Search Results

Now showing 1 - 10 of 10
  • Article
    İnfantil Dermatolojik Hastalık ve Tedavilerin Sıklığı: Özel Hastane ve Özel Klinik Analizi
    (2023) Demirdağ, Hatice Gamze; Saadet, Elif Demirci; Barak, Esin
    Çalışmanın amacı, özel sağlık kuruluşlarına başvuran, 0-2 yaş arası pediatrik hastalarda dermatolojik hastalık ve tedavi prevalansını saptamak ve bu dağılımların yaş, cinsiyet ve başvuru yılı ile ilişkisini belirlemektir. 1 Ocak 2015-1 Aralık 2022 tarihleri arasında özel hastane ve özel dermatoloji kliniklerine başvuran olgular retrospektif olarak değerlendirildi. Yaşları 0-2 arası olan toplam 482 hasta çalışmaya dahil edildi. En sık görülen hastalık grupları sırasıyla egzemalar (%53,6), nevüs ve iyi huylu deri tümörleri (%8,3), viral hastalıklar (%6), pigmentasyon bozuklukları (%5,7) ve paraziter enfeksiyonlar (%4) idi. Dermatit grubu 0-1 yaş grubunda, 1-2 yaşa göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti. En sık izlenen tanı atopik dermatitti. Fiziksel etkenlere bağlı viral enfeksiyonlar, paraziter enfeksiyonlar, tırnak hastalıkları ve dermatozlar 1-2 yaş grubunda daha fazlaydı (p<0.05). Benign deri tümörleri kızlarda ve 0-1 yaş grubunda daha sık görüldü (p<0,05). En sık uygulanan tedavi topikal tedaviydi. Sistemik tedavi en sık 1-2 yaş grubuna verilirken (p=0,007), takip kararı daha çok kız hastalarda tercih edilmişti (p=0,001). Koronavirüs hastalığı 2019 pandemisi sonrası viral ve bakteriyel enfeksiyonlar daha yüksek oranlarda gözlendi (p<0,05). Çocuklarda deri hastalıkları sık görülmekte ve çocukluk dönemlerine göre farklı seyretmektedir. Spesifik pediatrik yaş gruplarında yapılacak yeni çalışmalar, dermatolojik hastalıkların ve tedavilerin sıklığının daha iyi anlaşılmasına yardımcı olabilir. Sağlık hizmetlerinin farklı basamaklarından elde edilen veriler, sağlık politikalarının geliştirilmesine, koruyucu sağlık hizmetlerinin ve eğitimlerin tasarlanmasına katkı sağlayabilir.
  • Review
    Pediatri Hemşireliği Eğitiminde Standart Hasta Kullanımı
    (2021) Çınar, Sevil; Yıldız, Gizem; Boztepe, Handan; Özbay, Sevıl Çınar
    Hemşirelik eğitimi süresince öğrencilerin, klinik uygulamalar içingerekli olan becerileri kazanmaları beklenmektedir. Psikomotorbecerilerin öğretilmesinde kullanılan bir eğitim yöntemi ise standarthastadır. Bebeklik döneminden adölesan döneme kadar olançocuk standart hastalar, pediatrik Objektif Yapılandırılmış KlinikSınavlarında çeşitli oranlarında kullanılmaktadır. Tıp ve hemşirelikeğitiminde çocuklar standart hasta olarak 20 yılı aşkın bir süredirkullanılmaktadır ve yapılan çalışmalarda pediatrik standart hastakullanımının olumlu etkileri olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte,pediatride standart hasta kullanımının birçok etik sorunu içerdiğive geçerlilik, güvenirlik, uygulanabilirlik açısından tartışmaya açıkolduğu düşünülmektedir. Yaş önemli etik konulardan biridir. Çocuklargenellikle standart hasta olarak kendilerinden ne beklendiğinianlayabilecek kadar yeterli bilişsel düzeye sahip olmayabilirler. Çocukstandart hasta kullanmanın faydaları içerisinde hemşirelik öğrencilerininetkili iletişim becerilerinin geliştirilmesi, hasta bakımınplanlanması ve değerlendirmesi yer almaktadır.
  • Article
    Citation - WoS: 2
    Citation - Scopus: 2
    The Relationship Between Lung Function, Exercise Capacity, Oxidant and Antioxidant Response in Primary Ciliary Dyskinesia and Cystic Fibrosis
    (Turkish J Pediatrics, 2024) Kartal, Yasemin; Ozel, Cemile Bozdemir; Cakmak, Aslihan; Ulu, Hazal Sonbahar; Ince, Deniz Inal; Tural, Dilber Ademhan; Sabuncuoglu, Suna; Özçelik, Uğur; Inal-ınce, Deniz; Budak, Murat; Arıkan, Hülya
    Background. There is a need to identify the complex interplay between various physiological mechanisms in primary ciliary dyskinesia (PCD) and cystic fibrosis (CF). The study investigated the interaction between respiratory function, exercise capacity, muscle strength, and inflammatory and oxidant/antioxidant responses in patients with PCD and CF. Methods. The study included 30 PCD patients, 30 CF patients, and 29 age and sex-matched healthy subjects. Exercise capacity was assessed using the modified shuttle walk test (MSWT). Handgrip strength (HGS) was used to evaluate general muscle strength. Oxidative stress-inflammatory parameters were also assessed. Pulmonary function test was performed by spirometry. Regarding the forced expiratory volume in 1 second (FEV1) 1 ) z-score, patients with PCD and CF were subdivided into normal, mild, and severe/moderate groups. Results. Forced vital capacity (FVC) z-scores were lower in PCD and CF patients than controls. FEV1, 1 , FEV1/ 1 / FVC, peak expiratory flow (PEF), and forced mid expiratory flow (FEF 25-75% ) z-scores were lower in PCD than in the other groups. HGS was lower in both mild PCD and normal CF patients relative to the controls. MSWT distance was lower in severe/moderate PCD patients than controls. Catalase (CAT), glutathione S-transferase (GST), glutathione peroxidase (GPx), and malondialdehyde (MDA) levels did not differ significantly among the study groups, but superoxide dismutase (SOD) level in severe/moderate PCD, and glutathione (GSH) level in normal CF were higher than in controls. Interleukin-6 (IL-6) level was higher in patients with normal PCD and CF compared to the controls. IL-1 beta level was higher in PCD compared to controls. Additionally, correlations among these parameters were also determined in some patient groups. Conclusion. Homeostasis related to respiratory function, aerobic performance, muscle strength, inflammatory response, and oxidant/antioxidant balance were affected in PCD and CF. Evaluating these mechanisms together may contribute to elucidating the pathophysiology of these rare diseases.
  • Article
    Citation - WoS: 2
    Citation - Scopus: 2
    Role of Surveillance Screening in Detecting Tumor Recurrence After Treatment of Childhood Cancers
    (Aves, 2021) Kısa, Pelin Teke; Emir, Suna; Teke Kısa, Pelin
    Objective: As the survival rates in children with cancer reach up to 80%, this improvement in survival increases the number of patients under follow-up. After cancer treatment is completed, patients are taken to follow-up surveillance to ensure the early detection of recurrence and the late effects of treatments. The frequency and necessity of surveillance screening tests are controversial. This study aimed to assess the efficacy of surveillance screening in the detection of recurrence. Material and methods: The files of 533 children who were diagnosed as having cancer at our pediatric oncology clinic between 2004 and 2013 were retrospectively evaluated. We looked at outcomes after recurrence, the timing and pattern of recurrence, the presence of symptoms during recurrence, physical examination findings, tumor marker levels, laboratory findings, and radiologic tests. Results: Of the 63 patients with recurrence, 23 were symptomatic and 40 were asymptomatic at the time of the recurrence. Tumor location and time of the recurrence did not affect the post recurrence survival. The median post-recurrence survival for patients was 13 (range, 1-98) months. The median post-relapse survival was 10 (range, 1-73) months in patients with symp-tomatic recurrence, and 16 (range, 1-98) months in patients with asymptomatic recurrence. It was determined that patients in whom recurrence was identified with surveillance tests had longer post-relapse survival time. The 5-year survival rate of 23 patients with symptomatic recurrence was 12.2%; this rate was 49.5% in asymptomatic patients (p<0.05).Conclusions: It should be considered that surveillance testing offers the benefit of prolonging post recurrence survival.
  • Article
    Evlat Edinilmiş ve Biyolojik Ebeveyniyle Yaşayan Çocukların Davranışsal ve Duygusal Sorunları ve Bağlanma Düzeyleri ile Anne Babalarının Çocuk Yetiştirme Stillerinin Karşılaştırmalı Olarak Değerlendirilmesi
    (2014) Altınoğlu, İkiz Dikmeer; Erol, Neşe; Gençöz, Tülin
    Amaç: Bu çalışmanın amacı, evlat edinilmiş ve biyolojik ailesi yanında yaşayan çocukların davranışsal ve duygusal sorunlarını, çocukların bağ- lanma ilişkileri ve ebeveynlerinin çocuk yetiştirme stilleri kapsamında karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Yöntem: 6-18 yaşları arasındaki 61 evlat edinilmiş çocuk (34 kız, 27 erkek) ve yaş/cinsiyet bakımından eşleştirilmiş biyolojik ailesi yanında yaşayan 62 çocuk (35 kız, 27 erkek) ile bu çocukların anne-babaları araştırmaya dahil edilmişlerdir. Ölçümler hem anne-babalardan, hem de çocuklardan elde edilmiştir. Anne babalar çocukları için 6-18 Yaş Çocuk ve Gençler için Davranış Değerlendirme Ölçeği (CBCL) ve Okul Çağı Çocukları için Mizaç Ölçeğini, kendileri için de Temel Kişilik Özellik- leri Ölçeği ve Çocuk Yetiştirme Stilleri Ölçeğini doldurmuşlardır. Ço- cuklar, anne ve babaları ile ilgili algılarını belirtmek için Kerns Güvenli Bağlanma Ölçeği ile Çocuk Yetiştirme Stilleri Ölçeğini kullanmışlardır. On bir yaşından büyük çocuklar ek olarak 11-18 Yaş Grubu Gençler için Kendini Değerlendirme Ölçeğini de doldurmuşlardır. Bulgular: Evlat edinilmiş çocukların hiç bir ölçümde, biyolojik aile- leriyle yaşayan akranlarından farklı olmadıkları saptanmıştır. Alan ya- zınından farklı olarak, çocuğun evlat edinilme yaşı sorun davranışı ile ya da anne babasına bağlanması ile ilişkili bulunmamıştır. Öte yandan, çocuğun evlat edinildiğini öğrenme yaşı ile sorun davranışları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuş, çocuğun özel durumunu öğrenme yaşı ge- ciktikçe sorun davranışlarının da arttığı saptanmıştır. Sonuç: Yaşanılan sorunlar tek başına evlat edinilmiş olmaya bağlı değil- dir, gelişimsel süreç içinde ele alınmalıdır.
  • Article
    Pediatrik Hastalarda Malign Karaciğer Tümörlerinin Değerlendirilmesi: Tek Merkez Deneyimi
    (2021) Güzelküçük, Zeliha; Özyörük, Derya; Erdem, Arzu Yazal; Bajin, İnci Yaman; Yozgat, Ayça Koca; Aker, Can Barış; Şenel, Emrah; Demir, Hacı Ahmet; Oztorun, Can Ihsan
    Amaç: Çocukluk çağında malign karaciğer tümörleri nadirdir. Hepatoblastom ve hepatoselüler karsinom en sık görülen iki tiptir. Bu çalışma ile; kliniğimizde izlenen malign karaciğer tümörü tanısı alan hastalarımızın demografik, klinik özelliklerini ve tedavi sonuçlarını geriye dönük olarak incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Eğitim Araştırma Hastanesi, Çocuk Onkoloji Kliniği’nde 2010-2019 tarihleri arasında takip edilen, karaciğerde malign tümörü olan 13 olgunun demografik özellikleri, tümör lokalizasyonu, klinik ve radyolojik bulguları, histopatolojik bulguları, tedavileri ve son durumları retrospektif olarak incelendi. Bulgular: Karaciğerde malign tümörü olan 13 çocuk hasta (erkek/kız: 6/7) değerlendirildi. Hastaların ortanca yaşı 38 ay (minimum: 4- maksimum: 198 ay) olarak hesaplandı. Hepatoblastom (n=11, %84,6), hepatoselüler karsinom (n=1, %7,69), karaciğerin farklılaşmamış sarkomu (n=1, %7,69) tanıları alan hastalar mevcuttu. Hepatoblastom tanılı 1 hastada (%9) ve undiferansiye sarkom tanılı hastada alfa fetoprotein düzeyi (AFP) <100 ng/ mL (0-9) idi. Cerrahi ve kemoterapiden oluşan tedaviler uygulandı. Relaps ve/veya progresif hastalık nedeni ile 2 hasta eksitus oldu. Genel sağkalım oranı %88,9 olarak hesaplandı. Sonuç: Karaciğerde malign tümörü olan hastalarımızı retrospektif olarak değerlendirerek, tek merkez deneyimi sunulmuştur. Hasta sayımız kısıtlıdır. Ancak çocukluk çağındaki karaciğer kanserleri için oldukça iyi yaşam oranlarını içermektedir. Kemoterapiye bağlı uzun dönem komplikasyonların değerlendirilmesi için uzun soluklu takip sürelerini içeren çalışmalar planlanmalıdır.
  • Article
    Citation - Scopus: 1
    Determination of the Knowledge Levels of Nurses Regarding Central Venous Catheter Care
    (Galenos Publ House, 2022) Turkkan, Hicran; Ayyildiz, Tulay Kuzlu; Sonmez, Munevver
    Introduction: It is important that pediatric nurses have sufficient knowledge in the prevention of central catheter-related blood circulation infections. This study was carried out to determine knowledge levels of the nurses, who were working in pediatric clinics, regarding central venous catheter care.Methods: The universe of the study was composed of 118 nurses, who were working in pediatric clinic of a public hospital (n=50) and a training hospital (n=68) between May-June 2019. No sample was selected; and 88 nurses, who were eligible for the sample and study criteria and approved to participate during the dates of data collection (May-June 2019) were included in the study. 75% of the universe was reached. Personal information form for the identification of demographic characteristics and working lives of the nurses and the form for the knowledge levels of the nurses regarding central venous catheter care were used to collect data.Results: At the end of statistical assessment, central venous catheter care mean score of nurses was found to be 8.35+2.36 (0-12). In addition, it was determined that no significant differences were found between central venous catheter scores of the nurses based on age, sex, marital status, working institution, working department, working year and their states of providing central venous catheter care (p>0.05). A significant difference was detected between nurses' states of having knowledge and education regarding central venous catheter and their central venous catheter scores (p<0.05). Conclusion: It was found that the knowledge points of the nurses for central venous catheter care were insufficient. It is recommended to increase in-service training in line with the protocol/procedure/ instructions regarding central venous catheter care.
  • Article
    Anne Duyarlığı ve Erken Dönem Bağlanma-temelli Ebeveynlik Destek ve Müdahale Programları
    (2016) Orta, İrem Metin; Sümer, Nebi; Metin-orta, İrem
    Psikolojik gelişim bakımından yaşamın ilk yılları en kritik dönemdir. Bu yıllarda ilgi ve bakım veren kişinin duyarlığı, çocuğun ihtiyaçlarına uygun ve zamanında karşılık verebilmesi, güvenli bağlanmanın gelişimi ve optimal duygu düzenleme becerisinin kazanılması için önemlidir. Bu nedenle, Batı ülkelerinde anne duyarlığını arttırmayı amaçlayan çeşitli erken dönem destek ve müdahale programları geliştirilmiştir. Bu programlar sadece çocukların sosyal ve duygusal gelişimlerini değil, toplumun ve ülkenin refahını da dolaylı olarak etkileyen, özkaynakları ve sosyal kapitalini güçlendiren temel araçlardır. Bu yazıda esas olarak bağlanma-temelli ebeveynlik destek ve müdahale programlarının önemine ve etkisine değinilmektedir. Bu bağlamda, hangi tür programların anne duyarlığı ve çocukların optimum gelişimi üzerinde daha etkili olduğu ve bu etkinin farklı örneklemlere genellenebilirliği tartışılmaktadır. Bunun yanı sıra, çocukların sosyal ve duygusal gelişimlerinde önemli role sahip olan ilgi-bakım davranışlarına ve bunları etkileyen faktörlere değinilmektedir. Bu derlemenin bir amacı da hem uygulanan mevcut programların hem de ileride geliştirilecek programların daha etkili olabilmesi için gerekli özellikleri belirleyerek araştırmacılara ve uygulayıcılara yararlı bir kaynak sağlamaktır. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde sınırlı sayıdaki uygulanan programların etkinliğini artırmak ve yeni programları planlamak bakımından bu derleme önemli bir adım oluşturacaktır
  • Article
    Özofagus Atrezisinde Uzun Vadeli Sonuçlar: Beslenme Yönetimi ve Büyüme-Gelişme
    (2024) Konyalıgil, Dilara Berşan; Koç, Nevra
    Bu derlemenin amacı, özofagus atrezili hastalarda beslenme yönetimi, malnütrisyon ve büyüme-gelişme durumunu, çeşitli çalışmalar ve mevcut literatür temelinde özetlemektir. Özoagus atrezisi, trakeoözofageal fistüllü veya fistülsüz, özofagusun devamlılığının olmaması ile karakterize konjenital bir malformasyon olarak tanımlanmaktadır. Cerrahi tedavi; özofagus kesintisini düzeltmek ve varsa trakeoözofageal fistülü bağlamak ve bölmek amacıyla uygulanmaktadır. Günümüzde, ciddi ilişkili anomalilerle birlikte özofagus atrezisi ile doğanlarda sağkalım oranı ~%90'a ulaşmıştır ve tek başına özofagus atrezisi ile doğanlarda bu oran daha da yüksek olmaktadır. Ancak, bu başarılara rağmen, özofagus atrezisi ile doğan hastalarda uzun vadeli gastrointestinal ve solunum komplikasyonları, komorbiditeler yaygındır ve bu durum hastanın yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Cerrahi müdahale sonrası hastalarda beslenme güçlüğü sık gözlenmekte; özofagus atrezisinin uzun dönemli negatif etkileri, çocuklarda beslenme durumunun bozulmasına ve büyüme geriliğine neden olabilmektedir. Kusma, öksürme, boğulma gibi devam eden olumsuz olaylar, beslenme becerilerini olumsuz etkileyebilir, çocukların beslenmeye olan ilgilerini azaltabilir ve zamanla davranışsal faktörlerle devam eden beslenme güçlüklerine dönüşebilir. Yetersiz beslenen özofagus atrezili çocuklarda malnütrisyon sık gözlenmektedir ve bu çocukların sağlıklı büyümesini sağlamak için beslenme sorunlarının doğru yönetimi kritik önem taşımaktadır.
  • Article
    Citation - WoS: 6
    Citation - Scopus: 8
    Endonasal Choanal Atresia Repair; Evaluating the Surgical Results of 58 Cases
    (Turkish J Pediatrics, 2021) Bajin, Munir Demir; Onay, Ovsen; Gunaydin, Riza Onder; Unal, Omer Faruk; Yucel, Omer Taskin; Akyol, Umut; Aydin, Canset; Yücel, Taşkın; Akyol, Mehmet Umut
    Background. Choanal atresia is the most common congenital nasal anomaly, with an incidence of 1:5000-1:8000 live births. Atresia can be seen as membraneous, bony or mixed type. When it is bilateral, it is accepted life-threatening, therefore bilateral atresia necessitates immediate intervention. Diagnosis is confirmed by endoscopic examination and computed tomography. The absolute treatment is surgical, and different approaches have been proposed. Methods. Herein, we describe our 15-year experience in the treatment of 58 patients of congenital choanal atresia with transnasal endoscopic approach, and we compare the efficacy of placement of an intranasal stent and applying mitomycin while endoscopic microsurgical repair. Results. The study included 41 female patients (71%) and 17 male patients (29%) with congenital CA. The mean age was 3 years ranging from 10 days to 16 years. The atretic plate was bilateral in 24 patients (41%) and unilateral in 34 (59%). The most common atresia type was the mixed type with 29 patients (50%). A total of 17 patients (29%) required postoperative revision(s). Postoperative revisions were more frequent among patients with bilateral CA (50%), and with mixed CA (31%). Stenting was used additionally by surgical correction for 10 patients. After stenting, fibrosis and restenosis was seen in 7 patients (79%). Mitomycin C was applied peroperatively in 8 patients. Restenosis after mitomycin application was seen in 4 patients (50%). Conclusions. By our experience, endoscopic microsurgical repair of atresia proved to be an effective and safe procedure, results compared with adjuvant treatment modalities like stent or mitomycin C use, was not better. Restenosis was the major problem seen after surgical correction.