3 results
Search Results
Now showing 1 - 3 of 3
Master Thesis 11 Eylül Sonrası Dönem ve Değişen Yeni Dünya Düzeninde Stratejik Güvenlik Bağlamında Doğu Akdeniz'de İngiliz Üsleri(2014) Keser, Hazel; Yılmaz, GözdeTarihin her döneminde göçler ve sorunlar adası olarak bilinen Kıbrıs adası özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında İngiltere'nin Ortadoğu'daki kalıcı tesislerini kapatması ve buralardaki askeri gücünü adaya yığmasının ardından bir ileri karakol olarak görev yapmaya başlar. 16 Ağustos 1960 tarihinde İngiltere, Yunanistan ve Türkiye'nin garantörlüğünde kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti ile birlikte İngiltere adadaki haklarından vazgeçerken stratejik öneme sahip iki hükümran askeri üs yanında bazı askeri tesisleri ve alanları da kendine ayırmayı ihmal etmez. Yıllar sonra Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilgili garanti anlaşmalarının Kıbrıslı Rumlar ve Türkler için değil İngiltere'nin menfaatleri için hazırlandığı da tartışmaya açılacak bir konu olur. Bugün gelinen noktada ise Doğu Akdeniz'de son derece stratejik bir pozisyonda bulunan Kıbrıs adasında İngiltere'nin Dikelya ve Agrotur üsleri yanında ABD tarafından kullanılmakta olan bazı askeri tesisler ve dinleme istasyonları söz konusudur. Her iki ülkenin Echelon adı verilen ve neredeyse bütün dünyayı takip etmelerine imkân sağlayan bu telekulak sistemi yanında Ayios Nicholaos bölgesinde, ayrıca ABD Büyükelçilik binasında ve Trodos Dağlarında da istihbarat ağları ve sinyal istihbaratına yarayan tesisleri bulunmaktadır. Sanayi casusluğu, ekonomik ve askeri istihbarat yanında ABD, İngiltere ve müttefikleri tarafından zaman zaman farklı askeri operasyonlar için de kullanılan Dikelya ve Agrotur üsleri özellikle ABD'nin vazgeçmeyeceği tesisler arasındadır. Özellikle 11 Eylül 2011 tarihinde El Kaide'nin ABD'de gerçekleştirdiği saldırılar ardından başta ABD ve müttefikleri olmak üzere bütün Batı dünyası ve şüphesiz NATO'nun da savunma ve güvenlik stratejilerini değiştirmesine neden olmuştur. Böylece ABD ve İngiltere özellikle Doğu Akdeniz'de savunma ve güvenlik bağlamında yeni arayışlara girmeye başlamıştır. Bu durum adadaki üsleri ve istihbarat merkezlerini ise olmazsa olmaz haline getirmiştir.Master Thesis Asya Ekseni Stratejisi ve Abd'nin Çin'e Yönelik Çevreleme Politikası(2021) Ayyıldız, Emine Elif; Yılmaz, Gözdeİkinci Dünya Savaşı ardından meydana gelen çift kutuplu uluslararası sistemde Amerika Birleşik Devletleri, hegemonyasını sürdürmek, çıkarlarını korumak ve güvenliğini sağlamak amacıyla Sovyetler Birliği'nin yayılma eğilimine karşı geliştirilen çevreleme politikası olarak adlandırılan stratejisiyle Sovyet tehdidini sınırlandırmak amacıyla birçok dış politika aracı kullanmıştır. Sovyet tehdidi ardından 1990'lar itibariyle Asya-Pasifik bölgesinde hızla yükselen Çin, 11 Eylül olayları, Irak ve Afganistan işgali ile artan savunma harcamaları dolayısıyla ekonomik kriz yaşayan ABD tarafından yeni bir tehdit olarak görülmeye başlanmıştır. Bu çalışmanın amacı, ABD'nin Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği'nin yayılmasını önlemek amacıyla uyguladığı çevreleme politikasına benzer bir şekilde 21. yüzyılda Asya Ekseni stratejisiyle yükselen Çin'e karşı yeni bir çevreleme politikasının uygulanmasını ve bunun detaylarını incelemektir.Master Thesis Nükleer Silahsızlanmanın Tarihsel Gelişimi ve Nükleer Silahsızlanmayla İlgili Uluslararası Anlaşmaların Önemi(2019) Abazlıoğlu, Uğur; Yılmaz, GözdeGenel olarak enerjisini nükleer reaksiyonlardan alan, konvansiyonel bir silaha oranla çok büyük etkileri olan silahlar olarak ifade edilen nükleer silahların, zaman zaman değişik tanımları da yapılmaktadır. Yapılan tüm tanımların ortak olarak değindikleri özellikleri bakımından nükleer silahlar, enerjisini atom çekirdeğinin fisyon, füzyon gibi nükleer reaksiyonlardan alan, patlama özelliğinin dışında çok kısa bir sürede büyük bir yeryüzü parçasını etkileyebilen, isı, radyasyon ve basınç gibi ölümcül etkileri olan ve etkilerinin bir kısmının onlarca yıl devam ettiği, çok güçlü bir silah çeşidi olarak tanımlanabilmektedir. Nükleer silahlar konusu geçmişten günümüze kadar olan süreç içerisinde gözden geçirildiğinde belli başlı ülkelerin öne çıkmış oldukları görülmektedir. 1968 yılındaki Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesine İlişkin Antlaşma beş ülkeyi (ABD, SSCB, İngiltere, Fransa ve Çin) nükleer silaha sahip ülkeler olarak sayarken, altı ülke (Arjantin, Brezilya, Hindistan, İsrail, Pakistan ve Güney Afrika) eşik ülkeler olarak sayılmıştır. Bu görüşmeler esnasında diğer altı ülke de (İran, Irak, Libya, Tayvan, Kuzey ve Güney Kore) zaman zaman değişen ölçülerde şüpheli ülkeler olarak kabul edilmiştir. Topyekun mukabele, esnek mukabele, seçilmiş hedefler, ikinci vuruş kapasitesi ve sınırlı nükleer savaş gibi kavramlar soğuk savaşın belli dönemlerinde caydırma stratejisi olarak 'önleyici diplomasi'nin birer aracı olarak öne çıkmışlardır. Soğuk savaş yıllarında yoğun bir şekilde öne çıkan bu kavramlar, uluslararası ilişkiler alanında nükleer silahlarla birlikte anılmaya devam etmektedir. Burada en çok bahsi geçen konu pasifize eden, belli faaliyet ve girişimlerden alıkoyan 'caydırıcılık' kavramı olmuştur. Oysa nükleer silahların sağlamış olduğu diğer bir etki de 'ikna edicilik' özelliği ve yaptırım gücüdür. Ancak ikna edicilik özelliği sayesinde meydana gelen faaliyetler, caydırıcılığın engellemiş olduğu korkunç bir felaketin yanında genellikle gölgede kalan faaliyetler olarak göze çarpmıştır. Nükleer silah konusu içerisinde başlı başına ayrı bir boyut da nükleer alanda silahsızlanmadır. Artık taşıdığı anlam itibariyle 'silahsızlanma' kavramı doğrudan nükleer silahları çağrıştırmaktadır. Bu itibarla konvansiyonel silahlarla ilgili olarak bir konudan bahsedilirken bu konunun özellikle belirtilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda silahsızlanma olgusu içerdiği anlam ve neden olduğu karşılıklı İlişkiler sistematiği ile uluslararası ilişkiler biliminin önemli bir alt başlığı haline gelmiştir. Aslında bunun da ötesinde günümüzde mevcut konjonktür ışığında, nükleer silah ile silahsızlanma kavramları pek kesin hatlarla da birbirinden ayırt edilemeyen iç içe geçmiş birçok ortak konuyu içermektedir. Soğuk savaş yıllarında iki cephe arasında başlangıçta yaşanan korkunç silahlanma sürecinin, hem taraflara hem de tüm insanlığa zarar verecek boyuta ulaşması üzerine ilk temelleri atılan silahsızlanma süreci, bugün de öneminden pek bir şey kaybetmediği gibi zaman zaman soğuk savaş yıllarına oranla daha yaygın ve geniş çerçevede tartışılmaktadır. Çalışma bu noktadan hareketle nükleer silahlanmanın tanımını, dünden bugüne dünyada nükleer silahlanlanma ile ilgili gelişmeleri, , nükleer silahsızlanma ile ilgili geçmişten günümüze kadar yapılmış uluslararası anlaşma ve çalışmaları ele almaktadır.
