Search Results

Now showing 1 - 10 of 11
  • Research Project
    Cerrahi Aletlerle Yönlendirilebilen Robot Yardımlı Endoskop Kontrol Sistemi (neuroboscope)
    (2018) Berker, Mustafa; Işıkay, Ahmet İlkay; Çağıltay, Nergiz; Isikay, Ilkay
    NeuRoboScope Projesi ile hipofiz bezinden kaynaklanan tümörlerin minimal invaziv cerrahisi sırasında, bu islemde kullanılan görüntüleme aracını (endoskop) cerrahın istedigi sekilde yönlendirilmesine yarayan özel bir robotik sistem gelistirmesi amaçlanmıstır. Ameliyatı gerçeklestiren cerrahın -biri endoskop olmak üzere- üç adet ameliyat aletini aynı anda kullanması hedeflenmistir. Önerilen sistemde, giyilebilir bir ana kumanda sistemi ile cerrahın el hareketleri istedigi anda algılanarak ve uygun bir sekilde islenerek endoskopu yönlendiren robot kola hareket bilgisini ulastırması amaçlanmıstır. Bu sayede, cerrah iki eliyle farklı cerrahi aletleri kullanırken ameliyat boyunca istedigi zaman operasyona ara vermeden endoskopu yönlendirebilmesi hedeflenmistir. Bu kritik ameliyat için, cerrahi operasyonun performansının ve verimliliginin arttırılması ve ameliyat süresinin kısalması önemlidir. Bu amaca ulasmak için robotik ameliyat sisteminin gereksinimleri cerrah ekibi ile yapılan ön-prototip testleri ve toplantılarla belirlenmis; robot sisteminin mekanik, elektronik ve yazılımsal tasarımları gerçeklesitirilmis; tasarım dogrulama gerek bilesenler üzerinde gerekse alt-sistemler için yapılmıs; ilk nesil prototipler üretilip üzerlerinde yapılan testler neticesinde tasarım degisiklikleri islenerek ikinci nesil prototipler üretilmis; simülatör ve kafatası maketi üzerinde gelistirilen sistemin performansı ve kullanılabilirligi test edilmistir. Cerrahla robotun aynı anda hasta üzerinde ameliyatı gerçeklestirdigi ve cerrahın gerekli gördügü durumlarda robot ile fiziksel etkilesime geçerek beraber çalıstıgı bu sistem, ameliyat robotu sınıflandırmasında isbirlikçi ameliyat robotu olarak yeni bir kategoriye yerlesmistir.
  • Article
    Does the Dominant Hand Factor Have an Effect on Postoperative Improvement in the Surgical Treatment of Ulnar Nerve Entrapment?
    (2020) Bulduk, Erkut; Ataizi, Zeki Serdar
    Objectives: Ulnar nerve entrapment is the most frequently encountered entrapment neuropathy after the carpal tünelsyndrome. Surgical treatment is usually suggested to patients who do not benefit from conservative treatment. In thisstudy, we aimed to examine the effect of the dominant hand on the clinical results of ulnar nerve decompression surgery.Methods: 48 (25 D, 23 N-D) patients were included in the study. The Edinburgh Handedness Inventory was used toidentify the dominant hand of patients included in the study. Visual analogue scale (VAS) values were evaluated preand postoperatively.Results: 25 patients underwent surgery on the dominant hand and 23 patients had surgery to their non-dominanthand. The VAS values of patients who underwent non-dominant hand surgery were lower than those who underwentsurgery on the dominant hand.Conclusion: In our study, the recovery time of patients operated on the dominant side due to ulnar nerve compressionwas longer than the patients operated on the non-dominant side. In our opinion, exercise and protection programs fordominant hands in the postoperative period of ulnar nerve entrapment surgery, in addition to a good surgical technique, positively affects the results of surgical treatment.
  • Article
    Pankreas Cerrahisi Sonrası Histopatolojik Değerlendirme: Hpb’ye Özgü Patologlar ile Spesifik Olmayan Patologların Sonuçlarının Karşılaştırılması
    (Turkish Surgical Assoc, 2023) Emral, Ahmet Cihangir; Dikmen, Kürşat; Tahernejad, Maryam; Sardari, Khotan; Pour, Ali Rahman; Ekinci, Özgür; Kerem, Mustafa
    Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı, aynı cerrahi ekip tarafından pankreatikoduodenektomi yapılan hastaların spesmenlerinin HPB-spesifik pato- loglar ve genel patologların değerlendirme sonuçlarını karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Periampuller bölgede pankreatikoduodenektomi (PD) uygulanan 159 hastanın patoloji sonuçları retrospektif olarak incelendi. HPB-spesifik patologlar (S grubu) ve diğer patologların (NS grubu) histopatolojik değerlendirme sonuçları karşılaştırıldı. Patoloji spesmenleri değerlendirilerek, tümör boyutu (mm), total lenf nodu, metastatik lenf nodu, cerrahi sınır pozitif/negatifliği (RO/R1/R2 rezeksiyonu) ve vasküler rezeksiyon yapılan hastaların verileri gruplar karşılaştırılarak değerlendirildi. Bulgular: HPB-spesifik patologlar (S grubu) tarafından 91 hastanın, non-spesifik grupta (NS grubu) ise 68 hastanın spesmen sonuçları incelendi. Ortalama toplam lenf nodu sayısı ve diseke edilen metastatik lenf nodu sayısı açısından karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı sonuç göz- lendi (sırasıyla p= 0,04, p< 0,01). Ayrıca cerrahi sınır pozitifliği (R1) S grubunda istatistiksel olarak daha yüksek bulundu (p= 0,02). Sonuç: HPB ameliyatlarının başarısının kliniğe yansıyabilmesi için patoloji spesmenlerinin HPB-spesifik patologlar tarafından incelenmesi önem taşımaktadır.
  • Article
    Citation - WoS: 1
    Citation - Scopus: 1
    Anticipatory Effect of Execution on Observation: an Approach Using Exopinch Finger Robot
    (Tubitak Scientific & Technological Research Council Turkey, 2019) Arıkan, Kutluk Bilge; Zadeh, Hassan Gol Mohammad; Turgut, Ali Emre; Zinnuroğlu, Murat; Bayer, Gözde; Günendi, Zafer; Cengiz, Bülent
    Background/aim: This study aims to explore the mirror neuron system (MNS) involvement using mu (8–12 Hz)/beta (15–25 Hz) bandsuppression in an action observation-execution paradigm.Materials and methods: Electrophysiological (EEG) data from 16 electrodes were recorded while 8 participants observed video clips ofa hand squeezing a spring. Specifically, the effect of anticipated execution on observation was studied. For this purpose, a fully actuatedfinger exoskeleton robot was utilized to synchronize observation and execution and to control the execution condition for the participants. Anticipatory effect was created with a randomized robot accompany session.Results: The results showed that the observational condition (with or without anticipation) interacted with hemisphere at central channels near somatosensory cortex. Additionally, we explored the response of MNS on the kinetics features of visual stimuli (hard or softspring).Conclusion: The results showed an interaction effect of kinetics features and hemisphere at frontal channels corresponding nearly tothe ventral premotor cortex area of the brain. The activation of mirror neurons in this area plays a crucial role in observational learning.Based on our results, we propose that specific type of visual stimuli can be combined with the functional abilities of the MNS in the action observation based treatment of hand motor dysfunction of stroke patients to have a positive additional impact.
  • Research Project
    Endoskopik Cerrahisi Eğitim (ece)'inde Teknoloji ile Zenginleştirilmiş Ortamların Etkinliğinin Araştırılması
    (2015) Çağıltay, Nergiz; Şengül, Gökhan; Özçelik, Erol; Berker, Mustafa; Işıkay, Ahmet İlkay; Maraş, Hadi Hakan; Isikay, Ilkay
    -
  • Article
    Citation - WoS: 4
    Citation - Scopus: 4
    Neuroprotective effects of adrenomedullin in experimental traumatic brain injury model in rats
    (Turkish Assoc Trauma Emergency Surgery, 2022) Emmez, Gokcen; Bulduk, Erkut Baha; Yildirim, Zuhal
    BACKGROUND: Traumatic brain injuries cause damages in the brain in several ways, which include cell death because of edema, disruption of the blood-brain barrier, shear stress, and ischemia. In this study, we investigated the effects of adrenomedullin (AM) on oxidative stress and inflammation after head traumas in a rat model. METHODS: Eighteen male adult Wistar albino rats were randomized into three groups (n=6). No traumas were applied to the control (C) group. Traumas were applied in line with Marmarau trauma model in the trauma group. The rats in the AM treatment group were treated with post-traumatic 12 mu g/kg i.p. AM in addition to the trauma group. The rats were followed for 7 days in all groups and were then sacrificed. Brain tissues and blood samples were taken. RESULTS: In the trauma group, both tissue and serum MDA, TNF-alpha, and IL-6 levels were significantly increased compared to the control group (p<0.05). In the AM-treated group, serum TNF-alpha levels were significantly decreased compared to the trauma group (p<0.05). In the trauma group, both tissue and serum GSH levels were significantly decreased compared to the control group (p<0.05). In the trauma group, serum Vitamin D3 levels were significantly decreased compared to the control group (p<0.05). In the AM-treated group, both tissue and serum GSH levels were significantly increased compared to the trauma group (p<0.05). CONCLUSION: These results indicate that AM has neuroprotective effects on traumatic brain injury in a rat model.
  • Article
    Laparoskopik Donör Nefrektomide Damarların ve Üreterin Mühürlenmesinde Kullanılan Teknikler ve Önemleri: Tek Merkez Deneyimi
    (2021) Sözener, Ulaş
    Amaç: Bu çalışmada, donör nefrektomide bipolar mühürleme ve terminal üreterin kesilmesi yöntemimizi değerlendirdik ve güvenliğini ve etkinliğini tartıştık.Gereç ve Yöntem: Ağustos 2018 ile Ağustos 2020 tarihleri arasında laparoskopik donör nefrektomi yapılan toplam 200 hasta çalışmaya dahil edildi. Tüm ameliyatlar aynı cerrah tarafından aynı teknikle yapıldı. Yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, tahmini kan kaybı, cerrahi süreler ve postoperatif drenaj kreatinin değerleri gibi hasta değişkenlerinin tümü kaydedildi.Bulgular: Postoperatif birinci günde, postoperatif ikinci günde tekrarlanan drenaj koleksiyonundan kreatinin ölçümü yapıldı. İkinci kreatinin düzeyi kaydedildikten sonra dren çekildi. Tüm hastalarda, değerler kan kreatinin seviyeleri aralığında idi ve bu durum idrar kaçağı olmamasıyla tutarlıydı. Sızıntı olup olmadığını kontrol etmek için sistografi gibi invaziv testler yapmamıza gerek olmadı.Sonuç: Sonuçlarımız damarları kapatmak için kullanılan enerji cihazlarının, distal üreterin kapatılmasında güvenli ve etkili bir şekilde kullanılabileceğini göstermektedir.
  • Article
    Preoperatif Anksiyete Skoru ile Torakotomi Sonrası Ağrı Arasında Bir Korelasyon Var Mıdır?
    (2012) Alagöz, Ali; Ergüven, Melike; Tunç, Mehtap; Sazak, Hilal; Pehlivanoğlu, Polat
    Amaç: Postoperatif ağrı için uygulanan tedaviler cerrahinin niteliğine göre değişmekle birlikte, aynı cerrahi işlem uy-gulanan hastalarda ifade edilen ağrı şiddeti ve analjezik tedavi farklılıklar gösterebilmektedir. Biz bu çalışmada tora-kotomi uygulanan hastalarda preoperatif anksiyete düzeyi ile postoperatif ağrı arasında korelasyon olup olmadığınıbelirlemeyi amaçladık.Yöntem ve Gereçler: Elektif torakotomi planlanan, 18-70 yaş arası, 30 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaneetik kurul onayı alındıktan sonra hastaların preoperatif anksiyete düzeyleri Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri ilebelirlendi ve postoperatif dönemde hastalara intravenöz hasta kontrollü analjezi uygulanarak visuel analog skala ileağrı skorları değerlendirildi.Bulgular: Hastaların ortalama anksiyete düzeyi 56,5±4,6 olup anksiyete puanları 46 ile 64 arasında değişmekteydi.Olguların 24ünde (%80) orta düzeyde anksiyete görülürken 6 olguda (%20) yüksek düzeyde anksiyete mevcuttu.Hasta kontrollü analjezi öncesi, 30.dakika, 1, 2, 6, 12 ve 24.saatlerdeki visuel analog skala düzeyi ile preoperatifanksiyete düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon bulunmamıştır (p>0,05).Sonuç: Torakotomi sonrası intravenöz hasta kontrollü analjezi uygulanan hastalarda preoperatif anksiyete ile post-operatif visuel analog skala skorları arasında korelasyon bulunmamıştır.
  • Article
    Citation - WoS: 1
    Citation - Scopus: 1
    Karotis Arter Stentlemesinin Etkinliği ve Güvenliği: Tek Merkez Deneyimi
    (Kare Publ, 2020) Karaduman, Bilge Duran; Karaduman, Bilge Duran; Ayhan, Hüseyin; Ayhan, Hüseyin; Keles, Telat; Bozkurt, Engin; Karaduman, Bilge Duran; Ayhan, Hüseyin
    Amaç: İnternal karotis arterdeki orta ve şiddetli darlıklar tüm inmelerin %10–15’ine neden olmaktadır. Bu çalışmada, üçüncü basamak bir referans merkezde karotis arter stentlemesinin (KAS) güvenliğini ve kısa dönem etkinliğini değerlendirmeyi amaçladık. Yöntemler: Üçüncü basamak merkezimizde Ocak 2017 ile Mayıs 2018 arasında KAS uygulanan hastalar geriye dönük olarak değerlendirildi. KAS uygulanan 145 hasta çalışmaya dahil edildi. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 70.1±8.6 yıl idi ve tüm grubun %75.2’si erkek olup %37.9’unda hipertansiyon mevcuttu. Hastaların 81’i (%55.9) semptomatik, 64’ü (%44.1) asemptomatik olarak gruplandırıldı. Semptomatik hastalarda koroner girişimler daha çok KAS sonrası (%38.9) yapılırken, asemptomatik grupta ise KAS öncesi (%25.9) ve sonrasında (%25.9) benzer oranlarda yapıldığı görüldü ama gruplar arasında istatistiksel fark yoktu. Semptomatik hastalarda (%59.2), asemptomatik hastalarda (%78.7) olduğu gibi distal emboli koruyucu cihaz (EKC), proksimal EKC’ye göre daha fazla kullanıldı. Ancak proksimal EKC, semptomatik hastalarda asemptomatik hastalara kıyasla anlamlı olarak daha fazla kullanıldı. Hastane içi ölüm görülmedi ve tüm popülasyonda 5 (%3.4) hastada inme veya geçici iskemik atak (GİA) gözlendi. Asemptomatik grupta GİA veya inme gözlenmedi, semptomatik grupta 2 hastada (%2.4) inme ve 3 hastada (%3.7) GİA görüldü. Sonuç: Bu çalışma kabul edilebilir komplikasyon oranları ile KAS’ın güvenirliğini ve uygulanabilirliğini ortaya koymuştur. KAS prosedürü, deneyimli girişimciler tarafından optimal tıbbi tedavi altında, agresif risk modifikasyonu ile EKC kullanılarak, uygun hastalarda en az komplikasyonla gerçekleştirilmelidir.
  • Article
    Pankreatikoduodenektomi Sonrası Gelişen Postoperatif Pankreatik Fistül İçin Erken Bir Belirteç Olarak C-reaktif Protein
    (2025) Kerem, Mustafa; Emral, Ahmet Cıhangır
    Amaç: Pankreatikoduodenektomi (PD) sonrası gelişen klinik olarak anlamlı postoperatif pankreatik fistül (CR-POPF), cerrahi sonrası morbiditenin en önemli nedenlerinden biri olup, sekonder komplikasyonlara da zemin hazırlamaktadır. CR-POPF’nin erken dönemde tanınması, zamanında müdahale ve uygun dren yönetimi açısından kritik öneme sahiptir. Bu çalışmanın amacı, postoperatif 3. gün (POD 3) serum C-reaktif protein (CRP) düzeylerinin CR-POPF gelişimini öngörmedeki değerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Mart 2020 ile Şubat 2025 arasında merkezimizde PD uygulanan 112 hasta retrospektif olarak analiz edildi. Total veya distal pankreatektomi yapılanlar, neoadjuvan tedavi alanlar, kontrolsüz diyabeti olanlar, immünsüprese hastalar ve pankreas dışı anastomoz kaçağı gelişenler çalışma dışı bırakıldı. Postoperatif 3. gün serum CRP düzeyleri, dren amilaz konsantrasyonu ve drenaj hacmi kaydedildi. CR-POPF, Uluslararası Pankreas Cerrahisi Çalışma Grubu (ISGPS) kriterlerine göre tanımlandı. ROC eğrisi analizi ile CRP düzeylerinin tanısal performansı değerlendirildi. Ayrıca, çok değişkenli lojistik regresyon analizi ile CR-POPF için bağımsız risk faktörleri belirlendi. Bulgular: CR-POPF, 17 hastada (%15,2) gelişti. Bu hastalarda pankreas duktus çapı anlamlı şekilde daha dar ve doku yapısı daha yumuşaktı (p < 0,01). ROC analizinde, POD 3 CRP düzeyi >161 mg/L olan hastalarda CR-POPF gelişimini öngörmede AUC 0,77, sensitivite %82,4 ve spesifisite %66,3 olarak bulundu. Lojistik regresyon analizinde, dar pankreatik duktus çapı ve yumuşak pankreas dokusu CR-POPF için bağımsız risk faktörleri olarak saptandı. Sonuç: Pankreatikoduodenektomi sonrası 3. gün serum CRP düzeylerinin yüksek olması, CR-POPF gelişimini öngörmede anlamlı bir belirteçtir. CRP düzeylerinin rutin postoperatif değerlendirmeye dahil edilmesi, erken risk sınıflamasını kolaylaştırarak hasta yönetimi ve dren çekilme zamanlamasında klinik karar sürecine katkı sağlayabilir.