Search Results

Now showing 1 - 5 of 5
  • Article
    Herpes Zoster Hastalarının Demografik ve Klinik Özelliklerinin Değerlendirilmesi
    (Selcuk University, 2023) Demirci Saadet, E.; Hasanbeyzade, S.; Hasanbeyzade, Sabir; Saadet, Elif Demırcı
    Background: Herpes zoster is a disease that is more frequently seen in people aged over 50 years and negatively affects the quality of life due to the development of post-herpetic neuralgia. This study aimed to investigate the demographic and clinical characteristics of patients diagnosed with herpes zoster. Methods: In this cross-sectional study, the data of patients who were followed up with a diagnosis of herpes zoster at the dermatology department between 2013 and 2020 were retrospectively examined. Results: Of 440 patients, 252 (57.3%) were female and 188 (42.7%) were male. The mean age was 48.9±18 (4-94) years. The most common localization was the thoracic region at a rate of 35.5% and the lumbar region at a rate of 21.4%. Disseminated and ophthalmic zoster were more common in elderly patients (p<0.001). The most common comorbidities were hypertension (HT)+coronary artery disease (CAD) (12.6%), cancer (10.3%), and diabetes+HT (5.9%). Severe pain was observed in 19.7% of the patients and was more common in women (p=0.016). The rate of moderate and severe pain was high in the patients with HT+CAD and cancer (p˂0.001). Post-herpetic neuralgia was observed in 15.3% of the patients aged over 50. Conclusions: Herpes zoster is especially common in adults. Since it causes acute pain and can lead to postherpetic neuralgia development, risky patient groups should be more carefully followed up and treated. © 2023, Selcuk University. All rights reserved.
  • Article
    İnkontinans İlişkili Dermatit Yönetiminde Hemşirelerin Bilgi, Tutum ve Uygulamalarını Değerlendirme Ölçeği: Türkçe Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması
    (2022) Sönmez, Münevver; Korkmaz, Serap; Kısacık, Öznur Gürlek
    Amaç: Çalışma, İnkontinans İlişkili Dermatit Yönetiminde Hemşirelerin Bilgi, Tutum ve Uygulamalarını Değerlendirme Ölçeği Türkçe formunun geçerlik ve güvenirliğini incelemek amacı ile gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Metodolojik araştırma tipinde planlanan çalışmanın örneklemini 272 yoğun bakım ve palyatif bakım hemşiresi oluşturdu. Ölçeğin dil eşdeğerliği için çeviri-geri çeviri tekniği kullanıldı. Ölçeğin geçerlik çalışması için, uzman görüşlerine dayalı kapsam geçerliği hesaplandı. Yapı geçerliği için açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi kullanıldı. Ölçeğin güvenirlik analizinde test-tekrar test, korelasyon, madde toplam puan korelasyon ve Cronbach’s alpha katsayısı kullanıldı. Bulgular: Ölçeğin Türkçe formunun kapsam geçerliği uygundu (KGİ=0.95). Ölçek toplam Cronbach’s alpha katsayısı 0.92, madde toplam puan korelasyonları 0.33 ile 0.72 arasında bulundu. Doğrulayıcı faktör analizinde ölçeğin toplam varyansın %63.55’sini açıklayan dört faktörden oluştuğu doğrulandı. Yapı geçerliği, 0.62-0.83 faktör yükü aralığı ile desteklendi. Ölçeğin 20 madde ve 4 alt boyuttan oluştuğu belirlendi. Sonuç: İnkontinans İlişkili Dermatit Yönetiminde Hemşirelerin Bilgi, Tutum ve Uygulamalarını Değerlendirme Ölçeği’nin Türk toplumuna uyarlanması için yapılan analizlerden elde edilen bulgular, ölçeğin Türkçe formunun, hemşirelerin inkontinans ilişkili dermatit hakkındaki bilgi, tutum ve uygulamalarının incelenmesinde dört boyutlu bir araç olarak, güvenilir ve geçerli olduğunu gösterdi.
  • Article
    İnfantil Dermatolojik Hastalık ve Tedavilerin Sıklığı: Özel Hastane ve Özel Klinik Analizi
    (2023) Demirdağ, Hatice Gamze; Saadet, Elif Demirci; Barak, Esin
    Çalışmanın amacı, özel sağlık kuruluşlarına başvuran, 0-2 yaş arası pediatrik hastalarda dermatolojik hastalık ve tedavi prevalansını saptamak ve bu dağılımların yaş, cinsiyet ve başvuru yılı ile ilişkisini belirlemektir. 1 Ocak 2015-1 Aralık 2022 tarihleri arasında özel hastane ve özel dermatoloji kliniklerine başvuran olgular retrospektif olarak değerlendirildi. Yaşları 0-2 arası olan toplam 482 hasta çalışmaya dahil edildi. En sık görülen hastalık grupları sırasıyla egzemalar (%53,6), nevüs ve iyi huylu deri tümörleri (%8,3), viral hastalıklar (%6), pigmentasyon bozuklukları (%5,7) ve paraziter enfeksiyonlar (%4) idi. Dermatit grubu 0-1 yaş grubunda, 1-2 yaşa göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti. En sık izlenen tanı atopik dermatitti. Fiziksel etkenlere bağlı viral enfeksiyonlar, paraziter enfeksiyonlar, tırnak hastalıkları ve dermatozlar 1-2 yaş grubunda daha fazlaydı (p<0.05). Benign deri tümörleri kızlarda ve 0-1 yaş grubunda daha sık görüldü (p<0,05). En sık uygulanan tedavi topikal tedaviydi. Sistemik tedavi en sık 1-2 yaş grubuna verilirken (p=0,007), takip kararı daha çok kız hastalarda tercih edilmişti (p=0,001). Koronavirüs hastalığı 2019 pandemisi sonrası viral ve bakteriyel enfeksiyonlar daha yüksek oranlarda gözlendi (p<0,05). Çocuklarda deri hastalıkları sık görülmekte ve çocukluk dönemlerine göre farklı seyretmektedir. Spesifik pediatrik yaş gruplarında yapılacak yeni çalışmalar, dermatolojik hastalıkların ve tedavilerin sıklığının daha iyi anlaşılmasına yardımcı olabilir. Sağlık hizmetlerinin farklı basamaklarından elde edilen veriler, sağlık politikalarının geliştirilmesine, koruyucu sağlık hizmetlerinin ve eğitimlerin tasarlanmasına katkı sağlayabilir.
  • Article
    Analysis of the Relationship Between Clinical Features, Treatment Options and Recurrence of Patients Diagnosed With Anogenital Warts
    (2023) Saadet, Elif Demirci; İnal, Halil Gürdal; Seçkin, Bedreddin; Akarsu, Süleyman; İnal, Gurdal
    Aims: Our study aimed to describe the demographic and clinical characteristics of patients with anogenital warts and to investigate the relationship between treatment options and recurrence. Methods: The data of patients who were admitted to the dermatology, urology, and gynecology outpatient clinics between 2010 and 2021, and diagnosed with anogenital warts were retrospectively analyzed. Demographic characteristics of the patients, presence of other sexually transmitted diseases, anatomical distribution of warts, number of anatomical regions and warts, frequency of recurrence, type of treatment before the first recurrence, and follow-up periods were documented. Statistical analysis was performed and the results were evaluated at a 95% confidence interval and p<0.05. Results: A total of 201 patients, 181 (90%) male and 20 (10%) female, who met the study criteria, were included in the study. The ages of the patients vary between 20-67 years; the median was 31 years. The rate of the number of warts of 10 or more in patients with recurrence was found to be statistically significantly higher than in cases without recurrence (p=0.013). The recurrence rate was statistically significantly higher in patients with pubic localization (p=0.001). There was a significant difference between the number of localization regions according to recurrence status (p=0.003). The recurrence rate of patients who received cryotherapy was statistically significantly higher (p=0.002). According to the logistic regression analysis; the number of 10 or more warts increases the risk of recurrence to 2.665 times (95% CI: 1.225-5.799) (p=0.013). Cryotherapy increases the risk of recurrence to 6.243 times (95% CI: 1.786-21.828) (p=0.004). Male sex increases the risk of recurrence to 3.034 times (95% CI: 1.029-8.940) (p=0.044). Conclusion: Anogenital warts often recur even if they disappear completely after treatment. It has been observed that the recurrence is more common when the number of warts is more than 10. Recurrence may be observed more frequently in the male gender. Recurrence occurs more frequently with cryotherapy than electrocauterization. The importance of prophylactic human papillomavirus vaccination in preventing anogenital warts is emerging once again due to the high recurrence rate and prolonged treatment period.
  • Article
    Melazma Hastalarının Epidemiyolojik ve Klinik Özelliklerinin Değerlendirilmesi
    (2023) Ünlü, Ezgi; Saadet, Elif Demirci
    Amaç: Melazma en sık yüz bölgesinde yerleşen, hiperpigmente lezyonlarla karakterli edinsel bir pigmentasyon bozukluğudur. Etiyolojisi tam olarak bilinmemekle birlikte; genetik faktörler, ultraviyole maruziyeti, oral kontraseptifler (OKS), hormonlar, gebelik, ilaç kullanımı, bazı kozmetik ürünler, endokrinolojik hastalıklar ve psikolojik faktörler tetikleyebilmektedir Çalışmamızda melazma tanısı alan hastaların epidemiyolojik özelliklerini araştırmak ve ülkemizdeki verilere katkı sağlamak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 2013-2021 yılları arasında dermatoloji kliniğine başvuran ve melazma tanısı almış hastaların dosyaları geriye dönük tarandı. Hastaların yaş, cinsiyet, Fitzpatrick deri tipi, melazmanın klinik tipi, güneşten koruyucu kullanımları, gebelik, OKS kullanımı, diğer ilaç kullanımları ve aile öyküleri incelendi. Ayrıca serbest T3 ve T4, TSH ve tiroid oto antikorlarının sonuçları kayıt edildi. İstatistiksel analizler için SPSS 26 (Statistical Package for the Social Sciences) programı kullanıldı. Bulgular: İki yüz doksan üç hasta çalışmaya dahil edildi ve ortalama yaşları 37,17±7,97 yıl olup, tümü kadındı. Hastaların %4,4’ü deri tipi II, %51,2’si deri tipi III ve %44’ü deri tipi IV’e sahipti. Melazma %48,5 malar, %45,1 santrofasiyal, %3,8 mandibular tipteydi. Olguların %34,5’inde gebelik, %17,4’ünde aile öyküsü, %13’ünde OKS kullanımı saptandı. Gebelikle tetiklenen olgularda malar ve mandibular yerleşim anlamlı düzeyde yüksek saptanırken, santrofasiyal yerleşim oranı anlamlı düzeyde düşük saptandı (p<0,05). Deri tipi II olan hastalarda güneşten koruyucu kullanma alışkanlığı daha fazlaydı (p<0,05). Sonuç: Melazma en sık gebelik, ultraviyole maruziyeti ve OKS kullanımına bağlı olarak gelişen ve kadınlarda daha sık görülen bir pigmentasyon bozukluğudur. Güneşten korunma hastalığı önlemede etkili olmasına rağmen hastaların çok az bir kısmı düzenli güneşten koruyucu uygulamaktadır.