircinin ilgi ve beğenisini kazanmak amacıyla eserlerde meydana getirilen erozyon ve değişiklikler nedeniyle ortaya çıkan milli değer kayıpları başta olmak üzere yapılan yanlışlıklar ve olumsuzluklar yazıda gösterilmeye çalışılmıştır. Araştırma uygulamalı bir araştırmadır. Araştırmada üç edebi eser \"ROMAN\" ele alınmıştır. Bunlar; Aşk-ı Memnu, Hamının Çiftliği ve Yaprak Dökümü'dür. Bu üç eser hakkında öncelikli olarak literatür değerlendirmesi gerçekleştirilmiştir. Daha sonra ise bu eserlerin televizyona yansıması değerlendirilerek, eserler hakkında televizyon izleyicisinin düşünceleri ele alınmıştır. Araştırmada kullanılan anket iki farklı bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde katılımcıların demografik özelliklerinin belirlenmesine yönelik sorular, ikinci bölümde ise 5'li likert ölçekten oluşan sorular yer almaktadır. Araştırmanın evrenini İstanbul, Ankara gibi iki büyük ilde yaşayan izleyici kitlesi oluşturmaktadır. Araştırmaya (N=300) kadın ve erkek katılım gerçekleştirmiştir. Anket verileri SPSS 20 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler öncelikli olarak güvenirlilik analizine tabi tutulmuş ve Cronbach's Alfa kat sayısı olarak 0.920 değeri elde edilmiştir. Bu değer çalışmanın oldukça güvenilir olduğunu göstermektedir. Yine veriler farklı analiz yöntemleri kullanılarak analiz edilmiş ve sonuç olarak katılımcıların eserlerin orijinal halleri ile televizyonda gösterilen halleri arasında ciddi bir fark olduğuna işaret ettiği saptanmıştır.
  • Book Review
    Gizem dolu yaşamlar: Çinli Amerikalı Edebiyatı ve Amy Tan
    (2014) Elbir, N. Belgin
    -
  • Article
    Ayakkabı Modası Perspektifinde Kahramanmaraş Çarık ve Yemenilerinin Yaşam Seyrinin Değerlendirilmesi
    (2014) Kuru, Songül; Paksoy, A. Candan
    Kültürler arası etkileşimlerden birisi de ülkelerin geleneksel el sanatları kültürleridir. Anadolu da çok zengin bir el sanatı kültürüne sahiptir. Anadolu kültüründe yer alan Osmanlı çarıkları ve yemenileri 1800lü yıllarda başlayan Köşkerlik mesleğinin ürünleri olup 670 Yıllık geleneğe dayanır. Osmanlı çarığının sürdürülebilirliği, Avrupa Birliğinin desteklediği çok kültürlülüğün korunmasına yönelik çalışmalar çerçevesinde gerek kamu gerekse sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülen çeşitli projeler ile moda, ev tekstili ve ayakkabı tasarımı ve benzeri alanlarda aranmaktadır. Bu bildirinin amacı; Osmanlı çarıkları ve yemenilerini form ve diğer detay özellikleri açısından geçmişten günümüze yaşam seyrindeki değişimi incelemektir. Geleneksel Türk el sanatlarından birisi olan çarıklar ve yemenilerin; korunması, yaşatılması ve kültürel devamlılığının sürdürülmesine, bölgesellikten evrenselliğe taşınmasına, ayakkabı endüstrisindeki kullanımının yaygınlaştırılmasına, çarık ve yemeni yapımı ile geçimini sağlayan zanaatkârların yaşatılmasına katkı sağlanması hedeflenmektedir. Çalışmanın temel dayanağı basılı ve online literatür kaynaklar ile Kahramanmaraş ilinde çarık ve yemeni yapan ustalarla görüşmelerden elde edilen verilerdir ve veriler yalnız Kahramanmaraş ili ile sınırlıdır. Bildiride sırasıyla, Türklerde ayakkabı kültürü ve Kahramanmaraşta köşkerlik ürünleri hakkında bilgi verilerek geçmişten günümüze kullanım amaçlarından bahsedilmiştir. Devamında ayakkabı modası perspektifinde çarığın yaşatılması ve gelecekteki yaşam seyrinin devamlılığı için uygun görülen öneriler sunulmuştur.