Search Results

Now showing 1 - 10 of 89
  • Article
    Atatürk Dönemi Dış Politikasında Barış İlkesinin Uygulanmasına Bir Örnek: İspanya İç Savaşı
    (2022) Birlik, Gültekin K.
    Avrupa’daki pek çok devlet İspanya iç savaşına taraf olmuşken, Türkiye iç savaşa “karışmama” politikasını benimsemiştir. Türkiye bu kapsamda, iç savaştaki taraflara silah satışını ve Türk vatandaşlarının iç savaşa katılmasını yasaklamıştır. Türkiye iç savaştan, iç ve dış politika alanlarında olumsuz şekilde etkilenmesine karşın, benimsemiş olduğu “Yurtta Barış, Dünyada Barış” prensibinin gereği olarak, iç savaşın “barış” yoluyla çözümlenmesi yönünde çaba göstermiştir. İç savaş Cumhuriyetçilerin aleyhine gelişmesine rağmen, Türkiye iç savaş boyunca resmi olarak, seçilmiş olan Cumhuriyetçi hükümeti tanımıştır. Türkiye ancak iç savaş sona erdikten ve dünya tarafından tanındıktan sonra, Milliyetçi hükümeti tanımış ve karşılıklı olarak diplomatik temsilci değiştirmiştir. Türkiye, barış prensibinin bir gereği olarak, İspanya iç savaşının “insani yönüyle” yakından ilgilenmiştir. İç savaşın en büyük insani sorunu olan mülteciler konusunda, Madrid’de Türkiye’ye sığınan Milliyetçi İspanyol mülteciler sorununu, “siyasi geleneğine uygun olarak” çözmeye karar vermiş ve 1937 yılında mültecilerin İspanya’dan Türkiye’ye getirilmesi için girişimde bulunmuştur. 1938 yılında Madrid’de Türkiye’ye sığınan Milliyetçi İspanyol mültecilere Cumhuriyetçi hükümetin bu kez müdahalede bulunması üzerine tepkiler göstermiştir. Türkiye resmi olarak seçilmiş olan Cumhuriyetçi hükümeti tanımakla birlikte, iç savaş boyunca, ihtiyacı olduğunda hem Milliyetçilere, hem de Cumhuriyetçilere “insani yardımda” bulunmuştur. Türk basını her iki tarafı destekleyen yayınlar yapsa da, esas itibarıyla, Türkiye’nin barış prensibine paralel olarak, İspanya’nın iç işlerine müdahale edilmemesini, çözümün İspanyollara bırakılmasını ve sorunun barış yoluyla çözümlenmesini savunmuştur.
  • Article
    Ulusal Egemenlik ve Uluslararası İşbirliği Konusu Olarak Uluslararası Örgütlerden Çıkma ve Çıkarılma
    (2021) Arsava, Ayşe Füsun
    Uluslararası örgütlerden çıkma ve çıkarılma prensip olarak örgüt kurucu anlaşmalarında düzenlenen bir konudur. Uluslararası örgütün niteliği, gerçekleştirmek istediği amaçlar ve örgüt kurucu anlaşmasına taraf devletlerin iradesi bu çerçevede yapılan düzenlemede benimsenecek modele esas olmaktadır. Makalede benimsenen değişik modeller yanısıra örgüt kurucu anlaşmasında çıkma ve çıkarılma konusunda açık bir düzenlemenin bulunmaması halinde Viyana anlaşmalar hukuku sözleşmesinin konuya yaklaşımı açıklanmaktadır.
  • Article
    Küresel Polis Devleti: “Askerileşmiş Birikim” ve “Finansallaşma” Çağında Küresel Kapitalizm Kuramını Yeniden Düşünmek
    (2023) Şenalp, M . Gürsan; Şenalp, Esra Şengör
    William I. Robinson, 1980’lerin sonlarından bu yana çok sayıda akademik/politik eser vermiş üretken bir Marksist kuramcı. Bilimsel çalışmaları, küreselleşme sürecinin zirveye ulaştığı 90’lı yıllarda daha fazla tanınır hale geldi. Bu dönemde dünya çok boyutlu krizlerle uğraşmak zorunda kalacaktı. Elinizdeki makale Robinson’un Küresel Kapitalizm Teorisi ile ilgilenmekte; bunu da yazarın Küresel Polis Devleti (Ayrıntı, 2022) adlı kitabıyla diyalog içerisinde yapmaktadır. Bu kitap sadece yazarın geliştirdiği teorik modeli tam olarak tasvir etmekle kalmıyor, aynı zamanda 2008 küresel mali krizinin ardından sürekli derinleşen çok boyutlu “insanlık krizine” de odaklanıyor. Günümüzü karakterize eden askerileşmiş birikim ve yağmacı finansallaşma gibi olgular ışığında Robinson’un bu kitapta neler söylediğine geçmeden önce yazarın teorik modelinin gelişimine kısaca göz atmak istiyoruz.
  • Article
    ULUSLARARASI MEDENİ ve SİYASİ HAKLAR SÖZLEŞMESİ’nin ve AVRUPA İNSAN HAK ve ÖZGÜRLÜKLERİ SÖZLEŞMESİ’nin EXTRATERRITORIAL UYGULANMASI
    (2020) Arsava, Ayşe Füsun
    Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hak ve Özgürlükleri Sözleşmesi insan haklarının korunması bakımından en önemli sözleşmeler olarak kabul edilmektedir. Sözleşmelerin lâfzına göre sözleşmelerin korunmasından istifade etmenin önkoşulu sözleşme tarafı devletlerin egemenlik yetkilerine tabi olmaktır. Devletler ancak günümüzde kendi egemenlik alanları dışında da tasarrufta bulunmaktadır. Devletlerin egemenlik alanları dışındaki tasarruflarının yol açtığı insan hakları ihlâllerinden sorumlu tutulma kriterleri Uluslararası Adalet Divanı’nın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ve BM İnsan Hakları Komitesi’nin kararlarında ve görüşlerinde yer almaktadır. Makalede söz konusu kriterler eleştirisel bir yaklaşımla değerlendirilmektedir.
  • Article
    Uluslararası Hukuk ve Bm Teşkilatındaki Değişimler
    (2015) Arsava, Ayşe Füsun
    Uluslararası hukuk tarafından düzenlenen alanlar arttıkça uluslararası hukukun parçalanması (fragmentation) bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Birbirine ters düşen çıkarların ve konuların uluslararası hukuk tarafından düzenlenmesi ancak bu şekilde mümkün olabilmektedir. Bu çerçevede genel uluslararası hukuk düzenlemelerinden kaçış yerine belli alanlarda bölgesel düzenlemelere yönelişten söz edilmektedir. Bu durum BM örgütünün ve kurumsal yapısının değişimi tartışmalarını gündeme getirmektedir. Makale uluslararası hukukun bütünleştirilesi ve parçalanması arasındaki gerilime ve yeni gelişimlere ışık tutmak amacıyla hazırlanmıştır.
  • Article
    Avrupa Birliği Birincil Hukukunda Azınlıkların Korunmasının Hukuki Dayanağı
    (2010) Arsava, Ayşe Füsun
    Azınlıkların korunması konusunda Avrupa Birliği (AB) birincil hukukunda başlan¬gıçta söz konusu olan boşluğun içtihat hukuku ve günümüzde Lizbon Sözleşmesi ile doldurulmaya çalışıldığı görülmektedir. Azınlıkların korunmasına ilişkin AB mükte- sebatının şekillenmesinde AİHK'nın yanısıra Avrupa Konseyi Ulusal Azınlıklar Çerçeve sözleşmesi, üye devletlerin ortak anayasal gelenekleri ve AB Temel \"Hakları Şartı rol oynamaktadır. Azınlıkların korunması, AB müktesebatında bir anayasa prensibi olarak kabul edildiği nispette AB kurumsal yapısında ihdas edilen tasarruf¬lara ve üye devletlerin AB müktesebatını icrasına esas olmakta ve AB 'ye aday dev¬letler bakımından da yerine getirilmesi gereken siyasi kriterler arasında değerlendi¬rilmektedir.
  • Article
    Çin’in Avrasya Rüyası olarak İpek Yolu Ekonomik Kuşağı: Ortak Kimlik mi Ortak Korku mu?
    (2019) Yıldırım, Nilgün Eliküçük
    The Silk Road Economic Belt is the key component of China’s EurasianPivot strategy. In this study, China’s Eurasian Pivot is approached as acreativity strategy from the perspective of social identity theory. In orderto succeed in its creativity strategy, China is trying to create a commonin-group identity with the Silk Road Economic Belt countries throughthe Chinese Dream. However, the Chinese Dream is not perceived as acommon identity by Central Asians and Uyghurs. While Central Asiansrespond China’s economic presence in the region positively, they are afraidof demographic changes and cultural influences that Chinese migrationwill cause. Therefore, the Chinese Dream has been a common fear forTurkic societies along the Silk Road Economic Belt rather than commonidentity. This fear could be one of the most important factors that willprevent the success of China’s Eurasian Pivot in the long run.
  • Article
    Kürsü: Oylaşma Süreçleri için Sosyal Medya Etkili Yönetişim Modeli
    (2022) Takan, Savas; Takan, Duygu Ergün
    Güncel yönetişim paradigmaları oylaşmacı süreçler ve temsili kurumlar arasındaki entegrasyonu geliştirmeye odaklanmaktadır. Bu tartışmalar çoğunlukla, açık ve saydam iletişim mekanizmalarının yanı sıra doğrudan katılımı sağlayan süreçlerin geliştirilmesine ve güven mekanizmalarının artırılmasına yönelik gereksinimler etrafında şekillenmektedir. Benzer gereksinimlerden yola çıkarak çalışmamızda, katılımcı ve oylaşmacı süreçlerin takibi ve korunmasını güvence altına alan, sosyal medya etkili yeni bir yönetişim modeli önerilmiştir. Model, etiket yapısı üzerine inşa edilmiş ve iletişimin temel mekanizmaları olan bağlam, değişmezlik, güvenilirlik ve tutarlılık gibi unsurlar etrafında şekillendirilmiştir. Bu modelin geliştirilmesinde, güncel ve değişmezliğin kontrolünü sağlayan bir teknoloji olması nedeniyle öbek zincirinin özetleme mekanizmasından yararlanılmıştır. Ancak öbek zinciri değişebilir veri, bağlam, güvenilirlik ve tutarlılık gibi mekanizmaların modellenmesi için uygun değildir. Bu nedenle, öbek zincirinin veri yapısında söz konusu mekanizmaların desteklenmesi için bazı değişiklikler yapılmış ve sonucunda da geliştirdiğimiz model ile öbek zinciri teknolojisi, zaman ve alan karmaşıklığı açısından karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma sonucunda, geliştirdiğimiz modelin temelini oluşturan etiket yapısının, öbek zincirinin veri yapısına göre daha yüksek başarım ortaya koyduğu tespit edilmiştir. Önerimizin, topluluk yönetimlerinde güvenilir bir sosyal medya ortamı oluşturarak oylaşma süreçlerinin geliştirilmesine katkı sunması beklenmektedir.
  • Article
    Avrupa'da Güvenliğin Sağlanmasında Türkiye'nin Rolü
    (2025) Tunca, Hakan Ömer
    Güvenlik fikri erken dönemlerden beri hem toplumsal hem de kişisel bağlamlarda evrimleşmiştir. Avrupa kıtası Soğuk Savaş'tan, iki büyük küresel savaştan ve bu çatışmaların tüm olumsuz etkilerinden geçmiştir. Bunun sonucunda Avrupa, bir Güvenlik ve Savunma Politikası geliştirme gerekliliğini fark etmiştir. Avrupa Birliği (AB) üye devletleri ve üçüncü ülkelerin iş birliğiyle Avrupa kıtası bu politikayı yürütmeye çalışmaktadır. Bu makale, coğrafi konumuna odaklanarak Türkiye'nin Avrupa güvenliğine katkısını araştıracaktır. Bu makale, Avrupa ile Asya’nın kesişim noktasındaki coğrafi konumuna odaklanarak Türkiye’nin Avrupa güvenliğine katkısını inceleyecektir. Çalışma, AB tarihinin kilometre taşı niteliğindeki parlamento tartışmaları, Komisyon ve Konsey raporları, Türkiye’ye ilişkin ilerleme değerlendirmeleri ve Gündem 2000 gibi stratejik çerçevelere dayalı açıklayıcı nitel bir yaklaşım benimsemektedir. Türkiye’yi yalnızca bir çözüm sağlayıcı olarak sunmak yerine, çalışmada Türkiye’nin coğrafi konumu, NATO üyeliği ve demografik yapısının AB’nin gelişen güvenlik kaygılarıyla nasıl kesiştiği araştırılmaktadır. Hem fırsatları hem de kısıtlılıkları analiz ederek, çalışma Türkiye’nin potansiyel katkılarını ve Avrupa güvenlik yönetişimindeki rolünü şekillendiren kurumsal zorlukları ortaya koymaktadır.
  • Article
    Türkiye-ab Ticari İlişkileri Ukrayna-rusya Savaşı Sonrası Nasıl Değişecek?
    (2022) Sezgin, Volkan
    Ukrayna-Rusya savaşı, uluslararası ticareti ve küresel tedarik zincirlerini tehdit etmeye devam etmektedir. Bu makale, ihtilaf sırasında ve sonrasında Türkiye'nin ihracatının AB pazarındaki Ukrayna ürünlerinin yerini alıp alamayacağını ve bunun AB-Türkiye Gümrük Birliği (GB) Anlaşması'nın yenileme çabaları üzerinde olumlu bir etkisi olup olmayacağını değerlendirebilmek için her iki ülkenin AB ile olan ticari ilişkilerini karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Bu amaçla, TradeMap ve UN ComTrade verileri kullanılarak, 2017 ve 2021 yılları arasında Türkiye-AB ve AB-Ukrayna ticareti analiz edilmiştir. Bugüne dek, savaş nedeniyle Ukrayna'nın uzun bir süre AB pazarına ürün tedarik edemeyecek olması durumunda Türkiye'nin AB ile ticari ilişkilerinin nasıl değişebileceğine dair ayrıntılı bir çalışma yapılmamış, bu da literatürde bazı boşluklar bırakmıştır. Söz konusu analiz için öncelikle 2021 yılında Türkiye ve Ukrayna'nın AB'ye en çok ihraç ettiği 100 ürünü incelenmiş, Türk ve Ukrayna menşeli ürünlerinin AB 27'nin ithalatındaki paylarını belirlenmiş ve AB'deki payı yüzde 1'den fazla olan ürünler dikkate alınmıştır. Bulgularımız, Türkiye ihracatının özellikle beş ana üründe AB'deki Ukrayna ihracatının yerini alabileceğini göstermektedir. Türk menşeli İki demir-çelik (Gümrük Tarife İstatistik pozisyonu (GTIP) 7208, 7209), bir tarım (GTIP 0802) ve iki elektrikli makine ve ekipmanın (GTIP 8544 ve 8516) AB pazarında Ukrayna pazar payının bir kısmını elde etme avantajına sahip olduğu, ancak Çin gibi diğer tedarikçi ülkelerle rekabetin de zor olacağı belirlenmiştir. Analizimize göre, AB ekonomisi Ukrayna menşeli ürünlerin yerini alabilecek Türk mallarına (özellikle tarım, tekstil, makine ve seçilmiş demir-çelik ürünleri) daha fazla bağımlı olsaydı, iç talebi karşılamak için Türk ürünlerine yönelme ihtimali halinde savaşın GB Anlaşması’nın yenilenme çalışmalarını hızlandırabileceği değerlendirilebilirdi ancak araştırmamız bunun hâlihazırda mümkün görünmediğini ortaya koymaktadır.